Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1342, sondan 4895. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 107. ayetidir. Tevbe Suresi 107. ayetinin kelime sayisi 24, harf sayısı 117 ve toplam ebced değeri ise 8445 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
والذين اتخذوا مسجدا ضرارا وكفرا وتفريقا بين المؤمنين وارصادا لمن حارب الله ورسوله من قبل وليحلفن ان اردنا الا الحسنى والله يشهد انهم لكاذبون
Bir de zararlı faaliyetlerde bulunmak, küfre yardım etmek, mü’minler arasına ayrılık sokmak için ve öteden beri Allah ve Resûlüne karşı savaşanlara üs olsun diye bir mescit yapanlar vardır. Bunlar, “Bizim iyilikten başka hiçbir kasdımız yok” diye de mutlaka yemin ederler. Ama Allah şâhitlik eder ki bunlar mutlaka yalancıdırlar.[261]
İslâm tarihinde “Dırâr Mescidi” diye bilinen bir mescid, bazı münafıklarca, Kuba mescidi civarında; bu mescidi gözden düşürmek için inşa edilmişti. Münafıklar, bu işe hıristiyan bir rahip olan Ebû Âmir’in teşvikiyle girişmişlerdi. Ebû Âmir, Hz. Peygamber ile uzun müddet savaştıktan sonra Suriye’ye kaçmıştı. Münafıklar, Ebû Âmir’in bir ordu ile gelip müslümanlarla savaşmasını bekliyorlardı. Yaptıkları bu mescidin, müslümanları bölmesini ve böylece ona yardım etmiş olmayı umuyorlardı.
Yesrib’deki (Medine) Hazrec kabilesinin ileri gelenlerinden Ebû Âmir isimli bir şahıs Hıristiyanlığı benimsemiş ve bu alanda bilgilerini ilerletip papaz olmuştu. Resûlullah’ın Medine’ye göç etmesi bu ve benzeri kimselerin menfaatlerine ters düşüyordu. Bu yüzden Ebû Âmir, Medine’ye geldiği günden itibaren Hz. Peygamber’e muhalefet etti ve onun düşmanları olan Mekkeli müşriklerle ittifak içine girdi. Bu muhalefeti sürdürebilmek için bazı adamlarıyla birlikte Mekke’ye gitti ve Bedir Savaşı’nda müslümanlara karşı savaştı. Bedir yenilgisine müşriklerden daha fazla üzüldü ve onların intikam duygularını harekete geçirdi. Ayrıca gerek Uhud gerekse Hendek savaşlarında hazır bulunup Medineli hemşehrilerini Resûlullah ve müslümanlar aleyhine tahrik etmeye çalıştı. Bunda başarılı olamayınca Mekke’ye yerleşti. Mekke müslümanlar tarafından fethedilince Tâif’e geçti. Huneyn Savaşı’nda Hevâzin kabilesi yenilgiye uğrayınca da Şam’a kaçtı. Şam’a kaçarken münafıklara, “Olabildiğince hazırlık yapın, ben Bizans imparatoruna gidip kuvvet getireceğim, Muhammed’i ve arkadaşlarını Medine’den çıkaracağım” diye haber gönderdi. Ebû Âmir’in Medine’deki münafıklarla yaptığı iş birliği çerçevesinde hazırlanan oyunlardan biri mescid süsü verilen bir toplanma yeri inşa edilmesiydi. Münafıklar gerçekte kötü niyetle, fakat Mescid-i Kubâ ve Mescid-i Nebî’ye uzakta oturan yaşlıların cemaate yetişemediklerini, diğer insanların da soğuk ve yağmurlu gecelerde anılan mescidlere ulaşmalarındaki zorlukları bahane ederek Sâlim b. Avf kabilesinin bulunduğu yerde bir mescid inşa ettiler. Resûlullah’ın onayını alıp bu yapıya meşruiyet kazandırmak üzere kendisinden mescidi ibadete açmasını ve dua etmesini istediler. Hz. Peygamber o sırada Tebük Seferi’nin hazırlıklarıyla meşgul olduğunu belirtti ve “İnşaallah döndüğümüzde orada namaz kılarız” buyurdu. Tebük Seferi dönüşünde münafıklar tekrar aynı taleple müracaatta bulundular. İşte Resûlullah gerçekte fesat ve nifak yuvası olarak inşa edilen bu mescidde namaz kılmak üzere oraya gitmeye hazırlanırken bu âyetler nâzil oldu. Âyetteki bu uyarı üzerine Hz. Peygamber anılan mescidi yıktırdı. Âyetteki “zararlı eylemler gerçekleştirmek üzere yapılmış mescid” anlamına gelen ifadeden hareketle siyer ve İslâm tarihi ile ilgili eserlerde, yıkılan bu yapı Mescid-i Dırâr adıyla anılagelmiştir (Taberî, XI, 23-26; Hüseyin Algül, “Mescid-i Dırâr”, İFAV Ans., III, 206-207).
108. âyette “daha ilk günden takvâ temeli üzerine kurulduğu” bildirilen mescidin hangisi olduğu hususunda ilk dönem İslâm âlimlerinden nakledilen rivayetler iki noktada toplanır. Bunlardan birine göre maksat Mescid-i Nebevî, diğerine göre Kuba Mescidi’dir. Taberî birinci görüşü destekleyen rivayetleri daha sağlam bulmaktadır (bk. XI, 26-28).
110. âyette geçen ve “huzursuzluk kaynağı” diye çevirdiğimiz rîbe kelimesi, “kuşku, erişilmez emel, pişmanlık ve kin” gibi mânalara gelmektedir. Bunlardan hareketle şu yorumlar yapılmıştır: Münafıkların mescidi yaparken içlerinde taşıdıkları kuşku ve nifak sürüp gidecektir; o binayı yaparken gözettikleri amaç erişilmez bir hayal olarak kalacaktır; böyle bir iş yapmaktan duydukları pişmanlığı hep yaşayacaklardır; binanın yıktırılmasından dolayı duydukları kin devam edip gidecek ve bütün bu duygular sebebiyle devamlı bir huzursuzluk içinde yaşayacaklardır. Âyetin “yürekleri paramparça oluncaya kadar” diye çevirdiğimiz kısmıyla, kalplerinin bu konuyla olan bağı tamamen kopuncaya kadar devam edeceğine işaret edilmektedir. Müfessirlerin çoğunluğu bu bağın kopmasını “ölüm” olayı ile açıklamışlar ve âyete “Onlar ölmedikleri sürece bu konudaki kuşkuları sürer gider” şeklinde mâna vermişlerdir. Bununla birlikte, “Onlar yaptıkları aşırılıktan yüreklerini parçalayacak derecede pişmanlık ve üzüntü duyarak tövbe edinceye kadar kuşkuları devam eder” yorumu da yapılmıştır (Râzî, XVI, 198; Şevkânî, II, 460).
Bu âyetler belirli bir olay vesilesiyle inmiş olmakla beraber, özellikle 109. âyette soyut bir anlatım biçimiyle ortaya konan ölçü dikkate alınırsa, burada temsilî bir örnekten hareketle şu mesaja ağırlık verildiği görülür: İki yüzlü davrananlar arasında zararlı eylemler planlayan, inkârcılığı örgütlemeye ve müminlerin arasına ayrılık sokmaya çalışanlara karşı uyanık olunmalı, onların iyi niyet iddiaları ihtiyatla karşılanmalıdır; Allah’ın rızâsına takvâ esası üzerine kurulu işlerle erişilir ve Allah kötülüklerden arınmayı samimi olarak isteyen kişileri sever; iki yüzlü davranmayı huy haline getirenlerin yürekleri kuşkunun esiri olur ve ölünceye kadar kendi kişiliklerini bulamadan bu kuşkunun girdabında bocalar dururlar; dünyada böyle bir bunalımı yaşadıkları gibi âhirette de acı bir sonla karşılaşacaklardır, zira onların akıllarınca başarı gibi görünen eylemleri aslında uçurumun kenarına yapılmış binadan farksızdır, kısa bir süre sonra bu bina onların cehenneme yuvarlanmaları sonucunu doğurur.
Mehmet Okuyan
(Münafıklar arasında) bir de zarar vermek, inkâr etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah’a ve Elçisine karşı savaşmış olan kişiyi beklemek için bir mescit edinenler ve “Biz güzellikten başka bir şey istemedik.” diye mutlaka yemin edecek olanlar vardır. Allah onların elbette yalancı olduklarına şahittir.
İslam tarihinde adına [Mescid-i Dırâr] yani “zarar vermek için inşa edilen mescit” olarak bilinen bu mescidi yapanlar, İbn Abbâs’ın verdiği bilgiye göre 12 veya 17 kişilik bir münafık gruptu ve bu mescitle Kuba Mescidi’ne zarar vermeyi, böylece İslam toplumunu bölmeyi amaçlamışlardı. Burada sözü edilenlerin başında Hanzala’nın babası rahib Ebû ‘Âmir gelmekteydi. Bu kişi Hz. Muhammed, peygamberliğini ilan edince ona düşman olmuştu; çünkü böylece liderliği sona ermişti. Bu kişi Hz. Muhammed’e hitaben ‘Seninle savaşan bir topluluk bulduğumda, mutlaka onlarla birlik olur, sana karşı savaşırım’ demişti. Huneyn Günü’ne kadar bu savaştan ve mücadelesinden geri durmamıştı. Hevazin Kabilesi hezimete uğrayınca, Şam’a gitmiş ve oradan münafıklara şöyle haber göndermişti: ‘Gücünüzün yettiğince kuvvet ve silah hazırlayın; benim için bir mescit yapın; zira ben şimdi Kayser’e gidiyorum. Kayser’in yanında bulunan orduları alıp geleceğim. Böylece Muhammed ve yanındakilere karşı kıyam edeceğim.’ Bunun üzerine münafıklar bu mescidi yapmışlar ve o mescitte kendilerine namaz kıldırması için Ebû ‘Âmir’in gelmesini gözleyip durmuşlardı (Taberî, [Câmi‘u’l-beyân], XI, 23-26).
Bayraktar Bayraklı
Bir de şunlar var: Zarar vermek için, nankörlük için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve Rasûlü ile savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için tutup bir mescid yapmışlardır. “İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz” diye, gerile gerile yemin de ederler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.[182]
[182] Dırâr mescidi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VIII, 339-348.
Erhan Aktaş
Zarar vermek, gerçeğin üzerini örtmek, nifak¹ çıkarmak, Allah ve Resul'üne karşı daha önce savaşanlara gözcülük yapmak² üzere bir mescit yapan kimseler: “Biz yalnızca iyilik yapmak istedik.” diye yemin ederler. Oysaki Allah, onların yalan söylediklerine tanıktır.
1- Nifak, birden çok inanca sahip olmak, inanmadığı halde çıkarı için ve çeşitli nedenlerle inanıyor gibi görünmek, ikircikli davranmak, Müslümanlara olan düşmanlığını gizlemek demektir.
2- Onlara buluşma yeri sağlamak.
Ahmet Akgül
• Mescid-i Dırar ve Münafıklar: (Müslümanlara ve Hakk dava mensuplarına) Zarar vermek (ve zayıflatmak), küfrü (ve nifak cephesinin gücünü) artırmak, mü’minlerin (Hakka ve hayra hizmet ekibinin) arasını açmak ve daha önce (başından beri) Allah’a ve Resulüne (Hakk Dine ve adalet düzenine) karşı (açıkça) savaş açmış kimselerin (müşrik ve münkir kesimlerin) desteğini gözetleyip (onlardan makam, menfaat ve madalya ummak) için, (ayrı) bir mescit (yeni bir merkez, hizip, ekip) kuranlar da var ki: “(Biz bu yeni merkezi ve hareketi yaparken;) İyi ve güzel gayretlerden (ve hayırlı hizmetlerden) baş-ka bir şey amaçlamadık” diye (yalan yere) yemin edeceklerdir. Oysa Allah, kesinlikle biliyor (ve şahitlik edip haber veriyor ki) onlar (yamuklaşmış ve İslam düşmanlarına yanaşmış) yalancı kimselerdir.
Zarar vermek, kafirlikte bulunmak, inananların aralarını açmak, daha önce Allah'la ve Peygamberiyle savaşanın gelmesini gözlemek için mescit kuranlara gelince: Biz ancak iyilik istemekteyiz diye yemin edecekler ve Allah'sa tanıklık etmektedir ki onlar yalancıdır.
Birtakım zararlı eylemlerde bulunmak, insanları İslâm'dan çevirmek, mü'minler arasına ayrılık sokmak ve başından beri Allah ve O'nun elçisine karşı savaş tavrı içinde bulunanlara bir gözetleme yeri sağlamak için, ayrı bir mescid kuran münafıklar da var. Bunlar size, muhakkak şöyle yemin edecekler: “Biz bu mabedi yapmakla, ancak iyilik arzu ettik.” Oysa Allah onların yalancı olduklarına bizzat şahittir.
Münafıklar arasında, müslümanlara zarar vermek, insanları küfür batağına düşürmek, mü'minler arasına tefrika sokmak, ilk günden itibaren Allah ve Rasûlüne, Kurân'a ve sünnete, müslümanlığa ve müslüman nesillere savaş açmış olan adına, bölgeyi gözetleyerek bilgi toplamak üzere, mescidi üs haline getirenler:
“İyilikten başka bir maksadımız yoktu” diyerek yeminler ediyorlar. Allah onların kesinkes yalancı olduklarına şâhitlik eder.
Bir de zarar vermek, küfrü pekiştirmek, mü'minlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah'a ve Peygamberine karşı savaşmış olanın gözcülüğünü yapmak için mescid edinenler var. Bunlar: "Biz iyilikten başka bir amaç gütmedik" diyecekler. Allah onların yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.
107-108.İbnu Merdeviye`nin Ebu Rahm`dan rivayet ettiğine göre Mescidi Dırar diye bilinen mescidi yapanlar Resulullah (a.s.)`ın Tebük seferi için hazırlık içinde olduğu bir sırada Resulullah (a.s.)`ın yanına gelerek: "Sakatlar ve ihtiyaç sahipleri için ayrıca karanlık ve yağmurlu geceler için (yani karanlık ve yağmurlu gecelerde Mescidi Nebevi`ye gelemeyecek olanlar için) bir mescid yaptık. Senin de gelip bu camide namaz kılmanı böylece biz de bu camide namaz kılmaya başlamayı arzuluyoruz" dediler. Resulullah (a.s.): "Ben şimdi sefer hazırlığı içindeyim. Döndüğümde inşallah yanınıza gelir ve sizin için orada namaz kılarım" diye buyurdu. Tebük`den dönerken Medine`ye bir saat mesafede bulunan Zi Evân`da konakladı ve burada Yüce Allah tarafından (Mescidi Dırar`la ilgili) bu ayeti kerimeler indirildi. Bunun üzerine Resulullah (a.s.), sahabeden Malik bin Dehşen ile Ma`n bin Adiy`e derhal gidip o mescidi yıkıp yakmalarını emretti. Onlar da hemen emri yerine getirdiler. Bu rivayeti destekleyen daha bir çok rivayet nakledilmiştir.Tefsirlerde bu mescidin münâfıklar tarafından Müslümanlar arasında fitne ve ayrılık çıkarmak amacıyla yapıldığı ve bu yüzden Dırar Mescidi olarak adlandırıldığı bildirilmektedir.108. ayeti kerimenin ikinci kısmı yani: "Şüphesiz ilk günden takva üzere kurulan mescid..." diye başlayan kısmı hakkında Tirmizi, Ebu Hureyre (r.a.)`nin şöyle söylediğini rivayet etmiştir: "Bu ayeti kerime Kuba halkı (yani Kuba mescidi ve halkı) hakkında indirilmiştir. Ömer bin Şeybe`nin Ahbarı Medine adlı eserinde yer alan bir rivayette du bu ayeti kerimenin Kuba halkı hakkında indirildiği bildirilmiş ve onların temizliğe çok özen gösterdiklerine dikkat çekilmiştir.
Ali Bulaç
Zarar vermek, inkârı (pekiştirmek), mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah'a ve elçisine karşı savaşanı gözlemek için mescid edinenler ve: 'Biz iyilikten başka bir şey istemedik' diye yemin edenler (var ya,) Allah onların şüphesiz yalancı olduklarına şahidlik etmektedir.
O kimseler ki, müminlerin arasını ayırmak için, küfürlerini kuvvetlendirmek için, zarar yapmak için ve daha önce Allah'a ve Rasûlüne karşı harb eden kimseye (öteden beri peygambere düşmanlık eden ve sonrada Şam'a kaçan ve münafıklar tarafından tekrar kendilerine yardımcı olmak üzere geri gelmesi beklenen rahip Ebu Amir'a) yatak hazırlayıp onu beklemek için bir MESCİD edindiler: “- İyilikten başka bir şey murad etmedik”, diye yemin de edecekler. Fakat Allah şâhid ki, bunlar, gerçekten yalancıdırlar. (Fenalık için kurulan bu mescid, Peygamberin emriyle yıktırılıp arsası çöplük yapıldı.)
(O münafıklardan) öyleleri de var ki; zarar vermek, küfrü geliştirmek, Müminlerin arasını açmak, daha önce Allah’a ve elçisine karşı savaşan o adam() için bir hazırlık yapmak için mescid kurmuşlar. İyilik ve güzellikten başka bir gayeleri olmadığına yemin edecekler. Hâlbuki Allah, onların yalancı olduklarına şahitlik ediyor.
Bahaeddin Sağlam Tevbe Suresi 107. Ayet Açıklaması
(*) Medine münafıklarının kendisine bel bağladığı Ebu Amr ismindeki Hıristiyan bir papaz veya daha önce İslam’a karşı savaşan Mekke müşrikleri kastediliyor olabilir. Çünkü men, lâfzen tekil olmakla beraber mana olarak çoğul olabilir.
Besim Atalay
Ziyan vermek, küfre sapmak, inananlar arasını ayırmak, daha önce Allah ile, peygamberiyle savaşını beklemek üzere, mesçit yapanlar: «Bizler ancak iyilik diliyoruz» diyerek ant içiyorlar, Allah tanıktır ki, onlar yalancıdırlar
Ve (birtakım) zararlı eylemlerde bulunmak, dinden çıkmayı örgütlemek, inananlar arasına ayrılık sokmak ve başından beri Allah'a ve Resulüne karşı savaş tavrı içinde bulunanlara bir gözetleme (kulis) yeri sağlamak için (ayrı) bir mescit (Mescid-i Dırâr) kuranlar (var). Bunlar muhakkak ki, şöyle yemin edecekler: “Biz (bununla) sadece iyilerin iyisini yapmak istemiştik!” Oysa Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.
Cemal Külünkoğlu Tevbe Suresi 107. Ayet Açıklaması
“Mescid-i Dırâr”, Kuba mescidinin karşısında münafıkların inşa ettikleri, fitne ve fesat yuvası ve mühimmat deposu olarak kullandıkları ve fakat mescit diye adlandırdıkları bir yerdir. Sözlükte “zarar vermek, muhalefet etmek, karşı çıkmak, problem çıkarmak” anlamlarına gelen “dırâr” sözcüğü “mescid” kelimesiyle birlikte “zararlı mescid” anlamına gelmektedir.Müslümanlara zarar verme amacıyla kurulduğu için Kur'an'da Mescid-i Dırâr olarak nitelenmiş ve daha sonra da hep bu adla anılmıştır. Münafıklar İslâmiyet’in Medine’de güçlenerek yayılmasından rahatsızlık duyuyor ve bu gelişmeyi önleyemedikleri için kahroluyorlardı. İslâm aleyhindeki faaliyetlerini açıkça ve rahatça yapamadıkları için Müslümanların takibinden kendilerini koruyacak, gizli ve sinsi çalışmalarını yürütmeye elverişli bir merkeze ihtiyaç duyuyorlardı. Medineli münafıklar planlarını gerçekleştirebilmek için Hristiyan bir rahip olan Ebu Amir’in görüşünü aldılar. O da onlara mescit şeklinde bir merkez kurmaları tavsiyesinde bulundu. Bunun üzerine münafıklar, M. 630 senesinde Medine'de Kubâ Mescidi’ne yakın bir yerde sözde bir mescit inşa ettiler. Yaptıkları bu yerde -mescit olduğu intibaı hâsıl olsun diye- Hz. Peygamber’in namaz kılmasını istediler. Bunun üzerine bu ayetler nazil oldu ve Hz. Peygamber, Malik b. Duhşüm ile Asım b. Adiy’e “Şu cemaati zalim olan yere (mescide) gidiniz, orayı yakıp yıkarak yerle bir ediniz” diye talimat verdi. Onlar da gidip binayı yıkarak yerle bir etti.
Diyanet İşleri (Eski)
Zarar vermek, inkar etmek, müminlerin arasını ayırmak, Allah ve Peygamber'ine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük yapmak üzere bir mescid kurup: "Biz sadece iyilik yapmak istedik" diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz ki Allah şahiddir.
(Münafıklar arasında) bir de (müminlere) zarar vermek, (hakkı) inkâr etmek, müminlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resûlüne karşı savaşmış olan adamı beklemek için bir mescid kuranlar ve: (Bununla) iyilikten başka birşey istemedik, diye mutlaka yemin edecek olanlar da vardır. Halbuki Allah onların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik eder.
Zarar vermek, inkarcılığı uygulamak, inananların arasını açmak ve önceden ALLAH ve elçisiyle savaşmış olanlara bir gözetleme yeri hazırlamak için mescid kullananlar da var. "Amacımız sadece iyiliktir," diye yemin ederler. ALLAH onların yalancılığına tanıktır.
Bir de müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek ve müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü'ne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescid yapanlar var. "İyilikten başka bir maksadımız yoktu." diye yemin de edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir.
Bir de şunlar var ki tuttular bir mescid yaptılar, inadına ızrar için, küfr için, mü'minlerin arasına tefrıka sokmak için, ve bundan evvel Allaha ve Resulüne harbeden herife bir pusu yapıvermek için, bununla beraber husni niyyetten başka bir muradımız yoktu diye yemin de edecekler, fakat Allah şâhid ki bunlar şeksiz şüphesiz yalancıdırlar
Bir de (müslümanlar) zarar vermek için, küfr için, mü'minlerin arasına ayrılık sokmak için ve daha evvel Allah ve Resulü ile harb eden (in gelmesini iştiyaak ile) beklemek ve gözetmek için bir (binâ yapıb onu) mescid edinenler ve: «(Bununla) iyilikden başka bir şey kasdetmedik» diye muhakkak yemîn edecek olanlar vardır. Allah, şâhidlik eder ki onlar şeksiz, şübhesiz yalancıdırlar.
Bir de (mü'minlere) zarar vermek, inkâr(larını takviye) etmek, mü'minlerin arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Resûlü ile harb eden kimseye gözetleme (yeri)yapmak için bir mescid edinenler vardır.(1) (Onlar:) “İyilikten başka bir şey istemedik” diye yemîn de edecekler. Hâlbuki Allah şâhidlik eder ki, şübhesiz onlar elbette yalancıdırlar!
(1)Mescid-i Dırar, Medîneli olduğu hâlde îmân etmeyip, her savaşta Müslümanların karşısında yer alan ve daha sonra Bizans kralından yardım istemek üzere Şam’a giden Ebû Âmir adındaki birinin yolunu gözlemek üzere, münâfıklar tarafından inşâ edilmiştir. Münâfıklar, güyâ uzakta oturan Müslümanlar için yaptıkları bu binâyı, fitne ve nifak merkezi olarak kullanıyorlardı. Bu âyetlerin nüzûlü üzerine, Tebük Seferi dönüşü, Peygamber Efendimiz (asm) tarafından yıktırılarak, yeri çöplük yapılmıştır. (Celâleyn Şerhi c. 3, 310)
İlyas Yorulmaz
Gerçekleri inkâr etmek, inananların arasını ayırmak ve daha önce Allah ve Elçisine karşı savaşmış kimseler için, inananları gözetlemeleri amacıyla zararlı bir mescit inşâ edenler var ya, (bu mescidin inşa sebebi için) “Bizim, yalnızca güzel bir şey yapmaktan başka amacımız yok” diye yemin edecekler. Fakat onlar şüphe yok ki yalan söyleyenlerdir.
«Küba» mescidine zarar vermek, küfrü kuvvetlendirmek, mü/minler arasına tefrika sokmak, daha evvel Allah ve peygamberi ile savaşan kimseyi gözlemek kastiyle mescit yapan biz iyilikten [¹] başka birşey istemedik, diye yemin eden münafıkların yalancı olduklarına Allah şehadet eder.
İsmail Hakkı İzmirli Tevbe Suresi 107. Ayet Açıklaması
[1] Namaz, zikrullah, âciz ve mâlûl olanlara ayrı bir mescit yapmak gibi amali hasene veya irade-i hasene.
Kadri Çelik
Zarar vermek, küfre sapmak, iman edenlerin arasını ayırmak, Allah ve elçisine karşı savaşanlara daha önceden gözcülük etmek üzere bir mescit (mescid-i Dırar) kurup, “Biz sadece iyilik yapmak istedik” diye yemin edenlerin yalancı olduklarına şüphesiz Allah şahittir.
Ey şanlı Elçi, münâfıklara karşı son derece dikkatli ol! Çünkü onlar arasında, yıkıcı ve zarar verici faaliyetlerde bulunmak, İslâm toplumunu yıkıcı hareketlere girişerek inkâr cephesini güçlendirmek, Müslümanlar arasına fitne ve ayrılık tohumları ekerek onları birbirine düşürmek ve öteden beri Allah’a ve Elçisine karşı savaş ilan etmiş olan Allah düşmanına yataklık edip casuslarını barındırarak ona bir gözetleme ve istihbarat merkezi oluşturmak için sizin mescidinize alternatif bir mescit kuranlar var. Gerçi onlar, kendilerini hesaba çekeceğin zaman, “Vallahi,bizim iyilikten başka bir amacımız yoktu!” diyerek yemin edecekler. Fakatsakın onlara inanma! Çünkü onların yalancı olduğuna, bizzat Allah şâhittir!
Önceden Allah’a ve O’nun rasûlüne karşı harp etmiş / savaşmış kimseler adına gözetleme yapmak, Müminler arasında ayrılık çıkarmak, inkâr etmek ve zarar vermek üzere mescid edinenlere gelince; “Sadece İyilikler-Güzellikler arzu ettik” diye yemin ediyorlar.
Allah da şehadet ediyor ki; onlar, elbette yalancıdır.
(Münafıkların arasında) bir de Müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek, Müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Rasûlü’ne karşı savaş açmış olan kimseye1 yataklık etmek için mescid2 yapanlar ve “(bununla) iyilikten başka bir şey istemedik” diye yemin edecek olanlar da vardır. Fakat bunların, kesinlikle yalancı olduklarına Allah şâhittir.
1 Bu şahıs Uhud’da şehit düşen Hanzala (r.a)’ın babası olan, cahiliye döneminde Hıristiyan olup, Uhud savaşı esnasında Peygamberimize düşmanlık yapan, Huneyn savaşından sonra da Şam’a kaçan ve Bizans’ı, Müslümanlar aleyhine kışkırtan ve Peygamberimizin “El-fasık” dediği rahip, Ebû Âmir idi.2 Mescid-i Dırar: Medîne’deki münâfıkların bir bölümü, İslâm’a karşı yıkıcı çalışmalarını örgütleyebilmek için, din maskesi altında görünmeye karar verdiler. Arkalarına rahip Ebû Âmir’i ve dolayısıyla da Bizans’ı almak, Ebû Âmir’in ajanlarının yolcu ve dilenci gibi gözükerek, hiç şüphe uyandırmadan kalabilecekleri bir karargâh olarak da kullanmak amacıyla bir mescid yaptırdılar. Sonra Hz. Peygamber’e gelerek; açılış merasimi olarak namaz kıldırmasını istediler. Fakat Rasûlullah, konuyu Tebük seferi dönüşünde düşüneceğini belirterek, bu teklifi erteledi. Daha sonra seferden dönüş esnasında, Medîne yakınındaki Zi-Evan denilen yerde bu âyetin inmesiyle Hz. Peygamber, şehre girmeden bu mescidin yıkılmasını ve yerinin de çöplük yapılmasını emretti. (Bu mescidin yeri halen çöplük olarak durmaktadır.) İslâm Devleti içerisinde, Müslümanların devlet Başkanının izni olmadan İslâm’a alternatif politikalar üretmek için yapılan veya İslâm’ı ve Müslümanları kontrol altında tutmak, İslâm’ı kendi sistemlerine uydurmak ve zararsız hale getirmek için kurulan her mescid “mescid-i dırar” konumundadır. Bu tür mescidlere Müslümanların itibar etmemeleri, mümkünse yıkmaları, bu âyetlerle emredilmektedir.
Muhammed Esed
VE [birtakım] zararlı eylemlerde bulunmak, dinden çıkmayı örgütlemek, müminler arasına ayrılık sokmak ve başından beri Allah ve O'nun Elçisi'ne karşı savaş tavrı içinde bulunanlara 142 bir gözetleme yeri sağlamak için [ayrı] bir mâbed kuran [münafık]lar [var]. Bunlar [ey inananlar, size] muhakkak ki, şöyle yemin edecekler: “Biz (bununla) sadece iyilerin iyisini yapmak istemiştik!” Oysa, Allah onların yalancılar olduğuna [Bizzat] tanıktır. 143
Bir de müminlere zarar vermek, kâfirliği yaymak, müminlerin arasına fitne ve fesat sokmak ve bir de Allah ve Elçisi’ne karşı daha önce savaşanlara yardım ve yataklık yapmak üzere bir mescit (adı altında bina) yapan kimseler var. Bunlar, ‘Biz yalnızca iyi bir amaç için yapmak istedik kötü bir niyetimiz yoktu’ diye yemin ederler. Allah şahittir ki onlar kesinlikle yalancılardır. 9/41...47, 63/1...3
Ayrıca, zarar vermek, inkârda direnmek, inananlar arasına ayrılık sokmak ve öteden beri Allah ve O’nun Elçisi’ne savaş açan kimseler adına gözetleme yapmak amacıyla ibadethane inşâ edenler var.[1533] Üstelik onlar, “Amacımız iyilik-güzellikten ibarettir” diye ısrarla yemin ederler; ama Allah şahittir ki onlar, kesinlikle yalancıdırlar:
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 107. Ayet Açıklaması
[1533] Zımnen: Mekânlar değerlerini sizin ona verdiğiniz isimlerden değil, kullanım amaçlarından alırlar. Mescid-i Dırar’ı inşâ edenlerin başında Hazrecli papaz Ebu Amir vardı. Birkaç düzine taraftarıyla Müslümanlar aleyhine yoğun bir faaliyet yürütüyordu. Uhud’da mü’minlere karşı müşriklerin safında savaştı. Kaybedince Suriye’ye kaçtı ve oradan Medine’deki münafıkları örgütledi. Onlara Kuba yakınlarında bir mescid inşâ etme talimatı verdi. Bu görünüşte mescid, gerçekte münafıkların karargâhı idi. Başarılı olamayınca Bizans imparatorunu Medine üzerine kışkırttı, Tebük’ten sonra öldü.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o kimseler ki, zarar vermek için ve küfür için ve mü'minlerin aralarını ayırmak için ve evvelce Allah Teâlâ ile ve Resûlü ile savaşa cür'et etmiş olanı beklemek için bir mescit edindiler ve yemin de edeceklerdir ki: «Biz iyilikten başka bir şey kasdetmedik.» Allah Teâlâ ise şehâdet eder ki, onlar şüphe yok yalancı kimselerdir.
Bir de şunlar var ki: müminlere zarar vermek için, küfür ve küfranı yaymak için, müminlerin arasına ayrılık sokmak için ve daha önce Allah ve Resulüne savaş açmış adamı buyur etmek için, tuttular bir mescid yaptılar. Bütün bunlardan sonra onlar: “Bundan, iyilikten başka maksat gütmedik. ” diye yemin edeceklerdir. Allah şahit ki bunlar kesinlikle yalancıdırlar.
Bu savaş açan kişi Hazreç kabilesinden Ebû Âmir’dir. Hz. Peygamber’in Medine’ye hicretinden önce hıristiyan rahibi olmuştu. Peygamberimizi kendisine rakîp gördü ve düşman kesildi. İslâm aleyhinde kampanya için kabileleri dolaştı. İslâm’ın güçlenmesini önleyemeyince, son olarak Bizans İmparatorunu harekete geçirmeye çalıştı. Tebük seferine sebep de Bizans’ın savaş hazırlığı olmuştu. Medine münafıkları Ebû Amir’le işbirliği içinde idiler. Ebû Amir’le, bir üs olarak kullanmak üzere cami yapmada mutabık kaldılar. Aslında Medine’de cami ihtiyacı yoktu. İhtiyaç göstererek yaptıkları mescidde, ilk namazı kıldırmasını Hz. Peygamber’den istirham ettiler. Tebük seferinin hazırlığını öne sürerek Hz. Peygamber (a.s.m) meşgul olduğunu söyledi. Burayı kötü planlar için kullanmaya başladılar. Tebük dönüşünde Peygamberimiz orayı yaktırdı.
Süleyman Ateş
(Seferden geri kalanlar arasında) Zarar vermek, nankörlük etmek, mü'minlerin arasını açmak ve önceden Allah ve Elçisiyle savaşmış olan(adamın gelmesin)i gözetlemek için bir mescid yapanlar da var. "İyilikten başka bir niyetimiz yoktu" diye de yemin edecekler. Oysa Allah onların yalan söylediklerine şahidtir.
Amr ibn Avf Oğulları, Kubâ Mescidini yaptıkları zaman Allah'ın Elçisinden, gelip mescidlerinde teberrüken namaz kılmasını ricâ etmişler, o da gidip orada namaz kılmıştı. Ganem ibn Avf Oğulları da bir mescid yaptılar. Bunlar, İslâm düşmanı olan münâfık Ebû Âmir er-Râhib'in, Şam'dan dönünce, kendilerine imamlık yapması için bu mescidi yapmışlardı. Ebû Âmir'in önderliğinde o mescidde toplanıp İslâmın ve müslümanların aleyhine planlar hazırlayacaklardı. İşte âyet o münâfık insanların bu niyyet ve davranışını sergilemektedir.
Süleymaniye Vakfı
Zarar vermek, kâfirlik etmek, müminlerin arasını açmak ve bir de daha önce Allah’a ve Elçisine karşı savaşmış bir kişiyi beklemek için mescit edinmiş olanlar ise sana şöyle yemin edeceklerdir: “Bizim sevap dışında bir beklentimiz yoktur” Allah şahittir ki onlar, kesinlikle yalancıdırlar.
Zarar vermek, inkar etmek, müminler arasında tefrika çıkarmak, Allah ve Resulü'ne karşı daha önce savaşanlara gözcülük yapmak üzere bir mescit yapan kimseler: 'Biz, yalnızca iyilik yapmak istedik.' diye yemin ederler. Onların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahitlik eder.
Müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek, mü'minlerin içinde ayrılık çıkarmak ve daha önce Allah ve Resulüne karşı savaşmış olan kimseye yataklık etmek için mescid edinenlere gelince: “Bizim niyetimiz iyilikten başka birşey değil” diye yemin ederler. Fakat Allah onların yalancılıklarına şahittir.(25)
(25) Medine münafıkları, Hıristiyan olan ve İslâm aleyhinde kışkırtmalarda bulunan birisiyle işbirliği yaparak, üs olarak kullanılmak üzere bir mescid inşa etmişler, Peygamberimizden de burada ilk namazı kıldırmasını istemişlerdi. Peygamberimiz o sırada Tebük seferinin hazırlığı içinde bulunduğu için, “Dönüşte” cevabını vermişti. Sefer dönüşünde bu âyetler nazil olunca Peygamberimiz bu mescidi yaktırdı. Âyette geçen ve onun “zarar vermek üzere” bina edildiğini bildiren dırar sözcüğü nedeniyle bu sözde mescid, “Mescid-i Dırar” adıyla şöhret bulmuştur.
Yaşar Nuri Öztürk
Bir de şunlar var: Tutup bir mescit yapmışlardır: Zarar vermek için, nankörlük/gerçeği örtmek için, inananları fırkalara bölmek için, daha önceden Allah ve resulüyle savaşmış kişiye gözetleme yeri kurmak için. "İyilik ve güzellikten başka bir şey istemiş değiliz!" diye gerile gerile yemin de edecekler. Allah şahittir ki, onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Daḫı ol kişiler ki mescid idindiler żarar eylemeg‐içün, daḫı ayırmaġ‐ıçun mü’minler ortasını, daḫı ṣaḳlaşmaġ‐ıçun ol kişi kim ḥarb eyledi Tañrı Ta‘ālābile resūli ile ilerüden. Daḫı and içerler ki eydürler: Biz dilemedük illāyaḫşılıḳ. Tañrı Ta‘ālā ṭanuḳluḳ virür ki anlar yalancılardur.