Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4229, sondan 2008. ayet; 41. sure ve Fussilet Suresinin 11. ayetidir. Fussilet Suresi 11. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 68 ve toplam ebced değeri ise 5066 olarak hesaplanmıştır. Fussilet Suresinin toplam ebced değeri 236567 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م (2) bulunuyor.
Arapça Metin
ثم استوى الى السماء وهي دخان فقال لها وللارض ائتيا طوعا او كرها قالـتا اتينا طائعين
“Geliniz” anlamındaki i’tiyâ fiili tefsirlerde göklerin ve yer kürenin yaratılmasını, oluşmasını (tekvîn) sağlayan ilâhî buyruk olarak mecazi anlamda yorumlanmıştır. Bu sebeple söz konusu fiili “(varlık sahnesine) gelin” şeklinde çevirdik. Nitekim âyetteki duhân kelimesi de bu buyruğun kozmik yaratılışı sağlayan bir buyruk olduğunu göstermektedir. Sözlükte “duman” anlamına gelen duhân kelimesi tefsirlerde “su buharı” olarak yorumlanmıştır (meselâ bk. Şevkânî, IV, 581). Bu yorum yanında bilimsel gelişmeler de dikkate alınarak söz konusu kelimenin hidrojen gazı olarak yorumlanması (Esed, III, 972) bugünkü bilgilere göre isabetli görünmektedir.
Önceki iki âyette yerkürenin yaratılışından ve nimetlerle donatılmasından söz edilmişti. Ancak bu âyetteki, “Ardından ona (semaya) ve arza, ‘İsteyerek veya istemeyerek (varlık sahnesine) gelin!’ dedi” cümlesi, arzın semadan önce yaratılmadığını göstermektedir. Şu halde 11. âyetin başındaki “sümme” edatı sözlükte “sonra” anlamına gelmekle birlikte –Şevkânî (IV, 582) ve İbn Âşûr’un da (XXIV, 245) haklı olarak belirttikleri gibi– bu bağlamda zaman yönünden sonralığı değil, semanın yaratılmasının, arzın yaratılmasına göre daha büyük bir önem taşıdığını göstermektedir. Bu yüzden “sümme” kelimesini, “dahası” şeklinde çevirmeyi uygun bulduk. Esasen yerin ve göklerin yaratılması aynı anda olmadığı için ikisine “gelin, buyurdu” cümlesini, her birini yaratmayı murat ettiğinde, “ol, varlığa gel” dedi, onlar da var oldular, şeklinde anlamak gerekir.
“Boyun eğerek geldik dediler” cümlesi, yaratılışın her alanında olduğu gibi göklerin ve yerin yaratılmasında da Allah’ın irade ve kudretinin mutlak sûrette geçerli olduğunu, buyruğunun gerçekleşmemesi diye bir durumun düşünülemeyeceğini ifade eden temsilî bir anlatım olarak da yorumlanmıştır (Şevkânî, IV, 581).
Mehmet Okuyan
Sonra duman hâlinde olan göğe yönelmişti. Ona (göğe) ve yere “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” deyince onlar da “İsteyerek geldik!” cevabını vermişlerdi.
1- Bu, Allah'ın evrene koyduğu yasaların mecazi anlatımıdır.
Ahmet Akgül
Sonra, duman (gaz bulutları) halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yerküreye dedi ki: "İsteyerek veya istemeyerek (meydana) gelin." İkisi de: "İsteyerek (itaat ederek) geldik" dediler.
Sonra bir duman halinde olan göğü yaratmayı hükmetmiştir de ona ve yeryüzüne, dileyerekdilemeyerek meydana gelin demiştir, ikisi de, dileyerek geldik demişlerdir.
Ve sonra da gaz ve duman halinde bulunan göğü yaratmaya yöneldi ve “Gönüllü veya gönülsüz emrime uyun!” dedi. Yer ve gök ikisi birden “Gönüllü, isteyerek ve itaat ederek geldik” dediler, yani “Hakkımızda koyduğun, her türlü kanun ve nizama uyacağız!” diyerek itaat edeceklerini bildirdiler.
Sonra gaz halinde olan göğe yönelerek, çekimini tesis edip dengesini sağladı, hükümranlığını kurdu. Göğe ve yer küreye:
“İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin, kurduğum düzene dahil olun" buyurdu. Onlar:
“İsteyerek geldik" dediler.
Sonra, duman halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: 'İsteyerek veya istemeyerek gelin.' İkisi de: 'İsteyerek (İtaat ederek) geldik' dediler.
Sonra (Allah), buhar halinde olan göğü yaratmayı kasd etti de ona ve arza: “-İkiniz de istiyerek veya istemiyerek gelin meydana çıkın.” dedi. Onlar da: “-Biz istiyerek geldik.” dediler. (Allah'ın emrine boyun eğdiler).
Sonra Allah, göğe yöneldi; gök duman halinde idi. Ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek (emrimize) gelin!” dedi. Onlar: “Biz isteyerek geldik” dediler.
Sonra, (sadece) gaz/duman halinde olan göklere şekil verdi; ona ve yeryüzüne: “İkinizde İsteyerek veya istemeyerek (varlık alanına) gelin” buyurdu. O ikisi de “İsteyerek geldik/uyum sağladık” dediler.
Cemal Külünkoğlu Fussilet Suresi 11. Ayet Açıklaması
Bkz. 16:15, 21:30, 79:32“Gaz hali” nden kasıt; evrenin bütün maddî unsurlarının kaynağını teşkil eden asal bir element olan hidrojen gazıdır. “Allah’ın emrine göklerin ve yerin boyun eğmesi”; Allah’ın, varlık âlemindeki bütün yaratılmışlar üzerindeki sonsuz kudretinin sonuçlarını tasvir etmekten ibarettir. “İsteyerek veya istemeyerek” ifadesi ise, Allah’ın iradesinin mutlak bir şekilde tecelli edeceğini gösteren mecâzi bir anlatımdır.
Diyanet İşleri (Eski)
Sonra, duman halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve yeryüzüne: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin" dedi. İkisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
Tüm galaksiler ve içindekiler, Tanrı'nın koymuş olduğu fiziksel yasalara uyan müslümanlardır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Sonra duman halinde bulunan göğe yöneldi. Ona ve yerküreye: "İsteyerek veya istemeyerek buyruğuma gelin." dedi. Her ikisi de: "İsteyerek geldik" dediler.
Sonra (irâdesi) göğe — ki, o bir buhaar haalinde idi — doğruldu da ona ve arza «ikiniz de ister istemez gelin» buyurdu. Onlar da «İsteye isteye geldik» dediler.
Sonra duman hâlinde bulunan göğü kasdetti de ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek gelin!” dedi. (İkisi de:) “İtâat edenler olarak geldik!” dediler.(3)
(3)“Kur’ân, başka kelâmlar ile kābil-i kıyas (kıyâsı mümkün) olamaz. Çünki kelâmın tabakaları, ulviyet(yükseklik) ve kuvvet ve hüsn-i cemâl (güzellik) cihetinden dört menbaı var. Biri mütekellim (söyleyen), biri muhâtab, biri maksad, biri makamdır. (...) Öyle ise, sözde: ‘Kim söylemiş? Kime söylemiş? Ne için söylemiş? Ne makamda söylemiş?’ ise bak. Yalnız söze bakıp durma. (...) Evet mâdem kelâm, mütekellime (konuşana)bakıyor. Eğer o kelâm emir ve nehiy ise, mütekellimin derecesine göre irâde ve kudreti de tazammun eder(içine alır). O vakit söz mukāvemet-sûz olur (her engeli aşar); maddî elektrik gibi te’sîr eder, kelâmın ulviyet ve kuvveti o nisbette tezâyüd eder (artar). Meselâ:ياَ اَرْضُ اَبْلَع۪ي مآَءَكَ وَياَ سَماَءَ اَقْلِع۪ي yani ‘Yâ arz! Vazîfen bitti suyunu yut! Yâ semâ! Hâcet kalmadı yağmuru kes!’ Meselâ فَقاَلَ لَهاَ وَلِلْاَرْضِ ائْتِياَ طَوعاً اَوْكَرْهاً قَالَتآَ اَتَيْناَ طَائِع۪ينَ Yani ‘Yâ arz! Yâ semâ! İster istemez geliniz, hikmet ve kudretime râm olunuz(itâat ediniz). Ademden (yokluktan) çıkıp, vücudda (varlık âleminde) meşhergâh-ı san‘atıma (san‘atımın sergilendiği yere) geliniz!’ dedi. Onlar da: ‘Biz kemâl-i itâatle (tam bir itâatle) geliyoruz. Bize gösterdiğin her vazîfeyi senin kuvvetinle göreceğiz.’ İşte kuvvet ve irâdeyi tazammun eden hakīkī ve nâfiz (te’sirli) şu emirlerin kuvvet ve ulviyetine bak!” (Zülfikār, 25. Söz, 54)
İlyas Yorulmaz
Sonra, gök duman halinde iken göğe yönelmiş, göğe ve yere “İkinizde isteyerek veya istemeyerek bana gelin (itaat edin)” demişdi de, İkisi de “İsteyerek, gönülden itaat ederek geldik” dediler.
Sonra göğe döndü, gök ise bir duman halindeydi [¹¹], göğe ve yere dedi ki isteyerek, istemeyerek hükmüme gelin [¹²]. Bunlar da «— İsteyerek geldi» dediler [¹³].
İsmail Hakkı İzmirli Fussilet Suresi 11. Ayet Açıklaması
[11] Buhar veya mürekkebatı olan küçük maddeler halindeydi.[12] Gökte, yerde kemal-i kudretinin tesirine mahmuldür. Yoksa onları ister, istemez dâvet değildir.[13] Göklerin, yerin kudret-i sübhaniyeden kemal-i teessürlerini temsile mahmuldür.
Kadri Çelik
Sonra, kendisi duman (gaz) halinde olan göğe yöneldi; böylece ona ve yere dedi ki: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” İkisi de “İsteyerek (itaat ederek) geldik” dediler.
Sonra kudret ve irâdesiyle, henüz gaz bulutu hâlinde olan göğe yöneldi; göğe ve yere, “İkiniz de, isteyerek veya istemeyerek koyduğum yasalara boyun eğin!” buyurdu. Onlar da, lisân-ı hâl ile, “Başüstüne, emrine gönülden boyun eğdik!” dediler.
Sonra dühân / duman / gaz halindeki Göğe istivâ etti / düzen verdi.
Ona ve Yer’e: -“İstekli veya isteksiz gelin!” dedi.
İkisi de: -“İstekli olarak geldik” dediler.
Sonra (Allahın, iradesi)1 duman halinde olan göğe yönelip ona ve yeryüzüne: “Yaratılışınıza uysa da uymasa da ikiniz birlikte birbirinizle uyum sağlayın.”2 dedi. İkisi de derhâl: “Uyum sağladık.” dediler.3
1 Sonra Allah, Semaya doğru doğruldu. Yani iradesini dosdoğru Semaya yöneltti. (اسْتَوٰٓى) fiili (اِلَى) ile kullanıldığı zaman istikamet almak, dosdoğru yönelmek manasınadır ki Allahu Teâlâ hakkında doğrudan doğruya “irade” ile tefsir olunur. Yani Allah’ın iradesi Semaya doğru yöneldi demektir. 2 Allah ilk önce Arzı yarattı, sonra doğrudan doğruya yukarısını da bir duman olarak yaratmayı irâde buyurdu. Demek ki Arz, ilk yaradılışından önce Sema’dan ayrıldığı sıra ateş halinde idi, sonra bu ateşten onun yukarısına doğru (Dünya Seması) duman halinde gazlar püskürüyordu. Allah, o duman halindeki Semaya ve Arza; “ikiniz birden isteyerek veya istemeyerek gelin, yani tabiatınıza uygun gelse de gelmese de ikiniz birlikte birbirinize uyarak bir nizam üzere hareket edin” dedi. Bütün Semâ içinde Arzın ve havasının birlikte hareket etmesini emretti. Onlar da ikimiz de isteyerek geldik dediler. (Elmalılı) 3 Âyetin son bölümü, “İsteyerek veya istemeyerek (meydana) gelin” dedi. “İsteyerek (meydana) geldik” dediler şeklinde de tercüme edilebilir. Buradaki (ثُمَّ) zaman için değildir. Onun için gökyüzünün (semâ’nın) yaratılışı, yeryüzü ve dünya semâ’sının yaratılışından öncedir.
Muhammed Esed
Ve 11 O, [sadece] duman halinde 12 olan göklere şekil verdi; onlara ve arza, “İkiniz de isteyerek yahut istemeden [varlık alanına] gelin!” diye buyurdu. İkisi birden: “Peki, boyun eğerek geliriz!” dediler. 13
Bu sırada henüz gaz halinde bulunan göğe yönelip ona ve yeryüzüne: – Benim yasalarıma ister gönüllü ister gönülsüz boyun eğin! Dedi. Onlar da: – Senin yasalarına isteyerek boyun eğdik, dediler. 7/54, 13/2
Mustafa İslamoğlu Fussilet Suresi 11. Ayet Açıklaması
[4240] Bu bağlamda summe edatı, zamansal bir sonralığı değil, semanın yaratılışının arzın yaratılmasından daha büyük bir olay olduğunu ifade eder (İbn Âşûr).
[4241] Yani: “gaz bulutu”. Bugünkü bilgilerimiz bunun evrenin temel elementi olan hidrojen gazı olduğunu söylemektedir.
[4242] Veya: “evreni..”
[4243] Evrendeki muhteşem uyumun ve bunun tesadüf eseri olmadığının sembolik dille ifadesi. Bir başka ifadeyle, anlamsızlığın ve amaçsızlığın reddi. Varlığın kozmik korosundaki her şey, kendi diliyle bir özge ilâhî icra etmektedir. Zımnen: Ey insan! Uyumu bozma, bilinçli bir varlık olarak sen de katıl bu kâinat korosuna!
Ömer Nasuhi Bilmen
Sonra göğe, o bir duman halinde iken teveccüh etti. Sonra ona ve yer için buyurdu ki: «İsteyerek veya istemeyerek geliniz». Onlar da, «İsteyiciler olarak geldik,» dediler.
Sonra iradesi bir gaz halinde olan göğe yöneldi. Ona ve yere şöyle buyurdu: “İsteyerek de olsa, istemeyerek de olsa emrime gelin! ” onlar da: “Gönüllü olarak geldik. ” dediler.
Sonra duman (gaz) halinde bulunan göğe yöneldi, ona ve arza: "İsteyerek veya istemeyerek (buyruğuma) gelin" dedi. "İsteyerek (buyruğuna) geldik." dediler.
Aynı zamanda duman halindeki göğe yönelmiş, ona ve yere: “İsteyerek veya istemeyerek emrime girin!” demişti; ikisi de “İsteyerek emrine girdik” diye cevap vermişlerdi.
Bundan başka, duman halindeki göğe yöneldi ve hem ona, hem de yeryüzüne “İsteseniz de, istemeseniz de gelin” buyurdu. İkisi de “İsteyerek geldik” dedi.
Sonra buhar/duman halindeki göğe yöneldi de ona ve yerküreye şöyle seslendi: "İsteyerek veya istemeyerek gelin!" Onlar şöyle dediler: "İsteyerek geldik!"