Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3391, sondan 2846. ayet; 29. sure ve Ankebut Suresinin 51. ayetidir. Ankebut Suresi 51. ayetinin kelime sayisi 15, harf sayısı 64 ve toplam ebced değeri ise 4060 olarak hesaplanmıştır. Ankebut Suresinin toplam ebced değeri 274256 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (8) ل (9) م (6) bulunuyor.
Arapça Metin
اولم يكفهم انا انزلنا عليك الكتاب يتلى عليهم ان في ذلك لرحمة وذكرى لقوم يؤمنون
Hz. Peygamberden mucize isteyenlere karşı bu âyette, “Kendilerine okunan kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmedi mi?” şeklinde cevap verilerek âdeta Kur’an’ın sürekli bir mucize oluşuna dikkat çekilmiş olmaktadır.
Peygamber dönemindeki inkârcılar, genellikle iyi niyetli olarak Resûl-i Ekrem’in gerçekten peygamber olup olmadığını öğrenmek, dolayısıyla gerçeği anlamak için değil, fakat sırf akıllarınca onu güç durumda bırakmak maksadıyla sık sık geçmişteki bazı peygamberler gibi onun da hissî (duyulara hitap eden) mûcizeler göstermesini isterlerdi. 50. âyette öncelikle mûcize göstermenin Allah’a ait olduğu, Peygamber’in görevinin ise insanları inanç ve amel hayatı konusunda uyarmak ve aydınlatmaktan ibaret bulunduğu bildirilmekte; 51. âyette ise çok önemli bir noktaya dikkat çekilmektedir: “Kendilerine okunan bu kitabı sana göndermiş olmamız onlara yetmiyor mu?” Şu halde Peygamber efendimizin en büyük mûcizesi Kur’an’dır; insanlara asıl gerekli olan, gelip geçici hissî mûcizeler değil, benzerini asla ortaya koyamayacakları, hayatın her anında feyzinden yararlanmaları mümkün olan bu ebedî mûcizedir (Zemahşerî, III, 193). Öteki mûcizeler duyulara hitap eder, gelip geçicidir; Kur’an ise okunan mûcizedir, akla hitap eder (İbn Âşûr, XXI, 15); insanlığın dünya huzuru ve âhiret kurtuluşu için muhtaç olduğu doğru inanç ve düzgün yaşayışın ilkelerini verir. Âyette Kur’an’ın bu özelliği iki kelimeyle verilmektedir: Rahmet ve ibret (zikrâ). Rahmet dünya ve âhirete dair bütün güzellikleri kapsayan bir kelimedir; çünkü Allah kuluna rahmetiyle muamele edince ona lâyık olduğu güzellikleri ihsan eder; ibret ise Kur’an’ın üslûbuna baştan sona hâkim olan kanıtlar, uyarılar, derslerdir; aslında bunlar da Kur’an’ın tabiriyle “akıl sahipleri” (ülü’l-elbâb) için birer rahmettir. Ama âyete göre Kur’an’daki rahmet ve ibret kaynaklarından feyiz almanın yolu putperestler vb. inatçı ve inkârcı zümrelerin yaptığı gibi Kur’an’a ve Peygamber’e savaş açmak değil– hakikatleri görünce inanmaya hazır bir içtenliğe, dürüstlüğe sahip olmaktır. Uyarı üslûbu taşıyan 52. âyete göre bütün evreni kuşatan ilmiyle her şeye şahit olan, eksiksiz kusursuz bilen Allah, sonuçta kimin ne yaptığını da görüp gözetmekte olup müminlerle münkirler arasındaki ihtilâflarda nihaî hükmü verecek ve o zaman “bâtıla (uydurma tanrılara) inanan ve Allah’ı inkâr edenler”, nefsânî ihtiraslarına, benlik iddialarına kapılarak doğru yola ve bu yolun yolcularına karşı verdikleri zalimce savaşın kendilerine neler kaybettirdiğini göreceklerdir.
Mehmet Okuyan
Kendilerine [tilavet] edilmekte (okunup aktarılmakta) olan Kitabı (Kur’an’ı) sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Elbette iman eden bir toplum için onda rahmet ve (gerçeğin) hatırla(t)ması vardır.
Bu cümle Kur’an dışı mucize beklentileri, mucize kabulleri ve iddialarının geçersizliğini göstermektedir. Bkz. İsrâ 17:59; Kamer 54:2. Kur’an, başka deliller veya mucizeler getirme taleplerinin hepsini gereksiz kılacak değerde ve özelliktedir. Eğer birilerine delil veya mucize olarak Kur’an yetmiyorsa ona hiçbir şey fayda vermez. Bilindiği gibi her peygamberin kendi hayatında ve kendi çağdaş ümmetleri için geçerli olan birer mucizesi olagelmiştir. Ancak o peygamberler vefat edince mucizeleri de geçerliliğini yitirmiştir. Buna karşılık Hz. Muhammed’e verilen Kur’an mucizesi ebedidir ve meydan okuyucu yapısıyla fertleri ve toplumları dönüştürücü işlevi Son Saat’e kadar devam edecektir.
Bayraktar Bayraklı
Kendilerine okuduğun kitabı sana indirmiş olmamız onlara mucize olarak yetmedi mi? Çünkü bunda, inanacak bir toplum için kesinlikle rahmet ve öğüt vardır.
Sana indirdiğimiz O Kitap -ki karşılarında okunup duruyor- onlara yeterli olmadı mı? Onda iman edecek bir kavim için elbette (büyük) bir rahmet ve bir öğüt ve zikir vardır. (Çünkü Kur'an; dini, ahlâki, siyasi, ekonomik ve sosyal her türlü sorunun çözümüne esas olacak temel hükümleri içeren en yetkili ve en kutsi kaynaktır.)
Hayret doğrusu! Kendilerine okunup duran bu kitabı, sana indirmemiz onlara yetmez mi? Şüphesiz O'nda iman eden bir toplum için, hem rahmet, hem de öğüt vardır.
Sana sorumluluklarını tevdi etmek üzere indirdiğimiz, halen kendilerine okunmakta olan kitap, Kur'an mucize olarak zalimlere-müşriklere (ehl-i kitaba) yetmiyor mu? Elbette iman eden bir kavim için Kur'an'da rahmet, öğüt ve ibretler vardır.
51.İbnu Mace`in, İbnu Ebi Hatim`in ve Müsned`inde Darimi`nin rivayet ettiklerine göre bazı Müslümanlar yahudilerden duydukları şeyleri yazdıkları bazı kitapçıkları Resulullah (a.s.)`a getirdiler. Resulullah (a.s.) da: "Bir topluluğa sapıklık olarak kendi peygamberlerinin getirdiklerini bırakarak başkalarının başkalarına getirdiği şeylere rağbet etmeleri yeter" diye buyurdu. Bu olayın ardından da bu ayeti kerime indirildi.
Ali Bulaç
Kendilerine okunmakta olan Kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman eden bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt (zikir) vardır.
Sana indirdiğimiz bu Kur'an, o mucize istiyenlere karşı okunub dururken, (hâlâ mucize olarak) kendilerine kâfi gelmedi mi? Şübhesiz ki Kur'an'da, iman edecek bir millet için büyük bir rahmet ve bir öğüd var.
Cemal Külünkoğlu Ankebut Suresi 51. Ayet Açıklaması
“Kendilerine okunan (bu) Kitab’ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu?” söylemi; “vahyin içeriği, ilahi kökeninden gelen şaşırtıcı kanıtları ve Kur’an ayetlerinin hadiselere ışık tutacak şekilde arka arkaya gelmesi senin elçiliğini kanıtlamaya yeterli olmuyor mu?” demektir. Bu ayet aynı zamanda Kur’an mucizesinin dışında Hz. Peygambere atfedilen uydurma mucizeleri de reddediyor. Ayrıca Hz. Peygamberin irtihalinden bin dört yüz sene geçtikten sonra Hz. Muhammed’e isnat edilen mucizelerin insanlığın hidayeti için nasıl bir katkısı olabilir? Olur olmaz mucizeler isnat ederek Hz. Peygamberi diğer peygamberlerle yarıştırmanın İslam’a ve Müslümanlara ne gibi bir faydası bulunabilir? Peygamberler hayattayken Allah’ın elçileri olduklarını kanıtlamak üzere Allah tarafından kendilerine mucize verilirdi. Bu mucizeler peygamberlerin büyüklüğünü değil düşmanların acizliğini ortaya koyacak Allah’ın fiilleriydi. Dolaysıyla peygamberleri mucizeleriyle yarıştırmak ve onlara mucizelerine göre büyüklük atfetmek hem şirktir hem de küfürdür.
Diyanet İşleri (Eski)
Kendilerine okunan bir Kitap'ı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? Bunda, inanan topluluk için rahmet ve ibret vardır.
Yetişmedi mi daha onlara ki sana kitab indirdik, karşılarında okunup duruyor? Şübhesiz ki onda iyman edecek bir kavm için muhakkak bir rahmet ve ilâhî bir ıhtar var
Sana indirdiğimiz o kitâb — ki (müstemirren) karşılarında okunub duruyor — onlara kâfi gelmedi mi? Onda îman edecek bir kavm için elbette (büyük) bir rahmet (ve ni'met) ve bir öğüt var.
Şübhesiz bizim sana indirdiğimiz (ve) kendilerine okunup durmakta olan bu Kitab, onlara yetmedi mi? Şübhesiz bunda, îmân edecek bir kavim için, gerçekten bir rahmet ve bir nasîhat vardır.(2)
(2)“Milyonlar Arabî (Arabca) kitablar yazılmışlar, meydandadır. Şimdi bütün bu kitabların en belîğleri, en fasihleri (ma‘nâca en güzel ve ifâdesi en anlaşılır olanları) Kur’ân’la berâber okunduğu vakit, her kim dinlese, kat‘iyen diyecek ki; Kur’ân bunların hiçbirisine benzemiyor. Demek Kur’ân, umum bu kitabların derecesinde değildir. Öyle ise herhâlde, ya Kur’ân umûmunun altında olacak; o ise yüz derece muhâl (imkânsız) olmakla berâber, hiçkimse, hattâ şeytan bile olsa diyemez. Öyle ise Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân (açıklamaları mu‘cize olan Kur’ân), yazılan umum kitabların fevkindedir (üstündedir). Hattâ ma‘nâyı da fehmetmeyen (anlamayan) câhil âmî tabakaya (sıradan halk tabakasına) karşı da Kur’ân-ı Hakîm, usandırmamak sûretiyle i‘câzını (mu‘cize olduğunu) gösterir. Evet o âmî, câhil adam der ki: ‘En güzel, en meşhur bir beyti iki-üç def‘a işitsem, bana usanç veriyor. Şu Kur’ân ise hiç usandırmıyor, gittikçe daha ziyâde dinlemesi hoşuma gidiyor. Öyle ise bu insan sözü değildir.’ ” (Zülfikār, 19. Mektûb, 81-82)
İlyas Yorulmaz
Mucize olarak kendilerine okunan, sana indirdiğimiz kitap onlara yetmedi mi? Elbette ki bunda inanan bir toplum için bir rahmet ve öğüt vardır.
Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu? Şüphesiz bunda iman etmekte olan bir kavim için gerçekten bir rahmet ve bir hatırlatma vardır.
Kendilerine gece gündüz okunup duran ve her ayeti başlı başına birer mûcize olan bu Kitabı sana göndermemiz, onlara mûcize olarak yetmiyor mu? Hiç kuşkusuz bunda, inanmaya gönlü olan insanlar için rahmet ve şefkatimizin en açık bir tecellîsi ve kulaklara küpe olması gereken bir öğüt vardır.
Kendilerine okunmakta olan Kitabı, sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?1 Şüphesiz bu (kitapta,) inanan bir topluluk için gerçekten bir rahmet ve bir öğüt vardır.
1 Bu âyetin, eğer öncesine bakarsak, “O (Muhammed’e) Rabbinden bir kısım mûcizeler indirilse olmaz mıydı?” diyen zâlimlere cevap olarak indirildiği anlaşılır. Çünkü ayetin öncesine göre (هُمْ) zamirleri Müslümanlara değil, “Ona Rabbinden bir kısım mûcizeler indirilse olmaz mıydı?” diyen kâfirlere raci'dir. Bu ayetin sebeb-i nüzulü olarak bazı rivayetler vardır. Bir gün Abdullah b. Âmir b. Rükn, Hz. Aişe (r.a.)’ya bir hediye takdim etmişti. Hz. Aişe (r.a.) onu “Abdullah b. Amr” zannedip reddetti ve: “o, başka kitapları araştırıyor, Allahu Teâlâ ise ‘…kendilerine okunmakta olan Kitabı, sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?’ buyuruyor” dedi. Bunun üzerine o zat, Abdullah b. Âmir dediler, o zaman hediyeyi kabul etti. Hz. Hafsa (r.a.) da kürek üzerine Yusuf kıssasından bir yazı getirip Hz. Peygamber (s.a.v.)’e okumuştu. Efendimizin yüzü renkten renge girerek: “canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki ben aranızda iken size Yusuf gelse de beni bırakıp ona uyacak olsanız sapmış olursunuz. Ben sizin Peygamberlerden nasibinizim, siz de benim ümmetlerden nasibimsiniz.” buyurdu. Hz. Ömer (r.a.) bir gün bir adama uğramıştı, o adam bir kitap okuyordu, onu bir saat dinledi ve hoşuna gitti, o adama: “bana bu kitabı yazıver” dedi. O da onu yazdı. Sonra Hz. Ömer (r.a.) onu alıp Hz. Peygamber (s.a.v.)’e getirdi ve okumağa başladı. O esnada Hz. Peygamber (s.a.v.)’in yüzünde de bir renk peyda olmağa başladı. Derhal Ensar’dan bir zat o kitaba vurdu ve: “Anan seni kaybetsin ey Hattab’ın oğlu! Bu gün sen bu kitabı okuyalı beri Raesulullah’ın yüzüne bakmıyor musun?” dedi. O vakit Peygamber (s.a.v.): “Bir kavmin kendi Peygamberlerinin getirdiğini bırakarak başkasının, başkalarına getirdiğine rağbet etmeleri, sapkınlıklarına kâfidir” buyurdular. (Dârimî) Ama bunların sebeb-i nüzul olması âyetin öncesine ve sonrasına pek uygun düşmemektedir. Ancak bu ayet, bu olaylardaki gibi durumlarda ve Allah’ın kitabına nazire olarak söylenen sözlere karşı verilebilecek en güzel cevaptır.
Muhammed Esed
Hayret! Bu ilahî kelâmı, kendilerine iletmen için sana göndermiş olmamız onlara yetmez mi? 50 Kuşkusuz onda rahmet[imizin tezahürü] ve iman edecek kimseler için bir uyarı vardır.
Hem kendilerine okunan bu kitabı/Kuran’ı sana indirmiş olmamız, onlara mucize olarak yetmiyor mu? Oysa bunda inanacak bir toplum için tarifsiz bir rahmet ve ilahi bir öğüt vardır. 7/203, 4/82, 16/64
Ne yani! Şimdi bu İlâhi kelâmı, kendilerine iletmen için sana indirmiş olmamız (mucize olarak) onlara yetmedi mi?[3539] Elbet bunda, inanacak bir toplum için tarifsiz bir rahmet ve İlâhi bir uyarı zaten vardır.
Mustafa İslamoğlu Ankebut Suresi 51. Ayet Açıklaması
[3539] Eğer birine bu vahiy mucize olarak yetmiyorsa, ona hiçbir mucize yetmez. Her nebinin bir nübüvvet âyeti/belgesi vardır, Kur’an Hz. Muhammed’in nübüvvet mucizesidir. Her nebiye verilen mucize ise kendi zamanında geçerlidir. Kur’an mucizesi kendisinden sonraki tüm zamanlarda geçerlidir. Kur’an’ın insanı dönüştürücü gücü ilk günkü gibi sürmektedir. Gerçek mucize de budur.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlara kafi gelmedi mi ki, şüphesiz Biz senin üzerine kitabı indirdik, onlara karşı tilâvet olunmaktadır. Muhakkak ki, onda imân eden bir kavim için elbette bir rahmet ve bir nasihat vardır.
Hem kendilerine okunan bu kitabı indirmemiz onlara kâfi gelmiyor mu? Elbette bunda iman edecek kimseler için bir rahmet ve yeterli bir ders vardır. [26, 197; 17, 92]
ay daħı dap olmadı mı anlara kim bayıķ biz indürdük üzerüñe ķur’ān’ı oķınur anlaruñ üzere? bayıķ anuñ içinde raḥmetdür daħı añmaķdur ķavma kim inanurlar.