Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
2673, sondan
3564. ayet;
22. sure ve
Hacc Suresinin
78. ayetidir.
Hacc Suresi 78. ayetinin kelime sayisi
44, harf sayısı
198 ve toplam ebced değeri ise
8084 olarak hesaplanmıştır.
Hacc Suresinin toplam ebced değeri
364750 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
وجاهدوا في الله حق جهاده هو اجتبيكم وما جعل عليكم في الدين من حرج ملة ابيكم ابرهيم هو سميكم المسلمين من قبل وفي هذا ليكون الرسول شهيدا عليكم وتكونوا شهداء على الناس فاقيموا الصلوة واتوا الزكوة واعتصموا بالله هو موليكم فنعم المولى ونعم النصير
وجاهدوافياللهحقجهادههواجتبيكموماجعلعليكمفيالدينمنحرجملةابيكمابرهيمهوسميكمالمسلمينمنقبلوفيهذاليكونالرسولشهيداعليكموتكونواشهداءعلىالناسفاقيمواالصلوةواتواالزكوةواعتصمواباللههوموليكمفنعمالمولىونعمالنصير
Vecâhidû fi(A)llâhi hakka cihâdih(i)(c) huve-ctebâkum vemâ ce’ale ‘aleykum fî-ddîni min harac(in)(c) millete ebîkum ibrâhîm(e)(c) huve semmâkumu-lmuslimîne minkablu vefî hâżâ liyekûne-rrasûlu şehîden ‘aleykum vetekûnû şuhedâe ‘alâ-nnâs(i)(c) feakîmû-ssalâte veâtû-zzekâte va’tasimû bi(A)llâhi huve mevlâkum(s) feni’me-lmevlâ veni’me-nnasîr(u)
Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce, hem de bu Kur’an’da müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit (ve örnek) olsun, siz de insanlara şahit (ve örnek) olasınız.[380] Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O, sizin sahibinizdir. O, ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!
Bu âyette, bütün ilâhî dinlerin temelde bir oldukları, ortak adlarının İslâm olduğu vurgulanmaktadır. Nitekim Kur’an’ın birçok yerinde Hz.İbrahim, müslüman diye nitelenmektedir.
Râzî (XXIII, 71-72), yukarıda Allah’ın varlığı, birliği (ilâhiyyât) ve peygamberlik (nübüvvât) konularına değinildikten sonra burada dinî hükümlere (şerâyi‘) yer verildiğini ve bunların dört yönden açıklandığını belirtir: 1. Emrin muhatabı: “Ey iman edenler!” buyurularak hükmün kimleri kapsadığı açıklanmıştır; ancak burada sadece müminlerin kastedildiği kanaatini taşıyanların yanı sıra, iman etme durumunda bulunan, yani yükümlülük çağında ve şartları içinde bulunan herkesin bu hitabın kapsamında olduğunu savunan âlimler de vardır. 2. Emrin konusu: Bu çerçevede dört husus zikredilmiştir: a) Rükûa varıp secdeye kapanma yani namaz kılma, b) Allah’a ibadet etme, c) İyi işler yapma, d) Allah yolunda gerektiği gibi cihad etme. Bunlardan 77. âyette geçen ilk üç iş arasında bir genellik-özellik ilişkisi görülür. Şöyle ki, namazdan sonra onu da içine almak üzere genel anlamıyla ibadetler, kulluk davranışları emredilmiş, Allah’a kulluktan sonra onu da içine almak üzere genel anlamıyla iyi işlerin –ki bunun diğer yönü yaratılmışlara iyilik etmektir– yapılması istenmiştir (kanaatimize göre “cihad”ın “Allah’ın hoşnutluğu için ortaya konan her türlü çaba, kararlı davranış” şeklindeki geniş anlamı esas alındığında 78. âyetteki dördüncü buyruk da bu genellik-özellik ilişkisine dahil edilebilir; zira bu anlamıyla cihad, henüz “iyi iş” olarak nitelenemeyecek yani sonuçlanmamış çabaları da ifade eder, ki bu (c) şıkkını da kapsar). 3. Bu emirleri kabullenmenin gerekçeleri: a) Allah’ın seçmesi, b) İbrâhim’in dininde de böyle olması ve daha önce de “müslümanlar” adının verilmiş olması, c) Peygamber’in tanık kılınması. 4. Öncekileri teyit anlamına gelen izahat: Namazı kılıp zekâtı vermemiz yani farzları yerine getirmemiz, sonra da Allah’a sımsıkı sarılmamız yani O’nun verdiği aklî ve naklî delilleri değerlendirmemiz, lutuflarından yararlanmamız ve korumasına sığınmamız istenmektedir. Allah yolunda cihaddan söz edilirken “gerektiği gibi” kaydının konması hakkında: a) Dünya menfaati gözetmeksizin sırf Allah’a ibadet anlayışıyla cihad ediniz, b) Allah yolunda çaba harcarken kınanmaktan çekinmeyiniz, c) Dinin icaplarını ayakta tutmak için maddî mânevî her türlü imkânı seferber ediniz ve nefsinize uymayınız gibi açıklamalar yapılmıştır (Taberî, XVII, 205; Râzî, XXIII, 72; cihad hakkında bk. Nisâ
4:84, 95; Mâide
5:35; Tevbe
9:73). 78. âyette geçen ve “güçlük” diye çevrilen harec kelimesi kişiyi sıkıntıya, darlığa sokan güçlükleri ifade eder. Dinde hiçbir güçlük yüklenmemesi de, dinî yükümlülüklerin hiçbir çaba gerektirmediği ve insana hiçbir meşakkat getirmediği anlamında değildir. Yükümlülük konusunu naslar ışığında inceleyen İslâm âlimleri özetle şu sonuçlara ulaşmışlardır: Bir fiilin yükümlülük konusu olabilmesinin şartlarından biri, o fiilin mükellefin gücü dahilinde olmasıdır. Fakat bu, söz konusu fiilin hiçbir meşakkat taşımaması demek değildir. Kişinin yeme içme gibi zaruri ihtiyaçlarını karşılaması bile bir meşakkat içerir. Zaten hiçbir çaba gerektirmeyen, hiçbir meşakkat taşımayan bir işle mükellef tutmak “yükümlülük” kavramıyla bağdaşmaz. Bu âyette ve benzeri içerikteki naslarda verilmek istenen mesaj şudur: Allah Teâlâ’nın kullarını yükümlü tuttuğu işlerde esas amaç bu işin getirdiği meşakkatin kendisi değil, bu meşakkate katlanmanın ortaya çıkaracağı yararlı sonuçlardır. Meselâ oruç tutma ile yükümlü kılmaktan maksat, kişinin oruç yasaklarına katlanarak eziyet çekmesine yol açmak değil, ruhen temizlenmesi ve yücelmesini, başkalarının mahrumiyetlerini bizzat yaşayarak kavramasını, böylece ahlâkî erdemlerini arttırmasını sağlamaktır. Bu konuda özellikle şu iki husus büyük önem taşımaktadır: a) İnsanların, daha çok sevap alma vb. düşüncelerle dine ilâveler yapmaya çalışmamaları, b) Kolaylaştırmanın İslâm’ın temel ilkelerinden olduğu. Yeterli dinî bilgiye sahip olmayan veya bu konudaki ilkeleri iyi kavramamış bulunan dindar insanların, sevaplarını arttırma düşüncesiyle dinde olmayanları da ona ekleme eğilimi içine girmeleri yaygın bir durum olduğu için, Hz. Peygamber yakın çevresinde bu tür yönelişleri gördüğünde hemen insanları uyarmıştır. Meselâ güneşin altında ayakta durarak oruç tutmayı adadığını öğrendiği bir adama, orucunu tamamlamasını fakat güneşin altında ayakta durmamasını emretmiştir (Resûlullah’ın bu konudaki bazı uyarı ifadeleri için bk. Buhârî, “Nikâh”, 1; Müslim, “Sıyâm”, 177). Kolaylaştırma (teysîr) İslâmiyet’in temel ilkelerinden olup birçok âyet ve hadiste bu noktaya vurgu yapılmıştır. Meselâ bir hadiste İslâm’ın kolaylık dini olduğu ifade edilmiş (Buhârî, “Îmân”, 29), Hz. Peygamber de kendisinin kolaylaştırıcı bir eğitimci olduğunu belirtmiştir (Müslim, “Talâk”, 4; ayrıca bk. Bakara
2:185; Nisâ
4:28; Mâide
5:6). Bu konuda dikkat edilmesi gereken bir ölçüyü yine Resûlullah’ın hayatından öğreniyoruz. Hz. Âişe’nin verdiği bilgiye göre Peygamber efendimiz, Allah tarafından kural konmamış bir konuda iki seçenekle karşı karşıya geldiğinde bunlardan en kolay olanı tercih ederdi; fakat Allah’ın koyduğu hükümlerin yerine getirilmesi için de herkesten titiz davranırdı (Buhârî, “Menâkıb”, 27; Müslim, “Fezâil”, 20). 78. âyetin “ceddiniz İbrâhim’in dininde olduğu gibi” şeklinde çevrilen kısmı daha çok “Size de onun dininde olan kolaylıklar sağlandı” veya–daha öncesiyle irtibatlandırılarak– “Ceddiniz İbrâhim’in yolunu izleyiniz; onun gibi kulluk ediniz, iyi işler yapınız” mânalarıyla açıklanmıştır (Taberî, XVII, 207; Şevkânî, III, 531). Hz. İbrâhim’in dinine yapılan gönderme, başta tevhid olmak üzere dinin temel ilkeleriyle ilgili olup, Hz. Muhammed’in getirdiği dinin kendine özgü hükümlerinin bulunduğunda şüphe yoktur (Râzî, XXIII, 74). Burada Hz. İbrâhim’in “babanız, dedeniz” şeklinde nitelenmesini, âyetin hitap ettiği ilk müslüman toplumun çoğunluğunun onun soyundan gelmesine bağlayan müfessirler bulunduğu gibi, birçok müfessir de bunun müslümanların peygamberinin ceddi olması dolayısıyla kullanılmış bir hürmet ifadesi olduğunu söyler. Kanaatimizce –âyetin vermek istediği mesaj dikkate alındığında– ikinci yorumu biraz daha genişleterek burada Hz. İbrâhim’in tevhid mücadelesindeki öncülüğüne, dünya nüfusunun önemli bir kısmının asılları itibariyle İbrâhim çizgisindeki dinlerin mensupları oluşuna ve bu sebeple onun sahip olduğu özel konuma, dolayısıyla kendisine duyulan sevgi ve saygıya işaret edildiğini söylemek daha isabetli olur. Birinci yorumu desteklemek amacıyla Süleyman Ateş şu açıklamaları yapar: “Bu ifade gösteriyor ki Hz. Muhammed’in ilk hedefi, kendi kavmi olan Araplar’ı müslüman yapmaktı. Kur’ân-ı Kerîm’deki ‘ey insanlar’ hitaplarında kastedilen insanlar Araplar’dır. (...) Burada hitap edilen insanlara İslâm ‘atanız İbrâhim’in dini’ olarak tanımlanıyor. İbrâhim’in, ataları olduğuna inananlar Araplar’dı. Bütün dünya insanları, İbrâhim’in kendi ataları olduğuna inanmazlar. Zaten böyle bir şey doğru da olmaz. Demek ki burada hitap edilen ‘insanlar’ sözü, bütün insanlar değil, Araplar’dır” (VI, 54). Hz. Peygamber’in öncelikle kendi yakın çevresini İslâm’a davet etmesi tabiidir; fakat bu husus zikredilen sonucu çıkarmaya yeterli değildir. Ayrıca, bu açıklama kendi içinde bazı yanlışlıklar taşımaktadır. Her şeyden önce Kur’ân-ı Kerîm’deki ‘ey insanlar!’ hitaplarında kastedilen insanların daima Araplar olduğunu söylemek isabetli olmaz (meselâ bk. Bakara
2:21; Nisâ
4:1; Hucurât
49:13). Kaldı ki burada söz konusu âyetin bağlı olduğu 77. âyette “ey insanlar!” değil, “ey iman edenler!” hitabı bulunmaktadır. Bu yaklaşımı eleştirel biçimde ele almamıza yol açan asıl sebep ise, bazı yazarların bu yorumu normal sınırının dışına taşırmalarıdır. Şöyle ki, Süleyman Ateş’in de belirtilen açıklamasında kendisinden yararlandığı anlaşılan Derveze’nin, bu âyeti Arap milliyetçiliğinin Kur’an’daki dayanaklarından biri izlenimini verecek biçimde tefsir etmesi, Kur’an’ın yorumunda tarihî verilerden istifade ederek önemli tahlillere yer verdiği değerli eserine gölge düşürmektedir. Derveze’nin bu yorumuna göre, söz konusu âyetle müslüman Araplar için İslâm toplumunda özel bir konum belirlenmiş, onlara büyük bir görev yüklenmiş ve onlar insanlara doğru yolu göstermeleri için Allah tarafından özel olarak “seçilmiş”lerdir (VII, 124-125). Oysa “Sizi O seçti” cümlesinin lafzında da, bağlamında da Arap ırkının seçimine dair en küçük bir tutamak bulunmamaktadır. Zira hitap bütün müminleredir; ardından Kur’an’da –geniş anlamıyla– tevhid inancı etrafında birleşen bütün ilâhî din mensupları için kullanılan “müslümanlar” nitelemesine yer verilmektedir. Öte yandan Kur’an’da haklarında “seçme” ve “üstün kılma” mânası taşıyan fiillerin kullanıldığı kişi veya topluluklar kendilerine yüklenen görevin yüceliğinden ötürü ve bu sorumluluğun bilincini koruma şartına bağlı olarak övülmüşler, bir ırka mensup olmak asla bir övgü veya ayrıcalık sebebi sayılmamıştır. Dolayısıyla burada da “seçme” fiili, tevhid inancının ve Allah’ın hoşnutluğunu hak ettirecek bir hayat tarzının yaygınlaştırılması, bu konuda insanlara öncülük edilmesi yönünde bütün müslümanlara yüklenen şerefli göreve işaret etmektedir. Kaldı ki bu fiili içeren cümlede asıl vurgu seçenle ilgilidir, yani cümlede bu görevi verenin Allah olduğu belirtilmektedir. “Size ‘müslümanlar’ adını verdi” cümlesinin öznesi, bir yoruma göre Hz. İbrâhim’dir. O’nun “Ey rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar” (Bakara
2:128) şeklindeki duası kabul edilip Hz. Muhammed’in kendi ümmeti gibi bir ümmete gönderileceği ve onlara da “müslümanlar” adı verileceği bildirilmiştir. Râzî’nin daha kuvvetli bulduğu yoruma göre ise burada cümlenin öznesi Allah’tır; “Allah sizi gerek önceki kitaplarda gerekse bu Kur’an’da müslümanlar olarak adlandırdı” anlamına gelmektedir (Râzî, XXIII, 74). “Ki Peygamber size şahitlik etsin, siz de insanlara şahitlik edesiniz” ifadesini şöyle açıklamak mümkündür: Gerektiği gibi cihadın, dindarlığın, müslümanlığın nasıl olacağını Peygamber size fiilen göstersin, öğretsin, hakka tanıklık eden bir örnek kişilik olsun; siz de ona tâbi olarak bütün insanlara örnek şahsiyetler, hakikatin tanıkları olun (Elmalılı, V, 3424; başka yorumlar için bk. Bakara
2:143). Bakara sûresinin 143. âyetinde “ümmet”in özelliği üzerinde durulduğu için ümmetin tanıklığına, burada ise “din”in özelliğinden söz edildiği için Peygamber’in tanıklığına öncelik verilmiştir (İbn Âşûr, XVII, 352). Allah’a karşı gelmekten sakınma uyarısıyla başlayan sûre, en iyi dost ve yardımcının Allah olduğuna dikkat çekerek sona ermektedir.
Allah uğrunda, hakkıyla [cihad] edin (fedakarlık yapın)! O, sizi seçti; dinde üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim’in milletinde (dininde de bu böyleydi). Elçinin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur’an’da) size “Müslümanlar.” adını vermiştir. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah’a (O’nun vahyine) sımsıkı sarılın! O, sizin [mevla]nızdır (efendinizdir). O ne güzel [mevla]dır (efendidir) ve O ne güzel yardımcıdır!
Allah uğrunda gerçek cihad (fedakârlık) Kur’an’ı anlatarak yapılandır Benzer mesajlar: En‘âm
6:51, 70; İbrâhîm
14:52; Enbiyâ
21:45; Furkân
25:52; Sebe’
34:50; Kâf
50:45.,Dinde zorlama yoktur; ancak zorunluluklar elbette vardır. Bu görevler insan zorlamasıyla değil, Allah rızası için yapılmalıdır. Benzer mesajlar: Bakara
2:185, 256; Mâide
5:6.,Benzer mesajlar: Bakara
2:135; Âl-i İmrân
3:95; Nisâ
4:125; En‘âm
6:79, 161; Nahl
16:123; Hacc
22:78
Bu ayet Âl-i İmrân
3:19, 85 ve Fussilet
41:33. ayetlerle birlikte okunmalıdır.,Vahye uymayla ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân
3:103, dipnot 1.
Allah yolunda, hakkını vererek cihad ediniz! Sizi O seçti. Din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; ceddiniz İbrâhim'in dininde de böyleydi. Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, Allah gerek daha önce gelmiş kitaplarda, gerekse Kur'ân'da, size Müslümanlar adını verdi. Öyleyse namazı kılınız, zekâtı veriniz ve Allah'a sımsıkı sarılınız! O, sizin dostunuzdur. Ne güzel dosttur; ne güzel yardımcıdır![349]
[349] Cihâd hakkında bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIII, 163-165; III, 68-75; VIII, 272-274; XIII, 133-134.Hacc sûresinden çıkarılacak genel ilkeler için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XIII, 170-172.
Allah yolunda gerektiği gibi cihad¹ edin. O sizi seçti. Dinde size bir zorluk yüklemedi. Bu atanız İbrahim'in milleti². O, daha önce de şimdi de sizi Müslümanlar olarak isimlendirdi. Resûl, size tanık olsun, siz de diğer insanlara. Öyleyse salâtı ikame³ edin, zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı bağlanın. O, sizin mevlanızdır⁴. Ne güzel Mevla ne güzel yardımcıdır.
1- Gayret gösterin, çaba harcayın; bütün gücünüzle çalışın. 2- Yolu, sünneti, inanç sistemi, yaşam biçimi. 3- “Salatı ikame etmek, Zekâtı vermek” terkibi, ibadete layık yegâne ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Zekât sözcüğü birçok ayette daha temiz, daha iyi, arınmak, temizlenmek, aklanmak, yüceltmek anlamında kullanılmıştır. (Örneğin
2:151;
3:77;
4:49;
9:103;
19:13;
20:76;
24:21;
35:18;
53:32; ;
62:2;
80:3;
91:9 ) 4- Yakın olan, yardım eden, koruyan, yol gösteren. Mevla yalnızca Allah'tır. Allah'tan başkasına Mevla, Mevlâna demek şirktir. Veli sözcüğünün eş anlamlısıdır.
Allah için O’nun uğrunda (ve O’nun rızasına uygun tarzda) hakkıyla cihad edin! O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi) . O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi “Müslümanlar” olarak isimlendirdi ki; Resul (Hz. Muhammed Aleyhisselam) sizin üzerinize şahit (örnek ve rehber) olsun, siz de insanlar üzerine şahitler (örnek mü’minler) olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a (Kur’an’a) sarılın ki, O sizin Mevlâ’nızdır, (sahibiniz ve sığınağınızdır.) O ne güzel (ve mükemmel bir) Mevlâ(dır) ve ne güzel (ve mükemmel bir) yardımcı(dır. Zafere ve başarılı neticeye ulaştırıcıdır… Ah bilseniz…)
Ve Allah için hakkıyla savaşın. O seçti sizi ve dinde bir güçlük vermedi size; babanız İbrahim'in dini. O mabuttur daha önce ve bu Kur'an'da size Müslüman adını takan, Peygamber, size tanık olsun, siz de insanlara tanıklık edin diye. Artık namaz kılın, zekat verin ve sarılın Allah'a, odur dostunuz; ne de güzel dosttur, ne de güzel yardımcı.
Ve Allah'ın davası için, O'nun yolunda gösterilmesi gereken, en zorlu ve en üstün çabalara girişin. Mesajına muhatap ve taşıyıcı olarak, sizi seçen ve bu din konusunda üzerinize bir zorluk ve güçlük yüklemeyen O'dur. Sizin dininizi de, babanız İbrahim'in dini gibi, geniş kapsamlı yapıp güçlük yüklemedi. O Allah, bundan önceki kitaplarda da, bu Kur'ân'da da size müslümanlar adını verdi ki, peygamber size şahit ve örnek olsun, siz de insanlara, şahit ve güzel örnek olasınız. Öyleyse namazınıza devamlı ve duyarlı olun, arınmanız için verilmesi gereken zekatı verin ve Allah'a sımsıkı bağlanın. Sizin gerçek efendiniz O'dur. Ne güzel efendi ve ne güzel yardımcıdır O.
Allah'ın dini uğrunda, cihadın bütün icaplarını, sorumluluklarını yerine getirerek, samimiyetle, hayatlarınızı ortaya koyarak, konuşarak, yazarak, hesapsız servet harcayarak cihad edin. O sizi seçti. Dinde, şeriatta, medenî kurallar arasında size ağır gelecek hükümler koymadı. Atanız İbrâhim'in dini, sünneti de böyleydi. Daha önce de, bu Kur'ân'da da, bütün peygamberlerin ümmetlerine ve size İslâm'ı yaşayan müslümanlar adını verdi. Allah'ın, ilâhî hükümleri icraya, ülkeyi imara, dünya düzenini kurmaya, sağlamaya memur tek yetkili Rasûlü Kur'ân'ı bilen, size tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önder, doğruları konuşan şahit olsun, siz de Kur'ân'ı bilen bütün insanlara tebliğ eden, çözüm getiren güvenilir örnek önderler, doğruları konuşan şâhitler olasınız istedi. O halde, namazı âdâbına riayet ederek, aksatmadan kılın. Vicdanlarınızı, servetinizi, sosyal bünyenizi arındıran, berekete vesile olan zekâtı verin. Allah'ın kitabına, emirlerine sımsıkı sarılarak himayesine sığının. O sizin mevlânız, emrinde olduğunuz otorite ve koruyucunuzdur. O ne güzel mevlâ, ne güzel otorite ve koruyucu, ne güzel yardım edendir.
Allah uğrunda gereği gibi cihad edin. O sizi seçti ve dinde sizin için bir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim'in dininde (olduğu gibi). O, peygamberin sizin üzerinize şahit olması sizin de insanların üzerine şahit olmanız için sizi daha önce [5] de, bunda (Kur'an'da) da Müslümanlar olarak adlandırdı. Artık namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a dayanın. O sizin mevlanızdır (dostunuzdur). O ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır.
5.Yani daha önceki kitaplarda.
Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi). O (Allah) bundan daha önce de, bunda (Kur'an'da) da sizi 'müslümanlar' olarak isimlendirdi; elçi sizin üzerinize şahid olsun, siz de insanlar üzerine şahidler olasınız diye. Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın, sizin Mevlanız O'dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı.
Allah uğrunda gerektiği gibi cihad ediniz. Allah dinini muzaffer kılmak için (ey Peygamber ümmeti) sizi seçti. Din işinde üzerinize bir güçlük de yüklemedi; babanız İbrahîm'in dininde olduğu gibi. Bundan evvelki kitablarda ve bu Kur'an'da size müslüman ismini Allah taktı, ki Peygamber, size karşı (tebliğ vazifesini yaptığına) şahid olsun, siz de bütün insanlara karşı (Peygamberler için) şahidler olasınız. Artık gereği üzre namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'ın dinine sarılın ki, mevlânız O'dur. O ne güzel mevlâdır (dosttur), ne güzel yardımcıdır!...
Ve Allah yolunda hakkıyla cihad edin. O sizi (bu iş için) seçti. Din konusunda size bir zorluk yaratmadı. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah daha önce (İbrahim zamanında) ve bu Kur’anda size Müslüman ismini verdi ki (İbrahim’in dinine uyma konusunda) Peygamber size örnek ve şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız. İşte bu şahitliğe göre; namaz kılın, zekât verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. (O’na hiçbir şey eş koşmayın.) O, sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır O!
Allah yolunda gereğince uğraş edin, sizi odur seçen, dinde hiçbir güçlük yaratmadı sizinçin, atanız İbrahim'in dinince gidin, bundan önce de, o sizlere «İslâm» dedi, Peygamber sizlere, sizler de insanlara tanıklık etmek için namaz kılın, zekât verin, sarılın Allaha, O'dur sizin mevlânız; O ne güzel mevlâdır, O ne güzel de yardımcı!
Allah yolunda üstün çaba sarfederek gereği gibi mücadele edin! O, (mesajının muhatabı ve tebliğcisi olarak) sizi seçti ve din konusunda da üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Atanız İbrahim'in dinine uyun! Allah sizi hem daha önce(ki kitaplarda) hem de bu (Kur'an')da Müslüman/kendini yürekten Allah'a teslim eden diye isimlendirdi. (Bunu) resul size model/örnek olsun, siz de diğer insanlara model/örnek olasınız diye (yaptı). Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı bağlanın. O sizin koruyucunuzdur. (Allah) ne güzel koruyucu ve ne güzel yardımcıdır!
Ayette, bütün ilahi dinlerin temelde bir olup, ortak adlarının İslam olduğu ifade edilmektedir. İslam, teslim olmak demektir. “Müslim” hakka teslimiyeti ifade eder. Bu ismi ilk kullanan Hz. İbrahim’dir. Nitekim Kur’an’ın birçok yerinde Hz. İbrahim’den övgüyle bahsedilirken “Müslüman” ifadesi kullanılmaktadır. Daha sonra bu isim, Hz. Muhammed’in ümmetine “özel isim” olmuştur. Ancak Müslümanların bu ismi kimlik olarak kullanmak yerine Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed gibi gerçek manada Müslüman olmaları ve onların yolundan samimiyetle gitmeleri gerekir.
Allah uğrunda gereği gibi cihat edin. O, sizi seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kuran'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size müslüman adını veren O'dur. Artık, namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
Allah uğrunda, hakkını vererek cihad edin. O, sizi seçti; din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi; babanız İbrahim'in dininde (de böyleydi). Peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için, O, gerek daha önce (gelmiş kitaplarda), gerekse bunda (Kur'an'da) size «müslümanlar» adını verdi. Öyle ise namazı kılın; zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı sarılın. O, sizin mevlânızdır. Ne güzel mevlâdır, ne güzel yardımcıdır!
İslâm’da insanın tabiatına aykırı düşen, fıtratını zorlayan hiçbir güçlük yoktur. İbadet ve yükümlülüklerde bir azimet (yani normal şartlardaki genel hükmün) yanında, bir de ruhsat yani mazereti sebebiyle kolaylık vardır. Ayrıca, günahlar için tevbe, keffâret vb. kurtuluş ve arınma yolları açık tutulmuştur.
Ve ALLAH uğrunda gereken çaba ve gayreti gösteriniz. O'dur sizi seçen. O, babanız İbrahim'in yolu olan bu dini, sizin için güç ve ağır kılmadı. Elçinin size tanık olması, sizin de halka tanık olmanız için, sizi, daha önce de şimdi de "müslümanlar = teslim olanlar" olarak adlandıran O'dur. Namazı gözetin, zekatı verin ve ALLAH'a sarılın; Mevlanız (Sahibiniz) O'dur. Ne güzel sahip ve ne güzel Yardımcıdır!
Tüm elçiler, "Sadece Allah'a kulluk ediniz," ortak mesajını bildirmişler ve Allah’a teslim olduklarını yani “müslüman” olduklarını ilan etmişlerdir. Evrendeki herşey (bazı yaratıkların bilinçli veya bilinçsiz inkarları hariç) müslümandır, yani Allah’ın yasalarına uygun bir tavır içindedir (
41:11). Örneğin Nuh, İbrahim, Musa, Süleyman, İsa ve onlarla birlikte olan inananlar bu nitelemeyle tanımlandılar (
10:72;
2:128;
10:84;
27:31;
5:111;
72:14). İslam dininin ibadetleri ise İbrahim yoluyla bildirildi (
16:123;
21:73). Ayrıca bak
3:19.
Allah uğrunda gerektiği gibi cihad edin. Sizi o seçmiş, babanız İbrahim'in yolu olan dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'ân'da, Peygamberin size şahid olması, sizin de insanlara şahid olmanız için, size müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekat verin, Allah'a sarılın. O sizin sahibinizdir. O ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır!
Ve Allah uğruna hak cihâdiyle mücahede eyleyin, sizi o seçti, üzerinize dinde bir harec de yükletmedi, haydin babanız İbrahimin milletine, bundan evvel ve bunda size müsliman ismini o - Allah - taktı, ki Peygamber size karşı şâhid olsun, siz de bütün insanlara karşı şâhidler olasınız, haydin namazı kılın zekâtı verin, ve Allaha sıkı tutunun ki mevlânız odur, artık ne güzel mevlâ, ne güzel nasîr
Allah uğrunda (nasıl savaşmak lazımsa öylece) hakkıyle cihâd edin. Sizi O seçdi. Dîn (işlerin) de üzerinize hiçbir güçlük de yüklemedi, (tıbkı) babanız İbrâhîmin (tevhıyd) dîn (inde olduğu) gibi. Size daha evvel (gönderdiği kitablarda) da, bu (Kur'anda) da müslüman adını — peygamber sizin üzerinize şâhid olsun, siz de (bütün) insanların üzerine şâhidler olasınız diye — (Allah) vermişdir. Artık dosdoğru namazı kılın, zekâtı verin, Allaha sarılın. O, sizin mevlânızdır. İşte ne güzel mevlâ O, ne güzel yardımcı O!
Allah uğrunda nasıl cihâd etmek gerekiyorsa, öyle cihâd edin! O sizi seçmiş ve dinde üzerinize hiçbir zorluk kılmamıştır. Babanız İbrâhîm'in dîninde de (böyleydi).O (Allah), gerek daha önce(ki kitablarda), gerekse bunda (Kur'ân'da) sizi “Müslümanlar” diye isimlendirdi ki, peygamber(iniz) size şâhid olsun ve (siz de) bütün insanlara şâhidler olasınız! Öyle ise namazı dosdoğru kılın,(3) zekâtı verin(4) ve Allah'(ın dînin)e sımsıkı tutunun! O sizin Mevlâ'nızdır. İşte O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır!
(3)“Acabâ yirmi üç saatini şu kısacık hayât-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayât-ı ebediyeye bir tek saatini sarf etmeyen, ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl(akılsızca) hareket eder. Zîrâ bin adamın iştirâk ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabûl ederse; hâlbuki kazanç ihtimâli binden birdir. Sonra yirmi dörtten bir malını, yüzde doksan dokuz ihtimâl ile kazancı musaddak (tasdîk edilmiş) bir hazîne-i ebediyeye vermemek, ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl (akıllı) zanneden adam anlamaz mı?” (Sözler, 4. Söz, 10)(4)Bakınız; (Bakara, sahîfe 1, hâşiye 4)
Gerçekte Allah için ne kadar çalışabilirseniz, o kadar çalışın. O sizi kulluk etmeniz için seçti ve sizin uymanız gereken, koyduğu kurallarda (dinde) ve Atanız İbrahim’in doğru örnek mücadelesinde de size zorluk koymadı. Daha önceden size müslümanlar ismini koyan da Allah’dır. Müslüman olmanız konusunda elçi size şahit olsun ve sizde müslümanlar olarak, diğer insanlara şahitler olun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sım sıkı sarılın. Zira sizin sığınacağınız tek sığınak O dur. Allah, ne güzel sığınılacak makam ve ne güzel yardım edendir.
Allah hakkında gereği gibi duruşun [⁶] O, sizi dini için ayırdı. Dinde size güçlük vermedi. Babanız İbrahim dinine uyun [⁷]. Size daha evvel gönderdiği Kitapta ve bu Kur/an/da Müslüman adını vermişti ki peygamber size şahit olsun, siz de nâs/a şahit olunuz [⁸]. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı da verin. Allah/a sarılın [⁹]. O sizin mevlânızdır, ne güzel mevlâdır! Ne güzel medetkârdır!
[6] Ancak Allah için duruşun, bunu yalnız ibadet olmak üzere yapın. Yoksa şöhret, ganimet için yapmayın.[7] Veya o din İbrahim dinidir. Veya İbrahim dini gibi dininize genişlik vermiştir.[8] Kıyamette peygamber tebliğ ettiğini tasdik ettiğinize şehadet edecek, siz de peygamberlerin nâs'a tebliğ ettiklerine şehadet edeceksiniz.[9] Yardımı ondan isteyin, her hususta ona tevekkül ve itimat edin.
Allah adına gerektiği gibi cihad edin. O sizi seçmiş, babanız İbrahim'in de dini olan bu dinde sizin için bir zorluk kılmamıştır. Daha önce ve Kur'an'da, peygamberin size şahit olması, sizin de insanlara şahit olmanız için size Müslüman adını veren O'dur. Artık namaz kılın, zekât verin ve Allah'a sarılın. O sizin mevlanızdır. Öyle ya, O pek de güzel bir mevla ve pek de güzel bir yardımcıdır!
Ve tam hakkını vererek, Allah yolundacihâd edin! O’nun size bahşettiği bilgi, beceri ve yetenekleri sonuna kadar kullanarak, Kur’an’ın belirlediği hayat programını egemen kılmak amacıyla, hem insanı yoldan çıkaran azgın ihtiraslara, hem de yeryüzünde fesat çıkaran zalimlere karşı mücadele edin! Unutmayın ki, O sizi insanlar arasından seçip bu yüce makâma yükseltti ve din konusunda size taşıyamayacağınız bir zorluk yüklemedi. Aksine, bütün Peygamberler gibi,atanız İbrahim’in de izlemiş olduğu o mükemmel inanç sistemini size bahşetti. Önceki kutsal metinlerde de, bu Kur’anda da size, yalnızca Allah’a boyun eğen, tüm varlığıyla O’nun hükümlerine teslim olan kimseler anlamına gelen “Müslümanlar” adını verdi ki, Son Elçi, siz müminlere karşı güzel bir örnek ve şâhit olsun ve sizler de tüm insanlığa karşı hakîkate şâhitlik eden örnek bir toplum ve âdil şâhitler olasınız. Öyleyse, bireysel planda ve bedeni kulluğunuzun göstergesi olarak namazı kılın; ekonomik ve sosyal alanda Allah’ın tek rab ve ilah oluş gerçeğine teslimiyetin göstergesi olarak da zekâtı verin vetüm benliğinizle Allah’a bağlanın! Çünkü sizin biricik dostunuz ve Efendiniz O’dur; O ne güzel dost, ne güzel yardımcıdır!
O’nun gerçek cihadıyla Allah (yolun)da cihad edin!
Sizi O eleyerek seçti.
Size Din’de hiçbir sıkıntı yapmadı;
Babanız İbrahim’in milleti olmak üzere!
Rasûl size şahid olsun, siz de İnsanlar’a şahidler olasınız diye hem önceden ve hem de bu Kur’ân’da sizi “Müslümanlar” olarak O adlandırdı.
Namaz’ı kılın, Zekât’ı verin!
Allah’a tutunun!
O sizin mevlânızdır.
O ne güzel Mevlâ’dır!
Ne güzel Yardım Edici’dir!
Allah için Onun istediği gibi1 cihad edin.2 O, (Peygamber göndermek için) sizi seçti ve atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi) dinde size güçlük de yüklemedi. O (Allah) Peygamberin sizin üzerinize şahit olması, sizin de insanlar üzerine şahitler olmanız için3 daha önce(ki kitaplarda) da bu (Kur’anda) da sizi “Müslüman’lar”4 olarak isimlendirdi. Artık namazı dosdoğru ve devamlı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. Sizin Mevla’nız Odur. O ise ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır.
1 Yani kendi meşrebinize göre uydurup adına da cihad dediğiniz uyduruk yöntemlerle değil!2 Cihâd: Kelime anlamı; çalışmak, uğraşmak, gayret etmek demektir. Terim olarak ise; İslâm’ın yükselmesi, korunması ve yayılması için ilmî, fikrî ve fiilî çalışmada bulunmak, gayret etmek ve bu yolda gerekirse Allah tarafından verilmiş olan bedenî, malî ve zihnî kuvvetleri Allah yolunda kullanmak suretiyle sıcak ve soğuk savaşa girmek demektir. “Cihad, hoşunuza giden bir iş olmasa da savaş, size farz kılındı.” (Bakara: 216) emriyle farz kılınmıştır. Bu cihad, fiilî cihaddır. Buna “kıtâl” de denilir. Bu cihadın boyutu, fitne tamamen ortadan kalkıp, Allah’ın dini (yeryüzüne) hakim oluncaya kadar, (kâfirlerle) savaşmak şeklindedir. (Bakara: 193). Bu savaş, kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve âhiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Peygamberinin haram kıldığını haram kabul etmeyen ve hak din olan (İslâm’ı) din edinmeyen kimselerle; zelil olup, himâye altına girmelerinin karşılığı olarak cizye verecek hale gelinceye kadar (Tevbe: 29) sürecektir. Onların Müslümanlarla topyekûn savaştıkları gibi Müslümanlar da onlarla topyekûn savaş içerisinde olacaktır. (Tevbe: 36) Peygamber (a.s) da: Ben, bütün insanlar, ‘Allah’tan başka ilâh yoktur’ deyinceye kadar onlarla savaşmakla görevlendirildim... buyurmuştur. (Müslim, Buhârî) En faziletli ibadet olan cihad ibadeti, Müslümanlar içerisinden bir grup, Müslümanların din, yurt, mal, namus ve haysiyetlerini kâfirlere karşı koruyabiliyorsa o gruba, yok fert fert gücü yeten her Müslüman’ın kâfirlere karşı koyma gereği varsa o zaman da tüm Müslümanlara farz olur. Cihâdın gayesi, intikam, öldürme, yağma ve zulüm değil, yeryüzünden fitneyi kaldırmak ve hakkı yüceltmektir. Vâdedilen toprak hükmü İsrail oğulları için kaldırılmış ve Müslümanlar için genişletilmiştir. Ve bu topraklara Müslümanlar vâris kılınmıştır. Bu topraklar ise, yeryüzünün tamamıdır. (Enfâl: 39) Yeryüzü de Müslümanlar için mescid kılındığından, kâfirlerin orada ancak korkarak dolaşmaları gerekir. (Bakara: 114) Bu da ancak sürekli cihadla mümkündür. Müslümanlar, kâfirleri; önce İslâm’a davet ederler. Kabul ederlerse savaşmazlar. Şayet İslâm’ı kabul etmezlerse İslâm devletine cizye vermelerini isterler. Bunu da kabul etmezlerse o zaman savaşırlar. Sivil halka, o belde savaş beldesi olarak ilan edilip duyurulmadan savaş açılmaz. Barış ise ancak İslam devleti için uygun olduğu zaman yapılır. Müslümanların kâfirlere karşı yumuşak davranmaları, eziyetlerine katlanmaları, sadece öğüt vererek İslâm’a davet yolunu takip etmeleri ile emrolundukları ayetler, İslâm’ın ilk devrelerine aittir. Çünkü o zaman Müslümanların kâfirlere karşı koyacak güçleri yoktu. Bu dönemde sadece davet cihadına müsaade edilmişti. Müslümanların adedi ve kuvveti kâfirleri yenecek seviyeye gelince de kıtal cihadı (savaş) emredildi. (Hacc: 39, Bakara: 190). Her ne kadar Peygamberimizin, Hakiki mücahid nefsine karşı cihad açan kimsedir (Tirmizî) buyurduğu nefs’e karşı yapılan cihad, en güç cihad ise de sofilerin yaptığı gibi fiilî cihadı neredeyse terk edip, hayatın tamamını buna adamak ve kaynağı kendilerinden menkul şekillerle Müslümanları oyalamak, kitap ve sünnetten dayanağı olmayan bir yöntemdir. İlim ile yapılacak cihadda en büyük silah, Allah’ın kitabıdır. Rabbimiz, peygamberimize Medine döneminde henüz elinde, Kur’an’dan başka silâh yokken, büyük cihadı, “O halde, (sakın) kâfirlere boyun eğme ve bu (Kur’an) ile onlara karşı olanca gücünle büyük bir savaş ver!” (Furkan: 52) şeklinde emretmiştir. Mal ile cihad ise, Allah’ın insana ihsan etmiş bulunduğu mal ve servetin yine Allah yolunda harcanması demektir. Yani Müslümanların, İslâm’ın yücelmesi, hakkın galip gelmesi için her türlü mal, servet ve paralarını bu yolda fedâ etmeleri mal ile cihaddır. Bu hususta Rabbimiz: “Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmamak ve hep iyilik yapmak için (mallarınızı,) Allah yolunda harcayın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanları sever” (Bakara: 195) buyurmuştur. Çağımızda birileri her ne kadar savaşsız bir dünya özlemindeyseler de bu, hiç bir zaman, savaş gerçeğini değiştirmemiştir. Hatta bu, sadece Müslümanları avutma ve kanlarını dökme aracı olarak kullanılmıştır. Müslümanların, kanlarının daha az dökülmesini sağlamak için cihada sıkı sarılmaları, kâfirlerin kendilerine saldırmalarını engelleyecek savaş gücüne sahip olmaları ve bunu her an hazır durumda bulundurmaları en önemli görevleridir. Bugün için asıl önemli görevleri ise, bu emirlere iman edecek ve bunları tereddütsüz uygulayacak imana sahip nesiller yetiştirmeleridir. İhlâs ve samimiyetle yapıldığı zaman, sonunda cennetin garanti olduğu tek ibadet; cihad edip Allah’ın emaneti olan mal, beden ve rûhu, Onun yolunda harcamak yani şehadettir. “Ey îman edenler! Size, sizi acı bir azaptan kurtaracak bir ticaretin yolunu, göstereyim mi? (İşte o,) Allah’a ve Onun Elçisi’ne îman ederek, mallarınızla ve canlarınızla, Allah yolunda cihad etmenizdir. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. (Böyle yapın ki Allah da) sizin günâhlarınızı bağışlasın ve sizi, zemîninden ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki güzel konaklara yerleştirsin. İşte en büyük kurtuluş, budur.” (Saff: 10-12) Selâm olsun o mübârek kullara… 3 Yani gerçek cihadın, dinin ve Müslümanlığın nasıl olacağını Peygamber size öğretsin, siz de ona uyarak bütün insanlara örnek olun diye. 4 Kur’an’a göre, önceki hak dinlerin tamamının adı “İslâm,” bu dinlere tabi olanların tamamının adı da “Müslüman”dır.
Ve Allah'ın dâvâsı için, O'nun yolunda gösterilmesi gereken en zorlu, en üstün çabalara girişin; [mesajına muhatap ve taşıyıcı olarak] sizi seçen ve din konusunda üzerinize bir zorluk, bir güçlük yüklemeyen O'dur: 92 [ve size] atanız İbrahim'in inancını [izlemeyi öneren de O]. 93 Elçi'nin sizin önünüzde ve sizin de tüm insanlığın önünde gerçeğe tanık olmanız için geçmiş çağlarda da, bu ilahî mesajda da, sizi “kendilerini yürekten Allaha teslim edenler” 94 diye isimlendiren O'dur. Öyleyse, salâtta devamlı ve duyarlı olun, arınmak için verilmesi gerekeni verin ve sımsıkı Allah'a bağlanın. Sizin gerçek Efendiniz O'dur; ne üstün, ne yüce Efendi; ne üstün, ne yüce Yardımcı!
Allah yolunda, ona layık olacak şekilde gayret gösterin. O, sizi seçkin kıldı, Dinde üzerinize bir zorluk yüklemedi. Öyleyse atanız İbrahim’in inanç sistemine uyun. Çünkü O, elçi size şahit, örnek ve model olsun siz de insanlığa şahit, örnek ve modeller olasınız diye önceki dönemlerde ve bu Kuran’da sizi sadece “Müslüman” diye isimlendirdi. Öyleyse namazı kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı bağlanın. Zira sizin mevlanız Allah’tır. O, ne güzel Mevlâ ve O ne güzel yardımcıdır. 20/42, 2/143, 2/256, 16/123, 37/83...110, 43/26...30, 60/4...6, 33/21, 2/133, 11/14, 27/81, 28/53, 2/177, 4/103, 6/72, 2/254, 9/60, 57/7, 13/30, 14/12, 39/38, 64/13, 2/286, 8/40, 29/22
Ve Allah uğrunda üstün çaba sarf ederek gereği gibi mücadele edin: O (mesajını hayata taşımak için) sizi seçti; ve O din konusunda sizi zora koşmadı. (Sizden tek istediği) atanız İbrahimin inancına (tâbi olmanız). O sizleri bundan önce de bu vahyin (gelişinden) sonra da müslüman olarak isimlendirdi[2884] ki, elçi sizin için iyi bir rol model olsun, siz de insanlık için iyi bir rol model olunuz.[2885] Şu halde, artık namazı hakkını vererek kılın ve zekâtı içten gelerek verin; bir de Allah’a sımsıkı bağlanın: O’dur sizin tek efendiniz;[2886] O ne güzel koruyup kurtarıcı ve O ne güzel yardımcıdır!
[2884] Bu âyet açıkça müslüman ve islâm adlandırmasının son vahiy ve son peygamberle sınırlı olmadığını ifade eder. Tüm vahiyler islâm vahyi, o vahiylerin aslına uyan tüm mü’minler müslümandır. İslâm, ezelî ve biricik hakikatin tüm zamanlardaki tezahürünün, bir başka ifadesiyle, insanlığın değişmez değerlerinin öbür adıdır. Her zaman ve zeminde yaşayan islâm cemaati için Allah’ın seçip beğendiği isim “müslüman” ismidir.
[2885] Şehîd, hem “şahit olan” (şâhid) hem de “şahit olunan” (meşhûd) anlamlarını birlikte taşır. Bu bağlamda örneklik ve rol modelliğe delâlet eder. Zaten “örnek kişi”, örnek aldığı kişinin şâhidi, kendisini örnek alanların ise meşhûdudur. Mü’minin görevi hayatı imana şahit kılmaktır. Zira insan bu cihana, sahip olmak için değil şahit olmak için gelmiştir. Mü’minin bu şahitliği, hem tanıklığı hem de modelliği kapsar.
[2886] Öyle bir efendi ki, insanı köle değil kul edinir. Dahası, kulunun özgürlüğünü kıskanmayan tek efendi O’dur.
Ve Allah yolunda bihakkın cihad ile mücâhedede bulununuz. O sizi intihab etti ve sizin üzerinize dinde hiçbir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim'in milleti gibi. O bundan evvel size müslümanlar ismini vermişti ve bunda da. Tâ ki Resûl sizin üzerinize şahit olsun ve siz de nâs üzerine şahitler olasınız. Artık namazı ikame ediniz ve zekâtı veriniz ve Allah'a sığının. O sizin mevlânızdır. İşte ne güzel mevlâ, ve ne güzel yardımcı.
Allah yolunda gereği gibi cihad edin. Sizi insanlar içinde bu emanete ehil bulup seçen O'dur. Din konusunda, size hiçbir zorluk da yüklemedi. Haydin öyleyse babanız İbrâhim'in milletine ve yoluna! Bundan önce de, bu Kur'ân'da da, size Müslüman adını veren O'dur. Ta ki Resul size şahid olsun, siz de diğer insanlar nezdinde Hakkın şahitleri olasınız. Haydin namazı hakkıyla ifa edin, zekâtı verin ve Allah'a sımsıkı bağlanın. O sizin biricik mevlanız, efendinizdir. O, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır. [6, 161; 2, 128]
Cihad, düşmana karşı bütün gücünü harcamak demek olup üç kısımdır. Birincisi; açıkça kendisini belli etmiş düşman ile yapılan cihad. İkincisi; şeytan ile yapılan cihad. Üçüncüsü; Nefisle yapılan cihad. Buradaki emir bu üç kısmı da kapsamaktadır. Zira âyette mücahede tabiri kullanılmış olup mukatele (savaşmak) kavramından daha geneldir. Allah’ın elçisi yeryüzünde Hakkın şahididir. Rabbine olan muazzam iman ve güveni, adalet, takvâ, mükemmel ahlâk örneği olması, yaşayan bir Kur’ân olması ile Allah’ın rızasının tecessüm etmiş şeklidir. Onu gören Hakkı görmüş gibi olur. Kendisinden sonra da müminler bu hususta onu örnek almalıdırlar. Müminlerin hallerine davranışlarına bakanlar, bunda Allah’ın varlığının delillerini, müminlerin de O’nun varlığına ve birliğine şahitliklerini okumalıdırlar. Hülasa hakkıyla cihad yapmanın, dine uymanın ve Müslümanlığı yaşamanın nasıl olacağını Peygamber size bizzat gösterip öğretsin. Hakkın şahidi, peşinden gidilecek bir örnek olsun. Siz de ona uymak sûretiyle, bütün insanlar için, Hakkın örnek tutulacak birer şahitleri olasınız.
Allah uğrunda, O'na yaraşır biçimde cihad edin. O, sizi seçti ve dinde size bir güçlük yüklemedi; babanız İbrahim'in dini(ne uyun). O (Allah) bu (Kur'a)ndan önce(ki Kitaplarda) da, bu(Kur'a)nda da size "müslümanlar" adını verdi ki, Elçi size şahid olsun, siz de insanlara şahid olasınız. Haydi namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a sarılın; sahibiniz O'dur. Ne güzel sahip ve ne güzel yardımcıdır (O)!
Yahut: Sizin dîninizi, babanız İbrâhîm'in dîni gibi kapsamlı yaptı, daraltmadı.
Allah yolunda hakkıyla mücadele (cihad)[1] edin. Size fırsat veren O’dur. Bu dinde size bir güçlük yüklememiştir. Babanız İbrahim’in şeriatına uyun. Allah size daha önce ‘Müslüman (tam teslim olan)’ adını verdi. Bu kitapta da o adı verdi ki elçimiz size örnek[2] olsun. Siz de insanlara örnek olasınız. Namazı tam kılın, zekâtı verin ve Allah’a sıkı sarılın. O sizin en yakınınızdır; ne iyi dost ve ne iyi yardımcıdır.
[1] Bakınız Bakara
2:218 ve ilgili dipnot [2] Ahzab
33:21
Allah yolunda, ona layık olacak şekilde gayret gösterin. O, sizi seçkin kıldı, Dinde üzerinize bir zorluk yüklemedi. Atanız İbrahim'in yoludur. Allah, bundan önce ve bunda (Kur'an'da) size "müslüman" ismini vermiştir. Peygamber size şahit olsun, sizde insanlığa şahit olun diye. Öyleyse namazı kılın. Zekatı verin, Allah'a sımsıkı bağlanın. Sizin mevlânız O'dur. O, ne güzel mevlâ ve ne güzel yardımcıdır !..
Allah uğrunda, Ona lâyık bir cihadla cihad edin. Sizi O seçti ve dinde size bir güçlük de yüklemedi. Atanız İbrahim'in dini üzere olun. Bundan önce de, bu kitapta da sizi Müslümanlar olarak adlandıran Odur—tâ ki Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olun. Öyleyse namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. Sizin dostunuz Odur. Ve O ne güzel dost, ne güzel yardım edicidir.
Allah uğrunda O'na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim'in milletini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap'ta da "Müslümanlar/Allah'a teslim olanlar" diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı/duayı yerine getirin, zekâtı verin ve Allah'a sarılın. O'dur sizin Mevlâ'nız. Ne güzel Mevlâ'dır O, ne güzel yardımcıdır O!
daħı ŧa'at eyleñ Tañrı içün ŧa'atmañ ḥaķķınca. ol üyürdi sizi daħı eylemedi sizüñ üzere din içinde ŧarlıķ. uyuñ atañuz milletine ibrāhįm’e. ol 'ad virdi size müsülmānlar diyü ilerüden daħı bunuñ içinde tā ola yalavaç ŧanuķ sizüñ üzere daħı olasız ŧanuķlar ādemįler üzere. pes ŧururuñ namāzı daħı virüñ zekātı. daħı yapışuñ Tañrı’ya oldur işüñüz başarıcı yarı virici. eyü iş başarıcıdur daħı eyü yardım viricidür!
Daḫı çalışuñ Tañrı Ta‘ālā yolında çalışmaġınuñ ḥaḳḳınca. Ol Allāh sizi iḫtiyāreyledi, daḫı sizüñ üstüñüze dīn‐i İslām içinde zaḥmet ve ṭarlıḳ ḳılmadı. Si‐züñ atañuz İbrāhīm dīnidür. Ol size ad ḳoşdı Müselmānlar diyü, buḲur’āndan burun evvel kitāblarda. Bunda beyān vardur, ḥattā ki peyġambersizüñ üstüñüze, siz daḫı ḫalḳ üstine ṭanuḳlar olasız. Pes durġuruñuznamāzı, daḫı virüñüz zekātı, daḫı Allāha ṣıġınuñuz her işlerde. Sizüñḫocañuz oldur. Ne yaḫşı ḫocadur ol, daḫı ne yaḫşı yardım idicidür.
(Ey mö’minlər!) Allah yolunda layiqincə cihad edin. O (Öz dini üçün) sizi seçdi və dində sizin üçün heç bir çətinlik yeri qoymadı – atanız İbrahimin dini (dinində olduğu) kimi. (Ey Muhəmməd ümməti!) Allah bundan (Qur’an nazil olmamışdan) əvvəl də, bunda (Qur’anda) da sizə müsəlman adını verdi ki, (qiyamət günü) Peyğəmbər (dinin təbliği, sizin ona iman gətirməyiniz, itaət etməyiniz barədə) sizə, siz də (əvvəlki peyğəmbərlərin Allahın hökmlərini öz ümmətlərinə çatdırdıqları halda) insanlara şahid olasınız. Elə isə (vaxtlı-vaxtında) namaz qılın, zəkat verin və Allaha sığının. (Allah) sizin ixtiyar sahibinizdir. O nə yaxşı ixtiyar sahibi, necə də gözəl imdada yetəndir!
And strive for Allah with the endeavour which is His right. He hath chosen you and hath not laid upon you in religion any hardship; the faith of your father Abraham (is yours). He hath named you Muslims of old time and in this (Scripture), that the messenger may be a witness against you, and that ye may be witnesses against mankind. So establish worship, pay the poor due, and hold fast to Allah. He is your Protecting Friend. A blessed Patron and a blessed Helper!
And strive in His cause as ye ought to strive, (with sincerity and under discipline).(2861) He has chosen you, and has imposed no difficulties on you(2862) in religion; it is the cult of your father Abraham. It is He Who has named you Muslims, both before(2863) and in this (Revelation); that the Messenger may be a witness for you, and ye be witnesses for mankind!(2864) So establish regular Prayer, give regular Charity, and hold fast to Allah. He is your Protector - the Best to protect and the Best to help!*
2861 As far as the striving is concerned with Jihad in the narrow sense, see the limitations in n. 204 to
2:190 and n. 205 to
2:191. But the words are perfectly general and apply to all true and unselfish striving for spiritual good. 2862 The Jews were hampered by many restrictions, and their religion was racial. Christianity, as originally preached, was a hermit religion: "sell whatsoever thou hast" (Mark
10:21): "take no thought for the morrow" (Matt.
6:34). Islam, as originally preached, gives freedom and full play to man's faculties of every kind. It is universal, and claims to date from Adam: father Abraham is mentioned as the great Ancestor of those among whom Islam was first preached (Jews, Christians, and Arab Quraysh). 2863 Before: see Abraham's prayer in
2:128. In this revelation: in this very verse, as well as in other places. 2864 See
2:143, and notes 143 and 144. As the Prophet is a guide and witnesses among us, so Muslims ought to be witneses amongst mankind. The best witness to Allah's Truth are those who show its light in their lives.