Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2518, sondan 3719. ayet; 21. sure ve Enbiyâ Suresinin 35. ayetidir. Enbiyâ Suresi 35. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 49 ve toplam ebced değeri ise 4429 olarak hesaplanmıştır. Enbiyâ Suresinin toplam ebced değeri 351301 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
كل نفس ذائقة الموت ونبلوكم بالشر والخير فتنة والينا ترجعون
Sûrenin baş kısmında (3-5. âyetler) belirtildiği üzere müşrikler Hz. Peygamber’in yeme, içme, evlenme vb. özelliklerine bakarak onun peygamber olamayacağını, ancak bir sihirbaz veya bir şair olduğunu iddia ediyor; zamanla bir felâkete uğrayarak yok olacağına veya eceliyle öleceğine, böylece peygamberlik iddiasının da sona ereceğine inanıyorlardı (krş. Tûr 52:30-31). Yüce Allah onların yersiz temennilerine cevap olmak üzere bu âyetleri indirerek peygamber dahi olsa hiçbir insana ölümsüzlük vermediğini, Peygamber’in ölümünü bekleyenler dahil olmak üzere her canlının ölümü tadacağını bildirmektedir. Nitekim başka bir âyette Hz. Peygamber’e hitaben, “Elbette sen öleceksin, onlar da ölecek” (Zümer 39:30) buyurarak bu gerçeği açık bir şekilde ifade etmiş, ölüm ve ölüm ötesi hakkında umursamaz davrananlara bu tutumlarının kendilerini hiçbir şekilde bu gerçeklerden kurtaramayacağını haber vermiştir. 35. âyet, insana ölümlülüğü, hayatın iyi ve kötü yönleriyle bir sınav alanı olduğu, sonunda herkesin Hakk’ın huzuruna varıp hesap vereceği gerçeğinin yalın fakat etkili bir ifadesidir.
Mehmet Okuyan
Her [nefis] (can), ölümü tadıcıdır. Bir deneme olarak sizi hayırla da şerle de imtihan ederiz. Sadece bize döndürüleceksiniz.
Mutlaka her nefis ölümü tadıcıdır. Biz sizi, şerle de, hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz (ve her türlü niyet ve gayretinizden hesaba çekileceksiniz. Sonunda mü’minler cennete, kâfirler ise cehenneme koyulacaklar).
Biz, sizi felâketli günlerin getireceği belâlarla, refahın doğuracağı sıkıntılarla imtihan ederken, her nefis, her canlı ölümü tadacaktır. Bizim huzurumuza getirilerek hesaba çekileceksiniz.
Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi kötülük ve iyilik ile deneyerek ne olduğunuzu ortaya çıkartırız. Ve en son Bize döneceksiniz. [Yani, imtihan salonu kapanacak, Allah’ın egemenliğinin net bir şekilde görüleceği ahiret âlemine döndürüleceksiniz.]
Her can, mutlaka ölümü tadacaktır. Allah yolunda olmasa da, mutlaka ölecektir. Ancak, bu hayatın anlamını iyi kavradığınız takdirde, sonsuz âhiret hayatını kazanabilirsiniz: Biz sizi, yeteneklerinizi açığa çıkarmak ve olgunluk mertebelerinde yücelmenizi sağlamak üzere, bazen hastalık, fakirlik, deprem gibi kötülük saydığınız şeylerle ve bazen de sıhhat, zenginlik, güç, başarı gibi iyilik kabul ettiğiniz şeylerle sınayarak imtihân ediyoruz. İşte bu amaçla, bu dünyada kısacık bir hayat yaşayacak ve sonunda, yaptıklarınızın karşılığını görmek üzere Bize döneceksiniz. Bu yüzden, ey Müslüman, câhillerin yaptıklarına üzülme:
Her canlı ölümü tadacaktır.1 Biz sizi, (bu dünyada) kötülükle de iyilikle de deneyerek imtihan etmekteyiz ve siz, (sonunda kesinlikle) Bize döndürüleceksiniz.
Her can ölümü tadacaktır; ne var ki, [hayatın] iyi ve kötü [tezahürleriyle] karşı karşıya getirerek sınıyoruz sizi; ve sonunda hepiniz Bize döneceksiniz. 45
Zira her canlı ölümü tadacaktır. Biz sizi iyilikle ve kötülükle sınıyoruz. Zaten sonunda bize döndürüleceksiniz. 3/144-185, 4/78, 7/25, 21/34, 39/30, 7/168, 22/11...13, 67/2, 89/15...30, 2/28, 18/49, 24/42, 58/42
Mustafa İslamoğlu Enbiyâ Suresi 35. Ayet Açıklaması
[2718] Kur’an şerri Allah’a nisbet de izafe de etmez (Ayrıntı için bkz: 3:26; 10:11 ve 72:10, ilgili notlar). Bu âyette de şer Allah’a ne izafe ne de nisbet edilir. Sadece Allah’ın “hayır ve şer ile imtihan ettiği” buyurulmuştur. Metinde şer, min ile değil ilsak için kullanılan bâ ile gelmiştir. Bunun anlamı şerrin “sınava alet” kılınmasıdır. Maksadı ise Zerdüştizm ve Maniheizm gibi düalizme dayalı her tür şirki reddetmektir. Düalist şirk inancı, iyilik ve kötülük tanrısına dayanır. Bu, kötülüğün tanrısal olduğunu söylemek ve kötülüğü meşrulaştırmaktır. Ona ontolojik bir kimlik vermektir. Bu âyetin amacı, Allah dışında bir yaratıcı vehmine yol açan “kötülük tanrısı” icadını reddir.
Ana akım Kelâmcılar, Allah Rasûlü’nden yüzyıllar sonra, düalist akidelerin tahribatını önlemek için, şerri Allah’a nisbet etme ihtiyacı duymuşlardır. Öyle ki, hayrihî ve şerrihî (O’nun hayrı ve O’nun şerri) gibi Kur’an’ın asla ve kat’a onaylamadığı cümleleri, müslümanların akidelerine ilave etmişlerdir. Fakat düalizmin tahribatına karşı alınan bu geçici önlem, düalizm tarih sahnesinden silindiği halde yok olmamış, aksine müslümanların akaidinin bir parçasına dönüşmüştür. Bunun yol açtığı tehlikeleri şöyle özetleyebiliriz:
1) Akidenin vahiyle sabit sınırları yaz-boz tahtasına döndürülmüştür. Bu sorun sadece Allah’ın söz sahibi olduğu iman alanını beşeri içtihada açmıştır. Bu yüzden; “Akaitte mezhebin nedir?” gibi acaip ve garaip bir soru sorulabilmiştir. Oysa iman esaslarını belirlemek beşerin değil el-Mü’min olan Allah’ın hakkıdır.
2) Allah’ın esma-i hüsnasından biri de el-Hayr’dır (12:64; 20:73). Kur’an’da hayr 20’ye yakın yerde Allah’a isnatla gelir. Kur’an’da şer 30 yerde kullanılmasına rağmen Allah’a isnat ve izafe edilmez. Enbiya 35 de bunun istisnası değildir. Allah’ı gösteren nahnu (Biz) zamiri ile şer fiili arasına iki engel konulmuştur: neblû (sınarız) fiili ve bâ edatı. Yani Allah buradada şer ile arasına iki lisani mesafe koymuştur. Kur’an’da “hayır Sendendir” (3:26) diyen âyet vardır da, “şer Sendendir” diyen bir âyet yoktur. (Ayrıntılı bir tahlil için bkz: M. İslamoğlu; Kur’an’a Göre Esma-i Hüsna, II, 1186-1215). Bu durumda şerri Allah’a isnat veya izafe etmek, akideyi belirlemede beşerin sözünü Allah’ın sözüne ortak ilan etmektir.
3) Milel-Nihal edebiyatında Zenâdıka genel ismiyle anılan başta Maniheizm olmak üzere tüm düalist akımlara karşı önlem kabilinden geçici olarak akideye dahil edilen hayrihi ve şerrihi minallâhi teâlâ (hâşâ) anlayışı, düalizm tarih sahnesinden çekilmesine rağmen, ilâhî vahiyle belirlenen iman esaslarına beşeri bir yama olarak yapışmış kalmıştır.
4) Düalizmle savaşmak için akideye sokulan “Allah’ın şerri” (şerrihi) yanlış itikadı, beklendiğinin aksine, düalizmle savaşmayı imkânsızlaştırmış ve düalist batıniliğe İslam’ın kapılarını açmıştır. Yani, beklenenin tam tersi bir sonuç vermiştir. Zira eğer şerri Allah’a isnat ederseniz, kötülükle savaşmak tanrıyla savaşmak anlamına gelecektir. Bu bakış açısı, müslümanları kadercilik batağına sürüklemiştir. Nitekim şerri Allah’a isnat eden kelâmi ekollerin varıp demirlediği yer, o bataklık olmuştur.
5) Allah hayrı diler, hayrı yaratır. Kâinatta var olup da mahza şer olan hiçbir şey yoktur. Hayır, bir şeyin yaratılış amacını gerçekleştirmesidir. Şer, bir şeyin yaratılış amacı dışına çıkartılmasıdır. Demek ki şerrin varlığı asli değil arızidir, varoluşsal değil kullanım hatasından doğan bir sonuçtur. Felak sûresinde “O’nun şerrinden” Rabbe sığınmamız istenmez, “O’nun yarattıklarının şerrinden” sığınmamız istenir (113:2)
Ömer Nasuhi Bilmen
Her nefs, ölümü tadacaktır ve sizi bir imtihan olmak üzere şer ile ve hayr ile deneriz ve Bize döndürüleceksiniz.