Göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’ı [tesbih] etmektedir (yüceltmektedir). O güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O’na aittir. Diriltir, öldürür. O her şeye gücü yetendir.
O ilktir, sondur; apaçıktır, içkindir. O her şeyi bilendir.
O, gökleri ve yeri altı günde (dönemde) yaratandır; sonra da [arş]a [istiva] edendir. Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görendir.
Benzer mesajlar: A‘râf
7:54; Yûnus
10:3; Hûd
11:7; Ra‘d
13:2; Furkân
25:59; Secde
32:4; Kâf
50:38
[Arş]a [istivâ] ile ilgili detaylı bilgi için bkz. A‘râf
7:54, dipnot 5.,Benzer mesaj: Sebe’
34:4.,Benzer mesaj: Mücâdele
58:7.
Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca O’na aittir. Bütün işler yalnızca Allah’a döndürülecektir.
Geceyi gündüzün içine koyuyor, gündüzü de gecenin içine koyuyor. O göğüslerin (kalplerin) özünü bilendir.
Allah’a ve Elçisine inanıp güvenin! Sizi, kendisinde yetkili kıldığı şeylerden (mallardan) [infak] edin (verin)! Sizden güvenenler ve [infak] edenler (verenler) için büyük ödül vardır.
Elçi sizi Rabbinize inanıp güvenmeye çağırdığı hâlde niçin Allah’a inanıp güvenmiyorsunuz? İnanıyorsanız o, sizden kesin bir söz de almıştı.
Sahâbîler Hz. Muhammed’e itaat etme, zorluk ve kolaylık durumunda nafaka verme, iyiliği emredip kötülükten sakındırma ve kınayanın kınamasından korkmayarak Yüce Allah ile ilgili söz söyleme konusunda bîat etmişlerdi. Bir önceki cümleye bakıldığında Hz. Muhammed’in muhataplarını Yüce Allah’a inanıp güvenmeleri konusunda davet etmekte olduğundan söz edildiği için, burada kendilerinden söz alan kişinin de Hz. Muhammed olması gerekmektedir.
Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna (Elçiye) apaçık ayetler indiren O’dur. Şüphesiz ki Allah size çok şefkatlidir, çok merhametlidir.
Size ne oluyor da Allah yolunda [infak] etmiyorsunuz (vermiyorsunuz)? (Oysa) göklerin ve yerin mirası, yalnızca Allah’a aittir. İçinizden zaferden önce [infak] eden (veren) ve savaşan(lar, diğerleriyle) eşit değildir. Onların derecesi, sonradan [infak] edenlerden (verenlerden) ve savaşanlardan daha üstündür. Allah hepsine en güzel olanı (cenneti) vadetmiştir. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Benzer mesaj: Âl-i İmrân
3:180
Fedakârlık yapanların hak edişleri duruma göre farklı olduğu için onların gideceği cennetler de birbirinden farklı olacaktır. Ancak hepsi de cennete gidecektir.
Kim Allah’a güzel bir borç verirse (Allah) da karşılığını ona kat kat verir; onun için değerli bir ödül de vardır.
[Kard-ı hasen] kavramı “güzel borç” anlamında Yüce Allah’a verilen yani karşılığı sadece O’ndan beklenen yardım demektir. Bu kavram için ayrıca bkz. Bakara
2:245; Mâide
5:12; Hadîd
57:18; Teğâbun
64:17; Müzzemmil
73:20.
Mümin erkeklerle mümin kadınları, (kendilerini aydınlatan) [nûr]larının (ışıklarının) önlerinde ve sağlarında koşarken gördüğün günde, (onlara) “Bugün müjdeniz, içlerinde [ebedî] kalıcılar olarak (kalacağınız), altlarından ırmaklar akan cennetlerdir.” (denecektir). Asıl büyük kurtuluş işte budur!
Münafık erkeklerle münafık kadınların müminlere “Bizi bekleyin, [nûr]unuzdan (ışığınızdan) bir parça [nûr] (ışık) alalım.” diyeceği günde (kendilerine) “Arkanıza dönün de (orada) bir [nûr] (ışık) arayın!” denecektir. Onların arasına içinde merhamet, dışında azap bulunan kapılı bir sur çekilmiş (olacak)tır.
Burada konu, mahşerde cehennemliklerin cennetliklerden bazı isteklerde bulunacakları, ancak bu isteklerin gerçekleşmesinin mümkün olmayacağıyla ilgili olarak bu dünyada durumunu bizim bilemeyeceğimiz “kapısı olan bir sur” örneğiyle dile getirilmektedir.
(Münafıklar) onlara (müminlere) “Biz sizinle birlikte değil miydik?” diye sesleneceklerdir. (Müminler de) şöyle diyeceklerdir: “Evet ancak siz kendinizi fitneye soktunuz, beklediniz, şüpheye düştünüz ve Allah’ın emri (ölüm) gelip çatıncaya kadar kuruntular sizi aldattı; o çok aldatan (şeytan) sizi Allah ile aldattı.”
Benzer mesaj: Câsiye
45:35.
Bugün artık sizden (münafıklardan) da kâfir olanlardan da fidye kabul edilmez. Barınağınız ateştir. Size layık olan odur. Ne kötü varış yeridir (orası)!
İman edenlerin kalplerinin Allah’ı anmaya ve (O’nun katından) inen gerçeğe (Kur’an’a) boyun eğme zamanı gelmedi mi? Onlar (müminler), daha önce kendilerine kitap verilenler gibi olmasınlar! Zira üzerinden uzun zaman geçmişti de kalpleri katılaşmıştı. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmıştı.
[Huşu‘]unda sıkıntı yaşananların durumlarını düzeltmeleri, [huşu‘]da devamlı olanların bu durumlarını daha artırmaları noktasında kendilerine bir teşvik yapılmaktadır.
Bilin ki ölümünden sonra yeri canlandıran şüphesiz ki Allah’tır. Akıl edesiniz diye ayetleri size elbette açıkladık.
(Gerçeği) doğrulayan erkeklere ve kadınlara, Allah’a güzel bir borç vermiş (olanlara) (verdiklerinin karşılığı) kat kat ödenecektir; onlara değerli ödül de vardır.
Ayetteki iki kelime [el-mudassikîne] ve [el-musaddikâti] okunuşuna göre “doğrulayanlar” demektir. Ancak [el-mussaddikîne] ve [el-mussaddikâti] kelimeleri [tâ/te] harfiyle birlikte [el-mütesaddıkîne] ve [el-mutesaddıkâti] şeklinde “tefa‘‘ul bâbı”ndan okuyarak anlamı “sadaka veren erkekler ve kadınlar” şeklinde yorumlayanlar da vardır.,Benzer mesajlar: Bakara
2:245; Mâide
5:12; Hadîd
57:11; Teğâbun
64:17; Müzzemmil
73:20.
Allah’a ve elçilerine iman edenler -evet sadece onlar- (gerçeği) çok doğrulayanlardır ve Rableri katında şahit olanlardır. (Mahşerde) onlar için ödülleri ve [nûr]ları (ışıkları) vardır. İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennem halkıdır.
Bilin ki dünya hayatı, sadece bir oyun, bir eğlence, bir süs, aranızda bir övünme, mal ve çocuk sahibi olma (yarışın)dan ibarettir. (Bu hayat), tıpkı bir yağmur gibidir; (yetiştirdiği) ürünleri çiftçilerin hoşuna gider. Sonra (o ekinler) kurur; sen onun sararmış olduğunu görürsün; sonra da (o ekinler) kuru bir kırıntı (çer çöp) olur. Ahirette (inkârcılar için) şiddetli bir azap vardır. (Müminler için ise) Allah’ın bağışlaması ve rızası vardır. Dünya hayatı, aldatıcı bir geçimlikten başka bir şey değildir.
Bu ayette geçen [el-küffâr] kelimesi, tohumu toprakla örttükleri için “çiftçiler” anlamına gelmektedir. Zaten [kâfir] de fıtratındaki ve vicdanındaki imanı örttüğü için böyle anılmaktadır.,Benzer mesajlar: Yûnus
10:24; Kehf
18:45; Zümer
39:21.
Rabbinizden bir bağışlanmaya ve Allah’a ve elçilerine inananlar için hazırlanacak, genişliği gökle yerin genişliği gibi olan cennete koşun! İşte bu, Allah’ın dilediğine (layık olana) verdiği lütfudur. Allah büyük lütuf sahibidir.
Benzer mesaj: Âl-i İmrân
3:133.
Yerde ve bizzat insanların kendilerinde meydana gelen herhangi bir musibet yoktur ki biz onu yaratmadan önce bir kitapta (kanunda kayıtlı) olmasın! Şüphesiz ki bu, Allah’a çok kolaydır.
Yüce Allah her şeyi yaratmadan önce bir kitapta yazmıştır. Bu “kitap” aslında Yüce Allah’ın kanunlarıdır. Bu yüzden Nisâ
4:78’de de bazıları iyilikleri Yüce Allah’a, kötülükleri ise Hz. Muhammed’e atfedince Yüce Allah hepsinin Allah’tan olduğunu yani ilahi yasalar çerçevesinde gerçekleştiğini bildirmektedir. Bazı âlimlerimiz buradaki kastı “Levh-i Mahfûz”, “Ümmü’l-Kitâb” olarak yorumlamışlardır ki bu ifade Yüce Allah’ın eşsiz ve erişilmez bilgisidir. Her şeyin tâbi kılındığı bir yasası vardır ve hayat bu yasalara göre şekillenmektedir. Genel çerçevesi çizilmiş olan bu yasalar içerisinde insan kendi iradesiyle tercihte bulunur; o yasalar içerisinde irade ifade edebilir ve seçtiği şey yaratılmadan önce o yasaların işleyişi kendileri için belirlenmiş kural ve yasa ile gerçekleşir.
Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve (Allah’ın) size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (Allah bu kanunu belirlemiştir). Allah kendini beğenmiş övünüp duranları sevmez.
Onlar, cimrilik edip insanlara da cimriliği emredenlerdir. Kim yüz çevirirse şüphesiz ki yalnızca Allah zengindir, [hamd]e (övgüye) layık olandır.
Benzer mesaj: Nisâ
4:37.,Benzer mesaj: Mümtehine
60:6.
Şüphesiz ki biz, elçilerimizi apaçık delillerle gönderdik ve insanların adaleti yerine getirmeleri için beraberlerinde Kitabı ve ölçüyü indirdik. Biz demiri de indirdik (kullanımını öğrettik) ki onda, büyük bir güç ve insanlar için yararlar vardır. Bu, Allah’(ın dinin)e ve elçilerine yalnızken yardım edenleri bil(dir)mesi (ortaya çıkarması) içindir. Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Ayetteki [el-kitab] kelimesine “ilahî mesaj”, [el-mîzân] kelimesine ise “denge kanunu, adalet, ölçü” anlamları verilebilir.,“Yüce Allah’ın bilmesi” ifadesiyle ilgili izahımız ve ilgili ayetler için bkz. Âl-i İmrân
3:140, dipnot 11.
Yemin olsun ki biz Nuh’u ve İbrahim’i (peygamber olarak) göndermiştik; onların soyuna da (bazı kişilere) peygamberlik ve Kitap vermiştik. Onlardan (insanlardan) kimi doğru yoldadır. İçlerinden çoğu da yoldan çıkmıştı.
Sonra bunların izinden art arda elçilerimizi göndermiştik. Meryem oğlu İsa’yı da arkalarından göndermiş, ona İncil’i vermiştik. Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet yerleştirmiştik. Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu onlara biz yazmamıştık. Fakat kendileri, Allah rızasını kazanmak için yapmış, (ancak) buna da gerektiği gibi uymamışlardı. Biz de onlardan iman edenlere ödüllerini vermiştik. İçlerinden çoğu yoldan çıkmıştı.
“Korkmak” anlamındaki [rehebe] kökünden türetilen [rahbâniyyeh] kelimesi, çok korkanların korkusu anlamında bir mübalağa anlamı içermektedir ki Bakara
2:143’te belirtildiği üzere “vasat ümmet” kılınışı nedeniyle bu ümmetin böyle bir aşırılığa müsait bir tarafı olmamalı, “tefrit”i reddettiği gibi “ifrat”ı da reddetmeli, itidali esas almalıdır.,Hz. İsa’ya uyanların Yüce Allah’ın emretmediği, ancak kendilerinin meydana getirdiği [rahb] denen “korkuya dayalı aşırı dindarlığın” gereğini de hakkıyla yerine getirmedikleri ifade edilmektedir.
Ey iman edenler! Allah’a karşı [takvâ]lı (duyarlı) olun ve Elçisine inanıp güvenin ki O (Allah da), size rahmetinden iki kat versin; size sayesinde yürüyeceğiniz bir [nûr] (ışık) versin ve sizi bağışlasın! Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Yüce Allah Hz. İsa’nın izinden giden mutedil kişilere hitap etmektedir. Bu çerçevede öncelikle söz konusu kişilere “ey müminler” diye hitap ederek Yüce Allah’a karşı [takvâ]lı davranmalarını, O’nun emir ve yasaklarına itibar etmelerini, Hz. Muhammed’e de iman etmelerini emretmektedir.,Benzer mesaj: Kasas
28:54. vahyi savunurken yaşadıkları eziyetler ve tevhide sahip çıkma duygusunun bir karşılığı ve ödülü olarak Yüce Allah bu kişilere iki kez ödül vereceğini ifade etmektedir. Ödüllerden birisi “Kur’an öncesi dönemde müslüman olmaları nedeniyle” idi; diğeri de “Kur’an’a iman edip ona tâbi olmaları sebebiyle”dir. Hz. Muhammed’e nispet edilen bir rivayete göre, bu durumdakilere ödülleri iki kez verilecektir. İlkinin sebebi “önceki kitaba inanmaları”, diğeri ise “son kitaba inanmalarıdır” (Buhârî, İlim, 31; Müslim, İman, 241).
Kitap ehli, Allah’ın lütfundan hiçbir şey elde edemeyeceklerini, lütfun tamamen Allah’ın elinde olduğunu, onu dilediğine (layık olana) vereceğini bilmezlik etmesinler. Allah büyük lütuf sahibidir.