Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6132, sondan 105. ayet; 98. sure ve Beyyine Suresinin 2. ayetidir. Beyyine Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 24 ve toplam ebced değeri ise 1337 olarak hesaplanmıştır. Beyyine Suresinin toplam ebced değeri 28116 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Burada eleştiri konusu edilen “Ehl-i kitap”tan maksat, özellikle o dönemde Medine ve çevresinde yaşayan yahudilerle hıristiyanlar; “müşrikler”den maksat ise dönemin putperest Araplar’ıdır. Her ne kadar burada Hz. Peygamber’in yakın çevresinde bulunan iki grup inkârcı zikredilmişse de hüküm geneldir, bütün insanlığı ilgilendirmektedir. İlk âyet hakkında yapılan yorumları üç noktada özetlemek mümkündür: a) Müfessirlerin çoğunluğu bu âyeti, “Allah ve resulünü inkâr eden yahudiler, hıristiyanlar ve putperestler, kendilerine açık kanıt yani peygamber gelinceye kadar içinde bulundukları inkârcılıktan ayrılıp ona son vermeyeceklerdir” şeklinde yorumlamışlardır. b) Diğer bir yorum da şöyledir: Allah Teâlâ, Hz. Peygamber’in muhatapları olan Ehl-i kitap ile müşrikleri, –yeni bir ilâhî mesajın zamanı geldiği için– o mesajı göndermeden dünyadan ayırmayacaktır. c) Aynı âyet, söz konusu grupların, kendilerine elçi ve kanıt gelmedikçe, gönderilmedikçe cezalandırılmayacakları şeklinde de yorumlanmıştır (bk. Ebû Hayyân, VIII, 498; Şevkânî, V, 557-558). Bu son anlam âyetin bağlamına daha uygun görünmektedir. Yüce Allah, insanları iyiyi kötüden ayırt edecek yeteneklerle donatmış olmakla birlikte yine de, merhametinin bir sonucu olarak, açık kanıt göndermediği ve mesajının ulaşmadığı kimseleri yaptıklarından dolayı cezalandırmayacağını haber vermiştir. Nitekim bu husus, “Biz bir resul göndermedikçe azap edecek değiliz” (İsrâ 17:15) meâlindeki âyette daha açık bir şekilde ifade buyurulmuştur. 2. âyette, ilk âyette geçen kanıtın, “tertemiz sayfalar”ı okuyup Allah’ın emirlerini insanlara tebliğ etmek üzere Allah tarafından gönderilmiş olan Hz. Peygamber olduğu belirtilmiştir. “Tertemiz sayfalar” ise Kur’an’ın sayfaları olup “tertemiz” nitelemesi, “yalan, nifak, şüphe, sapkınlık ve yanlışlık vb. kusurlardan arınmış sayfalar” anlamını ifade eder (bk. Kurtubî, XXIX, 142). 3. âyet ise bu sayfalarda “kitaplar”, yani dosdoğru, hakkı bâtıldan ayıran ilâhî âyetler ve hükümler bulunduğunu bildirmektedir. Kur’ân-ı Kerîm önceki kitapların hükümlerini içerdiği için de bu şekilde nitelendirilmiş olabilir.
Mehmet Okuyan
(O), Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeleri [tilavet] eden (okuyup aktaran) bir elçidir.
(O delil ise) Allah'tan gönderilmiş bir elçi(dir ki, kendilerine) tertemiz (kalan ve asla bozulmayan İlahi hikmet ve hakikat olan Kur’an-ı Kerim’deki) sahifeleri okumaktadır;
1, 2, 3. Ehl-i kitaptan ve Allah’a ortak koşanlardan olan o kâfirler, haktan ayrı sayılmazlar Allah’tan onlara bir peygamber: beyine (açık delil) gelmedikçe.. Onlara doğru yasalar ve bilgiler olan tertemiz sahifeler (vahiy mesajlarını) okuyan Allah’tan gelen bir Peygamber...
1,2,3. Kitaplı olan kâfirler ile Tanrıya eş koşanlar —Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber onlara, doğru yazılmış kitaplardan, arı, duru sayfalar okuyan bir tanık gelene dek — dinlerinden ayrılmış değillerdir
1,2,3. Kitap ehlinden ve ortak koşanlardan inkarcılar, kendilerine apaçık bir belge, içinde kesin ve en doğru hükümlerin bulunduğu arınmış sahifeleri okuyan, Allah katından bir Peygamber gelene kadar dinlerinden vazgeçecek değillerdi.
1,2,3. Kitablardan ve müşriklerden küfredenler kendilerine apaçık bir hüccet, (ya'nî) içinde (kitabların) en doğru (hükümleri) yazılı, (baatıldan âzâde ve) temiz sahîfeleri okuyacak Allahdan bir peygamber gelinceye kadar (gûyâ intizaar edeceklerdi, dînlerinden) ayrılacak değillerdi.
O apaçık delil, Allah tarafından gönderilen ve hiçbir tahrifâta uğramamış tertemiz sahifeler okuyan ve böylece insanlığı doğru yola davet eden bir Elçidir.
1,2,3. Kitap ehlinden1 ve müşriklerden2 olan kâfirler,3 kendilerine açık delil olarak, Allah tarafından gönderilen ve içerisinde en doğru hükümler bulunan, tertemiz sahifeleri okuyan bir Peygamber gelinceye kadar, (diğer kâfirlerden) ayırt edilecek değillerdi.4
1 Ehl-i Kitap: Kendilerine peygamberler vasıtasıyla kitap gönderilen geçmiş ümmetler demektir. Peygamber Efendimizin yaşadığı dönemde ve Arap yarımadasında “ehl-i kitap”tan anlaşılan, o bölgede yaşayan “Yahudiler ve Hıristiyanlar” idi. Bu sebeple de Kur’an kimin kastedildiğinin anlaşılması için bu Yahudi ve Hıristiyan toplumlarından önceleri ehl-i kitap olarak bahsetmiştir. Ancak daha sonra gelen ayetlerle bunların içerisinden bir kısım özellikleri taşıyanların ehl-i kitap sayılmayıp kâfir oldukları açıkça beyan edilmiştir. Kur’an’a göre Allah’a inanıp kendilerine gönderilen peygamberlere, peygamber olarak îman edenler, gerçek ehl-i kitaptır. Aslında Allah, Yahudilik ve Hıristiyanlık adı altında bir din göndermemiştir. Zira Allah’ın peygamberleri ile gönderdiği dinlerin genel adı, Kur’an’a göre “İslâm Dini”dir. Yahudilik ve Hıristiyanlık ise daha sonra insanların keyiflerine göre tanımladıkları dinlerin adıdır. Yahudiler ve Hıristiyanlar aşağıdaki sebeplerden dolayı ehl-i kitaplıktan ayrılmışlardır. 1- Yahudiler, Üzeyr’i, (Tevbe: 30) Hıristiyanlar da Hz İsa (a.s.)’ı Allah’ın oğlu, (Maide 17) olarak kabul etmişler ve böylece kâfir olmuşlardır. 2- Hıristiyanlar, Allah’ın dışında ayrıca hahamlarını, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih’i kendilerine Rabler edinerek kâfir olmuşlardır. (Tevbe: 31) 3- Yahudiler ve Hıristiyanlar Allah’a oğullar isnat ederek şirk koşmuşlardır. (Beyyine: 1-3) 4- Yahûdîler: “Allah, insanlara hiçbir şey göndermemiştir” diyerek, Allah’ı lâyıkıyla tam olarak tanımlayamayarak ve gerçek Tevrat’ı basit kâğıt parçalarına dönüştürerek, kendi kitaplarını dahi inkâr etmişlerdir. (Maide: 91) 5- Hıristiyanlar, “Allah, ancak Meryem’in oğlu Mesih”tir diyerek de kesinlikle kâfir olmuşlardır. (Maide: 17) Bazıları “Gerek kitap ehlinden, gerekse müşriklerden olan kâfirler, Rabbinizden size herhangi bir hayır indirilmesini asla arzu etmezler. Hâlbuki Allah, Rahmetini dilediğine tahsis eder. Çünkü Allah, çok büyük lütuf sahibidir.” (Bakara 105) ayetini delil gibi göstererek, “Yahudi ve Hristiyanların bazen şirke düşseler de şirki hayat tarzı haline getirmediklerini” söyleyerek ehl-i kitap yağcılığı yapsalar da bu ve benzeri birçok ayete göre “ehl-i kitap olduğu söylenen” Yahudi ve Hristiyanlar tam bir kâfir ve müşriktir. Konuyla ilgili geniş açıklama için Bk. (Nisa: 59, 162 ve dipnotları)2 Müşrik: Kur’an’da iki manada kullanılır ki biri zahirî, diğeri hakikîdir. Zahirî müşrik, açıktan açığa Allah’a eş koşan ve birden fazla ilaha inananlardır. Buna göre Ehl-i Kitab’a müşrik denmez. Hakikî müşrik de hakikaten tevhide ve İslam’a iman etmeyen gayr-i müslimler’dir. Bu manaya göre Ehl-i Kitab olan Yahudi ve Hıristiyanlar dahi müşriktirler. Zira bunlar zahiren tevhit iddialarına rağmen hakikatte Allah’a çocuk isnat ederler. Konuyla ilgili geniş açıklama için Bk. (Bakara: 221, Tevbe: 28 ve dipnotları)3 Burada kastedilen kâfirler, öncelikle ehl-i kitaptan olduklarını iddiâ edip de Allah’a çocuk isnat edenlerdir. Bunlar, Kur’an’a ve Rasûlullah’a îman etmedikleri müddetçe kâfirdirler ve bunlar hakkında kâfirlere uygulanan hükümler uygulanır. Bk. (Bakara: 105, Mâide: 72, 73, Tevbe: 30, Ankebut: 46, Haşr: 2, 11, Beyyine: 1, 6) 4 Bunlar işte o “oku” diye okunması emrolunan Kur’ân sayfaları ve Kur’ân sûreleridir. O kâfirler, böyle temiz sayfalar okuyacak bir Allah Rasulü gelinceye kadar bulundukları hâl ve vaziyetten, din ve inançtan ayrılacak değillerdi. Öyle bir “beyyine” gelmedikçe tamamen hak ve tevhit dinini bilip de yerleşecek ve hallerini değiştirecek bir durumda bulunmuyorlardı ve bunda özürlü olabilirlerdi. Çünkü “Biz, bir peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.” (İsra: 15) âyeti bunu bildirmektedir. Fakat öyle bir beyyine, bir Allah Rasulü geldikten sonra küfre sapıp da eski hallerinden ayrılmamakta ısrar etmelerine hiç bir sebep ve mazeret olamazdı. Yani, onların foyaları, Hz. Peygamber ve Kur’an gelince ortaya çıktı. Zîrâ onlar, daha önce en doğru kimselerin kendileri olduğunu, söyleyerek halkı kandırıyorlardı. (Elmalılı)
Muhammed Esed
[onlara] kutsanmış tertemiz vahiyler ileten Allah'tan bir elçi (gelmeden),
2, 3. O kesin delil de: İçinde hak, hikmet ve adaletin ifadesi olan yazılar ihtiva eden tertemiz sayfaları okuyan, ve Allah tarafından gönderilen bir Resuldür. [80, 13-16; 3, 105]
Âşikâr bir delil: Resulullah (a.s.m)’dır. Onun tertemiz hayatı, dinin en bariz delilidir. Onun dürüst, güvenilir olup güzel ahlâkın bütün dallarında en mükemmel olması, ümmî olmasına rağmen ona Kur’ân gibi bir kitap verilmesi, bedevî bir toplumda tarihin en büyük ınkılabını gerçekleştirmesi, getirdiği inanç esaslarının, ibadetlerin, hükümlerin ve ahlâkî prensiplerin hep mâkul olması, ona tâbi olarak manevîyat, ahlâk ve bilimlerde muazzam ilerleme yapan yüz binlerce mükemmel insanın yetişmeleri gibi yüzlerce husus düşünülürse Resulullahı tanıma vesîlelerinin ne kadar fazla olduğu anlaşılır.
Süleyman Ateş
(Yani) Allah tarafından gönderilen ve tertemiz sahifeler okuyan bir elçi.