Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6058, sondan 179. ayet; 91. sure ve Şems Suresinin 15. ayetidir. Şems Suresi 15. ayetinin kelime sayisi 3, harf sayısı 13 ve toplam ebced değeri ise 916 olarak hesaplanmıştır. Şems Suresinin toplam ebced değeri 19092 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Başka sûrelerde örnekleri görüldüğü gibi burada da geçmiş bir kavmin hikâyesinden konuyla ilgili bir kesit verilmiştir. 8-10. âyetlerde insanın hayır veya şer yollarından birini seçebileceği, bu imkâna sahip olarak yaratıldığı bildirildikten sonra nihaî kurtuluşun da yıkımın da bu seçime bağlı bulunduğu uyarısı yapılmıştı. İşte 11-15. âyetlerde bu seçimi yanlış yapanlardan bir örnek ve insanlara bir ibret olmak üzere geçmişten bir topluluğun, Semûd kavminin yanlış seçimi ve bu yüzden başlarına gelen büyük felâket hatırlatılmıştır (bilgi için bk. A‘râf 7:73-79; Hûd 11:61-68).
Allah, bu işi böyle bitirdiğinden korkmaz. (O adaletle hükmettiği için, her şeyi yerli yerinde ve güzeldir. İmtihan gereği üstünlerin, iyilerin oluşması için, bazılarının kaybetmesi lazım. Ve kimsenin, neden ben böyle oldum? Diye şikâyet hakkı yoktur. Çünkü kendisi isteyerek yanlışı tercih etmiştir.)
11, 12, 13, 14, 15. Semûd kavmi azgınlığı yüzünden (Allah'ın elçisini) yalanladı. Onların en bedbahtı (deveyi kesmek için) atıldığında, Allah'ın Resûlü onlara: «Allah'ın devesine ve onun su hakkına dokunmayın!» dedi. Ama onlar, onu yalanladılar ve deveyi kestiler. Bunun üzerine Rableri günahları sebebiyle onlara büyük bir felâket gönderdi de hepsini helâk etti. (Allah, bu şekilde azap etmenin) âkıbetinden korkacak değil ya!
Allah Semûd kavmine Sâlih Peygamber’i göndermişti. Kendisinden mucize istediler. Allah ona pek güzel bir dişi deve gönderdi. Bu devenin otlaklarda serbestçe dolaşması, belli bir günde sulanması, deveye kimsenin kötülük etmemesi emredildi. Kudar b. Sâlif adında birisi, Hz. Sâlih’i yalanladı. Sonra deveyi kestiler. Allah, onların memleketlerini başlarına yıktı ve onları helâk etti. Onlardan kalan harabeler hâla mevcuttur.
(1)“Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın esâs-ı i‘câzı (mu‘cizeliğinin temeli), en mühimlerinden belâgatından(ifâdesindeki hârikalıktan) sonra îcâzdır (az sözle çok şey anlatmaktır). Îcâz, i‘câz-ı Kur’ân’ın en metîn(sağlam) ve en mühim bir esâsıdır. Kur’ân-ı Hakîm’de şu mu‘cizâne îcâz o kadar çoktur ve o kadar güzeldir ki; ehl-i tedkīk, karşısında hayrettedirler. Meselâ: (...) (âyet 11-15) İşte, Kavm-i Semûd’un acîb ve mühim hâdisâtını(hâdiselerini) ve netâicini (netîcelerini) ve sû’-i âkıbetlerini (kötü sonlarını), böyle kısa birkaç cümle ile îcâz(az söz) içinde bir i‘câz (mu‘cizelik) ile selâsetli (akıcı) ve vuzuhlu (açık) ve fehmi ihlâl etmez (anlamaya zarar vermez) bir tarzda beyân ediyor.” (Sözler, 15. Söz, 58)
1 Yani Allah verdiği cezanın sonundan, acaba sonunda bir zarar veya sorumluluk gelir mi? diye endişe edecek değildir. O, sonunda yaptıklarının hesabını vermeğe mecbur olan ve ona göre verdiği cezalarda, ettiği azaplarda akibetinden korkması lazım gelen yaratılmış hükümdar ve hâkimlere benzemez. Çünkü Onun üstünde Onu sorumlu tutacak, Ona bir zarar verebilecek hiçbir kuvvet ve kudret yoktur. O hakkın kendisidir. Her şeyi yapmaya kendiliğinden layıktır ve her ne yapsa hakkıdır. Bütün mülk Onun olduğu için mülkünde “Dilediğini yapan” (Hud: 107) ve “yaptığından mesul olmaz.” (Enbiya: 23) bir Zat olarak dilediğini yapar, kimsenin karşı çıkma ve karışmaya hak ve selahiyeti olmadığı gibi zerrece bir zarar verebilme ihtimali de yoktur. (Elmalılı) Bu âyet; “(Salih) ise, o helâkin sonucundan asla korkmuyordu.” diye tercüme edilebilir. Bk. (A’raf: 73, Hûd: 64, Şuara: 155)
Muhammed Esed
çünkü [onlardan] hiç biri başlarına gelecek şeyin korkusunu taşımıyordu. 10
[5758] Veya yehâfunun gizli zamirinin Allah’ı gösterdiğinden hareketle: “O, o (kavmin) akıbetinden korkmazdı.” Tercih ettiğimiz mânaye göre yehafudaki erilliğin izahı, tercih etmediğimiz mânadaki -velev ki olumsuzlama formuyla da olsa- “Allah” ile O’na atfen kullanılan “korkma” fiilini bir arada tasavvur etmenin izahından çok daha kolaydır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Allah Teâlâ onların bu ihlak-i akibetinden korkacak değildir.