Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4848, sondan 1389. ayet; 54. sure ve Kamer Suresinin 2. ayetidir. Kamer Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 7, harf sayısı 31 ve toplam ebced değeri ise 2544 olarak hesaplanmıştır. Kamer Suresinin toplam ebced değeri 118436 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Bizzat Hz. Peygamber’le muhatap olmalarına ve kendilerine ikna edici pek çok kanıt gösterilmesine rağmen inkârcılıkta direnen Mekke müşriklerinin gösterdiği bağnazlığı tasvir eden bu âyetlerden çıkan mesaj şu olmaktadır: Peygamberin veya dini tebliğ edenlerin, kişisel arzularına tutsak olduğu ve akıl nimetini değerlendiremediği için bunca kanıt ve uyarıya aldırış etmeyen insanları doğru yola zorla sokmak gibi bir yükümlülükleri yoktur; ama duyuru ve öğüt verme çabasını da sürdürmek gerekir. İşte bu sûrede, inkârcılıkta darbımesel olacak kadar ileri gitmiş bazı toplumlardan örnekler verilip bu uyarılara devam edilecektir.
Sözlükte “delil, kanıt, işaret” gibi mânalara gelen 2. âyet metninde geçen âyet kelimesi Kur’an’da “mûcize” anlamında da kullanılmaktadır. Önceki âyetin tefsirinde geçtiği üzere, orada ayın yarılması mûcizesinden bahsedildiği kanaatini taşıyanlar bu kelimeyi daha çok mûcize mânasıyla açıklamışlardır. “Sihir”i niteleyen ve “öteden beri bilinen” diye çevirdiğimiz müstemir kelimesi “gelip geçici; güçlü, kalıcı ve devamlı” mânalarına da gelir (Zemahşerî, IV, 44; Şevkânî, V, 139-140).
3. âyetin “oysa her iş yerli yerindedir” şeklinde çevrilen kısmı daha çok şu mânalarla açıklanmıştır: Evrenin yaratılışı ve hayat olayı anlamsız olmayıp bütün varlık ve olayların bir hedefi, bir gayesi vardır. Her şey Allah’ın ilminde bir takdire bağlanmış olup kararlaşmış bir sonuca doğru gitmektedir; her şeyin bir dünyada görünen bir de âhirette ortaya çıkacak gerçek yüzü vardır. Böylece Hz. Peygamber’in görevinin yüceliği ve inkârcıların kişisel arzularına bağlanıp kalmalarının süflîliği, vakti gelince belli olacaktır. Resûlullah’ın yaptığı tebliğ işi, sandıkları gibi gelip geçici bir şey değildir (Zemahşerî, IV, 44; Râzî, XXIX, 31). Ayrıca mûcizeler sihir değil vuku bulmuş gerçek olaylardır.
5. âyetin “Eksiksiz bir hikmet!” diye çevrilen kısmında hikmet kelimesi, bu bağlamda hikmet içeren söz yani Kur’an olarak açıklanmıştır. Gramer açısından bu ifadeyi önceki âyete bağlayıp, “Eksiksiz bir hikmet olan uyarı ve haberlerle Kur’an geldi” şeklinde veya ayrı bir cümle olarak düşünüp, “Kur’an eşsiz bir hikmettir, onda hiçbir eksiklik ve kusur bulunmaz” tarzında anlamak da mümkündür (Taberî, XXVII, 89; Şevkânî, V, 140. Hikmet hakkında bilgi için bk. Bakara 2:269; Nahl 16:125).
Yaygın yoruma göre 6. âyette geçen ve “çağrıcı” diye çevrilen dâî kelimesiyle İsrâfil (a.s.) kastedilmiştir. Bazı müfessirlere göre çağıran Cebrâil veya bu iş için görevlendirilmiş başka bir melek de olabilir. Burada doğrudan doğruya Cenâb-ı Allah’ın mahşerde toplanma buyruğuna işaret edildiği, dolayısıyla bu kelimeyle kendi zâtının kastedilmiş olabileceği yorumu da yapılmıştır (Râzî, XXIX, 33; Elmalılı, VII, 4641). Bu âyetin “görülmedik bilinmedik bir şey” diye çevrilen kısmıyla mahşer gününün kastedildiği açıktır; bu nitelemeyle o günün bu dünyadaki algılamalara göre tasavvur edilemeyeceğine veya ürküntü ve dehşet veren manzaralarla dolu olacağına işaret edilmiş olmalıdır. Âyetteki nükür kelimesiyle ilgili bir yoruma göre ise bu kısım “dünyadayken inkâr ettikleri gün” anlamı taşımaktadır (Zemahşerî, IV, 44; Râzî, XXIX, 33).
Mehmet Okuyan
Bir ayet (mucize) görseler bile hemen yüz çevirir ve “Bu da sıradan bir büyüdür!” derler.
[594] Kamer sûresi hakkında genel bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 407.[595] Ay’ın yarılması hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVIII, 410-413.
Erhan Aktaş
Onlar, bir ayet¹ görseler, hemen yüz çevirirler.¹ Ve “Bu süregelen bir büyüdür.” derler.
1- Gerçekten de ay ikiye yarılmış olsa bile, onlar yine de gerçeği kabul etmezler. Ayetteki “in” edatı, “vasliyye” olup, ay gerçekten ikiye ayrılsa bile anlamı vermektedir.
Ahmet Akgül
Onlar bir ayet (mucize) görseler, hemen sırt çeviriyorlar (normal ve doğal bir şey gibi yorumluyorlar) ve: "(Bu öteden beri) Süregelen bir büyüdür" deyip çıkıyorlardı.
Onlar, imana sevk eden, hakkı tasdik ettiren bir âyet, bir mûcize görseler, engelleme tedbirleri alarak yüz çevirirler. Hâlâ:
“Eskiden beri devam edegelen, aklı etki altına alan bir aldatmaca, bir yalan.” derler.
Onlar, imana sevk eden, bir ayet/mucize görseler, bu: “Eskiden beri devam edegelen, aklı etki altına alan bir aldatmaca, bir yalandır.” diyerek yüz çevirirler.
Fakat inkâra şartlanmış olan zâlimler, ne zaman bir mûcize görseler, “Bu öteden beri süregelen etkileyici bir büyüdür!” diyerek bir bahaneyle mutlaka haktan yüz çevirirler!
1 Bugünkiler de bir mucize görünce onu ya akılla izah etmeye, ya bilimsellik taslayarak etkisizleştirmeye ya da mucizevi bir olay diyerek hafife almaya çalışırlar.
Muhammed Esed
Ama eğer onlar, [Son Saat düşüncesini tamamen reddedenler, onun yaklaştığının] işaretini görselerdi, sırtlarını dönerler ve “(Bu,) hep olagelen bir göz yanılmasıdır!” derlerdi,
Sözgelimi, eğer onlar ilâhî kudret belgesi olan bir ayet görecek olsalar, yüz çevirecek ve şöyle diyeceklerdir: “Öteden beri süregelen bir sihir...”[4806]
[4806] Veya kelimeyi merra yerine mirra köküne isnat ederek: “Güçlü bir sihirdir” (İbn Âşûr). (Müşriklerin vahye “sihir” demeleri için bkz: 43:30; 46:7.) Bağlamdan da anlaşılacağı gibi burada inkârcı muhatapların vahyin çağrısına sırt çevirmekle vahyin cazibesinden kurtulamamak arasındaki çelişkili durumları dile getirilmektedir. Zaten bir şeyi “sihirdir” diyerek reddetmek, onun kendi üzerindeki gücünü ve etkisini itiraf etmektir. Dolayısıyla buradaki i‘rad da mesajından yüz çevirmekle birlikte etkisinden kaçıp kurtulamamayı ifade eder
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlar, bir mûcize görecek olsalar, yüz çevirirler ve daimi bir büyüdür derler.