Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2055, sondan 4182. ayet; 17. sure ve İsrâ Suresinin 26. ayetidir. İsrâ Suresi 26. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 45 ve toplam ebced değeri ise 4625 olarak hesaplanmıştır. İsrâ Suresinin toplam ebced değeri 473063 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
وات ذا القربى حقه والمسكين وابن السبيل ولا تبذر تبذيرا
Üçüncü ödev akrabaya ve muhtaçlara iyilik etmek, hayır yapmaktır. Bu hususta önceliği olanlar akrabalar olduğu için 26. âyette onlar başa alınmıştır. Bu âyetteki “... hakkını ver” ifadesi, hem nafaka borcunu ve zekât ibadetini hem de bunun ötesinde nâfile cinsinden hayırları kapsamaktadır. Burada yoksulların da zikredilmesi, yardımın özellikle malî olanının söz konusu edildiğini gösterir.
“Savurganlar şeytanların dostlarıdır” ifadesi, “Kötü iş yapmak bakımından onlarla şeytanlar arasında bir benzerlik gerçekleşir” şeklinde açıklanmıştır (Râzî, XX, 193). Râzî’ye göre âyet metninde şeytanın niteliği olarak geçen “kefûr”dan maksat, şeytanın varlığını isyana adaması, yer yüzünde bozgunculuk yapıp insanları yoldan saptırmasıdır. Bunun gibi Allah’ın kendisine mal ve mevki nasip ettiği kimse bunu Allah rızâsına aykırı yollarda kullanırsa o da şeytanın niteliği olan kefûr sıfatıyla nitelendirilir (XX, 194).
Mehmet Okuyan
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver! Saçıp savurma!
Bu cümle infakın, sadakaların ve zekâtın “kâr”dan değil, “mal”dan verilmesi gerektiğinin apaçık delilidir. Benzer mesajlar: En‘âm 6:141; Tevbe 9:103; Rûm 30:38; Zâriyât 51:19; Me‘âric 70:24.,Saçıp savurmak kişiyi savurduğu şeylere bir süre sonra muhtaç duruma düşürebilir. Bu nedenle amaçsız bir şekilde elde avuçta olan her şeyi vermemek gerektiğine dikkat çekilmektedir. Benzer mesajlar: İsrâ 17:29; Furkân 25:67.
Bayraktar Bayraklı
Bir de akrabaya, yoksula ve yolcuya/çaresiz kalana hakkını ver! Gereksiz yere de saçıp savurma![287]
1- Himaye ettiklerine, yanında yer alanlara, yakınlık gösterenlere, akrabaya. 2- “İbnu's-sebili/yol oğlu deyimine, “yolda kalanlar” olarak anlam verilmesi doğru değildir. Zira sebil, üzerinde yürünen/gidilen “yol” demek değildir. Sebil, “iki şey, iki yol arasından birini seçmek anlamında “tercih edilen yol” demektir. Yani, Hakk veya Batıl yoldan “birinin tercih edilmesi” anlamına gelmektedir. Bu nedenle doğru anlam, “yolda kalanlar” değil, bütün zamanını “Allah yolunda” çalışmaya ayırmış ve bundan dolayı yardıma muhtaç olmuş olanlar anlamıdır. Diğer bir anlamı da yaptığı şey imkânı kalmadığından yarım kalmış kimselerdir.
Ahmet Akgül
Akrabaya hakkını ver, (onları yardımsız bırakma ve alâkanı koparma), yoksula ve yolda kalmışa da (el uzat), ama (elindekini) israf ederek saçıp savurma (ki böyleleri perişan hale düşecektir).
Akrabalara, çevresi çaresi olmayan yoksullara, yolda kalan muhtaç yolcuya, Allah'ın tanıdığı, belirlediği sorumluluğu yerine getir, onların hakkını ver. Malını gayr-i meşru yerlerde harcayarak saçıp savurma.
(2)“İktisad, ni‘mete güzel ve menfaatli bir ihtiramdır (hürmettir). İsrâf ise, ni‘mete çirkin ve zararlı bir istihfaftır (hafife almadır).” (Tılsımlar, 24. Mektûb, 66) Ayrıca iktisad ve israf hakkında bakınız; (Lem‘alar, 19. Lem‘a, 146)
İlyas Yorulmaz
Yakın akrabalara haklarını ver. Miskinlere (çalışamayacak duruma gelmişlere) ve yolda kalmışlara da ver. Ama (ölçülü ol) saçıp savurma.
(Gayet’ul Meram s.40’da yer aldığına göre Ali bin Hüseyin (a.s) şöyle buyurmuştur: “Buradaki akrabalık hakkından maksat, Ehl-i Beyt’tir.” İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Bu ayet nazil olduğu zaman Peygamber Hz. Fatıma’ya “İşte bu Fedek arazisi senindir. Sana tahsis ettim” diye buyurdu. İbn-i Abbas’ın nakline göre ise Hz. Resulullah’a, “Senin akrabaların kimdir?” diye sorulduğunda, Hz. Resulullah, “Ali, Fatıma ve çocuklarıdır” diye buyurmuştur.)
Mahmut Kısa
Ey insanoğlu! Akrabaya, yoksullara ve yolda kalmışlara hakları olan zekât ve sadakalarını ver fakat Allah’ın yasakladığı yerlere harcama yaparak, veya kendini ve aileni başkalarına muhtaç bırakacak şekilde malını dağıtarak büsbütün de saçıp savurma.
1 Yol çocuğu; yolda kalmış kimse, demektir.2 Bu hak; maddi yardımlar, ziyaret ve her türlü hayırlı yardım ve iyilik, demektir.3 İsrâf da etme.
Muhammed Esed
Ve (ey insanoğlu,) yakın(ların)a 30 hak(lar)ını ver; düşküne de, yolda kalmışa 31 da; ama sakın [elindekini] anlamsız, amaçsız bir biçimde 32 saçıp savurma.
(Ey insan!) Yakınlık sahiplerine hakkını ver; düşküne ve yolda kalmışa da… Fakat sakın ola ki (elinde avucunda olanı) amaçsız bir biçimde saçıp savurma!
26, 27. Yakınlarına, yoksula, yolda kalmışa hakkını ver, sakın saçıp savurma! Çünkü savurganlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür. [25, 67]
26,27. -Akrabaya, düşküne ve yolda kalmışa hakkını ver. Fakat, saçıp savurma! Çünkü saçıp savuranlar, şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür.