

Ahmed Davudoğlu açıklaması: Bu hadîsi Buhari, «Ehâdisü'I-Enbiyâ» ve «Ferâiz» bahislerinde; Nesâi «Kadâda tahrîc etmişlerdir. Dâvûd (Aleyhisselam)'ın çocuğun büyük kadına aid olduğuna hükmetmesi ya aralarında bir benzerlik gördüğü içindir yahut onun şeriatında yaş büyüklüğü tercih sebeplerinden sayıldığındandır. Çocuğun kadının elinde bulunması da onun şeriatına göre tercih sebebi olabilir. Hz. Dâvüd'un bu hükmü ictihâd suretiylemi yoksa fetva yolu ile mi verdiği ihtilaflıdır. Bazıları: «Fetva olarak vermiştir; onun için de Süleyman (Aleyhisselam)'ın onu bozması caiz olmuştur.» demişlerse de Kurtubî buna i'tirâz etmiş ve: «Nebiin fetvası da hükmü gibidir. Ten'rîz babında bunların ikisi de müsavidir.» demiştir. Burada şöyle bir suâl hâtıra gelebilir: O halde Hz. Süleyman'a Dâvûd (Aleyhisselam)'ın hükmünü bozmak nasıl caiz olmuştur? Cevap: Eğer her ikisinin verdikleri hüküm vahiy ile olmuşsa Hz. Süleyman'ın hükmü Dâvûd (Aleyhisseîâm)'ın hükmünü neshetmiştir. îctihadla hükmetmişlerse Süleyman (Aleyhisselâm)'ın içtihadı daha kuvvetlidir; çünkü güzel bir hal çâresi ile hakikati meydana çıkarmıştır. İbnü'l-Cevzî: Her ikisinin hükümleri ictihadla olmuştur; zira vahî ile olsa, hilafı câîz olmazdı. Bu gösteriyor ki, zekâ ve anlayış Allah'ın bir ihsanıdır...» diyor. Vâkıdî'nin beyanına göre Hz. Dâvûd ile Süleyman (Aleyhisselâm) bu hükmü müşavere yolu ile vermişlerdir. Dâvûd (Aleyhisselâm) Hz. Süleyman'ın verdiği hükmün doğruluğunu görünce ona kanâat getirmiştir. Bâzıları Dâvûd (Aleyhisselâm)'ın şeriatında yaş büyüklüğünün tercih sebeplerinden sayıldığını kabul etmemiş; bunun hatâ olduğunu, büyüklük, küçüklük, uzunluk, kısalık gibi şeylerin sırf tardî birer vasıf olup tercih îcâb etmediklerini söylemişlerdir. Süleyman (Aleyhisselâm) hakikati anlamak için güzel bir çare bulmuş; güya çocuğu ikiye bölerek kadınlara paylaştırmak için bıçak istemiştir. Bittabi hakiki anne çocuğunun kesilmesine razı olmıyacaktır. Nitekim bu çare sayesinde hakikat anlaşılmıştır. Çocuk büyük kadına aid olmadığı için o kesilmesine rıza göstermiştir. Zîra kendi çocuğunu da kurt kapmıştır. Küçük kadınla dert ortağı olacaktır. Fakat hakikî anne olan küçük kadın, yavrusunun kesilmesine razı olamamış; ölmektense yabancı ellerde yaşamasını tercih etmiş; ve : «Hayır!.. Çocuk onundur.» diye feryâd ederek dâvasından vaz geçmiştir. Ulemâ bu gibi meselelerde hakikati meydana çıkarmak için hâkimlerin böyle çarelere baş vurmalarına cevaz vermişlerdir. Hadîsteki «Hayır!» kelimesi başlı başına bir cümledir. Mânâsı: Hayır, kesme! demektir. «Allah sana rahmet buyursun!» ifâdesi ayrı cümledir. Böyle yerlerde (lâ)'dan sonra rabıt edatlarından (ve)'yi getirerek cümleyi: «Lâ! ve yerhamükâllah.» şeklinde kullanmak müstehabtır. Sikkin ve müdye: Bıçak demektirler.

Zincir sözün kaynağından musannife doğru sıralanmıştır: 1 = sözü söyleyen/ilk aktaran, sonrakiler onu sırayla nakledenler, en altta eseri derleyen Müslim. Râviye tıklayınca aynı râvinin geçtiği tüm hadisler listelenir; parantezdeki sayı râvinin sitedeki hadis kitaplarında geçtiği hadis sayısıdır.
Bu hadis 2 ayrı senedle (tarîk) rivayet edilmiştir; zincirler ayrı ayrı gösterilir.