

"er-Radı ... gazvesi" er-Radı, Huzeyl'liler yurdundan bir yerin adıdır. Vaka ona yakın bir yerde cereyan ettığinden ona bu ad verilmiştir. "Bi'ri Maune" de Mekke ile Usfan arasında Huzeyl topraklarından bir yerdir. Bu vaka aynı zamanda Kurra seriyesi diye de bilinir. Sözü geçen Ri'I ve Zekvan oğulları ile meydana gelmiştir. "Onların yanında esir kaldı. Nihayet onu öldürmeyi kararlaştırdılar." İbn Sa'd'ın rivayetinde şöyle denilmektedir: Her ikisihi haram aylar çıkana kadar hapsettiler. Daha sonra onları Ten'im denilen yere çıkartıp, ikisini de orada öldürdüler.
Bureyde b. Sufyan'ın rivayetinde: "Onu esir tuttukları sürece ona kötü muamele ettiler. O da onlara: Şerefli olan insanlar esirlerine böyle muamele etmez dedi. Bundan sonra ona güzel muamele etmeye başladılar. Onu gözetmek üzere bir kadının yanında bıraktılar" demektedir. İbn Sa'd da Nevfel oğullarının azadlısı olan Mevheb yoluyla şöyle dediğini zikretmektedir: Hubeyb -ki onu yanında bırakmışlardı- bana: Ey Mevheb, senden üç şey istiyorum. Bana tatlı su içir, putlar üzerinde onlar adına kesilmiş olan yiyecekleri benden uzak tut, beni öldürmek istediklerinde de bana bildir, dedi.
"Andolsun onun bir üzüm salkımından yediğini gördüm. O gün Mekke'de meyve namına bir şey yoktu." İbn İshak'ın daha önce geçtiği üzere İbn Ebi Necih'ten şöyle denilmektedir: "Evinde bir adamın başı gibi bir üzüm salkımı vard!." "Bu, ancak Allah'ın ona verdiği bir rlZıkt!." İbn Sa'd'ın rivayetinde: "Allah'ın Hubeyb'e ihsan ettiği bir rızıktı" denilmektedir.
İbn Battal der ki: Yüce Allah'ın bunu kafirlere karşı bir ayet (belge, mucize) ve risaletinin doğruluğunu ispatlamak üzere nebisinin lehine bir burhan (kesin delil) kılmış olması mümkündür. Günümüzde Müslümanlar arasında böyle bir şeyin kendisine verilmiş olduğunu iddia eden kimselerin ise bu sözlerinin açıklanacak bir tarafı yoktur .. Çünkü Müslümanlar dine girmiş, nübuwete kesin olarak inanmış bulunuyorlar. Onların nezdinde böyle bir belgenin (kerametin, mucizenin) izhar edilmesinin anlamı ne olabilir ki? Böyle bir iddiayı kabul etmenin tek sakıncası cahil bir kimsenin kalkıp bu gibi alametlerin nebi olmayan bir kimsenin elinde ortaya çıkması mümkün olduğuna göre, bir Nebi böyle bir şey gösterirse onu nasıl tasdik edebiliriz? Çünkü Nebi olmayanların da bu gibi şeyleri ortaya koydukları kabul edilmektedir, şeklindeki bir itirazdan başkası sözkonusu olmasa dahi, böyle bir yolu kapatmak için bu gibi işlerin gerçekleştiğini kabul etmemek gerekir, der ve nihayet şunları söyler: Ancak bu tür işler harikulade türden olmayıp, herhangi bir eşyanın mahiyetini değiştirmiyar ise kabul edilebilir. Mesela yüce Allah'ın bir kulunun duasını derhal kabul etmesi ve buna benzer fazilet sahibinin faziletini ve velinin kerametini ortaya koyan türden olması hali müstesnadır. Yüce Allah'ın Asım'ı düşmanları onun saygınlığını çiğnemesinler diye korumuş olması da bu kabildendir. İbn Batlal'ın sözleri burada sona ermektedir.
Hülasa İbn Battal kerameti kabul edenlerle, etmeyenler arasında orta bir yol izlemiş ve kabul ettiği kerametleri bazen bazı şahıslardan görülen ve harikulade olmayan türden olanları kabul etmiştir. Kabul edilemeyecek olanlar ise mesela eşyanın mahiyetini değiştiren türden gösterilen işlerdir. Ehl-i sünnetin meşhur görüşü ise mutlak olarak kerametin varlığını kabul etmektir .. Fakat Ebu'I-Kasım el-Kuşeyri gibi bazı muhakkikler bazı Nebilerin meydan okumak üzere gösterdikleri halleri istisna ederek şunları söylemektedir: Babasız bir evladı var etmek gibi bir dereceye de asla ulaşamazlar. .
Bu görüş bu husustaki görüşlerin en mutedil alanıdır. Anında duanın kabul edilmesi, yemeğin ve suyun arttırılması, gözden uzak hallerin mükaşefe ile bilinmesi, gelecekte olacak bazı şeyleri haber vermek ve benzeri hususlar gerçekten çokça görülür. O kadar ki salih olduğu kabul edilen kimselerin bu gibi şeyleri göstermeleri tabii bir hadise halini almıştır. O halde şu an için olağan üstü hal el-Kuşeyri'nin söylediklerine münhasır kalmış olur ve herhangi bir Nebiin göstermiş olduğu her bir mucizenin bir veli için keramet olarak meydana gelmesi mümkündür, diye mutlak ifade kullananların sözlerine kayıt getirmek de muayyen bir hal alır.
Bütün bunların ötesinde avamın kabul ettiği şu kanaat vardır: Olağan üstü bir hadiseyi göstermek o işi yapanın yüce Allah'ın velilerinden olduğunun delilidir. Oysa bu böyle bir şey söyleyenin bir yanlışlığı, bir hatasıdır .. Çünkü olağan üstü bir hal bazen sihirbaz, kahin ve rahip gibi batıl üzere olan bir kimse vasıtasıyla da gösterilebilir. O halde böyle bir olağan üstü hali Allah'ın velisi oluşa delil gösteren kimselerin bu konuda ayırtedici bir özelliği de ortaya koymaları gerekir. Bu hususta söylenenlerin en uygunu ise böyle bir işi gösteren kimsenin halinin sınanmasıdır. Eğer bu kimse şer'i emir ve yasaklara sımsıkı bağlı birisi ise bu onun veli oluşunun bir alameti olur. Aksi takdirde olmaz. Tevfik Allah'tandır.
"Daha sonra Ukbe b. el-Haris kalktı ve onu öldürdü." Ebu'l-Esved'in, Urve 'den diye naklettiği rivayette şöyle denilmektedir: "Kendisi dar ağacında iken silahlarını vücuduna yerleştirdiklerinde ona seslenerek yemin ettirdiler: Muhammed'in senin yerinde olmasını ister misin, diye sordular. O: Vallahi'l-azim hayır, onun ayağına batacak bir diken karşılığında bile kurtulmak istemem."
Kureyş Asım'ı tanımak üzere vücudundan bir şey getirsinler diye birtakım kimseleri gönderdi. Asım Bedir günü onların büyüklerinden birisini öldürmüştü." Muhtemelen sözü edilen büyük kişi Ukbe b. Ebi Muayt'tır. Asım, Bedir'den dönmelerinde n sonra Nebi s.a.v.'in emriyle onu öldürmüştü. "Bulut gibi bir an sürüsü" sözü edilen "ed-deber"in eşek anı an olduğu söylendiği gibi erkek anlar olduğu da söylenmiştir.
"Onu korudular" yani onlara karşı onu korudular. "Ondan hiçbir şeyalmaya güç yetiremediler." Şube'nin rivayetinde şöyle denilmektedir: "Etinden hiçbir şey koparamadılar." İbn İshak'ın, Asım b. Ömer'den, onun Katade'den diye naklettiği rivayetinde şöyle denilmektedir: "Asım b. Sabit Allah'a ebediyyen bir müşriğe dokunmayacağına, bir müşriğin de kendisine dokunmayacağına dair söz vermişti. Ömer bu haber kendisine ulaşınca şöyle derdi: Allah mu'min kulunu hayatta iken koruduğu gibi vefatından sonra da korur."
Hadisten anlaşıldığına göre, esir alınan bir kimse kendisine verilen emanı kabul etmeyebilir ve öldürülecek dahi olsa kendisine erişilmesine, dokunulmasına izin vermeyebilir. Bu ise kafir bir kimsenin hükmünün kendisi hakkında uygulanmasını kendi gururuna yedirmemesi dolayısıyla yapılır. Elbetteki bu hüküm azimeti uygulamak istediği takdirde sözkonusudur.
Şayet ruhsat yönünü seçmek isterse onların emanını kabul edebilir. Hasan-ı Basri der ki: Bunda bir sakınca olmaz. Süfyan es-Sevri ben bunu mekruh görüyorum. demiştir. Hadisten Çıkarılan Sonuçlar 1-Müşriklere verilen söze bağlı kalınır, onların çocuklarını öldürmekten sakınılır, kendisini öldürmek isteyen kimselere karşı da yumuşak davranılır. 2-Evliyanın kerameti kabul edilir. Müşriklere de genelleştirmek suretiyle bed- dua edilebilir.
3-Öldürülmeden önce namaz kılmak meşrudur 4-Öldürülme halinde şiir düzülüp söylenebilir 5-Hadisten Hubeyb'in güçlü bir yakıne sahip olduğu ve dininde oldukça salebetli olduğu anlaşılmaktadır. 6-Yüce Allah,ezeli bilgisine uygun olarak Müslüman kulunu ona daha çok sevap vermek üzere birtakım belalara maruz bırakabilir .. Çünkü yüce Rabbimiz dileseydi, ona bunları yapamazlardı.
7 -Müslümanın duası kabul edilir, o hayatta iken de, ölümünden sonra da ilahı ikrama mazhar olur. Buna benzer dikkatle düşünüldüğü takdirde hadisten daha başka hususlar da anlaşılabilir. Yüce Allah'ın bedenini müşriklerden korumaya dair duasını kabul etmekle birlikte, onu öldürmelerine engelolmayışı, ona şehadeti nasip ederek ikramda bulunmayı murad etmiş olmasından dolayıdır. Etinden bir parçanın koparılmasını engellemek suretiyle onun himaye edilmesi de onun kerametlerindendir.
8-Hadisten Kureyş müşriklerinin Harem bölgesine ve Haram aylara büyük derecede saygı gösterdikleri de anlaşılmaktadır. حدثنا أبو معمر: حدثنا عبد الوارث: حدثنا عبد العزيز، عن أنس رضي الله عنه قال: بعث النبي صلى الله عليه وسلم سبعين رجلا لحاجة، يقال لهم القراء، فعرض لهم حيان من بني سليم، رعل وذكوان، عند بئر يقال لها بئر معونة، فقال القوم: والله ما إياكم أردنا، إنما نحن مجتازون في حاجة النبي صلى الله عليه وسلم، فقتلوهم، فدعا النبي صلى الله عليه وسلم شهرا في صلاة الغداة، وذلك بدء القنوت، وما كنا نقنت.
قال عبد العزيز: وسأل رجل أنسا عن القنوت: أبعد الركوع، أو عند الفراغ من القراءة؟ قال: لا، بل عند فراغ من القراءة. "Nebi sallalIahu aleyhi ve selIem bir iş için yetmiş kişi gönderdi." Daha önce rivayet, Cihad bölümünde bir başka yoldan Said'den, o Katade'den şu lafızia nakledilmişti: "Ri'l, Zekvan, Usayya ve Lihyan oğulları Nebi salIalIahu aleyhi ve selIem'e geldiler, Müslüman olduklarını söyleyerek kavimlerine karşı yardımcı istediler."
Onların bu şekilde yardımcı istemeleri düşmanla savaşmak için olmayabilir. Onların bu yardımcı isteyişleri muhtemelen yalnızca İslama davet etmek için idi. İbn İshak buna açıklık getirerek şöyle demektedir: "Bana babam, el-Muğire b. Abdurrahman'dan ve başkalarından naklen dedi ki: Mulaibu'l-Esinne diye bilinen Ebu. Bera Amir b. Malik Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in huzo.runa geldi. Allah Resulü ona Müslüman olmayı teklif ettiği halde o Müslüman olmamakla birlikte pek uzak da durmayarak dedi ki: Ey Muhammed, eğer sen Necidlilere ashabından bazılarını gönderecek olursan onların• senin bu davetini kabul edeceklerini ümit ediyorum ve onları ben himayeme alıyorum. Bunun üzerine Allah Resulü el-Münzir b. Amr'ı kırk kişi ile gönderdi. el-Haris b. es-Simme, Haram b. Milhan, Rafi' b. Budeyl b. Verka, Urve b. Esma, Amir b. Fuheyre bunlar arasında olup onların dışında Müslümanların hayırlılarından başkaları da vardı.
"Karşılarına iki kabile çıktı." Yani Süleym oğullarından bir topluluk çıktı. "Deve guddesi gibi bir gudde" Yani bana böyle bir gudde isabet etti. Gudde denilen şey, deve hastalıklardan bir hastalıktı, develerin taunu diye bilinir. "Daha sonra nesh edilen buyruklardan oldu." Yani tilaveti nesh oldu. Dolayısıyla bunların cünup tarafından okunması ve buna benzer Kur'an için haram olan hükümler, tilaveti neshedilen bu buyruklar için sözkonusu değildir.
"Ka'be'nin Rabbine yemin ederim" şehit olarak "kurtuldum." حدثنا عبيد بن إسماعيل: حدثنا أسامة، عن هشام، عن أبيه، عن عائشة رضي الله عنها قالت: استأذن النبي صلى الله عليه وسلم أ بو بكر في الخروج حين اشتد عليه الأذى فقال له: (أقم). فقال: يا رسول الله، أتطمع أن يؤذن لك، فكان رسول الله صلى الله عليه وسلم يقول: (إني لأرجو ذلك). قالت: فانتظره أبو بكر، فأتاه رسول الله صلى الله عليه وسلم ذات يوم ظهرا، فناداه فقال: (أخرج من عندك).
فقال أبو بكر: إنما هما ابنتاي، فقال: (أشعرت أنه قد أذن لي في الخروج). فقال: يا رسول الله الصحبة، فقال النبي صلى الله عليه وسلم: (الصحبة) قال: يا رسول الله، عندي ناقتان، قد كنت أعددتهما للخروج، فأعطى النبي صلى الله عليه وسلم إحداهما - وهي الجدعاء - فركبا، فانطلقا حتى أتيا الغار - وهو بثور - فتواريا فيه، فكان عامر بن فهيرة غلاما لعبد الله بن الطفيل بن سخبرة أخي عائشة لأمها، وكانت لأبي بكر منحة، فكان يروح بها ويغدو عليهم ويصبح، فيدلج إليهما ثم يسرح، فلا يفطن به أحد من الرعاء، فلما خرج خرج معهما يعقبانه حتى قدما المدينة، فقتل عامر بن فهيرة يوم بئر معونة.
"Aişe dedi ki: Ebu Bekir r.a. (hicret için) çıkmak hususunda Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'den izin istedi." Burada hicret için çıkmak kastedilmiştir. Hadise dair yeterli açıklamalar uzun uzadıya daha önce Hicret ile ilgili başlıklarda geçmiş bulunmaktadır. (Hadis 3905)

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Buhârî. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.