Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1348, sondan 4889. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 113. ayetidir. Tevbe Suresi 113. ayetinin kelime sayisi 20, harf sayısı 84 ve toplam ebced değeri ise 5130 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ما كان للنبي والذين امنوا ان يستغفروا للمشركين ولو كانوا اولي قربى من بعد ما تبين لهم انهم اصحاب الجحيم
Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah’a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü’minlere.
Âyetlerin, Hz. Peygamber’in amcası Ebû Tâlib’in veya annesinin bağışlanması için dua etmesi yahut bazı müminlerin müşrik olarak ölen yakınlarının bağışlanmaları için dua etmeleri sebebiyle indiğine dair değişik rivayetler bulunmaktadır (bk. Taberî, XI, 40-43). Sûrenin iniş zamanı ile ilgili bilgiler, 113. âyette hem Hz. Peygamber hem de müminlerden söz edildiği ve ardından gelen âyette de Hz. İbrâhim örneğine değinildiği göz önüne alınırsa, asıl amacın belirli bir olayla ilgili bir hüküm veya açıklama getirmek değil, bu konuda bir ilkeye dikkat çekmek olduğu anlaşılır ki bu da, hayatındaki bütün fırsatları bir kenara itip Allah’a şirk koşmakta ısrar ettiği ve o hal üzere öldüğü bilinen kişilerin bağışlanması için duada bulunmanın Allah katında tasvip edilen bir davranış olmadığıdır. Bazı müfessirlerce belirtildiği üzere, burada müşrikler için istiğfarda bulunma yasağı, onların şirk üzere öldüklerinin bilinmesi haliyle sınırlıdır. Bir kimse hayatta iken onun kâfir olarak öleceği bilinemeyeceğine göre, müminlerin henüz sağ olan inançsız bir kişinin hidayete ermesi ve bağışlanması için dua etmelerine bir engel yoktur (Taberî, XI, 43-44). Bu bağlamda Resûl-i Ekrem’in Hz. İbrâhim’in soyundan olduğu, hayatta olduğu sürece hiç kimseyi imansız öleceğini varsayarak Allah düşmanı ilân etmediği, hatta münafıkların reisi Abdulah b. Übey öldüğünde iyi bir mümin olan oğlunun onun cenaze namazını kıldırması yönündeki ricasını dahi reddetmemeye çalıştığı da hatırlanmalıdır.
Hz. İbrâhim’in babası için duadan vazgeçmesi, birçok müfessir tarafından, babasının müşrik olarak öldüğünden emin olması üzerine istiğfarı bırakması şeklinde açıklanmıştır. Bazı müfessirler ise bir rivayetten yola çıkarak, âhirette babasının sırattan geçebilmek için kendisinden yardım isteyeceği, fakat müşrik olarak öldüğünü açıkça görmesi üzerine yardımda bulunmayı reddedeceği yorumunu yapmışlardır; fakat bunu teyit eden sağlam bir delil bulunmamaktadır. İbn Atıyye bu yorumun zayıf olduğunu belirtmekte (III, 91), Taberî de birinci yorumu daha isabetli bulmaktadır (XI, 45-47; Hz. İbrâhim hakkında bilgi için bk. Bakara 2:124; Âl-i İmrân 3:65-68).
“Çok duyarlı” diye tercüme ettiğimiz evvâh kelimesine, bazı hadislerdeki kullanımlar da dikkate alınarak, “çok dua eden, merhameti bol, derin anlayış sahibi, yürekten inanmış, Allah’ı çok tesbih eden, Allah kelâmını çok okuyan, mânevî ıstıraplardan ötürü derin teessürleri olan, kalbi yanık, âh edip inleyen, kavrama gücü yüksek, huşû içinde Allah’a yalvaran” gibi mânalar da verilmiştir (Taberî, XI, 47-53).
Mehmet Okuyan
(Kâfir olarak ölüp) cehennem halkı oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, (Allah’a) ortak koşanlar için af dilemek, Peygamber için de iman etmiş olanlar için de söz konusu olamaz.
Bu ayet inkâr veya şirk üzere ölenler için bağışlanma dileğinde bulunulamayacağı hükmünü içermektedir. Hakkında Yüce Allah’ın bilgi verdiği Hz. İbrahim’in babası gibi bu türden insanlarla ilgili bağışlanma dilenemeyeceği gibi ölüm anında inkârcı olduğunu söyleyerek ölen kişiler için de bağışlanma dileğinde bulunulamaz. Bunun dışında hiç kimse hiç kimsenin nasıl öldüğünü yani mümin olarak mı inkârcı olarak mı öldüğünü bilemeyeceği için bu konuda kanaat sahibi olunamaz.
Bayraktar Bayraklı
Cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra akraba bile olsalar, Allah'a ortak koşanlar için af dilemek, ne peygamberin ne de müminlerin yapacağı bir iştir.[183]
Ne peygamber ve ne de mü’minler; gerçekten onların, çılgın ateşin ashabı (ve cehennemin yakıtları) oldukları kendilerine açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- artık müşrikler için bağışlanma dilemeleri olacak şey değildir.
Şüphesiz olarak cehennem ehli oldukları kendilerince bilindikten sonra akraba bile olsalar Peygamberin ve inananların, müşriklerin yarlıganmalarına dua etmeleri yakışmaz.
Allah'tan başkalarına ilahlık yakıştıran kimselerin cehennemlik oldukları besbelli olduktan sonra, yakın akrabalar olsa bile, onların bağışlanmalarını dilemek, artık ne peygambere, ne de iman edenlere yakışır.
Kâfir olarak öldükleri için kaynayan köpüren Cehennem azâbına maruz oldukları, kendilerince de açıkça bilinen kimseler, ilâhlığında, otoritesinde, mülkünde, tasarruflarında Allah'a şirk koşanlar için akraba dahi olsalar bağışlanmalarını, koruma kalkanına alınmalarını dilemek peygamber için de, iman edenler için de mümkün değildir.
113.Buhari ve Müslim`in Said bin el-Museyyib`den onun da babasından rivayetine göre bu ayeti kerime Resulullah (a.s.)`ın amcasının vefatında: "Senin için mağfiret dileyeceğim" demesi ve daha sonra vaad ettiği üzere mağfiret dilemesi üzerine indirilmiştir. Bu konuda daha başka rivayetler de nakledilmiştir. Ancak bu rivayetlerin her birinde Hz. Peygamber (a.s.)`in veya mü`minlerin şirk üzere ölen anne babaları yahut yakınları için mağfiret dilemeleriyle ilgili herhangi bir olaydan sözedilmekte ve ayeti kerimenin bu olay üzerine indirildiği ifade edilmektedir. Bu farklı rivayetlerde sözü edilen farklı olaylar değişik zamanda gerçekleşmiş ve bunları nakleden ravilerin her biri ayeti kerimenin iniş sebebinin kendi anlattığı olay olduğu kanaatine varmış olabilir. Ayeti kerimenin de bütün bu olaylarla bağlantısının olması mümkündür.
Ali Bulaç
Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsamüşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.
Müşriklerin cehennemlik oldukları (küfür üzere öldükleri) müminlere belli olduktan sonra-bunlar akraba bile olsalar- artık onlar için, ne Peygamberin, ne de mümin olanların mağfiret dilemeleri yoktur.
Cemal Külünkoğlu Tevbe Suresi 113. Ayet Açıklaması
Bkz. 9:80Bu âyetin Hz. Muhammed’in amcası Ebû Tâlip hakkında indiği rivayet edilir. Hz. Peygamber, ölüm döşeğinde olan amcasından iman etmek teklifinde bulunur ama beklediği cevabı alamaz. Bunun üzerine onun affı için Allah’tan mağfiret diler. Fakat gelen bu ayetle Hz. Peygamberin af talebi reddedilir. Şimdi bu âyetle tanıştıktan sonra Şefaat sancakları kuranlara ve şefaat sertifikası dağıtanlara sormak lazım; amcasını kurtarma yetkisi alamayan bir peygambere hangi gerekçe ile şefaat yetkisi veriyorsunuz? Hz. Peygamberin şefaati Allah’tan aldığı vahiydir. Eğer Kur’an hayata geçirilirse şefaatçi arama ihtiyacı duyulmaz. Ama ona hayat hakkı tanınmazsa şefaatçi aramak beyhudedir. Allah’ın bağışlaması olmadıktan sonra, babasını kurtaramayan Hz. İbrahim de oğluna faydası olmayan Hz. Nuh da ve diğer bütün peygamberler de bir araya gelse hiç kimseye bir faydası olmaz.
Diyanet İşleri (Eski)
Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek Peygamber'e ve müminlere yaraşmaz.
(Kâfir olarak ölüp) cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek ne peygambere yaraşır ne de inananlara.
Rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.) amcası Ebû Talip için Allah’tan mağfiret dilemek istemiş, bunun üzerine 113. âyet inmiştir.
Daha önce de İbrahim Peygamber, babasının affı için Allah’a dua edeceğine dair babasına söz vermiş ve Allah’tan onun affını dilemişti. Fakat babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca dua etmeyi bıraktı. 114. âyet de onunla ilgilidir.
Edip Yüksel
Akraba bile olsalar, ne peygamber, ne de inananlar, cehennem halkı oldukları kendilerine belli olduktan sonra ortak koşanlar için bağışlanma dileyemez.
Müşriklerin, o çılgın ateşin yârânı (cehennemlik) oldukları muhakkak meydana çıkdıkdan sonra, artık onların lehine, velev hısım olsunlar, ne peygamberin, ne de mü'min olanların istiğfaar etmeleri doğru değildir.
Hakikaten onların, Cehennem ehli oldukları kendilerine belli olduktan sonra, akrabâ bile olsalar, ne peygamberin ne de îmân edenlerin, müşrikler için mağfiret dilemeleri(doğru) olmaz!(1)
(1)Peygamber Efendimiz (asm), ölüm döşeğindeki amcası Ebû Tâlib’e îmân etmesi teklîfinde bulunduğunda müsbet bir cevab alamaması üzerine: “Şâyet bundan men‘ edilmezsem, senin için mağfiret dilemeye devâm edeceğim” deyip, vefâtından sonra da onun için istiğfâr ediyorlardı. Bunu gören Sahâbe-i Kirâm’dan (ra) bazılarının da, müşrik olarak ölmüş kendi akrabâları için istiğfâra başlamaları üzerine bu âyet-i celîle nâzil olmuştur. (Râzî c. 8:16, 220)
İlyas Yorulmaz
Bir peygamber ve inananlar için, yakın akrabaları da olsa, Allah’a ortak koşmalarından dolayı, onların cehenneme girecekleri kesin ve açıkça belli olduktan sonra, onlar için Rablerinden bağışlanma dilemeleri mümkün değildir.
Müşriklerin Cehennemlik oldukları belli olduktan sonra hısım olsalar da yine onlar için yarlıganmak dilemek peygambere de, mü/min olanlara da yaraşmaz.
Ne Peygambere, ne de diğer inananlara, kâfir olarak ölen ve cehennemlik oldukları artık kesinleşmiş olan müşrikler ve kâfirler için —onlar yakın akrabaları bile olsalar— bağışlanma dilemek yaraşmaz. Zira Allah, kendisine ortak koşanları ve inkâr edenleri bağışlamayacağını kesin hükme bağlamıştır (4. Nisâ: 48, 116).Peki, nasıl oldu da İbrahim, kâfir olarak ölen babası için bağışlanma diledi?
Onlara Cahîm / Cehennem arkadaşları olduğu açıkça belli olduktan sonra, akraba da olsalar Müşrikler için bağışlanma dilemek, iman edenler ve Nebiyy için olası değildir.
1 Bu âyet, Ebû Tâlib hakkında indirilmiştir. Said b. Müseyyeb, Zührî, Amr b. Dinar ve Ma'mer'den gelen bir rivayete göre Ebû Tâlib son nefesini vermek üzere iken Peygamberimiz onu: “Allah’tan başka ilâh olmadığına” îman etmeye çağırdı. Orada Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye de vardı. Bunlar: “Ey Ebu Talib, Abdülmuttalib'in dininden vaz mı geçeceksin?” dediler. O da: “Ben Abdülmuttalib’in dini üzereyim” diyerek îman etmekten kaçındı. Bunun üzerine Peygamberimiz; “Allah’a yemin olsun ki, engellenmediğim sürece senin için af dileyeceğim” buyurdu. Bu olay üzerine bu âyet ve: “(Ey Muhammed!) Sen sevdiğin kimseyi hak yola ulaştıramazsın; ancak kimin hak yola ulaştırılacağını en iyi bilen Allah, dilediğini hak yola ulaştırır.” (Kasas: 56) âyeti nâzil oldu. (Müslim) Ayrıca bu konu ile ilgili olarak Bk. (Tevbe: 80, İbrahim: 4) Bu âyetlerin Peygamberimizin Mekke fethinden sonra, annesi Âmine'nin kabrini ziyaret edip ona istiğfar etmek istemesi üzerine indirildiği de rivâyet edilmektedir. Yani; Peygamberimizin annesi de amcası da Müslüman değildir ve cehennemdedir. Peygamberimizin buna benzer zelleleri için Bk. (En’am: 52, Kehf: 23, Tahrim: 1, Tevbe: 113, Abese: 1-4) Bu âyette; Peygamberlerin konumu net bir şekilde belirlenmektedir. Yani Peygamber bile olsa bir kimse; sevdiği bir kimseye, annesi de olsa amcası da olsa hidâyet veremez ve onu, cennete koyamaz. Bu iş tamamen Allah’a mahsustur. Bu âyet, ayrıca, “Cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra, akraba dahi olsalar, müşrikler için af dilemek Peygambere de inananlara da yaraşmaz.” şeklinde de tercüme edilebilir.
Muhammed Esed
[GÜNAH içinde ölen] kimselerin cehennemlik olduğu kendilerine açıklandıktan sonra, yakın akraba olsalar bile, Allah'tan başkasına tanrılık yakıştıran kimselerin bağışlanmasını dilemek artık ne Peygamber'e yaraşır, ne de imana erişenlere. 148
Ne nebiye ve ne de inananlara, cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, yakın akrabaları bile olsalar ortak koşan müşrikler için bağışlanma dilemek yakışmaz. 19/47, 60/4
(KÜFRE saplanarak ölenlerin) cehennemlik olduğu berikiler için ortaya çıktıktan sonra, müşrikler için -isterse yakın akrabalık bağları bulunsun- Allah’tan af dilemek, ne nebiye ne de iman eden kimselere yakışır.[1545]
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 113. Ayet Açıklaması
[1545] Bu âyetin Allah Rasûlü’nün amcası hakkında indiği rivayetleri vardır. Bu rivayetlere göre Allah Rasûlü amcasına imanı telkin emiş, amcası bu telkinlere olumlu cevap vermemiştir. Bunun üzerine Allah Rasûlü onun için af dileme konusunda Rabbinden izin istemiş ve bu pasajla sözkonusu izin talebi reddedilmiştir (Buharî, Tefsir, 9; Müslim, İman 39). Amcanın peygamberliğin 9. yılında vefat ettiği, Tevbe sûresinin ise Nebi’nin irtihaline yakın bir tarihte indiği hatırlanacak olursa, burada bir zaman problemi vardır. Muhtemelen bu âyetler ininceye kadar Allah Rasûlü amcasına dua etmeyi sürdürmüştür. Bu âyetle Allah Rasûlü’nün annesine dua etme izninin reddedildiği rivayeti arasında ilişki kuranlar da olmuştur. Fakat Şevkânî’nin dediği gibi bu rivayet zayıftır (Fethu’l-Kadir). Pasajın vermek istediği mesaj şudur: Tevhid üzerinde ne kadar titizlenseniz yine de azdır. Zira işin sırrı tevhiddedir ve orada küçük bir sapmaya izin vermek, akidede telafisi zor tahribata yol açabilir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Peygamber için ve imân edenler için muvafık değildir ki, müşrikler hakkında mağfiret talebinde bulunsunlar, velev ki, karabet sahipleri olsunlar. Onların cehennem ashâbı oldukları kendilerine tebeyyün ettikten sonra.
Kâfir olarak ölüp cehennemlik oldukları kendilerine belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, müşriklerin affedilmelerini istemek, ne Peygamberin, ne de müminlerin yapacağı bir iş değildir. [2, 119]
Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra (Allah'a) ortak koşanlar için mağfiret dilemek; ne peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir.
olmadı peyġamber’üñ daħı anlaruñ kim įmān getürdiler kim yarlıġamaķ dileyeler müşriķlere eger oldılar ise daġı ħıśımlıķ isleri andan śoñra kim belürdi anlara kim bayıķ anlar ŧamu isleridür.