Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1518, sondan 4719. ayet; 11. sure ve Hûd Suresinin 45. ayetidir. Hûd Suresi 45. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 56 ve toplam ebced değeri ise 1987 olarak hesaplanmıştır. Hûd Suresinin toplam ebced değeri 537792 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (11) ل (4) ر (2) bulunuyor.
Arapça Metin
ونادى نوح ربه فقال رب ان ابني من اهلي وان وعدك الحق وانت احكم الحاكمين
Nûh’un oğlu iman etmediği için onun kendi ailesinden sayılmadığı, iman olmayınca tek başına kan bağının birçok hak ve ödev için yeterli olmadığı bildirilmektedir. Çünkü inkârcıları kurtarmak Hz. Nûh’un gönderiliş hikmetine aykırıydı. Nûh insanları bir olan Allah’a iman etmeye ve O’ndan başkasına kulluk etmemeye çağırmak, onları inkârcılık ve putperestlikten kurtarmak için gönderilmiştir. Oysa onlar peygambere isyan ve eziyet etmişler, hatta davetine son vermediği takdirde onu öldüreceklerini söylemişlerdir. Artık böyle zalimlerin kurtuluşu söz konusu değildir. Bu sebeple yüce Allah, hakkında bilgi sahibi olmadığı bir şeyi kendisinden istememesi hususunda Nûh’u uyarmakta ve onun gibi büyük bir peygamberin bu tür isteklerden sakınmasını ve cahillerden olmamasını tavsiye etmektedir.
Bu uyarı Hz. Nûh’un bir iman zaafına düştüğü anlamına gelmez. Nitekim kendisinin bu uyarıya verdiği karşılık onun Allah’a teslimiyetinin ne kadar güçlü olduğunu göstermektedir. Şüphesiz o da diğer peygamberler gibi bir beşer olarak çocuk sevgisi ve benzeri insanî duygulara sahipti. Oğlunun tûfandan kurtulması için Allah’a yalvarması da bu duygudan kaynaklanıyordu. Cenâb-ı Allah bir peygamberin inkârcı biri hakkında böyle bir istekte bulunmasının doğru olmadığını bildirdi ve böyle hatalara düşmemesini tavsiye etti. Nitekim Hz. Peygamber’e de buna benzer bir uyarı yapılmıştır (bk. Tevbe 9:113). İbn Âşûr, Hz. Nûh’un bu isteğinin gemi karaya oturduktan sonra ve oğlunun dünyada kurtulmasından ümidini kesmiş olduğu bir anda gerçekleştiğini dikkate alarak Nûh’un bu talebinin oğlunun âhirette bağışlanmasına yönelik olduğu kanaatine varmıştır (XII, 83-85).
Mehmet Okuyan
Nuh, Rabbine şöyle seslenmişti: “Rabbim! Şüphesiz ki oğlum da ailemdendir. Senin vaadin elbette gerçektir. Sen hüküm verenlerin en isabetli hüküm verenisin.”
Hz. Nuh bu ifadesinde, Yüce Allah’ın Hûd 11:40’ta geçen “ehlinden/ailesinden olanları koruyacağı” sözü gereği Hz. Nuh bir baba şefkati nedeniyle oğlunun ölümünü konu edinmekte, ailesinden olan oğlunun neden korunmadığının hikmetini sorgulamakta, bir sonraki ayette ise kendisine cevap verilmekte ve bir kez daha aynı şeyi tekrarlamaması konusunda uyarılmaktadır.
Bayraktar Bayraklı
Nûh, Rabbine dua edip dedi ki: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vaadin ise elbette haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”
(Bu olaylar sırasında Hz.) Nuh Rabbine yalvarıp: “Ya Rabbim şüphesiz oğlum, benim ailemdendir. Ve senin (ailemi kurtaracağın yönündeki) va’adin de elbette Hakk’tır. (Ama işte oğlum boğuluyor!) Sen hâkimlerin hâkimisin! (Her şeye güç yetiren ve karar verensin! Oğlumu boğulmaktan, bizi de ızdıraptan kurtar) ” demişti.
Ve Nuh Rabbine niyaz edip dedi ki: Rabbim, oğlum da şüphe yok ki ailemdendi ve şüphe yok ki vaadin gerçektir senin ve sen, hükmedenlerin en hayırlısısın.
Nuh bu arada Rabbine yakarıp “Rabbim” dedi. “O benim kendi oğlumdu, ailemden biriydi ama senin verdiğin söz, herkes için geçerli bir gerçektir ve sen hüküm verenlerin en adaletlisi ve en güzel hüküm verenisin.”
Nuh Rabbine:
“Ey Rabbim, oğlum benim ailemdendi. Senin va'din de, elbette haktır. Sen hâkimlerin, kanun-kural koyan hükümranların kanunlarını, kurallarını icra edenlerin en büyüğü, en hayırlısısın.” diye niyaz etti.
Nûh Rabbine dua edip şöyle dedi: “- Ya Rab! elbette oğlum, benim ailemdendir. Senin vaadin hakdır, onu yerine getirirsin (Halbuki ailemi kurtaracağına dair vaadin vardı. Şimdi oğlumun durumu nedir?) Sen hâkimlerin hâkimisin.”
Nuh, Rabbine niyaz edip şöyle dedi: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum da ailemdendir. Senin vadin elbette gerçektir. Sen de hükmedenlerin en iyi hükmedenisin.”
Hz. Nuh; “oğlum ailemdendir” demekle Allah’a vaadini hatırlatarak oğlunu boğulmaktan kurtaracağını düşünmüş. Ama ileriki ayetlerde de görüleceği gibi aile olmak için bir insanın sulbünden meydana gelmek yani biyolojik bağlılık ve aynı hanede yaşamak yetmiyor. İman ve mantalite birliğinin de olması gerekiyor. Demek iman kardeşliği bizim anladığımız manada biyolojik kardeşlikten çok daha önemlidir.
Diyanet İşleri (Eski)
Nuh Rabbine seslendi: "Rabbim! Oğlum benim ailemdendi. Doğrusu Senin vadin haktır. Sen hükmedenlerin en iyi hükmedenisin" dedi.
Nûh ise, Rabbine nidâ (duâ) edip dedi ki: “Rabbim! Şübhesiz ki oğlum benim âilemdendir (sen bana âilemin kurtulacağını va'd etmiştin); muhakkak ki senin va'din haktır ve sen hükmedenlerin en hâkimisin!”
Nuh Rabbine seslenmiş ve “Ey Rabbim oğlum, benim ev halkımdan (zürriyetimden) idi ve senin vaadin de haktır. Şüphesiz sen, hüküm verenlerin en iyi hüküm verenisin” demişti.
Bu arada, oğlunun acısıyla yüreği kan ağlayan Nûh, Rabb’ine seslenerek, “Ey Rabb’im!” diye yalvardı, “Şüphesiz oğlum, ne kadar isyankâr da olsa, ailemin bir parçasıdır ve biliyorum ki senin vaadin de haktır. Verdiğin her söz doğrudur ve mutlaka gerçekleşecektir. Bu yüzden, onu affet diyemem, fakat daha düne kadar kucağımda sevip okşadığım yavrumun, cehennemde ebediyen yanmasına nasıl yüreğim dayanır? Bana bir umut ışığı, bir teselli yok muya Rab! Hiç kuşkusuz sen, hükmedenlerin en âdili, en hakimisin!”
Nûh, Rabbine seslenerek: “Ey Rabbim! Şüphesiz oğlum benim ailemdendir (ama) Senin va’din de haktır. Ve Sen, hüküm verenlerin, en iyi hüküm verenisin.” dedi.
Bu arada Nûh Rabbine yakarıp “Rabbim!” dedi, “O benim kendi oğlumdu, ailemden biriydi; 67 demek ki, Senin vaadin (herkes için) geçerli ve Sen hüküm verenlerin en adili, en söz geçirenisin!”
Ve Nuh, Rabbine yalvararak şöyle dedi: – Rabbim, oğlum da benim ailemden biriydi ve şüphesiz senin vaadin de mutlaka yerine gelecektir. Zira sen hüküm verenlerin en adilisin. 34/26
Ve Nûh Rabbine yakardı[1739] ve “Rabbim” dedi, “o benim oğlumdu, ailemden biriydi!.. Bir kez daha anladım ki,[1740] senin sözün (herkesi kapsayan) gerçeğin ta kendisiymiş; ve en hakkaniyetli hüküm veren de Senmişsin!”
[1739] Metinde nida olarak geçen kelime, artık boğulmuş bir çocuk için yakarışla birlikte, yüreği yaralı bir babanın sızlanış ve yazıklanışını da ifade etmektedir.
[1740] Metindeki ve inne ibaresine, lafız, mânâ ve maksadın üçü birden gözetilerek bu bağlamda verilebilecek en isabetli karşılık bu olsa gerektir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve Nûh Rabbine nidâ etti de dedi ki: «Yarabbi! Şüphe yok, oğlum benim âilemdendir ve muhakkak ki, Senin vaadin haktır ve hakîmlerin hakîmi Sen'sin.»
Nuh Rabbine hitâb edip: “Ya Rabbî, dedi, elbette boğulan oğlum da ailemdendi, öz evladımdı. (Halbuki ben onları gemiye alırken Sen bana kurtulacaklarını, müjdelemiştin). Senin vaadin elbette haktır ve Sen hâkimlerin hâkimisin! ”
Nuh, Rabbine yalvararak şöyle dedi:-Rabbim, Şüphesiz oğlum benim ailemdendir ve şüphesiz senin vaadin de gerçektir. Sen hüküm verenlerin en doğru karar verenisin!