Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 464, sondan 5773. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 171. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 171. ayetinin kelime sayisi 12, harf sayısı 47 ve toplam ebced değeri ise 3742 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (6) ل (7) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
يستبشرون بنعمة من الله وفضل وان الله لا يضيع اجر المؤمنين
Allah yolunda şehit olanların “ölü” olduklarını düşünmek doğru değildir. Çünkü ölü, hayatı sona eren, duyuları yok olan, bu nedenle hiçbir şeyi algılayamayan kimse demektir; oysa Allah yolunda öldürülenler böyle değillerdir; onlar görünürde ölmüş olsalar bile Allah’ın kendilerine bahşettiği özel bir hayatla diridirler. Onların hissetme, lezzet ve zevk alma kabiliyetleri vardır; Allah katında onlara bol nimetler, geniş rızıklar sunulmakta ve mutlu bir hayat yaşamaktadırlar; fakat dünyadaki insanlar bunu farkedemezler. Çünkü şehitlerin hayatları mahiyet ve boyut bakımından dünyadakilerden farklıdır (İbn Âşûr, IV, 366). Genellikle müfessirler bu tür âyetleri ruhun ölümsüzlüğü inancıyla açıklamışlardır. Onlara göre ölüm olayı, ruhun bedenden ayrılmasından ibarettir. Ölen ruh değil bedendir. Ölümden sonra iyilerin ruhları âhiretteki güzel makamlarını görerek onunla mutlu olurlar; kötülerin ruhları da cehennemdeki yerlerini görerek bundan elem duyarlar. Şehitler ise sadece yüksek makamlarını görmekle kalmaz, Allah nezdinde dünyalılara verilenden daha güzel ve daha büyük nimetlere mazhar olurlar (bilgi için bk. Bakara 2:154). 170. âyete göre şehitler Allah’ın kendilerine lutfettiği nimetler sebebiyle sevinip mutlu oldukları gibi, şehit olarak kendilerine katılmamış olan mücahitlerin İslâm uğrundaki cihadlarının Allah katında zayi olmadığı, onlar için herhangi bir korku ve tasanın bulunmadığı müjdesini alarak buna da sevinirler. “Henüz kendilerine katılmamış olanlar” ifadesini, “Sadece mücahidler değil bütün müminlerdir” diye yorumlayanlar da vardır. Buna göre şehitler, arkalarından kendilerine katılmamış, yani şehit olmamış bütün müminler için herhangi bir korku ve tasa olmadığına dair aldıkları müjde ile sevinirler ve mutlu olurlar. İbn Âşûr bu âyete dayanarak Allah yolunda öldürülen şehitlerin ruhlarının dünyadaki sevdiklerinin sevinç veren hallerinden haberdar olduklarını söylemektedir. Bu haberdar olma bazan sadece sevindirici durumlara mahsus olur, şehit bununla mutlu olur; bazan da genel olarak bütün durumlardan haberdar olur, zira bilgi sahibi olmakla ruhlar mutluluğa erişir (IV, 166). Elmalılı’nın yorumuna göre ise yüce Allah şehitlere dünyadakilerin üzücü hallerini ya bildirmeyecek veya bildirdiği takdirde onlara lutuf ve kereminden vereceği güzel nimetler sayesinde onları bu üzüntüden koruyacaktır (II, 1231). 171. âyet hem bir önceki âyeti pekiştirmekte hem de şehitlerin sadece arkada bıraktıkları müminler için korku ve tasa olmadığını öğrenmeleri sebebiyle değil aynı zamanda Allah’ın kendilerine vereceği nimeti ve müminlerin ecrini zayi etmeyeceği vaadi dolayısıyla da sevineceklerini ifade eder.
Mehmet Okuyan
Onlar, Allah’tan gelen nimet ve iyiliğin, (yani) Allah’ın, müminlerin ödülünü elbette ziyan etmeyeceği müjdesinin sevinci içindedir.
Onlar (şehit olanlar ve Allah’ın rızasına ulaşanlar), Allah'tan bir nimeti, bir fazilet ve bereketi ve kesinlikle Allah'ın mü'minlerin ecrini asla boşa vermeyeceği (gerçeğini) müjdeleyip durmaktadırlar.
Onlar, Allah'dan gelen bir nimet ve daha üstün bir ihsan sebebiyle sevinirler ve müminlerin mükâfatını Allah'ın zayi etmediği neş'esi içinde bulunurlar.
Onlar (ayrıca) Allah'ın (şehitler için hazırladığı muhteşem) nimeti ve lütfu haber vermek ve Allah'ın müminlerin çabalarını boşa çıkarmayacağını müjdelemek isterler.
Onlar, Allah’ın verdiği nimetler ve lütfundan bağışladıkları ile (henüz hayatta olanları) müjdeleme isteği duyarlar. Allah inananların hak ettikleri karşılığı zayi etmez.
Allah’ın şehitler için hazırladığı muhteşem lütuf ve nîmetlerini onlara haber vermek ve Allah’ın, inananların çabalarını boşa çıkarmadığını, onların mükâfâtını asla zayi etmediğini müjdelemek isterler.
171,172. Onlar, (ayrıca) Allah’tan bir nîmet ve bir lütuf olarak Allah’ın; yaralandıktan sonra Allah ve Peygamberin davetine uyan mü’minlerin, (yaptıklarının) karşılığını kesinlikle boşa çıkarmayacağını ve onlardan Allah’ı görüyormuş gibi ibâdet edenlere ve Allah’tan hakkıyla sakınanlara büyük bir mükâfatın olduğunu da müjdelerler.1
Mehmet Türk Âl-i İmran Suresi 171. Ayet Açıklaması
1 Rivayet olunur ki; Ebu Süfyan ve arkadaşları Uhud’dan çekilip “Ravha” denilen yere vardıklarında pişman olmuşlar ve “çoğunu öldürdük azı kalmıştı niçin bıraktık geldik, hemen dönmeli ve köklerini kesmeliyiz” diyerek dönüp Müslümanlara tekrar hücum etmek istemişlerdi. Hz. Peygamber de bunu haber almış kendinin ve Ashabının kuvvetini göstermek için Ebu Süyfan’ı takip etmek üzere Ashabını teşvik etmiş ve: “Bu gün bizimle beraber sadece dünkü günümüzde hazır bulunanlar çıksın” buyurmuştu. Binaenaleyh Peygamberle beraber yetmiş kişilik bir cemaat hareket ettiler Medine’den sekiz mil mesafede bulunan “Hamra’ül-Esed” mevkiine kadar gittiler. Ashap, yaralı idi, çok zahmet çekiyorlardı. İçlerinde öyle yaralılar vardı ki nöbetleşe birbirlerini sırtlarında taşıyorlardı. Fakat Cenab-ı Allah müşriklerin kalplerine korku verdi de kaçtılar gittiler. İşte bu âyet, bu hal içinde Rasulullah’ın davetine icabet eden bu Müslümanlar hakkında nazil olmuştur. (Elmalılı)
Muhammed Esed
Onlar, Allah katından ulaşan bir lütfu, bir nimeti ve Allah'ın inananların hak ettiği ödülü zayi etmeyeceği [vaadini] müjdelemek isterler.
Ve onlar Allah Teâlâ'dan bir nîmet ile ve bir fazl ile mü'minlerin mükâfaatını Allah Teâlâ'nın elbette zâyi etmeyeceği ile müjdelenip mesrûr bir halde bulunurlar.