Sa'at¹ yaklaştı ve Ay yarıldı.²
1- Kıyamet'in kopuş anı. 2- Gerçekler ortaya çıktı. “Ay yarıldı” bir deyimdir, bir şeyin gerçek yüzünün ortaya çıkması demektir. Ayette yer alan “inşikak/yarılma” sözcüğü bir şeyin iki parçaya ayrılması değil, bir şeyde meydana gelen çatlak anlamındadır. İnşikak, “şikak” sözcüğünden gelmektedir. Bu sözcük, herhangi bir nedenden dolayı hayvan veya insan cildinde meydana gelen çatlama, yarılma veya bir şeyin açığa çıkması anlamına gelmektedir. (Örneğin,
2:74, 90, 37, 1) “Ayın yarılma mucizesi” olarak inanılan ve bunun üzerinde geniş bir rivayet oluşturulan bu ayette, bir mucizeden söz edilmemektedir. Bu tamamen Kur'an'ın anlatım diliyle ilgili bir konudur: Ahiret ve Kıyamet sahnelerinin yer aldığı ayetlerdeki fiiller, geçmiş zaman formundadır. Böylece olacak olan şeylerin, kesinlikle olacaklarına vurgu yapılmaktadır. Kur'an, Nebi efendimize mucize verilmediğini bir çok ayette açık bir şekilde ifade etmektedir. (59,90-93; 5-6; 38; 50-51)
Onlar, bir ayet¹ görseler, hemen yüz çevirirler.¹ Ve “Bu süregelen bir büyüdür.” derler.
1- Gerçekten de ay ikiye yarılmış olsa bile, onlar yine de gerçeği kabul etmezler. Ayetteki “in” edatı, “vasliyye” olup, ay gerçekten ikiye ayrılsa bile anlamı vermektedir.
Ve yalanladılar. Kendi tutkularına uydular. Oysa her şey kararlaştırılmıştır.
Ant olsun ki onlara, yanılgılarını giderecek nice haberler geldi.
Yüksek seviyede hikmetli haberler. Buna rağmen uyarıların bir yararı olmadı.
O halde onlardan yüz çevir. O gün çağırıcı onları hiç hoşlanmayacakları şeye çağıracak.
Kabirlerinden baygın gözlerle çıkarlar. Etrafa dağılmış çekirgeler gibidirler.
Çağırıcıya doğru koşan gerçeği yalanlayan nankörler: “Bu, çok zor bir gün.” diyecekler.
Onlardan önce Nûh'un halkı da yalanladı. Kulumuzu, “O delinin biridir.” diye yalanladılar. Kulumuz zorluk çıkarılarak engellendi.
Sonunda Rabb'ine çağrıda bulundu: “Doğrusu ben yenik düştüm, bana yardım et.”
Biz de hemen göğün kapılarını gürül gürül boşalan su ile açtık.
Yeryüzünde de kaynakları fışkırttık. Böylece sular kararlaştırılan amaç için birleşti.
Onu ağaç lifi ile birbirine bağlanmış tahtalar üzerinde taşıdık.
Yalanlanan kimseye bir ödül olarak, gözetimimiz altında yüzüp gidiyordu.
Ant olsun ki onu¹ bir ayet² olarak bıraktık. İbret alan yok mudur?
1- Bu kıssayı. 2- Bir ibret belgesi olarak bıraktık.
Ama azâbım ve uyarılarım nasıl oldu?¹
1- Uyarılarımı dinlememenin sonucu azabımın nasıl olduğunu görün.
Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?
Âd da yalanladı. Ama azâbım ve uyarılarım nasıl oldu?
Biz, onların üzerine felaketleri gün boyu süren çok sarsıcı rüzgârı gönderdik.
İnsanları, kökünden sökülmüş hurma kütükleri gibi savurup atıyordu.
Ama azâbım ve uyarılarım nasıl oldu?
Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?
Semûd da uyarıcıları yalanladı.
Şöyle dediler: “Bizden biri olan bir beşere mı, biz ona mı uyacağız? Öyle yaparsak kesinlikle bir sapkınlık ve çılgınlık yapmış oluruz.
Zikir¹, aramızdan bula bula onu mu buldu? Hayır! O küstah bir yalancıdır.
Onlar, yarın¹ küstah yalancının kim olduğunu anlayacaklar!
Biz, fitne¹ olsun diye onlara dişi deveyi² gönderdik. Artık onları gözetle ve sabret.
1- Sınav. 2- “Dişi deve” günümüzün modern deyimi ile “kamuya ait bir mal” dır. Yani sahibi toplum olan, toplumun ortak malıdır. Diğer bir ifade ile ihtiyaç sahiplerinin yararına sunulan bir imkândır. Böyle olunca da dokunulmazdır. Bu, sembolik bir örnekleme de olabilir. Kimsesizlerin, yoksulların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla oluşturulan yardım imkânlarının korunması ve gözetilmesi, gelir kaynaklarının güvence altına alınmasının gereği anlatılmak istenmektedir.
Onlara, suyun bölüşüldüğünü haber ver. Her içiş hazır kılınmıştır.
Derken arkadaşlarını çağırdılar¹, o da bıçağa sarıldı ve kesti.
1- Deveyi öldürmesini istediler.
Ama azâbım ve uyarılarım nasıl oldu?
Biz, onların üzerlerine tek bir sayha gönderdik. Böylece ağıldaki ufalanmış kuru ot gibi oldular.
Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?
Lût'un halkı da uyarıcılarını yalanladı.
Biz de onların üzerlerine yok edici kasırga¹ gönderdik. Lût'un yanında yer alanlar bunun dışında tutuldu. Seher vakti onları kurtardık.
1- Ayette yer alan “Hâsib” sözcüğü, sözcük olarak “taş sağanağı getiren rüzgâr” anlamına gelmektedir. Ancak bu sözcüğün, burada anlamsal olarak, “çok şiddetli kasırga” anlamına geldiğini düşünüyoruz. Zira çok şiddetli bir kasırga da önüne çer-çöp, toz-toprak, çakıl-taş ne gelirse onları saçıp savurur. Burada bir nevi “çakıl taşı fırtınasından” söz edilmektedir.
İşte şükredenleri katımızdan bir nimet olarak böyle ödüllendiririz.
Ant olsun ki yakalayıp tutuşumuza karşı onları uyarmıştı. Ne var ki onlar bu uyarıları kuşku ile karşıladılar.
Ant olsun ki onun misafirlerinden cinsel yönden yararlanmak istediler. Bunun üzerine gözlerini sildik.¹ Azâbımı ve uyarılarımı tadın.
1- “Gözlerini sildik.” deyimini, “Gözlerini kör ettik.” şeklinde çeviri konusu etmek isabetli değildir. Bu deyim “bilinçten ve gerçeği kavramaktan yoksun bırakılmayı” ifade etmektedir. Tıpkı, “gözlerin kararması, bir şeyi görmemesi” deyiminde olduğu gibi.
Ant olsun ki, onları sabahleyin kalıcı bir azâp yakaladı.
Haydi! Tadın bakalım, azâbımı ve uyarılarımı!
Ant olsun Biz, Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Var mı öğüt alıp düşünen?
Ant olsun ki, Firavun ailesine¹ de uyarıcılar gelmişti.
Ayetlerimizin tamamını yalanladılar. Biz de onları gücümüze, üstünlüğümüze yaraşır bir yakalayışla yakalayıverdik.
Sizin¹ gerçeği yalanlayan nankörleriniz, onlardan daha mı hayırlı; yoksa kitaplarda size dokunulmayacağına dair söz mü verildi?
Yoksa: “Biz, güç birliği etmiş yenilmez bir toplumuz.” mu diyorlar?
Yakında o topluluk bozguna uğrayacak ve darmadağın olacaklar¹.
1- Hicretten beş yıl önce inzal olan bu ayet, Mekkeli müşriklerin, Bedir'de uğrayacakları bozgunu haber vermektedir.
Hayır! Asıl onlara vaat edilen o Sa'at'tir.¹ Ve o Sa'at, daha korkunç daha dehşetlidir.
Kuşkusuz, mücrimler¹ sapkınlık ve çılgınlık içindedirler.
1- İşledikleri suçlar, kendilerini kuşatmış olanlar.
O gün yüz üstü sürülerek ateşe atılırlar. “Cehennem ateşinin dokunuşunu tadın!”
Biz, her şeyi bir yasayla yarattık.¹
1- Evren, Bizim koyduğumuz yasalara göre varlığını sürdürmektedir.
Ve buyruğumuz bir tek buyruktur. Gözün bir anlık bakışı gibidir.
Ant olsun ki size benzer nicelerini yok ettik. Buna rağmen düşünen mi var?
Onların yaptığı her şey kitaplardadır.
Ve küçük büyük her şey yazılmıştır.
Takva sahipleri cennetlerde¹ ve nehir kenarlarındadır.
Sonsuz Güç Sahibi yöneticinin katında, sadakat makamındadırlar.¹
1- Yok olmayan, sabit tahtlarda.