[Elif. Lâm. Râ.] İşte şu(nlar), apaçık Kitabın ayetleridir.
Mukatta‘a harfleri hakkında bilgi için bkz. Bakara
2:1, dipnot 1.
Şüphesiz ki biz akıl edesiniz diye onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik.
Benzer mesaj: Zuhruf
43:3.
Biz sana bu Kur’an’ı vahyetmekle (eskilere dair) haberleri sana en güzel şekilde anlatıyoruz. Elbette sen bundan önce habersizlerdendin.
Burada Hz. Yusuf kıssasının “kıssaların en güzeli” olmasına işaret edilmesinin yanında, anlatılan bütün kıssaların en güzel şekilde sunulduğuna dikkat çekilmektedir.
Hani Yusuf, babasına (Yakup’a) şöyle demişti: “Ey Babacığım! Şüphesiz ki ben (rüyamda) on bir gezegeni, güneşi ve ayı gördüm; onları benim için secde ederlerken gördüm.”
Hz. Yusuf’un gördüğü bu rüyanın yorumunun ne olduğu Yûsuf
12:100’de açıklanmaktadır.
(Babası ona) “Ey yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma; sonra sana bir tuzak kurarlar! Şüphesiz ki şeytan, insana apaçık bir düşmandır.” demişti.
İşte böylece Rabbin seni seçecek; sana (rüyada gördüğün) olayların yorumunun bir kısmını öğretecek ve daha önceki iki atan İbrahim ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakup soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki Rabbin bilendir, doğru hüküm verendir.
Bu ayette Hz. Yakup’un, oğlu Hz. Yusuf’a söylediği gelecekle ilgili bu bilgilerin kaynağı vahiydir; çünkü Hz. Yakup bu bilgilere vahiy sayesinde sahip kılınmıştır; yoksa herhangi bir şekilde gaybdan haber vermemiştir.
Şüphesiz ki Yusuf ve kardeşlerinde, (almak) isteyenler için dersler vardır.
Hani (kardeşleri) şöyle demişlerdi: “Biz (kalabalık) bir topluluk olmamıza rağmen Yusuf ile kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Şüphesiz ki babamız apaçık bir şaşkınlık içindedir.
Burada geçen [dalâl-i mübîn] tamlaması, inanç olarak “apaçık bir sapkınlık” anlamında değil de Yûsuf
12:30’da olduğu gibi “apaçık bir şaşkınlık, yanlışlık” anlamında yorumlanmalıdır.
Yusuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere bırakın ki babanızın ilgisi yalnız size kalsın! Ondan sonra da (tevbe ederek) iyi kişiler olursunuz!”
Ayetteki [vechu ebîküm] ifadesi “babanızın yüzü” yani onun ilgisi, sevgisi demektir.,Burada Hz. Yusuf’un abilerinin onu yok ettikten sonra babalarıyla aralarını düzeltebileceklerini düşündükleri aktarılmaktadır.
İçlerinden biri “Yusuf’u öldürmeyin; (mutlaka bir şey) yapacaksanız onu o kuyunun görünmeyen yerine bırakın da kervanlardan biri onu alsın.” demişti.
Buradaki [el-cübb] ifadesi, kuyunun bilinen yani kervanların uğradığı bir kuyu olduğunu göstermektedir. [Ğayâbeh] kelimesi ise kuyunun dibi değil, dışarıdan bakıldığında görünmeyen yeri demektir.
(Kardeşler babalarına) şöyle demişti: “Ey babamız! Sana ne oluyor da Yusuf hakkında bize güvenmiyorsun? Oysa biz onun için samimi olanlarız.
Ayette geçen [lâ te’mennâ] ifadesi nehiy “yasaklama” kalıbında değil [lâ te’menunâ] şeklinde “Bize güvenmiyorsun!” anlamındadır. Bu nedenle [nûn] harfi üzerinde, bir tecvid kuralı olarak “[işmâm]” yani dudak hareketiyle [ötre] göndermesi yapılır. Böylece bu işaret maksadın [nehiy] değil bir durum tespiti olduğunu ortaya koyar.,Ayette yer alan [nâsıhûne] kelimesi “nasihat edenler” değil, “samimi davrananlar, iyiliğini isteyenler” anlamına gelmektedir.
Yarın onu bizimle birlikte gönder de bol bol gezsin, oynasın! Biz onu mutlaka koruruz.”
(Babaları) “Onu götürmeniz şüphesiz ki beni üzer. Siz ondan habersizken onu bir kurdun yemesinden korkarım.” demişti.
(Kardeşler) şöyle demişti: “Gerçekten biz (kalabalık) bir topluluk olduğumuz hâlde onu kurt yerse, o zaman biz kaybedenler oluruz.”
Onu götürüp de o kuyunun görünmeyen yerine bırakmaya birlikte karar verdikleri zaman, (Yusuf’a) “Şüphesiz ki sen onlar farkına varamadan onların bu işlerini kendilerine bildireceksin.” diye vahyetmiştik (bildirmiştik).
Buradaki [vahiy], çocuk yaştaki Yusuf’a yönelik olduğu için “bildirmek, ilham etmek” anlamındadır.
(Oğulları) yatsı vakti ağlayarak babalarına gelmişlerdi:
Akşam değil, yatsı vakti gelmelerinin sebebi bir süre Yusuf’u aradıkları izlenimi vermek olabilir.
“Ey babamız! Biz Yusuf’u eşyamızın yanında bırakmış bir şekilde yarışmak üzere (yanından) uzaklaşmıştık. (Ne yazık ki) kurt onu yemiş! Fakat biz doğru söyleyenler olsak da sen asla bize inanmazsın.”
Gömleğinin üzerinde sahte bir kan ile (Yusuf’un kanlı gömleğiyle) gelmişlerdi. (Yakup onlara) şöyle demişti: “Hayır! [Nefis]leriniz sizi (kötü) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzelce sabretmektir. Anlattığınız şeyler karşısında yardımına sığınılacak olan Allah’tır.”
Benzer mesaj: Yûsuf
12:83.
Bir kervan gelmiş ve sucularını (kuyuya) göndermişler, o da kovasını (kuyuya) salmıştı. (Yusuf’u görünce) “Aa, müjde! İşte bir erkek çocuk!” demişti. Onu bir ticaret için saklamışlardı. Allah onların yaptıklarını bilendir.
(Kafile Mısır’a vardığında) onu basit bir değere, sayılı birkaç dirheme satmışlardı. Onlar ona değer vermeyenlerdendiler.
Hz. Yusuf’un az bir pahaya satılması aslında onun üzerinde yoğunlaşılmamasını, dikkat çekici bir pozisyonun yaşanmamasını, sıradan bir işlem olarak çok fazla göz önünde olmamasını sağlamış, böylece onun kaybolmuşluğu yönündeki kabul daha geniş bir durum arz etmiştir.
Mısır’da onu satın alan kişi, hanımına şöyle demişti: “Ona değer ver (güzel bak)! Belki bize yararı olur veya onu evlat ediniriz.” İşte böylece kendisine (rüyadaki) olayların yorumunu öğretmemiz için Yusuf’u o yere (Mısır’a) yerleştirmiştik. Allah işinde üstündür. Fakat insanların çoğu bilmezler.
Hz. Yusuf’u köle pazarından satın alan Aziz’in bu sözü daha sonraki dönemlerde Hz. Musa’yı nehirden alan Firavun’un hanımının dilinden de dökülmüştür. Demek ki peygamberlerin başına gelen bu türden olaylarda da büyük benzerlikler söz konusuydu. Ayet için bkz. Kasas
28:9.,Aslında Hz. Yusuf’un yaşadığı bu olay onun toplumsal hayatta savrulmasına neden olacak bir durumda olmasına rağmen Yüce Allah çok önemli bir planın gereği olarak şehrin yöneticisi konumundaki kişinin onu satın almasını ve evlatlık edinmesini sağlamıştır. Demek ki Hz. Yusuf’un hayat akışında Yüce Allah’ın müdahaleleri yaşanmıştı; nitekim daha sonra ele alınacak olan onun Maliye Bakanlığı görevinde de benzer bir durum söz konusu olmuştur.
(Yusuf) yetişkinlik çağına ulaşınca, ona doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Güzel davrananları biz işte böyle ödüllendiririz.
Benzer bir ifade için bkz. Kasas
28:14.
Evinde bulunduğu kadın, (cinsel olarak) ondan yararlanmak istemiş, kapıları kilitlemiş ve “Haydi gel!” demişti. O da “Allah’a sığınırım! Şüphesiz ki o (eşiniz) benim efendimdir; bana güzel davrandı.” demişti. Gerçek şu ki zalimler başarılı olmaz!
Ayetteki [heyte leke] “Haydi gel” ifadesi, [hîtü leke] şeklinde “Senin için hazırlandım” anlamında da okunmaktadır.,Yûsuf
12:23, 41, 42 ve 50. ayetlerde geçen [rabb] kelimeleri “efendi, sahip” anlamındadır; yoksa Yüce Allah’ın bir sıfatı olan “rabb”, “ilah” anlamında değildir.
Yemin olsun ki kadın ona eğilim göstermişti. Rabbinin delilini görmeseydi o da kadına eğilim göster(ecek)ti. İşte böylece biz kötülük ve çirkinliği ondan uzaklaştırmak için (delilimizi göstermiştik). Şüphesiz ki o, samimi kullarımızdandı.
Ayetin [ve hemme bihâ] ifadesinin sonuna secavend konulmaması gerekmektedir. Çünkü Hz. Yusuf’un o kadına yönelik herhangi bir arzusu vs. yoktu. Buna göre ayetin “O kadın Yusuf’a meyletmişti; Yusuf da o kadına meyletmişti” şeklindeki tercümesi doğru olamaz.
İkisi de kapıya doğru koşmuş ve o (Züleyha) onun (Yusuf’un) gömleğini arkadan yırtmıştı. Kapının yanında onun efendisine (kocasına) rastlamışlardı. (Züleyha eşine) şöyle demişti: “Senin ailene (eşine) kötülük etmek isteyenin cezası, hapsedilmekten veya elem verici bir azaptan başka ne olabilir ki!”
(Yusuf) “(Asıl) kendisi cinsel olarak benden yararlanmak istedi!” demişti. Onun (kadının) tarafından bir şahit (bilirkişi) şöyle şahitlik etmişti: “Gömleği önden yırtılmışsa, kadın doğru söylemiştir; o (Yusuf) ise yalancılardandır.
Burada geçen [şâhid] kelimesi olayı gören kişi anlamında “şahit” değil de olayın çözümüne katkı sağlayan “bilirkişi” demektir.
(Yok) gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalan söylemiştir; o (Yusuf) ise doğru söyleyenlerdendir.”
(Aziz, Yusuf’un) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce, (eşine) “Şüphesiz ki bu, sizin tuzaklarınızdandır; şüphesiz ki sizin tuzağınız büyüktür.” demişti.
(Aziz şöyle demişti): “Yusuf! Sen bundan (bu işi sürdürmekten) vazgeç! (Ey Züleyha)! Sen de günahından dolayı bağışlanma dile! Şüphesiz ki sen günahkârlardan oldun.”
Şehirdeki bazı kadınlar şöyle demişti: “Aziz’in hanımı cinsel olarak delikanlısından yararlanmak istiyormuş. (Yusuf’un) sevdası onu tamamen kaplamış! Doğrusu biz onu apaçık bir şaşkınlık içinde görüyoruz.”
Burada geçen [dalâl-i mübîn] tamlaması, inanç olarak “apaçık bir sapkınlık” anlamında değil de Yûsuf
12:8’de de olduğu gibi “apaçık bir şaşkınlık, yanlışlık” anlamında yorumlanmalıdır.
(Züleyha) onların dedikodusunu duyunca, onlara (davetçi) göndermiş, onlar için dayanacak yastıklar (iyi bir sofra ortamı) hazırlamış, her birine bir bıçak vermiş, (Yusuf’a da): “Çık karşılarına!” demişti. (Kadınlar) onu görünce, onu (gözlerinde) büyütmüş, (şaşkınlıklarından) ellerini kesmişler ve şöyle demişlerdi: “Haşa, Rabbimiz! Bu, bir insan olamaz. Bu ancak değerli bir melektir!”
Buradaki [mekr] kelimesi, bağlam gereği “tuzak” değil, “dedikodu” anlamına alınmalıdır.
(Züleyha) şöyle demişti: “İşte hakkında beni kınadığınız (şahıs) budur. Yemin olsun ki ben (cinsel olarak) ondan yararlanmak istedim; o, masumdu. Şüphesiz ki kendisine emredeceğimi yapmazsa mutlaka hapse atılacak ve elbette aşağılananlardan olacaktır!”
Buradaki [le yekûnen] fiilinin sonundaki [tenvîn], şeddesiz [nun] (te’kîd [nun]’u) yerindedir. Benzer bir kullanım da ‘Alak
96:15’de [le nesfe‘an] fiilinde söz konusudur.
(Yusuf:) “Rabbim! Hapis, bunların benden istediklerinden bana daha sevimlidir! Onların hilelerini benden çevirmezsen onlara eğilim gösterir ve cahillerden olurum!” demişti.
Rabbi onun duasına cevap vermiş ve onların hilesini ondan uzaklaştırmıştı. Şüphesiz ki yalnızca O duyandır, bilendir.
Sonunda kesin delilleri görmelerine rağmen onu bir süreliğine mutlaka hapse atmaları (gerektiği fikri), onlar (Aziz ve arkadaşları) için belirmişti.
Hz. Yusuf sanıldığı gibi Aziz’in eşi Züleyha’nın ona sarkmasından sonra değil, daha sonra diğer kadınların da sarkıntılık isteklerinden sonra hapse atılmıştır. Hz. Yusuf’un hapse atılması elbette görünüşte bir haksızlıktı; çünkü suçsuz yere bir cezaya çarptırılmıştı. Ancak şehirdeki kadınların onunla ilgili farklı düşünceler beslediklerini söylemeleri nedeniyle belki de Hz. Yusuf’un hapse atılması onun için korumaya alınması gibi de düşünülebilir.
Onunla birlikte hapse iki delikanlı daha girmişti. Onlardan biri “Ben kendimi (rüyamda) içki için (üzüm) sıktığımı görüyorum.” demişti. Diğeri de “Ben de kendimi başımın üzerinde kuşların yemekte (gagalamakta) olduğu bir ekmek taşıdığımı görüyorum.” demişti. “Bunun yorumunu bize bildir! Çünkü biz seni güzel davrananlardan görüyoruz.” (demişlerdi).
Hz. Yusuf’un hapishane arkadaşlarının ondan rüyalarını yorumlamasını istemelerinin muhtemel nedeni daha önce gördüğü rüyayı babasının yorumlamasını kendilerine aktarmış olmasıdır.
(Yusuf ise onlara) şöyle demişti: “Size verilecek yemek gelmeden önce, onun (gördüğünüz rüyaların) yorumunu mutlaka size bildireceğim. Bu, Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ki ben Allah’a inanmayan bir kavmin milletinden (dininden) uzaklaştım. Onlar, ahireti inkâr edenlerin ta kendileridir.
Atalarım İbrahim, İshak ve Yakup’un milletine (dinine) uydum. Allah’a herhangi bir şeyi ortak koşmamız bize yakışmaz. Bu, Allah’ın bize ve insanlara olan lütfundandır. Fakat insanların çoğu şükretmezler.
Ey iki hapis arkadaşım! Çeşitli rabler mi hayırlıdır yoksa ezici güç sahibi olan tek bir Allah mı?
(Allah’ın) peşi sıra taptıklarınız, haklarında Allah’ın hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, size kendisinden başkasına ibadet etmemenizi emretmiştir. İşte doğru din budur fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
Benzer mesajlar: En‘âm
6:81; A‘râf
7:71; Necm
53:23.,Benzer mesaj: Rûm
30:30. Hz. Yusuf’un 37-41. ayetlerde dile getirilen sözleri onun hapishaneyi bir tebliğ alanına çevirdiğinin delilidir. Zira bir peygamber günün her saatinde imkân buldukça hakikati muhataplarına tebliğ etmekle yükümlüdür.
Ey iki hapis arkadaşım! (Rüyalarınıza gelince), biriniz (eskisi gibi) efendisine içki içirecek; diğeri ise asılacak ve kuşlar onun başından (beynini) yiyecekler. Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir.”
Yûsuf
12:23, 41, 42 ve 50. ayetlerde geçen [rabb] kelimeleri, “efendi, sahip” anlamındadır; yoksa Yüce Allah’ın bir sıfatı olan “rabb”, “ilah” anlamında değildir.,Hz. Yusuf’un hapishane arkadaşlarının rüyalarını yorumlamasının sonunda kullandığı “Yorumunu sorduğunuz iş (bu şekilde) kesinleşmiştir” ifadesi, onun bu yorumları vahiy sayesinde yaptığının delilidir. Çünkü bir rüya için “kesinleşmiştir” sözü ancak vahiy ile verilen bilgiler sonucunda kullanılabilir.
O iki (arkadaş)ından, kurtulacağını bildiği kişiye “Beni efendinin yanında an.” demişti.” Fakat şeytan ona, efendisine anmayı unutturmuştu. Dolayısıyla (Yusuf), birkaç sene daha hapiste kalmıştı.
Burada geçen [zanne] fiili “kesin olarak bilmek” manasına alınmalıdır. Çünkü Hz. Yûsuf surenin 37. ayetinde de belirttiği gibi bu tür yorumları Yüce Allah’ın bildirmesi sayesinde yapmıştı.
Hükümdar şöyle demişti: “Ben (rüyada) yedi zayıf (ineğin) yediği yedi besili inek ile yedi yeşil başak ve diğerlerini de kuru görüyorum. Ey yöneticiler! Rüya yorumluyorsanız, benim rüyamı da yorumlayın!
Bu ayetten anlaşıldığına göre rüyalar tefsir edilmez. Rüyalar için tabir, fetva ve tevil ifadeleri kullanılmaktadır.,Yüce Allah Mısır Kralı’na çok ilginç bir rüya göstererek Hz. Yusuf’un hapisten çıkma sürecini başlatmıştı. Ayette geçen [erâ] fiili geniş zaman kalıbında geldiği için, Kral’ın söz konusu rüyayı bir süredir görmekte olduğu, dolayısıyla onu ciddiye aldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle Kral, durumunu çevresindekilere aktarma ihtiyacı hissetmiştir. Devam eden cümlede rüyanın yorumunu öğrenmek için çağrıda bulunduğu haber verilmektedir.
Onlar şöyle demişlerdi: “Bunlar karmakarışık rüyalardır. Biz böyle rüyaların yorumunu bilenler değiliz.”
(Hapisteki) iki kişiden, kurtulmuş olan, uzun bir zaman sonra (Yusuf’u) hatırlayarak: “Ben size onun yorumunu bildiririm; beni hemen (Yusuf’a) gönderin.” demişti.
“Ey Yusuf, ey doğru sözlü kişi! (Rüyada görülen) yedi zayıf ineğin yediği yedi besili inek ile yedi yeşil başak ve diğerleri de kuru olan (başaklar) hakkında bize yorum yap! Ümit ederim ki insanlara (yorumunla) dönerim de belki onlar da (gerçeği) öğrenirler.” (demişti).
(Yusuf ise) şöyle demişti: “Yedi sene âdetiniz üzere ekin ekeceksiniz. (Sonra da) yiyeceklerinizden az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakınız!
Bu ayette geçen [‘âm] kelimesi ile 47. ayette geçen [sinîne] kelimesi aslında “yıl, yıllar” anlamına gelmesine rağmen, [sinîne] kelimesi daha çok sıkıntılı, [‘âm] sözcüğü ise daha rahat geçen “yıl” anlamını içermektedir. Nitekim ‘Ankebût
29:14’te de Hz. Nuh’la ilgili pasajda da aynı durum söz konusudur.
Sonra onun ardından, koruyacaklarınızdan az bir miktar (tohumluk) hariç, biriktirdiklerinizi yiyip (tüketecek) yedi şiddetli (kıtlık yılı) gelecektir.
Sonra onun ardından da bir yıl gelecek ki o yılda, insanlara (Allah tarafından) yardım edilecek ve o yılda (bolca meyve) sıkacaklar.”
Hükümdar “Onu bana getirin!” demişti. Elçi ona geldiğinde (Yusuf) şöyle demişti: “Efendine dön ve ona ‘Ellerini kesen o kadınların derdi neydi?’ diye sor! Şüphesiz ki Rabbim onların hilesini çok iyi bilendir.”
Bu ayette geçen [er-rasûl] kelimesi, bilinen anlamda “peygamber” değil, insanlar arasındaki iletişimi sağlayan “elçi, ulak” demektir.,Yûsuf
12:23, 41, 42 ve 50. ayetlerde geçen [rabb] kelimeleri, “efendi, sahip” anlamındadır.,Yaklaşık 12 yıl hapiste kalan birisinin Kral’ın affına mazhar olması herkesin özlemle beklediği bir durum olmasına rağmen, Hz. Yusuf bunu tercih etmemiş, hapse atılmasındaki haksızlığın ortaya çıkarılmasını ve bunu bütün kamuoyunun böylece duyup bilmesini istemişti. Aksi takdirde üzerine atılı iftira ile ömür boyu yaşayacaktı. Hapisten hatır belası çıkmak yerine, zalim mi yoksa mazlum mu olduğunun ortaya çıkmasını sağlayarak ve aklanarak çıkmak onun en tabiî hakkıydı ki o da bunu uygulamıştı.
(Hükümdar, kadınlara) şöyle demişti: “Yusuf’un [nefs]inden yararlanmak istediğiniz zaman durumunuz neydi?” Onlar “Haşa! Allah için, biz ondan hiçbir kötülük görmedik.” demişlerdi. Aziz’in hanımı şöyle demişti: “Şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben (cinsel olarak) ondan yararlanmak istemiştim. Şüphesiz ki o doğru söyleyenlerdendir.”
Yûsuf
12:32’de belirtildiği gibi, Aziz’in hanımı Züleyha, bu itirafını daha önce de yani şehirli kadınlara verdiği davette de dile getirmişti.
“Bu (itirafım, Yusuf’un) yokluğunda (o şimdi hapisteyken) ona hainlik etmediğimi ve Allah’ın hainlerin hilesini başarıya ulaştırmayacağını (herkesin) bilmesi içindir.
Bu ve bir sonraki ayette geçen konuşmalar sanıldığı gibi Hz. Yusuf’a değil, Züleyha’ya aittir; çünkü surenin 54. ayetinden de açıkça anlaşılıyor ki Hz. Yusuf, bu konuşma esnasında henüz hapisteydi; daha sonra çağrılıp saraya getirtilmişti.
[Nefs]imi temize de çıkarmıyorum. Şüphesiz ki Rabbim merhamet etmemiş olsa, o [nefis] aşırı şekilde kötülüğü emreder. Şüphesiz ki Rabbim çok bağışlayandır, çok merhametlidir.”
Burada sözü edilen [en-nefs] yani “nefis” Aziz’in hanımına Hz. Yusuf’a karşı kötülük girişimini yaptıran nefstir; zira baştaki [eliflâm] takısı bunun delilidir. Yoksa her nefis kötülük emretmez. Çünkü bu kelime bizzat “insan” manasında da başka anlamlarda da kullanılmaktadır.
Hükümdar şöyle demişti: “Onu (Yusuf’u) bana getirin; onu kendime özel (danışman) yapayım!’ Ona konuşunca “Bugün sen yanımızda yüksek makam sahibisin; güvenilirsin (güvendesin)” demişti.
(Yusuf) “Beni o yerin (Mısır’ın) hazinelerine (bakan) ata! Şüphesiz ki ben (hazineyi) korurum; (bu işi iyi) bilirim.” demişti.
Hz. Yusuf’un bu isteği, göreve talip olmak gerektiğinin bir delilidir. Demek ki her zaman görev verilmesini beklemek doğru değildir. Yetkin, ehliyetli ve liyakatli olanların göreve talip olması da Hz. Yusuf örnekliğinde bize öğretilmektedir.
Böylece Yusuf’a dilediği gibi hareket etmek üzere o yerde (Mısır’da) yetki vermiştik. Dilediğimiz (layık olan) kimseye rahmetimizi (işte böyle) ulaştırır ve güzel davrananların ödülünü boşa çıkarmayız.
Yüce Allah tıpkı 21. ayette de belirttiği gibi Hz. Yusuf’un hayatıyla ilgili bu sıra dışı olayları kendisinin hayata geçirdiğini ilan etmektedir.
İman edip [takvâ]lı (duyarlı) olanlar için ahiret ödülü ise hayırlı olandır.
Yusuf’un kardeşleri gelip huzuruna girmişlerdi. (Yusuf) onları tanımış, onlar ise onu tanımamışlardı.
(Yusuf) yüklerini hazırlatınca (onlara) şöyle demişti: “(Bir dahaki sefer) baba bir kardeşinizi (Bünyamin’i) de bana getirin! Görmüyor musunuz, ben ölçeği tam dolduruyorum ve misafirperverlerin en iyisiyim.
Onu bana getirmezseniz, artık benim yanımda size verilecek hiçbir ölçek (tahıl) yoktur; (bu durumda sakın) bana (yanıma) yaklaşmayın!”
Hz. Yusuf’un demek istediği şudur: “Eğer küçük kardeşinizi yani Bünyamin’i bana getirmezseniz benden yakınlık ve iltifat görmeniz bir tarafa, bende size verecek hiçbir ölçek zahire, tahıl olmayacaktır. Dahası yanıma yöreme de sakın yaklaşmayın, semtime uğramayın, gözüme görünmeyin, ülkeme ayak basmayın.”
(Kardeşleri) şöyle demişlerdi: “Onu babasından istemeye çalışacağız; bunu elbette yapacağız.”
(Yusuf, emrindeki) gençlere demişti ki: “Sermayelerini yüklerinin içine koyun! Olur ki ailelerine döndüklerinde bunun farkına varırlar da belki (tekrar) gelirler.”
Babalarına döndüklerinde (ona şöyle) demişlerdi: “Ey babamız! Böyle bir ölçek (tahıl verilmesi artık) bize yasaklandı. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle birlikte gönder de (onun sayesinde) ölçüp alalım! Biz onu mutlaka koruyacağız.”
(Yakup, oğullarına) şöyle demişti: “Daha önce kardeşi (Yusuf) hakkında size ne kadar güvendiysem, bunun hakkında da size ancak o kadar güvenirim; Allah en hayırlı koruyucudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”
Eşyalarını açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verildiğini görmüş ve şöyle demişlerdi: “Ey babamız! Daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz de bize geri verilmiş. (Onunla yine) ailemize yiyecek getiririz; kardeşimizi korur ve bir deve ölçek (tahıl) da fazla alırız. Bu (aldığımız) az bir ölçek (tahıl)dır.”
(Yakup, oğullarına): “Kuşatılmanız hariç, onu bana mutlaka getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz verinceye kadar onu sizinle birlikte asla göndermem!” demişti. Ona (istediği şekilde) güvencelerini verdiklerinde (Yakup) “Söylediklerimize Allah [vekil]dir (şahittir)” demişti.
Benzer bir cümle Hz. Musa tarafından Hz. Şuayb’a söylenmiştir. Ayet için bkz. Kasas
28:28.
“Ey oğullarım! (Şehre) hepiniz bir kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin!(Ancak) Allah’tan (gelecek) hiçbir şeyi sizden savamam. Hüküm yalnızca Allah’a aittir. (Onun için) ben yalnızca O’na güvendim. Güvenenler yalnız O’na güvensinler!” demişti.
Burada, Hz. Yakup’un oğullarına yönelik bir önlem uyarısı vardır. Çünkü kalabalık hâlde bir anda bir yere veya bir yerden girilirse tedirginlik yaşanabilir ve dolayısıyla istenmeyen durumlar olabilir. Bu nedenle Hz. Yakup oğullarına ayrı kapılardan girmelerini emretmiştir.
Babalarının kendilerine emrettiği yerden (çeşitli kapılardan) girdiklerinde (onun emrini yerine getirmişlerdi. Fakat bu önlem) Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı; ancak Yakup’un (oğullarını korumak için) söylemek istediği şeyin yerine getirilmesi (söz konusuydu). Şüphesiz ki o, biz kendisine bildirdiğimiz için bilgi sahibiydi. Fakat insanların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.
Burada, tedbir alınmasından sonra elbette Yüce Allah’ın kararının ve kudretinin de erişilmez olduğunun unutulmaması gerektiğine dikkat çekilmektedir. Kula düşen görev, önlem almaktır; takdir ise Yüce Allah’tandır. O’nun takdirine iman edilmelidir; ancak takdirin ne olduğunu kullar bilemediği için onların sorumlu olduğu şey önlem almaktır.
Yusuf’un yanına girdiklerinde kardeşini (Bünyamin’i) yanına almış ve (Yusuf, ona) “Şüphesiz ki ben senin kardeşinim; yapmış olduklarına üzülme!” demişti.
“Onların yapmış oldukları şey” ifadesiyle kastedilen, muhtemelen ailenin ortak acısı olan Yusuf’un kaybedilmesi olayıydı. Kardeşler Yûsuf
12:8’de belirtildiği üzere Hz. Yusuf ve kardeşi Bünyamin’le ilgili olarak “Yusuf ile kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir. Hâlbuki biz kalabalık bir topluluğuz. Muhakkak ki babamız apaçık bir yanlışlık içindedir” demişlerdi.
(Yusuf) onların yükünü hazırlattığında bir su kabını kardeşinin yükünün içine koy(dur)muştu. (Kervan hareket ettikten) sonra bir seslenici: “Ey kervan! Siz hırsızsınız!” diye seslenmişti.
(Yusuf’un kardeşleri) onlara dönerek “Ne arıyorsunuz (neyiniz kayboldu)?” diye sormuşlardı.
(Onlar) “Hükümdarın su kabını arıyoruz; onu getirene bir deve yükü (ödül) var.” demişlerdi. (İçlerinden biri) “Ben buna kefilim.” demişti.
(Onlar) “Allah’a yemin olsun: Bizim, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak için gelmediğimizi şüphesiz ki siz de biliyorsunuz. Biz hırsız da değiliz.” demişlerdi.
(Yusuf’un adamları) “Peki, yalancıysanız bunun (hırsızlığın) cezası nedir?” diye sormuştu.
(Onlar da) “Onun cezası, kayıp eşya kimin yükünde bulunursa işte o (şahsın alıkonulması) onun cezasıdır. Biz zalimleri böyle cezalandırırız.” cevabını vermişlerdi.
Hz. Yusuf, babasının şeriatında hırsızlığa bu cezanın verildiğini bildiği için kardeşinin yüküne bu su kabını koydurmuş ve onu geri bıraktırma tedbirine başvurmuştu. Muhtemelen ana baba bir kardeşi olan Bünyamin’e durumu önceden bildirerek onun da güvende olmasını sağlamıştı. Kaldı bu uygulama 76. ayette Yüce Allah tarafından öğretilmiş bir tedbir olarak da ilan edilmektedir.
Bunun üzerine (Yusuf), kardeşinin (Bünyamin’in) yükünden önce onların (diğer kardeşlerinin) yüklerini (aramaya) başlamıştı. Sonra da onu (kayıp su kabını) kardeşinin (Bünyamin’in) yükünden çıkartmıştı. İşte biz Yusuf’a böyle bir tedbir (çare) öğretmiştik; (yoksa) –Allah’ın dilemesi hariç– hükümdarın kanununa göre kardeşini (yanında) tutamayacaktı. Biz dilediğimizi (layık olanı) derecelerle yükseltiriz. Her bilgi sahibinin üzerinde daha iyi bilen (birisi) vardır.
Bünyamin’in yükünden başlansaydı bir şüphe meydana gelebilirdi. O nedenle Hz. Yusuf önceliği diğer yüklere vermiş, kardeşinin yükünü en sona bırakmıştı.,Burada hırsızlık suçlaması nedeniyle hiç kimse zarar görmemiş ve mağduriyet yaşamamıştı. Bu olay nedeniyle kardeşler üzüntü yaşamışlarsa da bu onların fazlasıyla hak ettiklerinin bir kısmı bile değildi.
(Kardeşleri) şöyle demişlerdi: “O çalarsa, daha önce onun kardeşi de çalmıştı.”Yusuf onu (düşüncesini) içinde saklamış, onlara açmamıştı. (İçinden): “Siz çok daha kötü durumdasınız! Allah sizin anlattığınızı çok iyi bilendir.” demişti.
Kardeşleri kıskançlıklarını sürdürerek bu sözleriyle Hz. Yusuf’a iftira atmışlardı.
(Kardeşleri) şöyle demişti: “Ey vezir (Yusuf)! Şüphesiz ki onun büyük, yaşlı bir babası var. Onun yerine bizim birimizi alıkoy! Şüphesiz ki biz seni güzel davrananlardan görüyoruz.”
Burada Züleyha’nın eşine dendiği gibi Hz. Yusuf’a da “Aziz” denmektedir ki amaç, söz konusu kişiler için kullanılan bu kelimeye “yönetici” anlamı vermektir.,[Şeyhan [kebîr]an] tamlaması çok dikkat çekicidir. Çünkü [kebîr] kelimesi “büyük, ileri yaşta, ihtiyar” anlamına gelirken, [şeyh] “saygınlığı, kıymeti olan, dindarlık bakımından önde giden, hatırlı” gibi anlamlara gelmektedir. Oğulları bu kelimeyi kullanarak Hz. Yusuf’un merhametini harekete geçirmeyi hedeflemişlerdi. Benzer kullanım: Kasas
28:23.
(Yusuf) şöyle demişti: “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoymaktan Allah’a sığınırız; doğrusu o takdirde biz zalimler oluruz!”
Ondan ümitlerini kesince, (konuyu) gizli görüşmek üzere ayrılıp (bir kenara) çekilmişlerdi. Büyük (olan kardeş)leri şöyle demişti: “Babanızın sizden Allah adına söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında yaptığınız aşırılığı bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye veya Allah benim için hükmedinceye kadar bu yerden (Mısır’dan) asla ayrılmayacağım. O hükmedenlerin en hayırlısıdır.”
Hz. Yusuf’un bu abisi o daha çocukken diğerleri onun öldürülmesi fikrini ileri sürdüklerinde onu kuyuya bırakma fikrini dile getiren abisi olabilir.
Babanıza dönün ve deyin ki: “Ey babamız! Oğlun hırsızlık yapmış. Biz sadece bildiğimize şahitlik ettik. Biz bilinemeyenlerin bekçileri de değiliz.
(İstersen) içinde bulunduğumuz şehre (Mısır halkına) ve birlikte geldiğimiz kervana sor! Şüphesiz ki biz doğru söyleyenleriz.”
(Yakup onlara) şöyle demişti: “Hayır! Nefisleriniz sizi (kötü) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzelce sabretmektir. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Şüphesiz ki O bilendir, doğru hüküm verendir.”
Benzer mesaj: Yûsuf
12:18
Ayette “hepsini” denmesinin nedeni kastedilenlerin “Hz. Yusuf”, kardeşi “Bünyamin” ve abisi olan “şahıs”tan yani üç kişiden oluşmasıdır.
(Yakup) onlardan yüz çevirmiş (bir kenara çekilmiş) ve “Ah Yusuf’um ah!” diye sızlanmıştı. Kederini içine gömerek üzüntüden dolayı iki gözüne ak inmişti.
“İki gözüne ak inmesi”, gözlerin kör olması anlamına gelirse açıklanacak herhangi bir şey yoktur. Ancak bu ifade, kederini içine, kalbine gömmesi anlamına da gelebilir. Çünkü hüzünden Hz. Yakup’un gözleri, âdeta başka bir şey görmez olmuştu. Gözleri sürekli yaşlı olan kişinin göz renkleri, gözlerinin içinin akı-karası seçilemez; âdeta su görüntüsü göz hâlini alır. Belli ki Hz. Yakup’un gözlerine inen ak, sürekli ağlayıp gözyaşına boğulmuş hâlini oluşturmuştu. Bu durumla ilgili olarak [a‘mâ] (görme engelli) kelimesinin kullanılmamasının muhtemel sebebi bu olsa gerektir. Gerçeği, Allah Teala bilmektedir.
(Oğulları:) “Allah’a yemin olsun: Sen hâlâ Yusuf’u anıyorsun. Sonunda ya perişan olacak ya da helak olanlardan olacaksın!” demişlerdi.
Yûsuf suresinde dört kez yer alan [tellâhi] ifadesi, Kur’an’da dokuz ayette geçen yeminlerden birisidir (Bkz. Yûsuf
12:73, 85, 91, 95; Nahl
16:56, 63; Enbiyâ
21:57; Şu‘arâ
26:97; Sâffât
37:56).
(Yakup ise) şöyle demişti: “Ben, kederimi ve hüznümü yalnızca Allah’a arz ediyorum. Ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri Allah tarafından (Vahiy ile) biliyorum.
Hz. Yakup aslında muhtemelen şunu söylemek istemişti: “Ben sabrımı, içimi, benliğimi allak bullak eden içimdeki bu harareti ve derin hüznü başka kimselere değil, sadece ve sadece Rabbime arz ediyorum.” Bu ifade harika bir bilinç ve muhteşem bir teslimiyet ifadesi şeklinde ümmete örnek olarak sunulmaktadır.
Ey yavrularım! Gidin de Yusuf ve kardeşinden (haber almayı) araştırın! Allah’ın merhametinden ümit kesmeyin! Şüphesiz ki kâfirler topluluğundan başkası Allah’ın merhametinden ümit kesmez.”
Hz. Yakup oğullarına yönelttiği tembihinde Hz. Yusuf, Bünyamin ve şehirde kalan diğer abisiyle ilgili yapacakları araştırmada kararlılık göstermeleri gerektiğini ifadeyle “sakın Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” diyerek olayın ciddiyetini ortaya koymuştu. Bu cümle ile Zümer
39:53’te geçen “De ki: Ey nefislerine yazık eden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin” ifadesi aynı mesajları vermektedir. Yûsuf
12:87’deki [lâ tey’esû] emri Zümer
39:53’teki [lâ taknetû] emri ile; ayrıca Yûsuf
12:87’deki [ravhillâhi] tamlaması ise Zümer
39:53’teki [rahmetillâhi] tamlamasıyla anlamlandırılmalıdır. Allah’ın rahmetinden kimlerin ümit keseceğiyle ilgili ayrıca bkz. Hicr
15:56.
(Kardeşleri) Yusuf’un yanına girdiklerinde şöyle demişlerdi: “Ey vezir! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz (az) bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver! (Ayrıca) bize bağışta da bulun! Şüphesiz ki Allah bağışta bulunanları ödüllendirir.”
(Yusuf onlara) şöyle demişti: “Siz cahilken Yusuf’a ve kardeşine yaptıklarınızı biliyor (hatırlıyor) musunuz?”
(Kardeşleri) “Yoksa sen -evet sen- Yusuf musun?” diye sormuşlar, o da “(Evet) ben Yusuf’um, bu da kardeşim!” cevabını vermişti. “(Birbirimize kavuşmayı) Allah bize lütfetti. Çünkü kim (Allah’a) karşı [takvâ]lı (duyarlı) olur ve sabrederse, şüphesiz ki Allah güzel davrananların ödülünü boşa çıkarmaz.”
(Kardeşleri): “Allah’a yemin olsun: Şüphesiz ki Allah seni bize üstün kılmış. Biz ise hataya düşmüşüz.” demişlerdi.
Ayette geçen [âsera] fiili “üstün kılmak, tercih etmek” gibi anlamlar içermekte, kardeşleri Hz. Yusuf’un Yüce Allah tarafından kendilerine üstün kılındığını dile getirmişlerdi. Onun üstün kılınması önceki ayette belirtilen “[takvâ] sahibi olmak, sabırlı davranmak ve muhsinlik yapmak” şeklinde özetlenmiştir. Tercih edilmek veya üstün kılınmak bir “sonuç”tur; bunun “sebebi” ise [muttakî] olup sabır göstermek, bir anlamda muhsince davranmak yani işini düzgün yapmaktır.
(Yusuf ise kendilerine) şöyle demişti: “Bugün sizi kınamak yok; Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir.
Bu ifade, Mekke’nin fethi günü Hz. Muhammed tarafından Mekkelilere yönelik olarak dile getirilmişti. Böylece peygamberlerin aynı değerlerin insanları oldukları ve sonrakilerin öncekileri takip ettiği anlaşılmaktadır.
Şu gömleğimi götürün de onu babamın yüzüne koyun; görecek duruma gelir. (Ayrıca) bütün ailenizi de bana getirin!”
Kafile (Mısır’dan) ayrılınca, babaları (yanındakilere): “Bana bunamış demezseniz ben Yusuf’un kokusunu alıyorum!” demişti.
(Onlar da:) “Allah’a yemin olsun: Şüphesiz ki sen hâlâ eski şaşkınlığındasın.” demişlerdi.
Müjdeci gelince, gömleği yüzüne koyar koymaz (Yakup) görür olmuştu. “Ben size ‘Allah tarafından (Vahiy ile) sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim’ dememiş miydim!” demişti.
Bu ifade, Hz. Yakup’un sevinç dolu hali nedeniyle yaşayacağı huzuru ortaya koymaktadır. Hz. Yusuf ve kardeşi Bünyamin’in hüznü sebebiyle gözleri âdeta başka bir şey görmeyen Hz. Yakup, artık her şeyi görür olmuştu. Olay, kör olup sonra da görür olmak anlamında ise zaten bu türden izahlara gerek kalmamaktadır. Yüce Allah gerçeği bilendir.
(Oğulları:) “Ey babamız! (Allah’tan) bizim günahlarımızın affını dile! Doğrusu günahkârlardık.” demişlerdi.
(Yakup ise:) “Sizin için Rabbimden af dileyeceğim. Şüphesiz ki O’dur O, çok bağışlayan; çok merhamet eden.” cevabını vermişti.
(Hep birlikte Mısır’a gelip) Yusuf’un yanına girdikleri zaman, ana babasını yanına almıştı. (Yusuf onlara:) “Güven içinde Mısır’a girin inşallah!” demişti.
Ana babasını tahtın(ın) üstüne çıkartıp oturtmuş ve hepsi onun için (ona kavuştukları için Allah’a) secde etmişlerdi. (Yusuf) şöyle demişti: “Ey babacığım! İşte bu, daha önce (gördüğüm) rüyanın yorumudur. Elbette Rabbim onu gerçekleştirdi. Doğrusu şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra, Rabbim beni hapisten çıkararak ve sizi çölden getirerek bana (çok şey) lütfetti. Şüphesiz ki Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenleyendir. Şüphesiz ki yalnızca O bilendir, doğru hüküm verendir.
Buradaki [latîf] sıfatı, “lütufkâr” anlamına alınarak tercüme “Şüphesiz ki Rabbim dilediğine lütfeder” şeklinde de yapılabilir. Ancak bizim tercihimiz Hz. Yusuf’un hayatı boyunca yaşadığı sıra dışılıkları Yüce Allah’ın takdirine dayalıdır.
Rabbim! Elbette otoriteden bana (bir pay) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumundan da bir kısmını öğrettin. Göklerin ve yerin yoktan yaratanı! Sen dünyada da ahirette de benim dostumsun. Beni müslüman olarak vefat ettir ve beni iyilere kat!”
Bu(nlar), sana vahyetmekte olduğumuz [gayb] (bilinemeyen) haberlerindendir. Onlar tuzak kurarak (kötü) bir işte fikir birliğine vardıklarında sen onların yanında değildin (ki bunları bilesin).
Sen ne kadar üstüne düşsen de insanların çoğu asla iman edecek değildir.
Bu ayette insanların çoğunun hiçbir zaman iman etmeyeceği mesajına yer verilmektedir. Dünyanın bir gün bütünüyle müslümanlardan oluşacağı, birilerinin bütün insanları müslümanlaştıracağı vs. şeklindeki kabuller bu ayete aykırıdır.
Sen bunun için onlardan herhangi bir ücret istemiyorsun. O (Kur’an), âlemler için sadece (gerçeği) hatırla(t)madır.
Göklerde ve yerde nice delil vardır ki onlara uğrarlar da onlardan yüz çevirirler.
Bu ayette evren kitabının ayetlerine dikkat çekilmektedir. Ayrıca benzer mesaj içeren ayetler için bkz. Neml
27:93; Fussilet
41:53; Zâriyât
51:20-21.
Onların çoğu ancak ortak koşarak Allah’a iman ederler.
Bu cümle şirkin imanın içinde gizlenmiş hâlini ortaya koymakta, müminlerin şirke düşmeme noktasında son derece dikkatli davranması gerektiğini içermektedir.
Allah tarafından kendilerine kuşatıcı bir azap gelmesinden veya farkında olmadan o (Son) Saat’in kendilerine ansızın gelmesinden güvende midir!
De ki: “İşte bu, benim yolumdur. Allah’a çağırıyorum; ben ve bana uyanlar aydınlık bir yol üzerindeyiz. Allah yücedir! Ben asla ortak koşanlardan değilim.”
Bu cümle davetin başkasına değil, yalnızca Yüce Allah’a yönelik olması gerektiğini göstermektedir. Benzer mesajlar: Âl-i İmrân
3:193; Yûnus
10:25; Ra‘d
13:36; İbrâhîm
14:1; Nahl
16:125; Hacc
22:67; Kasas
28:87; Ahzâb
33:46; Fussilet
41:33; Cinn
72:20.,Bu cümle şöyle de tercüme edilebilir: “De ki: İşte bu benim yolumdur. Allah’a basiretle çağırıyorum; ben ve bana tabi olanlar (böyle yaparız).”
Senden önce de şehirlerin halkından kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek üzere yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? Ahiret yurdu [takvâ]lı (duyarlı) olanlar için hayırlı olandır. Akıl etmiyor musunuz?
Sonunda elçiler ümitlerini yitirip de kendilerinin (ümmetleri tarafından) yalanlandıklarını kesin olarak anladıkları sırada onlara yardımımız gelmişve dilediğimiz kimse(ler) kurtarılmıştır. Azabımız, suçlular topluluğundan geri döndürülemez.
Buradaki [zannû] fiili “sanmak, zannetmek” değil, kesin olarak “bilmek, anlamak” anlamına gelmektedir.,Benzer mesajlar: Bakara
2:214; En‘âm
6:34; Hacc
22:40; Sâffât
37:171-173; Mü’min
40:51; Muhammed
47:7.
Şüphesiz ki onların kıssalarında, öz akıl sahipleri için bir ibret vardır. (Bu Kur’an, başkaları tarafından tasarlanıp) uydurulabilecek bir söz değildir. Fakat o, kendinden öncekileri onaylayan, her şeyin açıklaması olan (bir kitap)tır; iman eden toplum için bir rahmet ve bir rehberdir.