Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan
573, sondan
5664. ayet;
4. sure ve
Nisâ Suresinin
80. ayetidir.
Nisâ Suresi 80. ayetinin kelime sayisi
12, harf sayısı
50 ve toplam ebced değeri ise
3016 olarak hesaplanmıştır.
Nisâ Suresinin toplam ebced değeri
1117221 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
من يطـع الرسول فقد اطاع الله ومن تولى فما ارسلناك عليهم حفيظا
منيطـعالرسولفقداطاعاللهومنتولىفماارسلناكعليهمحفيظا
Men yuti’i-rrasûle fekad etâ’a(A)llâh(e)(c) vemen tevellâ femâ erselnâke ‘aleyhim hafîzâ(n)
Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onlara bekçi göndermedik.
Kur’an-ı Kerîm âyetlerinin bir kısmı özel, parça, detay olan konuları açıklar, bir kısmı da bu âyette olduğu gibi pek çok konuya ve hükme ışık tutan, temel ve kaynak teşkil eden kurallar, genel hükümler getirir. Dinin öğrenilmesi ve yaşanmasında Allah resulünün konumu, rolü ve salâhiyeti hem kelâmcıları hem de fıkıh usulü âlimlerini meşgul etmiştir. Dine davet edilen insanların bunu kabul etmemeleri halinde yapılacak işlem konusu da özellikle “din ve vicdan hürriyeti” bakımından önem arzetmektedir. Âyet, bu iki konuda önemli kurallar getirmektedir.
Allah resulünün işi, görev ve yetkisi vahyi tebliğ etmekten ibaret değildir. Onun ümmete örnek olmak, vahyi açıklamak, gerekli görülen yerlerde boşlukları doldurmak ve yeni oluşan İslâm toplumuna (ümmet) liderlik etmek gibi vazife ve selâhiyetleri vardır. O bir söz söylediğinde veya bir şey talep ettiğinde Allah’ın irade ve rızâsına uygun bir söz söylüyor –karîneler aksini göstermiyorsa– O’nun kullarına bildirmek istediğini bildiriyor, yapmalarını istediğini talep ediyordur. Aynı mânada birçok âyetin kesin delâleti sebebiyle fıkıh usulü âlimleri, dinin ikinci kaynağının sünnet (Resûlullah’ın sözü, fiili ve tasvibi) olduğunda ittifak etmişlerdir. Onun aynı zamanda diğer insanlar gibi bir insan (beşer) olduğunu bildiren âyetlerle (meselâ Kehf
18:110) her davranışının bağlayıcı olmayacağını bildiren hadisler, uygulama ve vâkıalar göz önüne alındığında sünnetin “bağlayıcı delil olma” özelliğinin mutlak olmadığı, bazı kayıt ve şartlara (en önemlisi dinî kural getirmediğine dair bir delil ve karinenin bulunmamasına) bağlı olduğu da anlaşılmaktadır. Böyle bir delil bulunmadıkça Hz. Peygamber’in davranışlarını –onun örnekliğinin tabii bir sonucu olarak– dinî kural getiren, irşad eden, yol gösteren, izlenmesi gerekli veya faydalı olan davranışlar olarak almak ve değerlendirmek gerekir.
“Dinde zorlama yoktur” kuralının (Bakara
2:256) bir başka delilini teşkil eden “Seni onlara bekçi göndermedik” meâlindeki cümle, din ve vicdan hürriyeti konusunda önemli bir dayanaktır. Resûlullah tebliğ eder, tebliğ ettiği dini mükemmel örnek olarak kendinde ve örnek kılmak istediği toplum (ilk nesil) hayatında uygular; böylece dini hem söz hem de fiil halinde muhataplarına ulaştırınca onun vazifesi bitmiş olur. İnsanları zorla dine sokmak ve imanlarının bekçiliğini yapmak onun sorumluluk çerçevesine dahil değildir. Allah’ın cenneti de cehennemi de vardır. Her ikisine gidecek olan müminler ve kâfirler, iyiler ve kötüler olacaktır. Hz. Peygamber’in ve ümmetinin savaşları, mücadeleleri başka dinleri ve inançları ortadan kaldırmaya, insanları zorla İslâm’a sokmaya yahut imha etmeye yönelik değildir; tam aksine mücadelenin hedefi, her çeşit zulmü ve bu arada din konusunda baskıyı ortadan kaldırmak, herkesin inancına göre serbestçe yaşamasını sağlamaktır.
Müslüman olduğu halde alenî olarak dinin emirlerine itaat etmeyen, yasakları çiğneyen kimselere uygulanan yaptırımlar, onları baskı altında ibadete sevketme, zorla dindar kılma amacına yönelik olmayıp, kamu düzenini, asayişi ve genel ahlâkı korumak içindir. İbadetin özünün ihlâs (onu yalnızca Allah rızâsı için yapmak) olduğunu bildiren, niyeti ibadetlerin şartı kılan bir dinin, insanları, zorla, baskı altında, korkutarak ibadete sevkedeceği düşünülemez; bu sebeple İslâm’da –imanlı ve dindar kılmak için– ne kâfire baskı yapılır ne de mümine.
Allah Teâlâ’nın, peygamberini, bütün dinlerin üstünde yer alsın diye “bir hidayet ve hak din” ile gönderdiğini bildiren âyetlerle (Tevbe
9:33; Fetih
48:28; Saf
61:9); “dinde zorlama olmadığını” bildiren âyetler arasında bir çelişki yoktur; çünkü Hz. Peygamber İslâm’ın üstünlüğünü, diğer dinleri ve mensuplarını yok ederek veya onlara baskı yaparak değil, bir yandan akla ve sağduyuya hitap eden delillerle, bir yandan da İslâm’ın güzelliklerini yaşayıp yaşatarak ortaya koymaya çalışmıştır. Ayrıca bu meâldeki âyetler böyle bir sonucu talep etmekten ziyade hedef göstermeye yöneliktir. Aradan asırlar geçtiği halde hâlâ yeryüzünde birçok din vardır ve bunların mensuplarının sayısı müslümanların beş katına yakındır. Hz. Peygamber’i örnek alan müslümanların yaptığı, daha doğrusu yapmaları gereken şey, asrın dili ve mantığı ile İslâm’ın ve yalnızca onun hak din olduğunu diğer din mensuplarına açıklamak ve onu yaşayarak göstermektir. Üstünlüğün ortaya konmasını talep eden âyetlerin uluslararası siyaset bakımından mânası, hak dini temsil eden müslümanların diğer din ve ideoloji mensuplarından zayıf olmamaları, bağımsızlıklarını gözleri gibi korumaları, dünya düzeninde söz sahibi olmaları, dünyada hakkın ve adaletin hâkim kılınmasını bir vazife olarak üstlenmeleridir.
Kim Elçi’ye itaat ederse elbette Allah’a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur; yüz çevirenlere gelince, biz seni onlara bekçilik yapmak için göndermedik.[78]
[78] Hz. Peygambere itaatin önemi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, V, 239-242.
Kim Resul'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur¹. Kim de yüz çevirirse çevirsin; biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
1- Resule itaatten kasıt, onun elçi olarak insanlara ilettiği vahye uymaktır. Dolayısı ile vahye uymak aslında Allah'a itaat etmek demektir.
Kim Resul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. (Hz. Peygamber; hem tebliğ hem de teşri (hüküm belirleme)ile görevli ve yetkilidir.) Kim de (Resul’den ve Sünnet’inden) yüz çevirirse (o hüsrana düşecektir), Biz Seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
Peygambere itaat eden, gerçekten de Allah'a itaat etmiştir, yüz çevirene gelince; zaten biz seni onları korumak için göndermedik ki.
Kim peygambere itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirenlere gelince, zaten seni onların başına bekçi göndermedik ya!
Rasûlullah'a itaat eden, tebliğ ettiği Kur'ân'a, teşriine, sünnetine uyup uygulayan Allah'a itaat etmiş olur. Bilesin ki, Kurân'a ve sünnetine itaatten yüz çevirenler, güç ve iktidarlarını kullanarak halkı istedikleri istikamette yönlendirmeye devam edenler, elimizden kurtulacaklarını zannetmesinler. Biz seni onların üzerinde koruma, denetim ve zabıta memuru olarak görevlendirmedik.
Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu olarak göndermedik.
Kim Resûl'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bilsin ki), Biz seni onların üzerine koruyucu göndermedik.
Kim Peygambere itaat ederse, muhakkak Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, bu seni üzmesin. Zira seni onlara koruyucu ve gözetici göndermedik (ancak tebliğ için gönderdik).
Kim o Allah’ın elçisine itaat ederse, muhakkak Allah’a itaat etmiş demektir. Kim sırt çevirirse, (bil ki) Biz, seni insanlar için koruyucu olarak göndermedik.
Peygambere başeğen Allaha başeğmiştir, yüz çevirene, seni bekçisi kılmadık!»
Kim resûle itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur. Kim de (itaatten) yüz çevirirse bilsin ki, biz seni onların başına bekçi göndermedik.
Bkz.
2:132,
4:59,
48:10Âl-i İmran
3:32, 132; Nisa
4:59, 69; Maide
5:92; Enfal
8:1, 46; Nur,
24:54; Muhammed
47:33; Mücadele 5
8:13 ve Teğabun
64:12 ayetlerinde olduğu gibi burada da Allah’a itaatle Peygamber’e itaat aynı karede yer alıyor. Aynı sûrenin
4:80. ayetinde de “Kim Resûl’e itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur” buyrularak vahyin birinci muhatabı ve uygulayıcısı olan Resûl’e itaatin Allah’a itaatten bağımsız olarak düşünülemeyeceği anlatılıyor. Ancak bu ayetleri; “Allah’a itaat Kur’an’a itaat, elçisine itaat hadislere itaattir” şeklinde anlamak asla doğru olmaz. Çünkü hadis diye peygamber üzerinden meşrulaştırılmak istenen yüzlerce hurafe vardır. Peygamberin Kur’an’la çelişen bir şey söylemesi asla mümkün değildir. Onun için hadislerin Kur’an üzerinden yorumlanması lazım. Allah’ın gösterdiği yolda Peygamber bir elçidir, öncüdür, rehberdir ve modeldir. Ama asla bir kanun koyucu değildir. Bu minvalde Hz. Peygamber’in âlemlere (insanlığa) rahmetin vesilesi olması (Enbiya,
21:107) vahyin birinci muhatabı ve tebliğcisi olmasından kaynaklanmaktadır. Vahyin, muhatapları üzerinde etkili olabilmesi için ayetlerin tebliğcisi ve uygulayıcısı olan Hz. Peygamber’in otoritesinin sağlanması gerekiyordu. Dolayısıyla Allah’ın elçisi ve tebliğcisi olduğu için Allah’a itaatle Hz. Peygamber’e itaat aynı şey sayılmış ve ona itaat etmenin Allah’a itaat olacağı vurgulanmıştır.
Peygamber'e itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse bilsin ki, Biz seni onlara bekçi göndermedik.
Kim Resûl'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, seni onların başına bekçi göndermedik!
Elçiye uyan ALLAH'a uymuş olur. Kim yüz çevirirse çevirsin; biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
Kim peygambere itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
Kim Resule itaat ederse Allaha itaat etmiş olur, kim de yan bükerse üzerlerine seni gözcü de göndermedik
Kim o peygambere itaat ederse muhakkak Allaha itaat etmişdir. Kim de yüz çevirirse... Zâten seni onların başına bekçi göndermedik ya!
Kim peygambere itâat ederse, böylece muhakkak Allah'a itâat etmiş olur. Kim de(ondan) yüz çevirirse, zâten seni onların üzerine bir muhâfız (bekçi olarak) göndermedik.
Kim Elçiye itaat ederse Allah’a itaat etmiştir. Kim de yüz çevirirse, biz seni onlara koruyucu olarak göndermedik.
Kim ki peygambere ita/at ederse Allah/a ita/at etmiş olur. Kim ki ondan yüz çevirir ise kulak asma çünkü seni onlar üzerine muhafız [¹] göndermedik.
[1] Maasiden tahaffuza memur göndermedik, onların cezası bizedir.
Peygambere itaat eden, şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse (bilsin ki), biz seni onlara koruyucu olarak göndermedik.
Kim Peygambere itaat ederse, gerçekte Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirecek olursa,üzülme, sen onların inkârından sorumlu değilsin. Çünkü Biz seni, onların başına bekçi olarak göndermedik. Sen onları doğru yola getirmek için gayret gösterirken;
Kim Rasûl’e itaat ederse, kesinlikle Allah’a itaat etmiştir.
Kim kaçınırsa, seni onlara bir koruma görevlisi göndermedik.
Peygambere itaat eden, Allah’a itaat etmiş demektir. Kim de (ona itaatten) yüz çevirirse (Ey Muhammed!) Biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.1
1 Bu âyet; Peygambere mutlak itaati emreden ve bunu Allah’a itaatle eşdeğerde gören bir âyettir. Peygamberimiz de bu konuda: “Kim bana itaat ederse Allah’a itaat eder, kim de bana isyan ederse Allah’a isyan eder. Yine kim benim halîfeme itaat ederse, bana itaat eder, kim de benim halîfeme isyan ederse bana isyan eder.” buyurmuşlardır. (Müslim) Bk. (Âlu İmrân: 32, 132, Nisâ: 59, 69, Mâide: 92, Enfâl: 20, 46 Nur: 54, 56, Ahzab: 21, Muhammed: 33, Haşr: 7, Mücadele: 13, Teğabün: 12)
Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur; yüz çevirenlere gelince; Biz seni onlara bekçilik yapman için göndermedik.
Kim Allah’ın mesajını tebliğ eden elçisine itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.1 Kim de yüz çevirirse, bilsin ki biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.2 113/31-32, 4/59, 24/54, 47/33, 26/104, 42/48
Kim Elçi’ye itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, iyi bilsin ki biz seni onlara korumalık yapasın diye göndermedik.[812]
[812] Hemen sonra gelen âyetin de açıkça işaret ettiği gibi, bu âyet “yaşayan” elçiye yönelik “canlı” ve “fiili” tavırlarla ilgili bir uyarı niteliği taşır.
Her kim Peygambere itaat ederse muhakkak Allah Teâlâ'ya itaat etmiş olur. Ve her kim yüz çevirirse (aldırma), çünkü seni onların üzerine muhafız göndermedik.
Kim resûlullaha itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim itaatten yüz çevirirse aldırma, zaten seni üzerlerine bekçi göndermedik ki! {KM, Luka 10, 16}
Kim Elçi'ye ita'at ederse Allah'a ita'at etmiş olur. Kim de yüz çevirirse (bil ki), biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
Bu Elçi’ye kim itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.(Ey Elçi,) Yüz çeviren çevirsin; seni onlara bekçi olasın diye elçi yapmadık.
Kim, Peygamber'e itaat ederse, Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse biz seni onlara bekçi olarak göndermedik.
Peygambere itaat eden, Allah'a itaat etmiş olur. Yüz çevirene gelince, Biz seni onların üzerine bekçi göndermedik.
Resule itaat eden Allah'a itaat etmiş olur. Yan çizen çizsin, biz seni onlar üzerine bekçi göndermedik.
her kim boyun vire yalavaca, bayıķ boyun virdi Tañrıya. daħı her kim yüz döndüre viribimedük seni anlaruñ üzere śaķlayıcı.
Kim muṭī‘ olsa nebīye, pes muṭī‘ olmışdur Tañrı Ta‘ālāya. Daḫı kim yüzḳaytarsa ḥaḳdan, biz seni göndermedük anlara özlerini ṣaḳlamaġ‐ıçun.
Peyğəmbərə itaət edən kimsə, şübhəsiz ki, Allaha itaət etmiş olur. Kim üz döndərsə (qoy döndərsin)! Biz ki səni onların üzərində gözətçi olaraq göndərməmişik.
Whoso obeyeth the messenger obeyeth Allah, and whoso turneth away: We have not sent thee as a warder over them.
He who obeys the Messenger, obeys Allah. But if any turn away, We have not sent thee to watch over their (evil deeds).(599)*
599 The Messenger was sent to preach, guide, instruct, and show the Way-not to dive people to good. That is not Allah's Plan, which trains the human will. The Messenger's duty is therefore to convey the Message of Allah, in all the ways of persuasion that are open to him. If men perversely disobey that Message, they are not disobeying him but they are disobeying Allah. In the same way those who obey the Message are obeying Allah. They are not obliging the Messenger; they are merely doing their duty.