Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6123, sondan 114. ayet; 96. sure ve Alak Suresinin 17. ayetidir. Alak Suresi 17. ayetinin kelime sayisi 2, harf sayısı 10 ve toplam ebced değeri ise 264 olarak hesaplanmıştır. Alak Suresinin toplam ebced değeri 20564 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
“Kurultay” diye çevirdiğimiz nâdî kelimesi, “bir konuda istişare etmek üzere toplanmak” anlamına gelen nedve kökünden türemiş olup kurultayda bir araya gelen heyeti ifade eder. Câhiliye döneminde Mekke’de bu tür toplantıların yapıldığı yere dâru’n-nedve denilirdi. “Zebâniler” diye çevirdiğimiz zebâniye kelimesi ise “itmek, savmak” anlamına gelen zeben kelimesinden türemiş çoğul bir isim olup dinî terim olarak azap meleklerini ifade eder. Rivayete göre Resûlullah İbrâhim’in makamında namaz kılarken Ebû Cehil, “Ben sana namaz kılma demedim mi!” diyerek onu tehdit edip engellemek istemiş, Hz. Peygamber de ona sert bir şekilde karşılık vermişti. Ebû Cehil, “Sen beni ne ile tehdit ediyorsun? Vallahi ben bu memlekette adamları en çok olan kimseyim” demiş, bunun üzerine bu âyetler inmiştir (bk. Kurtubî, XIX, 127). Allah Teâlâ, “O hemen kurultayını çağırsın, biz de zebânileri çağıracağız” buyurarak Hz. Peygamber’e meydan okuyan Ebû Cehil’in yetersizliğini ortaya koymak istemiştir. Nitekim Ebû Cehil bu âyetleri dinlediği halde kötü niyetini gerçekleştirme yönünde herhangi bir teşebbüste bulunmaya cesaret edememiştir.
19. âyette tekrarlanan “hayır!” anlamındaki kellâ edatı da, o azgın insanın, Hz. Peygamber’e kötülük etmek üzere taraftarlarını çağırmaya asla cesaret edemeyeceğini gösterir. Burada Resûlullah’a, böyle azgın, Allah ve peygamber tanımaz kimseye boyun eğmemesi, namaz kılmaya ve secde etmeye devam ederek Allah’a yakınlaşma gayretlerini sürdürmesi emredilmiştir. Şüphe yok ki Allah’a yaklaşmak, O’nun emirlerine itaat etmekle ve bu itaatin en anlamlı ifadesi olan secde ile mümkündür. Nitekim Hz. Peygamber, “Kulun rabbine en yakın olduğu an secdede bulunduğu andır” buyurmuştur (Müslim, “Salât”, 215).
15,16,17,18. Hayır hayır! Eğer bu yaptığından vazgeçmezse, derhal onu o yalancı, günahkâr alnından yakalarız. O, hemen gidip meclisini çağırsın. Biz de zebanileri çağıracağız.[781]
17-18.Tirmizi`nin ve daha başkalarının Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiklerine göre bir gün Resulullah (a.s.) namaz kılarken Ebu Cehl gelip: "Seni bundan nehyetmemiş miydim?" dedi. Resulullah (a.s.) da ona karşı çıktı. Ebu Cehl de: "Burada ne olduğu, arkamdan benden çok (yani sayıca kalabalık) bir yandaşlar grubu olduğunu biliyorsun" dedi. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimelerini indirdi. (Ebu Cehl`in Resulullah (a.s.)`ı namaz kılmaktan alıkoymasına, Resulullah (a.s.) namaz kılarken ona kötülük yapmaya teşebbüs etmesine ve buna muvaffak olamamasına dair rivayetler hakkında Yasin suresinin 8 ve 9. ayeti kerimelerinin iniş sebeplerine bakınız.)
Ali Bulaç
O zaman da meclisini (yakın çevresini ve yandaşlarını) çağırsın.
15, 16, 17, 18, 19. Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), o yalancı, günahkâr alından (perçemden) yakalarız (cehenneme atarız). O, hemen gidip meclisini (kendi taraftarlarını) çağırsın. Biz de zebânîleri çağıracağız. Hayır! Ona uyma! Allah'a secde et ve (yalnızca O'na) yaklaş!
1 Zebani: Lügatte esas olarak, polis yani “zabıta kuvveti” demektir. Kelime olarak çoğuldur. Terim olarak, cehenneme gidenlerle meşgul olan azap melekleri, cehennemlikleri cehenneme atmaya memur edilen melek, cehennem bekçisi anlamlarına gelir. Kur’ân-ı Kerîm’in altı ayrı sûresinde dokuz âyette “zebânî” kelimesine atıflar vardır. Kelime açık olarak ve “ez-zebâniyye” şeklinde yalnız bu âyette geçmektedir. Fahruddin er-Râzî "ez-Zebâniyye"yi: “Onlar ehl-i meclis ve ehl-i meşveret olan azab melekleridir ki, şiddetle tutmak ve atmakla cehennemin işlerine memur olmuşlardır” şeklinde açıklamıştır. İnsanları şiddetle cehenneme itmeğe muktedir oldukları için de onlara “zebânî” denmiştir.
Muhammed Esed
Bırak, kendi aklının [asılsız, düzmece] tavsiyelerini 9 [yardımına] çağırsın,
[5819] “Kulüp, loca, lobi” anlamındaki nâdiyeh, müşrik Mekke’nin şehir senatosu Dâru’n-Nedve’ye bir göndermedir. Bu bağlamda örgütlü küfrü ifade eder. (Kelimenin lugavî tahlili için bkz: 29:29, not 38.)