33. Ahzab Suresi Meali

Ey Nebi! Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşa! İnkârcıların ve münafıklar(ın dedikoduları)a uyma! Şüphesiz Allah (her şeyi) hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Rabbinden sana vahyolunana uy! Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
(Sadece) Allah'a güven! (Bil ki) koruyucu olarak Allah yeter.
Allah hiç kimseye tek bedende iki kalp yaratmamıştır. (Aynen böyle) kendilerine zihâr yaptığınız (vücutlarını annelerinizin vücudu gibi haram saydığınız) eşlerinizi de hiçbir zaman sizin gerçek anneleriniz kılmamış ve evlatlıklarınızı da sizin gerçek çocuklarınız saymamıştır. Bunlar ağızlarınızla söylediğiniz boş ve anlamsız sözlerden ibarettir. Allah (mutlak) doğruyu söyler ve (size) doğru yolu ancak O gösterir.
(Evlatlık aldığınız çocuklara gelince:) Onları (gerçek) babalarına nispet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha (doğru ve) adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız, onlar sizin din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Onları çağırma konusunda farkına varmadan düşebileceğiniz hatalardan dolayı size bir vebal yoktur. Fakat kasten yaptığınız şeylerde size günah vardır. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Nebi, mü'minlere kendi canlarından daha önce gelir. Onun eşleri de müminlerin analarıdır. Akraba olanlar miras hususunda Allah'ın kitabına göre birbirlerine muhacirlerden ve Ensar'dan daha yakındır. Dostlarınıza yapacağınız uygun bir vasiyet bunun dışındadır. Bunlar kitapta yazılmıştır.
7-8. Hani Biz (verdiğimiz elçilik görevini yapmak hususunda) bir zamanlar nebilerden söz almıştık. Senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Evet, biz, onlardan sapa sağlam bir söz aldık ki vakti gelince (Allah), hepsine bu görevlerini sadakatle yerine getirip getirmediklerini sorsun! Gerçekleri örtbas eden inkârcılara ise korkunç bir azap hazırlanmıştır.
7-8. Hani Biz (verdiğimiz elçilik görevini yapmak hususunda) bir zamanlar nebilerden söz almıştık. Senden, Nuh'tan, İbrahim'den, Musa'dan ve Meryem oğlu İsa'dan. Evet, biz, onlardan sapa sağlam bir söz aldık ki vakti gelince (Allah), hepsine bu görevlerini sadakatle yerine getirip getirmediklerini sorsun! Gerçekleri örtbas eden inkârcılara ise korkunç bir azap hazırlanmıştır.
Ey inananlar! Allah'ın size olan nimetini hatırlayın! Hani (Hendek savaşında sizi yok etmek için düşman) ordular size gelmişti de biz onların üzerine bir rüzgâr ve göremediğiniz (meleklerden) ordular göndermiştik. Allah, yaptıklarınızı hakkıyla görendir.
Onlar yukarıdan (vadinin doğusundan) ve aşağıdan (vadinin batısından) üzerinize geldiklerinde ve gözler kaymış, yürekler ağızlara gelmişti. Allah hakkında (yardım edip etmeyeceğine dair türlü) zanlarda bulunuyordunuz!
İşte orada müminler imtihan edilmişler ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı.
Hani münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar (birbirlerine): “Allah ve Resulü bize, ancak aldatmak için vaadde bulunmuşlar” diyorlardı.
Ve (hatırla) içlerinden bazısı: “Ey Yesribliler (Medineliler)! Burada düşmana karşı koyamazsınız, mevzilerinizi bırakıp evlerinize dönünüz!” diyordu. Onlardan bir başka bölük: “Evlerimiz korunmasız!” diyerek nebiden izin istiyordu. Hâlbuki gerçekte evleri tehlikeye maruz değildi, onlar sadece savaştan kaçmak istiyorlardı.
Eğer Medine'nin etrafından üzerlerine gelinseydi, sonra da (düşman tarafından) kendilerinden kent içinde fitne çıkarmaları istenseydi, (münafıklar) hiç tereddüt etmeden bunu yapacaklardı.
Hâlbuki onlar, daha önce (Müslümanlarla birlikte savaşacaklarına ve) geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah'a söz vermişlerdi. (Ama unutmasınlar ki) Allah'a verilen sözün hesabı mutlaka sorulacaktır.
De ki: “Eğer siz ölmekten ya da öldürülmekten kaçıyorsanız, kaçmak size asla fayda vermeyecektir. (Ne kadar yaşarsanız yaşayın zaten) pek az bir süre, (eceliniz gelinceye kadar) hayatta kalmanıza müsaade edilecektir.”
De ki: “Eğer Allah size bir kötülük dilese, Allah'tan sizi koruyacak kimdir? Yahut size bir rahmet dilese, buna engel olacak kimdir?” Onlar kendilerine Allah'tan başka hiçbir dost ve hiçbir yardımcı bulamazlar.
18-19. Allah içinizden bozgunculuğa meyledip savaştan alıkoyan (münafık)ları ve kardeşlerine: “Bize katılın (savaşa gidip ölmeyin)” diyenleri de elbette biliyor. Zaten bunlardan pek azı dışındakiler savaşa gelmezler. (Savaşa gelseler bile) size karşı pek yardım etmek istemezler ve sizi kıskanırlar. Öte yandan (savaşta) tehlikeyi hissettikleri zaman da sanki ölüm tarafından çepeçevre kuşatılmışlar gibi gözleri dönmüş bir halde sana (yalvarırcasına) baktıklarını görürsün; tehlike geçtiğinde ise, iyiliğe karşı kıskançlık edip sivri ve keskin bir dille size hücum ederler. İşte bunlar inanmamışlardır; Allah da onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır: zira bu Allah için oldukça kolaydır.
18-19. Allah içinizden bozgunculuğa meyledip savaştan alıkoyan (münafık)ları ve kardeşlerine: “Bize katılın (savaşa gidip ölmeyin)” diyenleri de elbette biliyor. Zaten bunlardan pek azı dışındakiler savaşa gelmezler. (Savaşa gelseler bile) size karşı pek yardım etmek istemezler ve sizi kıskanırlar. Öte yandan (savaşta) tehlikeyi hissettikleri zaman da sanki ölüm tarafından çepeçevre kuşatılmışlar gibi gözleri dönmüş bir halde sana (yalvarırcasına) baktıklarını görürsün; tehlike geçtiğinde ise, iyiliğe karşı kıskançlık edip sivri ve keskin bir dille size hücum ederler. İşte bunlar inanmamışlardır; Allah da onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır: zira bu Allah için oldukça kolaydır.
(Savaştan kaçıp evlerine saklanan bu münafıkların korku yüreklerine öylesine sinmişti ki, Medine'yi kuşatan birleşik) düşman kuvvetlerinin halâ (Medine'den) çekip gitmediklerini sanıyorlardı. Eğer o kuvvetler bir daha geri dönecek olsaydı, (Medine'yi savunmak yerine) gönülden isterler ki, çöldeki bedevîler arasında bulunsunlar ve savaştaki durumunuzla ilgili haberleri uzaktan sorup öğrensinler. Gerçi aranızda bulunmuş olsalardı bile, göstermelik bir iki hareket dışında asla savaşmazlardı.
Andolsun ki, sizden Allah'ın rızasını ve ahiretin saadetini arzu eden ve Allah'ı sürekli hatırda tutan (her an O'nunla beraber olduğu bilinciyle hayatına devam eden) kimseler için Allah'ın Resulü pek güzel bir örnektir.
Mü'minler, (Peygamberin kendilerine önceden haber verdiği düşman) birliklerini görünce: “İşte bu, Allah'ın ve Resulünün bize haber verdiği ve vâdettiği şeydir. Allah ve Resulü, verdikleri her haber ve yaptıkları her vaadde elbette doğruyu söylerler.” Bu durum, onların (sadece) imanlarını ve teslimiyetlerini arttırmıştır.
Mü'minler arasında Allah adına verdikleri söze sadık kalan nice yiğitler vardır. Onlardan kimileri verdiği sözü yerine getirdi (canını imanına şahit tutarak şehit oldu), kimileri de (Allah için savaşmaya devam ederek şehid olmayı) beklemektedir. Onlar (verdikleri sözü) hiçbir şekilde değiştirmediler.
Allah, böylece sadık kalanları, doğruluklarına karşılık ödüllendirecek, ikiyüzlüleri de dilerse (yaptıkları yüzünden) azaba uğratacak veya tevbe nasip edip tevbelerini kabul buyuracak. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Allah, (Hendek savaşında) inkârcıları hiçbir şey elde edemeden bütün öfke ve hiddetleri içinde yüzüstü bıraktı. Çünkü Allah'ın yardımı savaşta mü'minlere yetti. Allah güçlüdür, mutlak galiptir.
(Allah,) Ehl-i Kitaptan olup da (Hendek savaşında) saldırganlara arka çıkanları da kalelerinden indirdi ve kalplerine büyük bir korku saldı. (Öyle ki) siz (onlardan) bir kısmını öldürüyordunuz, bir kısmını ise esir alıyordunuz.
(Böylece Allah,) sizi onların topraklarına, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız topraklara mirasçı yaptı. Allah, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
Ey nebi! Eşlerine söyle: “Eğer siz (yalnız) bu dünya hayatını ve onun cazibesini istiyorsanız, gelin size istediğinizi (boşanma bedellerinizi) vereyim ve (sonra da) sizi uygun bir şekilde salayım (boşayayım).”
“Yok, eğer Allah'ı, Resulünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, bilin ki Allah içinizden iyilik yapanlara büyük bir mükâfat hazırlamıştır.”
Ey nebinin hanımları! Sizden kim açık bir edepsizlik yaparsa, onun cezası iki kat olur. Bu Allah için çok kolaydır.
Fakat hanginiz Allah'a ve Resulüne samimiyetle itaat eder, doğru ve yararlı işler yaparsa onu iki kat ödüllendiririz ve onun için (cennette de) en muhteşem rızıkları hazırlamışızdır.
Ey nebinin hanımları! Siz, (diğer) kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınıyorsanız (namahrem erkeklerle konuşurken) tatlı ve cilveli bir eda ile konuşmayın ki kalbinde (şehvetten arız) hastalık olan kimse (size) arzu duymasın! Daima yerinde ve uygun şekilde konuşun!
Evlerinizde vakarınızı (ağırbaşlılığınızı) koruyun! Önceki cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın! Namazı ikame edin, zekâtı verin, Allah'a ve Resulüne itaat edin! Ey (Peygamber'in) ev halkı, Allah sizden yalnızca kiri (günahı) gidermek ve sizi (günahlardan) temizlemek istiyor.
Evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve (O'nun) hikmetini düşünün! Şüphesiz Allah, her şeyin iç yüzünü bilendir ve her şeyden haberi olandır.
Şüphe yok ki, Müslüman erkekler ve Müslüman kadınlar, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, itaatkâr erkekler ve itaatkâr kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazı erkekler ve mütevazı kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı sürekli hatırda tutan erkekler ve Allah'ı sürekli hatırda tutan kadınlar; işte Allah bunlar için bağış ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.
Allah ve Resulü bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, hiçbir mü'min erkek ve hiçbir mü'min kadının işlerini kendi isteklerine göre belirleme hakları yoktur. Kim Allah'a ve Resulüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır. 
Hani sen Allah'ın kendisine nimet verdiği, senin de (azat etmek suretiyle) iyilikte bulunduğun kimseye: “Eşini nikâhında tut (onu boşama) ve Allah'tan sakın!” diyordun. İçinde, Allah'ın ortaya çıkaracağı bir şeyi gizliyor ve insanlardan çekiniyordun. Oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd o kadından ilişiğini kesince onu sana nikâhladık ki, evlatlıkları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde, müminler için o kadınlarla evlenmede bir güçlük olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir.
Nebi üzerinde, Allah'ın onun için takdir edip gerekli kıldığı şeyde bir vebal ve sakınca yoktur. Daha önce gelip geçen (nebi)ler hakkında da Allah'ın kanunu böyledir. Allah'ın emri, kesinleşmiş bir hükümdür.
Daha önce gelip geçen o resuller, Allah'ın vahiylerini tebliğ eden, Allah'tan sayıp çekinen, başka hiç kimseden çekinmeyen kimselerdir. Hesap görücü olarak Allah yeter.
Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah'ın Resulü ve nebilerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
41-42. Ey inananlar Allah'ı sürekli hatırda tutun! Ve sabah akşam O'nun şanını yüceliğini dile getirin!
41-42. Ey inananlar Allah'ı sürekli hatırda tutun! Ve sabah akşam O'nun şanını yüceliğini dile getirin!
O, sizi melekleri eşliğinde üzerinize indirdiği (vahiyle) destekleyip dimdik ayakta tutar ki, bu sayede sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarsın. O, mü'minler için sınırsız bir rahmet kaynağıdır.
(Gerçek mü'minler) Allah'a kavuşacakları gün: “Selâm!” iltifatı ile karşılanırlar. O, onlara pek değerli ve cömertçe bir mükâfat hazırlamıştır.
45-46. Ey nebi! Unutma ki biz seni (hakikatin) bir şahidi, bir müjdeleyici, bir uyarıcı hem de Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve (gönülleri) aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.
45-46. Ey nebi! Unutma ki biz seni (hakikatin) bir şahidi, bir müjdeleyici, bir uyarıcı hem de Allah'ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve (gönülleri) aydınlatan bir kandil olarak gönderdik.
Mü'minlere kendileri için Allah'tan büyük bir lütuf olduğunu müjdele!
Kâfirlere ve münafıklara uyma! Onların eziyetlerine aldırma! Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter!
Ey inananlar! Mü'min kadınları nikâhlayıp da henüz dokunmadan onları boşarsanız, onları iddet müddetince beklemeniz gerekmez. Kendilerine bağışta bulunarak onları güzellikle serbest bırakın.
Ey Nebi! Mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana harp esiri olarak verdiği cariyeleri, seninle beraber (Mekke'den Medine'ye) hicret (ederek İslâm'a bağlılıklarını kanıtlamış) amca kızlarını, hala kızlarını, dayı ve teyze kızlarını, bir de (evlilik bedeli olan mehir hakkından feragat ederek) kendisini nebiye hibe eden ve nebinin de kendisini nikâhlamak istediği mü'min kadını da (sana helâl kıldık). (Bütün bu hükümler) diğer müminlere değil, sadece sana mahsus bir ayrıcalıktır. Biz eşleri ve ellerinin altında bulunan cariyeleri hakkında mü'minlere ne farz kıldığımızı biliyoruz. (Seni bu hususta istisna ettik) ki senin için hiçbir darlık olmasın. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir.
(Ey Muhammed!) Bunlardan (hanımlarından) dilediğini geri bırakırsın, dilediğini yanında tutarsın. (Ric'i talakla boşayıp) ayırdığını da tutmak istersen, bunda sana bir günah yoktur. Bu onların sevinmeleri, üzülmemeleri, yaptığın muameleden hepsinin hoşnut olmaları yönünden daha münasiptir. Allah kalplerinizde olan her şeyi bilir. Allah her şeyi hakkıyla bilendir ve müsamahası bol olandır.
Bundan sonra, güzellikleri hoşuna gitse bile başka kadınlarla evlenmek, eşlerini boşayıp başka eşler almak sana helâl değildir. Ancak sahip olduğun cariyeler başka. Şüphesiz Allah, her şeyi görüp gözetleyendir.
Ey inananlar! Yemek için çağrılmaksızın ve vaktine de bakmaksızın (vakitli vakitsiz) nebinin evlerine/odalarına (rasgele) girmeyin. (Erkenden gelip peygamberi rahatsız edecek şekilde beklemeyin yemeğin hazırlanmasını ya da toplantının başlamasını beklemeyin!) Çağrıldığınız zaman girin ve yemeği yiyince de hemen dağılın, söze dalıp eğleşmeyin. Çünkü bu (davranışınız) nebiyi rahatsız eder, fakat o size (bir şey) söylemekten çekinir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. (Bir de peygamberin) hanımlarından bir şey isteyeceğiniz (kendilerine bir şey soracağınız) zaman perde arkasından isteyin (odalarına öyle gelişigüzel dalmayın). Böyle davranmanız hem sizin kalplerinizin hem de onların kalplerinin temiz kalması için en uygun davranış şeklidir. (Şunu iyi bilin ki) Allah'ın resulünü (herhangi bir şekilde) incitmeniz ve kendisinden sonra onun eşleriyle evlenmeniz de size asla helâl değildir. Böyle bir şey yapmanız Allah katında çok büyük bir günahtır.
(Yaptığınız herhangi) bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de (unutmayın ki Allah onun hesabını soracaktır). Çünkü) Allah her şeyi hakkıyla bilendir.
Onların (peygamber eşlerinin) babalarına, oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin veya kız kardeşlerinin oğullarına, kadın hizmetçilerine yahut ellerinin (altında) sahip oldukları (kadın köleleri)ne (serbestçe görünmelerinde) bir mahzur yoktur. (Ey Peygamber eşleri!) Allah'a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın! Çünkü Allah, her şeye hakkıyla şahit olandır.
Şüphe yok ki, Allah ve melekleri, Peygambere destek veriyor. Ey inananlar! Onu siz de destekleyin ve tam bir teslimiyetle onun rehberliğine teslim olun!
Hiç şüphesiz Allah'ı ve Resulünü incitenlere, Allah dünyada ve ahirette lânet etmiş ve onlara aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır.
Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara hak etmedikleri (yapmadıkları) bir şeyden dolayı eziyet edenler ise, gerçekten bir iftira(da bulunmuş) ve açık bir günah yüklenmişlerdir.
Ey Nebi! Hanımlarına, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle, (dışarı çıkacakları zaman) bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemeleri için daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
60-61. Andolsun ki, eğer münafıklar, kalplerinde (ahlaksızlıktan) bir hastalık olanlar ve şehirde dedikodu yapa(rak fesat çıkara)nlar, (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler. Onlar lanete uğramışlardır. Nerede ele geçirilirlerse yakalanırlar ve hemen öldürülürler. 
60-61. Andolsun ki, eğer münafıklar, kalplerinde (ahlaksızlıktan) bir hastalık olanlar ve şehirde dedikodu yapa(rak fesat çıkara)nlar, (bu tutumlarına) bir son vermeyecek olurlarsa, gerçekten seni onlara saldırtırız, sonra orada seninle pek az (bir süre) komşu kalabilirler. Onlar lanete uğramışlardır. Nerede ele geçirilirlerse yakalanırlar ve hemen öldürülürler. 
Allah'ın daha önceki (münafık)lar için geçerli olan uygulaması budur. Ve sen Allah'ın sünnetinde hiçbir değişiklik bulamazsın.
İnsanlar sana kıyametin vaktini soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi ancak Allah katındadır.” Ne bilirsin, belki de kıyamet yakında gerçekleşir.
64-65. Allah kâfirlere lânet etmiş (rahmetinden mahrum bırakmış) ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır. Onlar, orada (cehennemde) ebedî olarak kalacaklar ve hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.
64-65. Allah kâfirlere lânet etmiş (rahmetinden mahrum bırakmış) ve onlara alevli bir ateş hazırlamıştır. Onlar, orada (cehennemde) ebedî olarak kalacaklar ve hiçbir dost, hiçbir yardımcı bulamayacaklardır.
Yüzleri ateşe çevrildiği gün: “Keşke Allah'a itaat etseydik, keşke resule itaat etseydik” diyecekler.
67-68. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize uyduk da bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden mahrum et!”
67-68. Yine şöyle diyecekler: “Ey Rabbimiz! Biz önderlerimize ve büyüklerimize uyduk da bizi yoldan saptırdılar. Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle rahmetinden mahrum et!”
Ey inananlar! Siz de Musa'ya (iftira ederek) eziyet edenler gibi olmayın! Allah onu, onların dedikleri şeyden temize çıkardı. O Allah katında itibarlı bir kimse idi.
70-71. Ey inananlar! Allah'ın emirlerine uygun yaşayın ve (her zaman) doğruyu konuşun, doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi yoluna koysun (değerli kılsın) ve günahlarınızı affetsin. Ve (bilin ki) kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse büyük bir zafere erişmiş olur.
70-71. Ey inananlar! Allah'ın emirlerine uygun yaşayın ve (her zaman) doğruyu konuşun, doğru söz söyleyin ki, Allah işlerinizi yoluna koysun (değerli kılsın) ve günahlarınızı affetsin. Ve (bilin ki) kim Allah'a ve Resulüne itaat ederse büyük bir zafere erişmiş olur.
Gerçek şu ki, biz emaneti (akıl ve iradeyi), göklere, yere ve dağlara sunduk; onu yüklenmekten kaçındılar, sorumluluğundan korktular. Onu, pek zalim ve cahil olduğu halde insan yüklendi. 
Allah münafık erkeklerle münafık kadınlara, müşrik erkeklerle müşrik kadınlara azap edecek, mü'min erkeklerle mü'min kadınların da tevbelerini kabul edecektir. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.