[2072] Veya: “Doğrusu Biz sana Seb’i Mesânî’yi ve Yüce Kur’an’ı verdik.” Tercihimiz vavın beyan atfı vurgusuna dayanmaktadır. Mesânî, “katlanarak, dürülerek, kıvrılarak tekrarlanan şey” anlamına gelir ki tam Türkçesi “kat kat, dürüm dürüm, kıvrım kıvrım, tekrar tekrar” demek olur. Eğer senâ köküne nisbet edilirse “müstesna, biricik, ender” anlamına ulaşılır (İbn Abbas’tan Taberî). İsnâdan bir mim ekleme yoluyla elde edilmiş olabilir ki, bu durumda “müstesna bir övgü kaynağı” anlamına gelir. Mesânî Zümer 23’te Kur’an’ın bir sıfatı olarak geçer. Bu, anlam olarak Kur’an’ın “tek kat” değil, “kat kat” olduğunu ifade edebileceği gibi, Kur’an’ın çift kutuplu niteliğine bir atıf da olabilir (Elmalılı ve Râzî
39:23’ün tefsirinde). Kur’an’ın çift kutuplu niteliğinden kastımız, tez ve antitez, nefy ve isbat, iyi ve kötü, olumlu ve olumsuzu birlikte veren içeriğidir. İman-küfür, insan-şeytan, dünya-âhiret, hak-bâtıl, rahmet-gazap, emir-yasak, müjde-uyarı, sevinç-hüzün hep birlikte dile getirilir. Hatta bazı zıt ve karşıt kavramların sayıları bile aynıdır. Sadece birkaç örnek vermek gerekirse, Kur’an’da erkek-kadın 24’er kez, dünya hayati ile âhiret hayatî karşıtları 115’er kez, melek ile şeytan karşıtları 88’er kez, hayat ve ölüm karşıtları 145’er kez, sadaka vermek ve hoşnut/tatmin kalmak 73’er kez, sihir ve fitne 60’ar kez, zekât ve bereket 32’şer kez zihin/akıl ve nur (ışık) 49’ar kez dil ve hutbe 25’er kez, istek/dilek ve korku 8’er kez, zorluk/engel ve sabır 114’er kez, Muhammed ve Şeriat 4’er kez geçer. Bu âyetin öncesindeki pasajlarda, özellikle de Hz. İbrahim’e gelen müjde ve Lût kavmine gelen gazabı işleyen âyetler bunun en tipik örneğidir. Eğer seb‘anı (yedi) “çeşitli, birden çok” anlamına kinaye olarak düşünürsek, mesânî ile seb‘anın birbirini takviye eden benzer anlamlara geldiği sonucuna varabiliriz. “Kur’an yedi harf üzere indirildi” rivayetindeki “yedi”, bir çoklarınca bu anlamda anlaşılmıştır. Bu durumda âyet “çift kutuplu hakikatlerden çeşit çeşit örnekler ve yüce Kur’an’ı verdik” anlamına yorulur (Elmalılı). Yorumu konusunda Taberî’nin tam 82 rivayet naklettiği bu ibarenin, namazlarda sık sık tekrarlanan ve yedi âyetten oluşan Fâtiha sûresi olduğu yorumu yapılmıştır. Allah Rasûlü’nün bu âyeti tefsiri sadedinde nakledilen rivâyet de bu yöndedir (Buhari, Tefsir
5:222). Fâtiha’nın işlevi, “sık tekrarlanan yedili” anlamıyla uyum içindedir. Çünkü Allah Rasûlü de bu sûreye başka hiçbir sûreye vermediği bir isim vererek onu Ummu-l Kitâb (Kitab’ın Anası) olarak adlandırmıştır. Dahası, onsuz namazın namaz olmayacağını ifade ederek, namazın her rekâtında Fâtiha’yı okumuştur. Bütün bu veriler klasik tefsiri âyette iki ayrı şeyden bahsedildiği sonucuna götürmüştür. Oysa ki bu sonuç varılabilecek tek sonuç değildir. Eğer Seb’an mine’l-mesânî ile el-kur’an el-’azîm arasındaki vav beyan atfı olarak alınırsa tercih ettiğimiz anlam öne çıkacaktır. Şöyle ki: Şayet Seb’i Mesânî ile ikinci bir unsur olan Fâtiha kastedilmiş olsaydı, cümlenin önünde değil sonunda gelmesi gerekirdi. Zira Kur’an bütün, Fâtiha ondan bir parçadır. Parça bütünden sonra gelir. Kaldı ki Kur’an-ı Azîm’e Fâtiha da dahildir. Mesânî’nin geçtiği iki yerden biri olan Zümer 23 de tercihimizi doğrular niteliktedir. Bu durumda Buharî hadisinin şöyle yorumlanması daha doğru olur: “Fâtiha, Kur’an’ın Seb’i Mesânî özelliğini en güzel yansıtan sûresidir.”