Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6085, sondan 152. ayet; 93. sure ve Duhâ Suresinin 6. ayetidir. Duhâ Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 18 ve toplam ebced değeri ise 666 olarak hesaplanmıştır. Duhâ Suresinin toplam ebced değeri 12502 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Hz. Peygamber, annesi ona hamileyken babasını, altı yaşındayken de annesini kaybetmiş; önce dedesi Abdülmuttalib’in, onun ölümünden sonra da amcası Ebû Tâlib’in himayesinde yetişmiştir. Ebû Tâlib, yeğeninin peygamberliğini kabul ettiğini açıkça ilân etmemekle birlikte düşmanlarına karşı onu korumuştur. Fakat Ebû Tâlib ve Hz. Peygamber’in eşi Hatice vefat edince müşrikler ona karşı saldırılarını arttırmışlardı. Bu sûrede Allah, o güne kadar peygamberine verdiklerini hatırlatarak teselli etmiş, geleceğinin daha iyi olacağını da müjdelemiştir.
“Seni yol bilmez halde bulup yol göstermedi mi?” diye çevirdiğimiz 7. âyeti bazı müfessirler, “Resûlullah küçükken Mekke vadilerinden birinde yolunu şaşırıp kaybolmuştu. Allah onun yolunu bulup dedesine gelmesini sağladı” şeklinde yorumlarken, bazıları da “Resûlullah amcası Ebû Tâlib’le birlikte Suriye’ye giderken yolda kaybolmuştu, Allah’ın yardımıyla amcasını buldu” demişlerdir (Ebû Hayyân, el-Bahru’l-muhît, VIII, 486, Beyrut 1983). Buna benzer başka yorumlar da olmakla birlikte bunlar âyetin amacına açıklık getirici nitelikte görünmemektedir. Bizim de katıldığımız müfessirlerin çoğunluğunun yorumuna göre ise bu âyette Hz. Muhammed’in peygamberlikten sonraki dönemiyle önceki dönemi arasında bir karşılaştırma yapılmaktadır. Nitekim o peygamber olmadan önce de başta putperestlik olmak üzere kendi toplumunda hâkim olan inanç ve yaşayışın yanlışlığını, insanın varlık amacına yakışmadığını görüyor, bu gidişi asla beğenmiyordu; ama onların bundan nasıl kurtulacaklarını da bilmiyordu. Âyetteki deyimiyle bu konuda “yol bilmez bir halde” idi. İşte yüce Allah Kur’an’ı göndererek onu bu durumdan kurtarıp yolunu aydınlattı; ona hem varacağı hedefi hem de o hedefe nasıl varacağını öğretti (Râzî, XXXI, 215-216; Elmalılı, VIII, 5900-5901).
Hz. Peygamber Kureyş’in soylu bir ailesine mensup olmakla birlikte yetim ve himayeye muhtaç olarak büyümüştü; çocukluğu ve gençliğinin ilk yılları yoksulluk içerisinde geçmiş, daha sonra gerek kendisinin ticarî faaliyetleri gerekse zengin bir tüccar olan Hz. Hatice ile evlenmesi ve eşinin tüm servetini onun yönetimine bırakması neticesinde fakirlikten kurtulmuştur. Ancak buradaki zenginleştirmeyi, Allah Teâlâ’nın resulüne gönderdiği vahiy ile onun ruh ve kalp dünyasını zenginleştirmesi, onu hem kendisini hem insanlığı aydınlatabilecek zenginlikte hakikatlere mazhar kılması şeklinde anlamak da mümkündür. Bazı müfessirlere göre 8. âyette, onun hayatındaki bu gelişme hatırlatılarak kendisine bu imkânları sağlayan Allah’ın ona darılmasının, kendisini terketmesinin söz konusu olamayacağı bildirilmiştir (bk. Muhammed Abduh, Tefsîru cüz’i ‘Amme, s. 112; Elmalılı, VIII, 5902).
Hz. Muhammed daha doğmadan anne rahminde iken babası Abdullah’ın ölümüyle yetim kalmış ve dünyaya yetim olarak gelmişti. Henüz altı yaşındayken de annesini kaybederek öksüz kalmıştı. Hem anneden hem de babadan öksüz kalan Hz. Muhammed dedesi Abdülmuttalib’in yanına yerleşmişti. Sekiz yaşında dedesi Abdülmuttalib’i de kaybedince erginlik ve olgunluk çağına kadar amcası Ebu Talip’in yanında kalmıştı. Bu ayet muhtemelen bu serüveni anlatmaktadır.
Rabb’in seni, daha dünyaya gözlerini açmadan babasını, altı yaşındayken de annesini kaybetmiş çaresiz bir yetim olarak bulup da, güçlü ve şefkatli kollara emânet ederek bağrına basmadı mı?
1 Yetim, esasen; “küçükken babası ölen çocuk,” demek olup bunda, “tek başına yalnız kalmış olmak” manası vardır. İstiare olarak ise; “benzersiz ve nadir bulunan kıymetli şey” demektir. Son derece kıymetli inciye de “dürr-i yetim” denilir. Yukarıdaki tercüme bu anlamın daha uygun olduğu düşünülerek yapılmıştır. Yani, O Allah, “Seni halk içinde benzersiz, imkân sedefinden eşsiz olarak seçip de kalbini kendisine çevirmek suretiyle koruma ve himayesinde barındırmadı mı?” anlamı da verilebilir. Bu âyetin anlamı; “O seni yetim iken bulup, barındırmadı mı?” diye de yapılabilir.
Muhammed Esed
O seni yetim olarak bulup bir sığınak vermedi mi? 3
[5778] Yani: “yetim olarak dünya sahnesine çıkarıp”. 6-8. âyetlerde “yetim olma”, “yolu kaybetme” ve “ihtiyaç” Allah’a nisbet edilmezken, “sığınak olma”, “doğru yola yöneltme” ve “müstağni kılma”nın Allah’a nisbet edilmesinin üzerinde durmak gerekir.