Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5513, sondan 724. ayet; 74. sure ve Müddessir Suresinin 18. ayetidir. Müddessir Suresi 18. ayetinin kelime sayisi 3, harf sayısı 11 ve toplam ebced değeri ise 666 olarak hesaplanmıştır. Müddessir Suresinin toplam ebced değeri 86621 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Rivayete göre müşrikler Hz. Peygamber’e ve tebliğ ettiği Kur’an’a karşı nasıl bir tavır takınmaları gerektiğini Velîd b. Mug^re’ye sormuşlar, o da düşünüp taşındıktan sonra Hz. Peygamber’in bir sihirbaz, Kur’an’ın da önceki sihirbazlardan intikal eden bir sihir, bir beşer sözü olduğunu insanlar arasında yaymalarını tavsiye etmiştir. İşte 18-25. âyetlerde Velîd b. Mug^re örneğinde Kur’an’a karşı benzer şekilde inkârcı tutum sergileyenler kınanmış; 26-30. âyetlerde ise hak ettikleri uhrevî ceza özetlenmiştir. 26. âyette geçen “sekar” kelimesi ateşin isimlerinden olup cehennemin ağır cezalık kısımlarından birini ifade ettiği belirtilir (bk. Şevkânî, V, 377). 27-28. âyetler ise sekar hakkında, “hiçbir şeye acımayan, içine atılanları yakan ve insanın derisini kavuran korkunç bir yer” şeklinde detaylar vermektedir. “İnsanları kavurur” diye çevirdiğimiz 29. âyete “insanlara görünür” şeklinde de mâna verilmiştir (Zemahşerî, IV, 183). Aynı âyet, “Cehennem, orayı hak eden insana kendini gösteren bir tablo, bir aynadır” şeklinde de anlaşılabilir.
Müfessirler, 30. âyetteki “on dokuz” sayısını “cehennemde görevlendirilmiş olan on dokuz melek; meleklerden on dokuz grup; on dokuz saf; her birinin emrinde bir grup melek bulunan on dokuz yönetici melek” şekillerinde yorumlamışlardır (Zemahşerî, IV, 184; Şevkânî, V, 378; İbn Âşûr, XXIX, 298). Nitekim Tahrîm sûresinin 6. âyetinde de cehennemin başında iri cüsseli, sert tabiatlı ve Allah’ın emirlerini hemen uygulayan meleklerin bulunduğu bildirilmiştir.
Râzî, insanın günah işleyip cehenneme girmesine sebep olan beden ve zihin güçlerini on dokuz olarak tesbit etmiş; cehennemde gözetim vazifesi yapan zebânîlerin sayısı ile bu güçler arasında bir ilginin bulunduğunu ifade etmiştir (XXX, 203).
2.Yani "içinden, Kur`an-ı Kerim hakkında ne diyeceğini düşündü ve bununla ilgili bir tesbit yaptı." Türkçe meallerin çoğunda âyetin metnindeki: "Kaddere" kelimesi "ölçtü, biçti" ifadesiyle karşılanmaktadır. Ancak tefsirlerden anladığımıza göre bu kelime ile kastedilen, 11. âyetten itibaren kendisinden sözedilen kişi olan Velid bin Muğire`nin Kur`an-ı Kerim hakkında bazı yakıştırmalarda bulunmak için uzun uzadıya düşünüp tesbitlerde bulunmasıdır.
Mustafa İslamoğlu Müddessir Suresi 18. Ayet Açıklaması
[5412] Bu pasaj tümüyle vahiy hakkındadır ve üzerinde fikir yürütülen de vahiydir. Bu âyetler vahye yamuk ve sığ bakan herkesi kapsar. Fakat bu tipin vahyin nüzul ortamındaki prototipi Velid b. Muğire’dir. Bu Arap dil ve belâgat dâhisi, Kur’an karşısında yaşadığı derin iç çatışma ve tereddütle sabahlara kadar kıskançlıktan kıvranıyordu (Bkz: 100:3, not 3).
[5413] Tefkîr, kesinlikle tefekkurden farklıdır. Zira tefekkur kullanıldığı 15 yerin tamamında olumluyken, sadece burada kullanılan tefkîr olumsuzdur. Tefekkurü tefkîrden ayıran, birincisinin ait olduğu kalıp gereği özdeşleşmeyi ve derinleşmeyi gerektirmesindendir. Zira tefa‘ul babı “tekellüf” babıdır. Bu yüzden tefkîri “sığ ve yanlış düşünce” olarak çevirdik.