Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1591, sondan 4646. ayet; 11. sure ve Hûd Suresinin 118. ayetidir. Hûd Suresi 118. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 42 ve toplam ebced değeri ise 2262 olarak hesaplanmıştır. Hûd Suresinin toplam ebced değeri 537792 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (7) ل (7) ر (1) bulunuyor.
Arapça Metin
ولو شاء ربك لجعل الناس امة واحدة ولا يزالون مختلفين
118,119. Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, “Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım” sözü kesinleşti.[280]
Allah, peygamberler aracılığıyla insanlara doğruyu ve yanlışı gösterdikten sonra kendilerine verdiği hür iradenin bir gereği olarak onları tutacakları yolu seçmekte özgür bırakmış, mutlaka razı olduğu yolu seçmeye zorlamamıştır. Onlara yanlışı seçme hakkı tanımamış olsaydı, insanları tek ümmet yapmış olurdu. Böyle yapmayarak onları doğru veya eğriyi seçmekte serbest bırakmıştır. Aksi takdirde seçimlerinden dolayı sorumlu tutulmalarının bir anlamı olmazdı. Bunun sonucu olarak bazıları nefislerinin heva ve hevesine uyup yanlışları seçmişler ve böylece ihtilaflar ortaya çıkmıştır. İhtilaflar çıkmaya da devam edecektir. Âyet-i kerimede bu gerçek vurgulanmakta, Allah’ın gösterdiği yolu seçenlerin O’nun rahmetini elde etmiş olacakları belirtilmekte ve aslında bütün insanların özgür iradelerini kullanarak bu rahmeti elde etsinler diye yaratıldığı yahut da kendi seçimlerine göre hangi yolu tercih etmişlerse, o yola gitmek üzere yaratıldıkları ancak birçoklarının yanlışları tercih ederek Allah’ın rahmetinden uzak kaldığı, böyleleri için de cehennemin kaçınılmaz bir varış yeri olarak kararlaştırıldığı ifade edilmektedir. Ayrıca bakınız: İnsan sûresi, âyet, 3.
İnanç, düşünce, tercih farkı insanın fıtratına, yaratılıştan gelen nitelik ve özelliklerine bağlıdır. Bu fark kültür ve marifet zenginliğini, toplumun çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlamıştır. Bu arada farklı inanç gruplarının (ümmetler) oluşmasına da sebep olmuştur. İnsanoğlu bu niteliklerden yoksun yaratılsaydı doğru ile eğri arasında seçim yapma ve hayatına ahlâkî bir anlam, mânevî bir boyut kazandırma imkânı veren serbest irade ve seçme özgürlüğünden de yoksun kalırdı. Oysa onu diğer canlılardan ayıran bu niteliklerdir. Allah insanoğlunu seçme ve tercih etme yetenekleriyle donatılmış olarak yaratmış, cennet ve cehennemin yollarını açık bırakmıştır. İnsan ancak özgür iradesiyle tercihine ve bu yöndeki gayretine göre bunlardan birine girmeye hak kazanacaktır; Allah’ın verdiği akıl nimetini iyi kullanan ve O’nun merhameti gereği lutfedip gösterdiği doğru yolu tercih edenler cennete, Allah’ın gösterdiği doğru yolu tanımayan, nefsine ve şeytana uyup eğri yolu tercih eden ve bu yolda ısrar edenler ise cehenneme gireceklerdir. İşte 119. âyette “Andolsun ki cehennemi hem insanlar hem cinlerle dolduracağım” meâlindeki cümlede kastedilenler bunlardır (ümmet hakkında bilgi için bk. Bakara 2:128, 134, 141, 213).
Mehmet Okuyan
Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir ümmet yapardı. (Fakat) onlar anlaşmazlığa düşmeye devam ederler.
1- İnsanlara seçme hakkı vermeyerek, herkesi inanmak mecburiyetinde bırakarak. 2- İmana karşı küfrü tercih edenler.
Ahmet Akgül
Şayet Rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa onlar, (hâlâ anlaşmazlık ve ayrılık çıkarmakta) ihtilaf edip durmaktadır. (Bu bir imtihan sırrı ve cilvesidir.)
Hem Rabbin dileseydi, bütün insanlığı Allah'a inanan tek bir ümmet yapardı. Fakat O, doğru yolu göstererek insanları seçecekleri yollarda özgür bıraktı. Ve böylece insanlar farklı görüşlerin peşinde koşmaya devam edecekler.
Eğer Rabbinin sünneti, düzeninin yasaları içinde, iradesinin tecellisine uygun olsaydı, insanları aynı inanç ve düşünceyi paylaşan bir tek millet yapardı. Hür iradeye, özgürce seçme hakkına sahip oldukları, sana ve Kur'ân'a itibar etmedikleri için hâlâ farklı düşünmeye ve kasıtlı ihtilâf çıkarmaya, çarpıtmaya devam ediyorlar.
118, 119. Şayet Rabbin dileseydi, bütün insanları bir tek ümmet (toplum) yapardı. Fakat Rabbinin rahmet ettikleri hariç, onlar ihtilaf edip durmaktadırlar. Allah da onları bu ihtilaf için yaratmıştır. (Yani) Rabbinin; “Ben Cehennemi tümüyle, cinlerden ve insanlardan dolduracağım” sözü gerçekleşmiştir.”()
(*) Diyalektik ve zıtlar kâinat yapısının iki temel unsurudurlar. Allah kâinatı o iki temel üzere yaratmıştır. Yani Allah bir zıddın varlığını başka bir zıt ile gösteriyor. O zıtları birbiriyle çarpıştırarak kâinata hareket veriyor. Ve o hareketler kâinatı gelişmeye doğru götürüyor. Nihayet iyilikler ve iyiler Cennete, kötülükler ve kötüler Cehenneme dolacaktır.
Besim Atalay
Eğer Tanrın dileseydi, insanları bir tek ümmet yapardı, ayrışmazlardı
118-119. Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir millet yapardı (O, yollarını seçmek konusunda kendilerini özgür bıraktı). Onlar (hak ile batıl konusunda) birbirleriyle tartışmaya devam etmektedir. Yalnız Rabbinin rahmetini kazananlar bunun dışındadır. Zaten (Allah) onları bunun için (irade hürriyetiyle) yaratmıştır. Rabbinin: “Andolsun ki; Cehennemi, insanlardan ve cinlerden (isyan edenlerle) dolduracağım” sözü gerçekleşecektir.
Bkz. 32:13, 51:56Allah’ın; “Cehennemi, insanlardan ve cinlerden dolduracağım” sözü, kendilerine Allah’ın teklif ettiği yol gösterici mesajı reddeden insanlar ve görünmeyen varlıklar için telaffuz edilmiştir.Herkes, Allah'ın hidayet nimetine nail olacak fıtratta yaratılmıştır. Ancak imana karşı küfrü tercih edenler, iyi olmak yerine kötü olmayı yeğleyenler, doğru yoldan gitmek yerine yanlış yolu seçenler, yeryüzünde fesat çıkaranlar, toplumun ve doğanın yapısını bozanlar yaptıklarının bedelini azapla ödeyeceklerdir.
Diyanet İşleri (Eski)
118,119. Eğer Rabbin dileseydi insanları tek bir ümmet kılardı. Fakat, Rabbinin merhamet ettikleri bir yana, hala ayrılıktadırlar, esasen onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin "And olsun ki cehennemi hep insan ve cin ile dolduracağım" sözü yerine gelmiştir.
Eğer Rabbin dileseydi, insanları elbette (İslâm üzere) bir tek ümmet yapardı; fakat (onlar) ihtilâf eden kimseler olarak, (böyle) devâm edip duracaklardır.
Rabbin dileseydi, yeryüzünde farklı inançlarda olan tüm insanları, tek inançlı bir toplum (ümmet) haline getirirdi. Ancak insanlar farklı görüşte olamaya devam ediyorlar.
Rabb’in dileseydi, kâfirleri zorla Müslüman yapar ve bütün insanları aynı inanç ve ilkeler etrafında birleşen tektip bir toplum hâline getirebilirdi. Fakat imtihân hikmeti gereğince, diledikleri inanç ve hayat tarzını özgürce seçmelerine izin verdi. Bu yüzdendir ki, insanların çoğu İslâm’dan yüz çevirip farklı görüşlere ayrılmaya devam edeceklerdir.
1 Demek ki, Allah hepsinin bir ümmet olmasını dilememiş, insanların geneline tevhidi emretmekle beraber ihtilâfa imkân bırakmış, onlar da çeşitli zevkler ve iradelerle Hakk’a muhalefet edip duruyorlar. Eğer Allah hepsinin bir ümmet olmasını dileseydi o zaman irade ortadan kalkardı.
Muhammed Esed
Hem, Rabbin dileseydi, bütün insanlığı bir tek ümmet yapardı; fakat [O, yollarını seçmekte kendilerini özgür bıraktı diye] hâlâ farklı görüşler benimsemekteler; 150
Zaten Rabbin isteseydi, tüm insanlığı tek bir ümmet yapardı. Bu yüzden insanlar farklı farklı inançları benimsiyorlar. 10/99, 13/31, 3/103, 6/159, 30/32
Zaten, eğer Rabbin tercih etseydi insanlığın tamamını tek bir ümmet yapıverirdi. (O bunu tercih etmediği içindir ki) onlar, farklı görüşler benimseye gelmişlerdir.
118, 119. Eğer Rabbin dileseydi bütün insanları hakta ittifak eden bir tek ümmet yapardı. Fakat O bunu irade etmediğinden ittifak etmemişlerdir ve işte böylece ihtilaf eder vaziyette devam edeceklerdir. Ancak Rabbinin lütfederek hakta birleşmeyi nasib ettiği kimseler bunun dışındadır. Esasen O, insanları bunun için yaratmıştır. Böylece, Rabbinin “Ben cehennemi, bütün cin ve insanlardan müstehak olanlarla dolduracağım. ” sözü gerçekleşecektir. [11, 99; 32, 13; 51, 56]
“ve li zâlike halekahum” cümlesi şu iki tefsire elverişlidir. Birincisi: Allah Teâlâ farklı olmalarını dilemiştir, onları neticede ihtilafa düşmüş olacakları bir şekilde var etmiştir. (Buna göre lâm, âkıbet ifade eder). İkincisi: Zamiri, en yakın mezkûrla irtibatlandırıp, Allah onları bu merhametine nail kılmak gayesiyle yaratmıştır. Bu âyet, mukadder bir soruya cevaptır. Hemen önceki kısımla ilgili olarak insan: “Neden yeterli sayıda salih insanlar yaratılmıyor?” gibi sorular soracak olursa Allah, hikmeti ile insanlara tercih hakkı verip sonuçlarına katlanma imkânını verdiğini bildirmektedir.
Süleyman Ateş
Rabbin dileseydi, insanları bir tek ümmet yapardı. Ama ihtilaf edip durmaktadırlar.