Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5609, sondan 628. ayet; 76. sure ve İnsân Suresinin 18. ayetidir. İnsân Suresi 18. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 930 olarak hesaplanmıştır. İnsân Suresinin toplam ebced değeri 73518 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Allah Teâlâ yukarıdaki özellikleri taşıyan müminleri kıyamet gününün sıkıntılarından koruyacağını, onlara sevinç ve mutluluk dolu bir hayat nasip edeceğini ifade buyurduktan sonra vereceği nimetleri açıklamıştır. Başka âyetlerde de kıyamet gününde bir kısım yüzlerin mutluluktan parıldayacağını bir kısım yüzlerin de sıkıntıdan sararıp solacaklarını haber vermiştir (Kıyâmet 75:22-24). Bu âyetlerin genelinden çıkan sonuca göre yüce Allah’ın müminlere ikram edeceği cennet, her türlü ihtiyacın karşılandığı, rahat ve huzur kaynağı imkânların bol bol bulunduğu bir yerdir. Orada canların çektiği ve gözleri okşayan her türlü nimetin bulunduğu haber verilmiştir (bk. Zuhruf 43:71). 13. âyet müminlerin âhirette güneş ışınlarından kaynaklanan yakıcı sıcakla karşı karşıya kalmayacaklarını ifade eder. Âyetten cennetin kendine has bir nurla aydınlatılacağı, orada her şey mutedil olup sıkıntı verecek herhangi bir şeyin bulunmayacağı anlaşılmaktadır. 14. âyette belirtilen gölgelerin de cennetteki ağaçların gölgeleri olduğu belirtilir. 15-21. âyetlerde cennetliklerin içecekleri içkiler, sunucular ve hizmetçiler anlatılmakta; elbiseleri ve takıları tasvir edilmektedir. Müfessirler buradaki kâselerin gümüş ve billûrla tanıtılmasının, sadece bilinmeyeni bilinenle anlatmak, böylece muhatabın zihninde cennet nimetleriyle ilgili bir imaj, bir fikir ve sonuçta bir arzu uyandırmak maksadıyla yapılmış bir benzetmeden ibaret olduğunu belirtirler. Bunların mahiyetleri hakkında bir şey söylemek mümkün değildir. Nitekim Abdullah b. Abbas, “Cennetteki nimetlerle dünyadakiler arasında isim benzerliğinden başka benzerlik yoktur” demiştir (Râzî, XXX, 249; ayrıca bk. Bakara 2:25).
Mehmet Okuyan
17,18. Onlara orada, adına [Selsebil] denen kaynaktan, (içindeki) karışımı [Zencebil] olan bir kadehten içirilecektir.
Bu surede geçen [kâfûr], [selsebil] ve [zencebil] kelimeleri cennetteki içeceklerin değişik isimleri olarak kabul edilmeli, haklarında detay vermekten kaçınılmalıdır. Çünkü bunların içerikleri mahşerde görülecektir.
Bayraktar Bayraklı
Orada, selsebil adı verilen bir pınardan içirilirler.
12, 18. Sabırlarına karşı mükâfat olmak üzere onlara Cennet, ipekli elbise verdi. Onlar orada tahtlar üzerinde yan gelecekler, ne güneş ne de sert soğuk görmeyecekler [³]. Onun ağaçları onlara yakından gölge salacak, meyveleri de kolay kolay toplanacaktır. Onlara gümüşten billûr gibi şeffaf kaplar, sürahilerle her nevi içki dolaştırılacak, gümüşten olan o şeffaf kapları onlara, arzu ettikleri [⁴] kadar verecekler. Onlara zencefil [⁵] katılmış şarap içirilecek. Zencefil tadında olan o içki Cennette öyle bir kaynaktır ki kolay içilmekte ona Selsebil adı verilir [⁶].
İsmail Hakkı İzmirli İnsân Suresi 18. Ayet Açıklaması
[3] Veya ne güneş, ne ay görmeyecekler, belki güneşsiz, ay'sız ziyadar olacak.[4] Veya kanacakları.[5] Zencefil Araplar indinde lezzetli, kokulu bir şey sayılmakla onların örfüne göre zencefil tadı verecek şarap verilecek demek olur.[6] Yani suyu leziz, tatlı, onda zencefil acılığı da yoktur, kolay içilir veya o, Selsebil adlı bir çeşmedir.
Kadri Çelik
Orada “Selsebil” olarak adlandırılan bir pınardan.
1 Selsebil: Cennetin pınarlarından birinin ismi veya sıfatıdır. İlk defa Kur’an’da kullanılan bir kelime olup, sürekli akan ve içimi boğaza dokunmayan, tatlı ve suyu istenilen yere götürülebilen içecek demektir. Bir Yahudi din adamının, “Cennete ilk defa kimler girecek?” sorusuna Hz. Peygamber, “Muhacirlerin fakirleri” cevabını vermiş; “Cennet yolunda içecekleri nedir?” sorusu üzerine de, “Onlara cennette selsebîl diye adlandırılan bir pınarın suyundan içirilir” deyince Yahudi, “Doğru söyledin” demiştir. (Müslim) Lügatlerde ve tefsir kaynaklarında selsebîl kelimesinin “akıcı ve yumuşak olma” anlamına gelen “selâset” ve “peş peşe gelme” manasındaki “teselsül” ile ilişkisi üzerinde durulur. Pınarın sıfatı olarak “kesintisiz ve hızlı akma”, su vb. içeceklerin sıfatı olarak “tadı iyi, içimi kolay” gibi anlamlara sahip olduğu belirtilir. Selsebîlin aslının, “sel sebîlen” (bir yol iste) şeklinde bir cümle olduğu Hz. Ali’ye atfedilmiştir. Zemahşerî, bu açıklamanın Arap diline uygun düşmekle birlikte zorlama ve uydurma olduğunu belirtir.
Mustafa İslamoğlu İnsân Suresi 18. Ayet Açıklaması
[5482] ‘Aynen: “Kaynak, göz, su, casus, kuyu” anlamındaki ‘ayn’dan. İrfan ilminde “muhabbet”, burhan ilminde “cevher”, beyan ilminde “kendi cinsi” mânasına gelir. Burada “Ebedî saadetin kaynağı” vurgusunu taşır.
[5483] Veya: “İsimlendirilen”. Tusemmâ, hem “işaret, simge, alem” anlamına gelen vesm, hem de “yücelmek, yükselmek” anlamına gelen sumuv mastarına nisbet edilir. Doğrusu, kelimenin kök olarak sumuv’den türediğidir. Bir şeyin ismi müsemmasının zâtını zihindeki diğer varlıklar içinden çekip öne çıkarır. Çoğulu olan esmâ’ hemzeli geldiğine göre simv kalıbından gelmiş olmalıdır. Aksi halde çoğulu evsâm gelirdi. Tercihimizin gerekçesi budur.
[5484] Arap diline ilk kez Kur’an’la girdiği düşünülen selsebil kelimesinin nasıl anlaşılacağı tartışılmıştır. Dişil ve alem oluşu dolayısıyla ğayr-ı munsarıf olması gerektiği için isim olması uzak bir ihtimaldir (Zemahşerî). Geriye ya “içimi kolay” veya “akışı güçlü” anlamına sıfat, ya da “yolu sor/ara” anlamına iki kelime olduğunu kabul etmemiz gerekir ki, tercihimiz olan bu sonuncu okuma Hz. Ali’ye nisbet edilmiştir (Keşşaf ve Râzî).