Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1333, sondan 4904. ayet; 9. sure ve Tevbe Suresinin 98. ayetidir. Tevbe Suresi 98. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 71 ve toplam ebced değeri ise 5660 olarak hesaplanmıştır. Tevbe Suresinin toplam ebced değeri 738241 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ومن الاعراب من يتخذ ما ينفق مغرما ويتربص بكم الدوائر عليهم دائرة السوء والله سميع عليم
Bedevîlerden öyleleri vardır ki, (Allah yolunda) harcayacakları şeyi bir zarar sayar ve (bundan kurtulmak için) size belâlar gelmesini beklerler. Kötü belâlar kendi başlarına olsun. Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
“Bedevîler” diye çevirdiğimiz “el-a‘râb” kelimesi, çölde yaşayan, su ve otlak bulmak için göç eden toplulukları ifade eder. Kur’an’ın bu kesime özel bir vurgu yapmasının sebepleri arasında, Arap yarımadasındaki nüfusun önemli bir kısmının göçebe veya yarı göçebe topluluklardan oluşması ve İslâmiyet’in burada yayılıp tutunabilmesi için onların bu birliğe dahil edilmesi zaruretinin bulunması zikredilebilir. Bunun yanında, yerleşik bir toplumsal düzen içinde yaşamanın icaplarını yerine getirmeye fazla yatkın olmayan bu kimselerin inkârcılık ve nifak yolunu tuttuklarında da haşin tabiatlarına uygun bir tutum ortaya koyduklarına, dolayısıyla dinin getirdiği sınırlara riayet etme konusunda sorun çıkarmaya daha müsait tipler olduklarına değinilmiştir. Kur’an şehirlibedevî ayırımı yapmadığına göre, Kur’an’ın bu kesimle ilgilenmesini, onları da eğitip ıslah etmeyi hedeflediği şeklinde açıklamak uygun olur. Nitekim 97. âyette bedevîlerin inkârcılık ve nifakta ileri gittikleri genel bir biçimde belirtildiği halde 99. âyette onlar arasında da imanında ve davranışlarında samimi olanların bulunduğuna dikkat çekilmiştir. 120.âyette de yürekten inanmış kimselerle yakın temas halinde olan bedevîler hakkında olumlu ifadeler kullanılmış, böylece hem 97. âyetteki ifadenin kapsamı sınırlandırılmış hem de anılan ıslah hedefinin kuru bir hayal olmadığına işaret edilmiştir. Resûlullah Tebük Seferi’yle ilgili hazırlıkları başlattığında, Müslümanlığı kabul etmiş bedevî toplulukların bazıları bu sefere katılmaya karar vermekle beraber, diğerleri ya geride bırakacakları kabile bireylerinin savunmasız kalacağını ileri sürerek veya böylesine meşakkatli bir yolculuğun kendilerine fazla bir çıkar sağlamayacağını düşündükleri için bahaneler uydurarak seferberlik çağrısına icâbet edemeyeceklerini bildirmişlerdi. Allah ve peygamberine sadakat gösterme sözünden cayanlar ise Medine’ye gelip özür beyan etme ihtiyacı bile duymamışlar, oldukları yerde oturup kalmışlardı (90. âyetteki özür beyan edenlerle ilgili kelimenin farklı okunuşları ve Arap dilindeki anlamları dikkate alınarak, bununla gerçek mazeret sahiplerinin kastedildiği yorumu da yapılmıştır; bk. Taberî, X, 209-211; Şevkânî, II, 445-446). 90. âyette oturup kalan kesim hakkında kullanılan ifade “Allah ve resulüne yalan söyleyenler” şeklinde çevrilmiş olup buna başka bir kıraate dayanarak” Allah ve resulünü yalanlayanlar” şeklinde de mâna verilmiştir. 91. âyette güçsüz, yaşlı, engelli, hasta, maddî imkânları yetersiz kimselerin savaşa katılmamaktan ötürü sorumlu olmayacakları bildirilmiş fakat bu husus Allah ve resulüne sadık kalmaları, o yolda öğütte bulunmaları şartına bağlanmıştır. Bundan maksat, fitne ve bozgunculuk etmeden, yalan haberler yaymadan durmaları, imkân nisbetinde de savaşa katılanların ailelerine moral vermek ve onlara yardımcı olmak gibi hayırlı çabalar içinde olmalarıdır. Burada anılan kişiler için tanınan muafiyet savaşa katılma yasağı anlamında değildir; kendilerinin istemesi ve yetkililerin uygun görmesi halinde bunlar da orduya katılıp münasip hizmetlerde görevlendirilebilirler (Râzî, XVI, 160; bazı müfessirler âyetteki şart cümlesini, “gizli veya açık söz ve niyetleriyle” şeklinde açıklamışlardır, İbn Atıyye, III, 70). 92. âyette, Tebük Savaşı’na katılmak isteyen fakat maddî durumları yetersiz olan bazı sahâbîlerin Hz. Peygamber’den binek talep etmelerine, bunun mümkün olmadığı açıklanınca da üzüntülerinden göz yaşları için de dönüp gitmelerine işaret olunmaktadır (nüzûl sebebi ile ilgili farklı rivayetler için bk. Taberî, X, 212-213). 93. âyette bu gibi kimselerin vebal altında olmayacaklarını belirtmek üzere, varlıklı oldukları halde savaşa katılmamak için izin isteyenlerin sorumlu olacağı ifade edilmiştir. O dönemde savaş teçhizatı daha çok bizzat savaşa katılan bireyler tarafından karşılandığı için, varlıklı olma unsuru ön plana çıkarılmıştır; fakat asıl maksat genel olarak savaşa katılma imkânının bulunmasıdır. Nitekim daha önceki âyetlerde sadece maddî imkânsızlıktan ötürü değil, can korkusu, havaların çok sıcak olması gibi sebeplerle özür bahane edenler de kınanmıştır (93. âyetteki “geride kalanlar” ve “Allah da onların kalplerini mühürledi” ifadelerinin açıklaması için 87. âyetin tefsirine bk.). 95. âyetteki “tiksinilecek kimseler” şeklinde tercüme edilen rics kelimesinin sözlük anlamı “pis ve kirli”dir. Âyette ise, söz konusu kimselerin bile bile yalan söyleyip üstelik bir de yemin ettiklerine, dünyevî çıkarlar uğruna bütün ahlâkî değerleri feda edebilecek bayağılık içinde olduklarına, yani iç dünyalarındaki kirliliğe gönderme yapmak amaçlanmıştır. Maddî anlamdaki kir ve pisliğe karşı önlem alınmadığında çevresindekilere bulaşma tehlikesi bulunduğuna göre, ruhî anlamdaki kirliliğe karşı dikkatli olmak öncelikle gereklidir; bu yüzden âyette onlarla sıkı ilişki içinde bulunmanın doğru olmadığı ifade edilmiştir (Râzî, XVI, 164). Meâlde de kelimenin sözlük anlamıyla beraber anılan yorum dikkate alınmaya çalışılmıştır.
Mehmet Okuyan
Göçebelerden öylesi vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını kayıp sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini bekler. (Müslümanlar için bekledikleri) kötülük çemberi kendi başlarına gelsin! Allah duyandır, bilendir.
Bedevi Araplardan kimisi de yaptığı infakı¹ zarar sayar ve devrin değişmesini ve sizin başınıza kötü devirlerin² gelmesini beklerler. Kötü devirler kendi başlarına gelsin. Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
(Hatta bu) Bedevilerden bazı kimseler vardır ki, infak ettiğini boşa gitmiş bir cereme (zoraki rüşvet gibi) görmekte ve (çeşitli) felaketlerin sizi sarıvermesini beklemektedirler. O kötü devirler (felaket ve akıbetler) onları sarsın. Allah (gizli açık her şeyi) İşitendir, Bilendir.
Bedevilerden öyleleri vardır ki sarfedileni ziyan sayar ve size belalar gelip çatmasını gözetirdurur, bekledikleri kötü belalar, kendi başlarına gelsin ve Allah, her şeyi duyar, bilir.
Bedevîlerden öylesi de vardır ki, Allah yolunda harcayacağını, angarya sayar ve sizin başınıza belaların gelmesini bekler. Bekledikleri o kötü bela, kendi başlarına gelmiştir. Allah onların söylediklerini pek iyi işiten ve belaların kimin başına geleceğini çok iyi bilendir.
Bedevî Araplar içinde, Allah yolunda harcayacağını angarya, ziyan sayanlar, sizin başınıza belâlar gelmesini bekleyenler var. O belâ çemberi onların boyunlarına geçsin. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.
Bedevilerden öyleleri var ki, verdiklerini bir angarya saymakta ve sizin başınıza belaların gelmesini beklemektedirler. Kötü belalar onların başlarına gelecektir. Allah duyandır, bilendir.
Bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiğini bir cereme sayar ve sizi felaketlerin sarıvermesini bekler. Kötü felaket onları sarsın. Allah işitendir, bilendir.
Bedevî'lerden kimi vardır ki, Allah yolunda harcadığını ziyan sayar ve bundan kurtulmak için, size, inkılâp ve devrimlerin gelmesini bekler. O kötü devir kendi başlarına olsun. Allah, onların söylediklerini işitir, kalblerindekini bilir.
O bedevi Araplardan öyleleri var ki; (İslam için) harcadığını zarar ve haraç olarak görüyorlar, başınıza felaketlerin gelmesini bekliyorlar. Kötülük feleği başlarına konsun! Şüphesiz Allah, her şeyi işiten ve bilendir.
Çöl Araplarından harcadıklarını ziyan sayan kimseler var, başınıza bir belâ gelmesini beklerler, kötülük belâsı başlarına gele, Allah işitici, Allah bilici
Bedevilerden öyleleri de vardır ki; infak edeceğini angarya sayar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekler. Fakat (o bekledikleri) belalar kendi başlarına gelecektir! Allah her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi hakkıyla bilendir.
Bedeviler İslam’ı yalnız siyasi bir tavır olarak benimsedikleri ve Müslüman olmayı kendileri açısından yararlı gördükleri için özellikle zekât ve sadaka gibi parasal konularda harcadıklarını boşa gitmiş bir kayıp olarak görüyorlardı. Bu durumdan kurtulmak için Müslümanların başına felaketlerin gelmesini istiyorlardı.
Diyanet İşleri (Eski)
Bedevilerden, Allah yolunda sarfettiklerini angarya sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun; Allah işitir ve bilir.
Bedevîlerden öylesi vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını angarya sayar ve sizin başınıza belâlar gelmesini bekler. (Bekledikleri) o kötü belâ kendi başlarına gelmiştir. Allah pek iyi işiten, çok iyi bilendir.
Bazı Araplar, yardımlarını bir kayıp ve angarya sayar ve sizin için felaketler gözetlerler. En kötü felaketler onlar içindir. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Bedevilerden kimi de var ki, verdiğini angarya sayar ve sizin üzerinize belalar gelmesini bekler. O çirkin belalar kendi başlarına olsun! Allah herşeyi işitendir, bilendir.
Ârâbîlerden kimi vardır ki verdiğini cerîme sayar, size zamanın türlü türlü devr-ü inkılâbını gözetir, kötü devir kendi başlarına, Allah semi'dir, alîmdir
Bedevilerden öyle kimse vardır ki (Allah yolunda) harcayacağını bir angarye sayar ve (ondan kurtulmak için) sizin üstünüze belalar gelmesini bekler durur. O belâlar kendi başlarına olsun! Allah hakkıyle işiden, kemâliyle bilendir.
Hem bedevîlerden öylesi vardır ki, (Allah yolunda) harcadığını zarar sayar ve(bundan kurtulmak için) sizin başınıza belâlar gelmesini bekler. (O) kötü belâ kendi başlarına gelsin! Hâlbuki Allah, Semî' (onların sözlerini hakkıyla işiten)dir, Alîm(niyetlerini hakkıyla bilen)dir.
Ve yine bedevi araplardan infak ettikleri her şeyin kendileri için bir yük olduğunu kabul edenler var. Bulunduğunuz durumdan kötü duruma düşmenizi bekliyorlar. Ancak onlar kötü duruma düşecekler. Allah her şeyi işten ve bilendir.
Bedevilerden öyleleri vardır ki harcettiğini borç [⁴] sayar, ondan kurtulmak için hakkınızda musibetler [⁵] bekler, durur. Kötü musibetler başlarına gelsin [⁶]. Allah semi/dir, hakkıyle âlimdir.
İsmail Hakkı İzmirli Tevbe Suresi 98. Ayet Açıklaması
[4] Ziyan, boş.[5] Peygamberin ölmesi, müşriklerin galip gelmeleri gibi.[6] Yani mü'minlere istedikleri kendi başlarına gelsin.
Kadri Çelik
Bedevilerden, Allah yolunda infak ettiklerini ziyan sayanlar ve sizin başınıza belalar gelmesini bekleyenler vardır. Belalar onlara olsun! Allah şüphesiz işitendir, bilendir.
Öyle bedeviler vardır ki, İslâm’ı yalnızca siyâsî bir tavır olarak benimsedikleri için, zekât başta olmak üzere, Allah yolunda harcadıkları şeyleri, zoraki ödenmesi gereken bir ceza, boşa gitmiş bir kayıp, bir angarya sayar ve bu yükümlülükten kurtulmak için de, sizin başınıza türlü belâların gelmesini beklerler fakat o bekledikleri kötü belâ, kendi başlarına gelecektir! Çünkü Allah, her şeyi işiten, her şeyi bilendir. Bununla birlikte, aynı konumdaki bütün insanlar böyledir sanmayın:
Bedevî Arablar arasında, harcadığını zarar sayan, sizin için Devranlar gözleyen kimseler de vardır.
Kötülük devranı onların aleyhinedir.
Allah bilen işitendir.
Bedevî Araplardan kimi; (Allah yolunda) yapacağı harcamaya, kayıp gözüyle bakar ve en kötü belâlar kendi başlarına gelesiler, sizin başınıza belâların gelmesini beklerler. Şüphesiz Allah (söylediklerinizi) hakkıyla işitendir, (her şeyi) tam bilendir.
Ve (yine) bedevîler arasında [Allah yolunda] harcadığı her şeye kayıp gözüyle bakan ve [ey inananlar,] sizin darlık ve sıkıntıya düşmenizi bekleyenler var: [fakat] darlığa, sıkıntıya düşecek olan onlardır; çünkü Allah her şeyin özünü, iç yüzünü bilen, olup biten her şeyi işitendir.
Bu Araplardan bazıları Allah yolunda harcamalarını zarar sayarlar ve onlar sizin başınıza belaların gelmesini beklerler. Belaların en kötüsü onların üzerine olsun, Allah her şeyi işiten ve bilendir. 9/53- 54, 73...79, 36/47
Bedevî Araplardan gönlü (Allah yolunda) harcadığı şeyde kalanlar var[1517] ve zamanın aleyhinize dönmesini gözleyenler var; bekledikleri belâ girdabını kendileri boylayacaktır:[1518] zira Allah her şeyi işitmekte, her hesabı tarifsiz bir bilgiyle bilmektedir.
Mustafa İslamoğlu Tevbe Suresi 98. Ayet Açıklaması
[1517] Gönlünü bir kadına kaptırana ğarîm denilmesinden hareketle (Ferrâ, 25:65’in tefsirinde).
[1518] Ya da: “boylasınlar!” (Krş: 48:6).
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve bedevilerden öyleleri vardır ki, infak ettiği şeyi bir ziyan sayar. Ve sizin hakkınızda hadiselerin gelmesine intizarda bulunur. Kötü bir hadise onların üzerlerine olsun. Ve Allah Teâlâ kemaliyle işiticidir ve bilicidir.
Kimi bedevîler, Allah yolunda harcamasını angarya ve ziyan sayar; bundan kurtulmak için başınıza türlü türlü belalar gelmesini gözler. O belalar kendi başlarına olsun! Allah, her şey gibi, onların söylediklerini de işitir, bütün hallerini bilir.
Müslümanlar hissedilir bir kuvvet olunca bedevîler, çıkarcı bir tutumla İslâm’a girmeye koyuldular. Gerçek imana sahip olanlarının nisbeti azdı. Göçebe olduklarından İslâm’ın cihad, savaş, zekât, namaz vs. yükümlülüklerinden uzak durup ganimet ve menfaat sırasında pay almak işlerine geliyordu.
Süleyman Ateş
Bedevi Araplardan kimi var ki, verdiğini angarya sayar ve sizin başınıza belalar gelmesini gözetler. Kötü bela onların başına gelsin. Allah işitendir, bilendir.
Çölde yaşayan Araplar içinde öyleleri vardır ki savaş için yaptıkları harcamayı kayıp sayar, her şeyin aleyhinize dönmesini beklerler. Bekledikleri kötü günler başlarına gelecektir. Her şeyi dinleyen ve bilen Allah’tır.
Bedevilerden yaptıkları infakı zarar sayanlar ve hezimete uğramanızı bekleyenler vardır. Onlar hezimete uğrayacak olanlardır. Allah işitendir, bilendir.
Bedevîlerden öylesi vardır ki, hayır için harcadığını ziyan olmuş sayar ve başınıza felâketlerin gelmesini bekler. Felâket onların başına insin! Allah herşeyi işitiyor, herşeyi biliyor.
Çöl Araplarından öylesi vardır ki, infak ettiğini bir angarya/bir ceza ödeme sayar ve sizin başınıza belaların gelmesini bekler durur. En kötü bela onların başına olsun! Allah çok iyi işitir, çok iyi bilir.