Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6025, sondan 212. ayet; 90. sure ve Beled Suresinin 2. ayetidir. Beled Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 15 ve toplam ebced değeri ise 1270 olarak hesaplanmıştır. Beled Suresinin toplam ebced değeri 20333 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
1,2,3,4. Sen bu beldedeyken bu beldeye (Mekke’ye), babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki, biz insanı bir sıkıntı ve zorluk içinde (olacak ve bunlara göğüs gerecek şekilde) yarattık.
“Belde” veya “şehir”den maksat Mekke’dir. “Ana baba ve bunlardan meydana gelen çocuklar”ın kimler olduğu hakkında farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bunlar, “Âdem ve zürriyeti, Nûh ve soyu, İbrâhim ve soyu, Hz. Muhammed ve soyu, genel anlamıyla anne baba ve çocuklar” şeklinde özetlenebilir. Taberî, gerekçelerini açıklayarak bizim de katıldığımız son mânayı tercih etmiştir (bk. XXX, 125). Müfessirler 2. âyetteki hill kelimesinin farklı anlamlarından hareketle âyete şu mânaları da vermişlerdir: a) “Bu şehirde hayvan ve bitkilerin bile dokunulmazlığı olduğu halde müşrikler sana eziyet etmeyi helâl sayıyorlar.” Bu takdirde âyette müşriklerin kutsal kentin hürmetini çiğneyerek Hz. Peygamber’e eziyet etmeleri kınanmaktadır. b) “Bir gün gelecek Mekke’yi zalim putperestlerin elinden kurtarman gerekecek ve o zaman kentin dokunulmazlığı senin için geçici olarak kaldırılacaktır.” Bu takdirde ise Hz. Peygamber’in ileride bu kenti fethedeceği ve fetih sırasında şehirde çatışmaya girmesine geçici olarak izin verileceği bildirilmiş demektir. Nitekim öyle de olmuştur (Şevkânî, V, 517-518; Elmalılı, VIII, 5825). 4. âyette geçen kebed kelimesi “acı, sıkıntı, baskı, imtihan, dayanma gücü vb.” anlamlara gelmektedir. Bu da insanın, doğduğu günden öleceği güne kadar az veya çok sıkıntılar, ihtiyaçlar, acılarla karşılaşmasının kaçınılmaz olduğunu gösterir. “Hayat mücadelesi” ifadesinin genel kabul görerek kullanılması da insanın dünya hayatının “mücadele” şeklinde özetlenebileceğini göstermektedir. Bu durum aynı zamanda insana mücadele gücü ve iradesi de kazandırmaktadır. Âyetlerde ayrıca Hz. Peygamber’in karşılaşacağı güç şartlara, müşriklerin ona uygulayacağı baskılara da işaret edilmektedir.
[759] Beled sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 129.[760] Yemin edilen üç varlık hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XXI, 132-133.
Sen orada oturuyorsun veya orada senin için bir an savaş helal kılınacaktır veya av bile avlanmanın yasak olduğu bu Mekke şehrinde inkârcılar senin kanını helal sayıp seni öldürmeye niyet etmişlerdir veya ey peygamber! Sen Mekke'de ne yaparsan sana helaldir.
Senin gibi aslı nesli belli birine, işkencenin helâl sayıldığı, hükümranlığını ilan edeceğin, içinde ölüm cezaları verebileceğin, imtiyazlar tanıyabileceğin, haram irtikâp etmeyeceğin bu beldeye yemin ederim.
1, 2, 3, 4. Bu beldeye -ki sen bu beldedesin-, babaya ve ondan meydana gelen çocuğa yemin ederim ki biz, insanı (yüzyüze geleceği nice) zorluklar içinde yarattık.
Andolsun, Harem Bölgeye sığınan kâtillere, hırsızlara bile dokunulmazken, senin kanını helâl gören ve müminleri en ağır baskı ve işkencelere maruz bırakan bu şehre!
1 Beled / belde: Sınırlı, belli ve içinde bulunanların toplanma ve oturmalarıyla etkilenen yere denir. Şehre belde denilmesi de bunun içindir. İmar edilmemiş, bayındır olmayan çöle belde denilmesi, vahşi hayvanların mekânı; toprağa belde denilmesi, haşere ve böceklerin mekânı; mezarlığa belde denilmesi de ölülerin mekânı olmalarından dolayıdır. Bu bilgilerden anlaşılır ki Mekke-i Mükerreme'ye “el-Beled” denilmesi, “Şüphesiz bütün âlemlere bereket ve hidâyet kaynağı olarak, insanlar için (yeryüzünde) kurulan ilk ev, Bekke'dekidir. İbrahim'in makamı olan orada, apaçık mûcizeler vardır…” (Âlu İmran: 96-97) ayetleri gereğince Beyt-i Atik olan Kâbe-i Muazzama, âlemin bir fazilet yurdu olarak hürmet ve saygıyla tanınması vacip, mübarek, bilinen bir şehir olduğuna işarettir. 2 Hıll: Kelime olarak “haram, harem, ihram” karşılığı olarak sıfat veya isimdir. Terim olarak ise, Mekke'de harem bölgesinden dışarıda kalan yer, o helal yerde bulunmak, ihramdan çıkmak veya ihramdan çıkan ve yeminin sorumluluğundan çıkan manalarına gelir ki asıl manası bir “serbestlik” ifade eder. Bir şeyin üzerine inmek, konmak manasına olabildiği de söylenmiştir. Burada muhatap olan Hz. Peygamber (s.a.v)'in bir vasfı olduğu açıktır. Bu da başlıca üç manada düşünülebilir. 1. Bir yere inmek, konmak manası öne alınırsa: Allah Beled-i Haram'a yemini Hz. Peygamber (s.a.v)'in ona girmesi ile kayıtlamıştır ki bunda peygamberin faziletinin büyüklüğünü gösterme ve bir yerin şerefinin, o yerde bulunanların şerefi ile olduğunu bildirme mânâsı vardır. (Beydâvî) 2. Hıll'in, bir yere inmek manasına gelen hulul kökünden türetilmiş bir sıfat olması sebebiyle Hz. Peygamber (s.a.v)'in oradan hicret edip de daha sonra fetih ile oraya gireceği hale de işaret olmasıdır. 3. Allahu Teâlâ gökleri ve yeri yarattığı gün Mekke'yi haram kıldı. O, kıyamet kopana kadar da haramdır. Bundan dolayı onun ağacı budanmaz, otu biçilmez, avı ürkütülmez, sokağında bulunup alınan ve sahibi belli olmayan şey, onu araştırıp sorandan başkasına helal olmaz.
[5728] Veya Ebu Hayyan’ın yukarıdaki tercihinin devamı olarak: “bu belde senin saygınlığını ihlal etti” (el-Bahr). Ya da hıllin “mukim, sakin” mânasına gelen hâllenin sıfatı veya mastarı oluşuna dayanarak: “bu beldenin sakinisin” (Müfredât ve Mekâyîs).
Bu belde Mekke’dir. Hz. İbrâhim (a.s.) buraya gelip hanımı Hacer’i bıraktığında burası dağlık, susuz, bitkisiz bir vadi idi. Kâbe’yi bina ettiğinde çevresinde burayı şenlendirecek insanlar yoktu. Ama sonra bütün Arap yarımadasının merkezi oldu. Tam bir anarşinin hüküm sürdüğü bu kıtada, tek emin yer burası oldu.