Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5973, sondan 264. ayet; 88. sure ve Gâşiye Suresinin 6. ayetidir. Gâşiye Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 1497 olarak hesaplanmıştır. Gâşiye Suresinin toplam ebced değeri 31129 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Kıyamet, dehşetiyle her şeyi kuşatıp sardığı için istiare yoluyla ona “kaplayan, bürüyen” anlamında gåşiye denmiştir (Zemahşerî, IV, 246). İbrâhim sûresinin 50. âyeti dikkate alınarak gåşiye kelimesinin “ateş” anlamına geldiği de söylenmiştir (Şevkânî, V, 499). Müfessirler 2 ve 3. âyetlerde, zillet kaplayacağı ve yorgun bitkin düşeceği bildirilen “yüzler”le inkârcıların kastedildiğini söylemişlerdir. Onlar dünya hayatında büyüklük taslayıp inkâr bataklığına saplandıkları, müminleri küçümsedikleri, peygamberin davetini kabul etmeyi ve müminlerle eşit konumda bulunmayı kendilerine yediremedikleri için kıyamet gününde yüzlerini korku bürümüş, çektikleri sıkıntı ve cezadan dolayı bitkin bir halde bulunacakları ifade edilmektedir. 4. âyet inkârcıların gireceği cehennemin son derece sıcak ve kızgın olduğunu, 5. âyet ise orada kendilerine serinletici içecek yerine aşırı derecede sıcak sıvılar verileceğini bildirmektedir. 6-7. âyetlerde inkârcılara verilecek yiyeceğin kuru dikenden ibaret olduğu, ihtiyacı karşılamadığı gibi çektikleri elem ve ıstırabın artmasından başka bir şeye yaramayacağı haber verilmektedir. Cehennemliklerin yiyecek ve içecekleri burada anlatılanlardan ibaret değildir. Meselâ Sâffât sûresinin 62, 67. âyetlerinde yiyecek olarak “zakkum ağacı”ndan, içecek olarak kaynar su karışımı bir sıvıdan; Muhammed sûresinin 15. âyetinde bağırsakları parçalayıcı bir içecekten, Hâkka sûresinin 36. âyetinde cehennemde yananların bedenlerinden akan sıvıdan söz edilmiştir. Bu örneklerde de görüldüğü üzere Kur’an’da, genellikle insanlarda eksik de olsa bir çağrışım yapması ve sonuçta bir korku ve kaygı uyandırıp günahlardan uzaklaşmaya teşvik etmesi için cehennem ve oradaki şartlar dünya hayatında korku, acı, nefret tiksinti vb. duygular veren bazı olaylar, durumlar, maddeler için kullanılan kelimelerle, isimlerle anılmış, bu yönde tasvirler yapılmıştır. Ancak yeri geldikçe ifade edildiği gibi (meselâ bk. Mutaffifîn 83:22-28) âhiret hayatı gayb âleminden olduğu için orayla ilgili tasvirlerden mutlaka kelime ve sözlerin ifade ettiği dış mânayı anlamak ve böylece oradaki nimet veya sıkıntıların da dünyadakilerin aynısı olduğu gibi bir sonuca varmak gerekmez. Müminler bunlara inanır, mahiyetini ise Allah’ın bilgisine havale ederler.
2,3,4,5,6,7. O gün birtakım yüzler öne eğilecek; çok çabalayıp yorgun düşecek; kızgın ateşe girecek; son derece sıcak bir kaynaktan içirilecek. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur; o ise, ne besler, ne de açlığı giderir.
2, 3, 4, 5, 6, 7. O gün bir takım yüzler zelildir, durmadan çalışır, (fakat boşuna) yorulur, kızgın ateşe girer. Onlara kaynar su pınarından içirilir. Onlar için kuru dikenden başka yemek yoktur, o ise ne besler ne de açlığı giderir.
1 (ضَر۪يعٌ), “mudarriun”, manasına, “yenilmesindeki sertliği, acılığı, yakıcılığı ile onları zillete ve alçalmaya mecbur eden bir şeyden başka bir yiyecek” yok demektir. Araplar arasında “dari”, “şibrık” denilen zehirli bir bitkidir ki kuruduğu zaman Hicazlılar buna dari' derler. Dari' kötü bir otlaktır ki, üzerinde yayılan hayvan ne yağ bağlar, ne et. Demek ki Arapçada darî', insanın değil hayvanın bile yemesi mümkün olmayan dikenli, sert, yumuşak olsa da gayet fena kokulu, zehirli dikene ve bitkiye denir. Şu halde burada bu bitkinin herhangi bir özelliği değil, yenilip yutulma ihtimali olmayan elem verici bir şey olma niteliği kastedilmiştir.
Muhammed Esed
Hiçbir yiyecekleri yok kuru dikenlerin acılığından başka,
Mustafa İslamoğlu Gâşiye Suresi 6. Ayet Açıklaması
[5697] Darî kelimesine verdiğimiz bu mâna, sözcüğün “onursuz, rezil, zayıf, zelil” gibi kök anlamına dayanmaktadır (Mekâyîs). Zımnen: Dünyada Allah’a karşı takındıkları küstahça kibir orada zillet ve onursuzluk olarak karşılığını bulacaktır. Darî‘ konusunda tefsirlerde yer alan yorumlar mesnetsizdir. Zira âyette geçen Darî‘ nekira gelmiştir. Bu formun metne kattığı yananlam şudur: Bu sizin bildiğiniz, gördüğünüz, duyduğunuz bir yiyecek değildir, tarifi imkânsızdır (Kök anlamıyla ilgili bir not için bkz: 7:55). Şu bir hakikattir ki, ğaybî hakikatler bu dünyada gördüğümüz nesneler üzerinden tarif ediliyor. Böylece ğaybi mânalar aklımıza nüzul etmiş oluyor.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlar için dikenli bir ağaçtan başka bir yiyecek yoktur. Ne semîzletir, ne de açlıktan kurtarır.