Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1310, sondan 4927. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 75. ayetidir. Tevbe Suresi 75. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 52 ve toplam ebced değeri ise 2780 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ومنهم من عاهد الله لئن اتينا من فضله لنصدقن ولنكونن من الصالحين
İçlerinden, “Eğer Allah bize lütuf ve kereminden verirse, mutlaka bol bol sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz” diye Allah’a söz verenler de vardır.
Bu âyetlerden ilk ikisinin nüzûl sebebi olarak tefsirlerde genellikle yer alan olayların tarihî verilerle bağdaşmadığı görülmektedir (meselâ bk. Taberî, X, 188-191; Şevkânî, II, 439-440). Burada, kendisini ruhen eğitememiş, davranışlarını yönlendirmeye muktedir bir iman düzeyine erişememiş insanların sürekli yaşadıkları çelişkilere bir örnek verilmekte, âyetlerin bağlamı ve iniş zamanı bakımından bu örneklemeye en uygun düşen nifak zihniyetine ve münafıkların tutumlarına gönderme yapılmaktadır. Esasen geniş imkânlara kavuşunca bunları hayır yollarında kullanma ve başkalarına yardımcı olma özlemi taşımak dinen yerilen bir tutum değildir. Aksine Hz. Peygamber’in hadislerinde amellerin niyetlere bağlı olduğu (bk. Buhârî, “Bed’ü’l-vahy”, 1), bir iyiliği gönlünden geçirdiği halde güç yetiremediği için bunu gerçekleştiremeyen kişinin bundan ötürü sevap kazanacağı bildirilmiştir (bk. Müslim, “Îmân”, 203-204, 206; Süyûtî, el-Eşbâh ve’n-nezâir fî kavâ‘idi ve furû‘ı fıkhi’ş-Şâfi‘iyye, s. 38-40). Fakat bu âyetlerde belirtildiği üzere bir kısım münafıkların yaptığı gibi, sırf kendi çıkarının söz konusu olduğu durumda Allah’a yönelen, üstelik –beklentisine kavuşursa bunları– hayır yolunda kullanacağına dair Allah’a söz veren, kendilerine ilâhî bir lutufta bulunulduğunda ise hemen cimrileşen ve yüz çeviren kimseler sorumluluk bilincini ve kendilerine olan saygıyı yitirmiş insanlardır; onların ne Allah’a ne kendilerine ne de başka insanlara karşı verdikleri söze güvenilir.
75. âyette bu karakterdeki insanların iyi kimselerden olma hedefi ve vaadini de kendilerine geniş imkânlar verilmesi şartına bağladıklarına değinilmesi insan psikolojisine ışık tutma açısından ilginçtir. Bulunduğu şartlar içinde sınava tâbi tutulduğunu göz ardı eden insanoğlu, zaman zaman kendi sınav ortamını kendisi düzenlemek istercesine iyi olmayı kendisine belirli imkânların sağlanması şartına bağlamaya çalışmakta, mevcut durumda olabileceğin en iyisini yapma irade ve çabasını ortaya koyamamış olmanın bahanelerini üretmekle vakit kaybetmektedir.
77. âyette bu tip kişilerin yüreklerine nifakın yerleştirilmiş olduğu belirtilmekle beraber, yine âyetin açıklamasına göre bu tamamen onların kendi kusurları yani Allah’a verdikleri sözden caymaları ve yaptıkları yemini bozma bahanesi uydura uydura yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmeleri sebebiyledir. Bundan dolayı müfessirler bu âyetin tefsiri sırasında genellikle şu hadise yer verirler: Münafığın üç alâmeti vardır; konuştuğunda yalan söyler, vaad ettiğinde vaadinden döner, kendisine bir şey emanet edildiğinde ona hıyanet eder (Buhârî, “Şehâdât”, 28; Müslim, “Îmân”, 107). Âyetin “kendi huzuruna çıkacakları güne kadar” diye mâna verilen kısmından maksadın kıyamet günü olduğu anlaşılmaktadır.
Mehmet Okuyan
Onlardan kimi de “(Allah) lütfundan bize verirse, mutlaka [sadaka] vereceğiz ve (özü sözü) iyilerden olacağız!” diye Allah’a söz vermişti.
1- Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, iyi olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.
Ahmet Akgül
Onlardan (münafıklardan) kimi de: "Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız" diye Allah'a ahdetmişlerdir.
Onlardan, bize lutfuyla, keremiyle ihsanda bulunursa biz de yoksullara tasadduk ederiz ve mutlaka iyi kişilerden oluruz diye Allah'la ahdedenler de var.
Ve o münafıklar arasında, “Doğrusu eğer Allah, bize cömertliğinden birşeyler bahşederse, şüphesiz biz de hayır yollarına harcar, dürüst ve erdemli kimselerden oluruz” diye Allah'a söz verenler de var.
Onların içlerinde Allaha taahhütte bulunanlar da vardı:
“- Allah bize lütfundan, ihsanından verirse, mutlaka imanda sadâkatin ve kemalin ifadesi olan sadakayı, vicdanımızı, servetimizi, sosyal bünyemizi arındıran berekete vesile olan zekâtı veririz, malî mükellefiyetleri yerine getiririz, kesinlikle dindar, ahlâklı, hayır-hasenat sahibi müslümanlardan, sâlihlerden oluruz” diyorlardı.
75-77.Taberani, İbnu Merdeviye, İbnu Ebi Hatim ve Delâil`de Beyhaki`nin rivayet ettiklerine göre Sa`lebe bin Hâtib Resulullah (a.s.)`a gelerek: "Ey Resulullah (a.s.)! Bana mal vermesi için Allah`a dua et!" diye istekte bulundu. Resulullah (a.s.): "Yazık sana ey Sa`lebe! Şükrünü yerine getirebileceğin az mal senin için şükrünü yerine getirmeğe güç yetiremeyeceğin çok maldan hayırlıdır" diye buyurdu. Sa`lebe: "Vallahi eğer Allah bana mal verirse her hak sahibine hakkını vereceğim" dedi. Resulullah (a.s.) da onun için dua etti. Bundan sonra adam bir koyun satın aldı. Bu koyundan üreyen yavrular o kadar çoğaldı ki Medine`nin sokakları kendisine dar gelmeğe başladı. Dolayısıyla sürüsünü kenar bir yere çekti. Bu sırada namaza gelir sonra koyunlarının yanına giderdi. Sonra sürüsü o kadar arttı ki Medine`nin otlakları yetmemeğe başladı. Bu kez sürüsünü daha uzak bir yere götürdü. Böyle olunca sadece cuma namazlarını geliyor sonra sürüsünün yanına gidiyordu. Sürüsü biraz daha artınca biraz daha uzağa çekildi ve artık cumayı da cemaati de tamamen terketti. Sonra Yüce Allah zekât emrini gönderdi. Resulullah (a.s.) zekâtları toplamaları üzere iki adam görevlendirdi ve bunların ellerine bir yazı verdi. Resulullah (a.s.)`ın zekât toplama görevlileri Sa`lebe`nin yanına giderek Resulullah (a.s.)`ın yazısını kendisine okudular. Sa`lebe: "Diğer insanların yanlarına gidin, onların zekâtlarını topladıktan sonra bana uğrayın" dedi. Görevliler de öyle yaptılar. İkinci kez uğradıklarında ise Sa`lebe: "Bu cizyenin bir kardeşinden başka bir şey değildir" dedi. Bunun üzerine bu ayeti kerime indirildi.İbnu Cerir ve İbnu Merdeviye de Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan buna benzer bir rivayet nakletmişlerdir.
Ali Bulaç
Onlardan kimi de: 'Andolsun, eğer bize bol ihsanından verirse gerçekten sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız' diye Allah'a ahdetmiştir.
Onlardan kimi de Allah'a şöyle kesin söz (ahd) vermişti: Eğer (Allah) bize lütuf ve kereminden ihsan ederse, muhakkak zekâtını vereceğiz, gerçekten sâlihlerden olacağız.
Onlardan öyleleri var ki: “Eğer Allah, fazl ve ihsanından bize verirse (bizi zengin ederse) sadaka verir ve hayırlı işler yapanlardan oluruz” diye Allah’a söz verdiler.
Onlardan bazıları: “Eğer Allah bize lütfundan bol mal verirse, sadaka verenlerden ve iyi amel edenlerden olacağımıza yemin ederiz” diye Allah'a söz vermişlerdi.
“Allah bize lütfundan bol mal verirse” ifadesi, Münafıkların bazılarının, Hz. Peygamber’e ve o’nun tebliğ ettiği dine ilgi duymaktan çok, Hz. Peygamberin ve onun getirdiği dinin onlara sağlayabileceği maddî nimetlere karşı ilgi duymalarına işaret ediyor.
Diyanet İşleri (Eski)
Aralarında: "Allah bize bol nimetinden verecek olursa, and olsun ki sadaka vereceğiz ve iyilerden olacağız" diye O'na and verenler vardır.
Yine onlardan kimi de Allah'a şöyle ahdetmişlerdi: "Eğer bize lütuf ve kereminden ihsan ederse biz de elbette zekâtı veririz ve kesinlikle salihlerden oluruz." diye söz vermişlerdi.
İçlerinden kimi de Allaha (şöyle) ahdetmişdi: «eğer bize lütf-ü, kereminden ihsan ederse, andolsun, zekâtını vereceğiz, muhakkak saalihlerden olacağız».
Onlardan kimisi de: “Yemîn olsun ki, eğer (Allah) fazlından bize verirse, mutlaka sadaka (ve zekâtını) vereceğiz ve mutlaka sâlihlerden olacağız” diye Allah'a söz verdi.
Onların içinden, eğer Allah lütfu ile onlara (dünyalık) verirse, elçinin getirdiği dini kabullenip tasdik edeceklerine ve emredilen doğru işlerin hepsini yapacaklarına dair, Allah’la antlaşma yapanlar vardı.
Yine onlardan bazıları, Allah’a şöyle söz vermişlerdi: “Şâyet Allah, bize de lütuf ve kereminden zenginlik bahşedecek olursa, o zaman elbette bir kısmını Allah yolunda harcayarak bağışta bulunacağız ve kesinlikle dürüst ve iyiliksever insanlar olacağız!”
Ve onların arasında, “Doğrusu, eğer Allah bize cömertliğinden [bir şeyler] bahşederse, kuşkusuz biz de hayır için harcar (sadaka verir) ve hiç kuşkusuz dürüst ve erdemli kimselerden oluruz!” diye Allah'a yemin edenler var.
Onlardan ‘Eğer Allah bize bolca mal mülk verirse, kesinlikle sadaka vereceğiz ve iyi kimselerden olacağız’ diyerek Allah’a ahit/söz verenler vardır. 2/100- 101- 271, 4/77, 5/119, 36/47
Hem, onlar arasında “Eğer O lutfundan bize de bir şeyler verirse, elbet biz de hayır hasenat için harcar, böylece iyiler arasına biz de karışmış oluruz!” diye Allah’a yemin edenler var.
Ve onlardan bazıları da Allah Teâlâ'ya ahdetmişti ki: «Eğer fazlından bize verir ise elbette tasaddukta bulunacağız ve elbette sâlih kimselerden olacağız.»
Onlardan kimi de Allah'a şöyle kesin söz vermişlerdi: “Eğer Allah bize lütfundan verirse, biz de mutlaka zekât ve teberrûda bulunacak ve elbette iyi insanlardan olacağız. ”
İçlerinden bazıları da Allah'a şöyle ant içti: "Eğer Allah, lütfundan bize verirse, elbette sadaka dağıtacağız ve elbette iyilik ve barış için çalışanlardan olacağız."