Kıyamet(in vakti) yaklaştı ve ay da yarıldı. 1
1 Ayın yarılması, Rasulullah’ın en büyük mucizelerinden birisidir. Sahabe, tabiîn ve daha sonra gelen müfessirlerin büyük çoğunluğu, bu mûcizenin gerçekleştiğinde müttefiktirler. Sahabeden Hz. Ali, İbnu Mes’ud, İbnu Abbas, Huzeyfe, Enes, İbnu Ömer (r.a) bu hadiseyi nakletmişlerdir. Buhârî, Müslim ve Tirmizî başta olmak üzere pek çok sahih kaynakta, “ayın yarıldığı” ile ilgili sahih rivâyetler mevcuttur. Muhiddîn-i Arabî’nin, “ayın yarılması mûcizesinin, nazarlarda meydana geldiğini” söylemesi, şüphecilerin düşüncelerine uygun ise de “Allah’ın her şeye kadir ve Kur’an’ın tüm ifâdelerinin tam bir hakikat olduğuna” îman edenlerin, îmanına uygun değildir. Bazılarının bu olayın, “kıyamet yaklaşacak ve ay yarılacak” diyerek kıyamette olacağını söylemeleri ise, bu âyeti takip eden âyete de ters düşmektedir ve bu görüşler, îmandan ziyade inkâra hevesli olanları, memnun edecek teviller ve bu tevillere itibardan başka bir şey değildir. Bazıların da bu olayın ayın zamanında dünyadan ayrılması veya olağan dışı bir ay tutulması olabileceğini söylemeleri mucizeleri inkâr veya etkisizleştirme çabalarının bir eserinden başka bir şey değildir.
O (kâfirler) bir mûcize görünce, ondan yüz çevirir ve: “(Bu) güçlü bir büyüdür.” derler. 1
1 Bugünkiler de bir mucize görünce onu ya akılla izah etmeye, ya bilimsellik taslayarak etkisizleştirmeye ya da mucizevi bir olay diyerek hafife almaya çalışırlar.
Yalanlarlar ve kendi arzularının peşine düşerler. Oysa (sonunda) her iş yerini bulacaktır.
Yemin olsun! Onlara (kendilerini şirkten) caydıracak nice haberler, gelmiştir.
(Ki bu haberlerin her biri,) en mükemmel mutlak doğru(lar)dır. Fakat bu uyarılar, (onlara) hiç fayda vermiyor.
Öyleyse (Ey Muhammed!) Sen onlarla mücadele etmeyi bırak. O, çağırıcının1 benzeri görülmemiş, bir şeye çağıracağı gün var ya!
1 Bu çağırıcının İsrâfil olması, çok kuvvetlidir.
(İşte o gün) onlar, etrafa yayılmış çekirgeler gibi perişan bakışlarla kabirlerden çıkarlar.
Kâfirler, gönülleri bomboş ve gözleri belermiş bir şekilde çağırana doğru koşarlarken: “Bu, çok zorlu bir gün!” diyecekler.
Kendilerinden önceki Nûh toplumu da (Peygamberlerini) yalanladı. Onlar, kulumuzu yalanlamakla kalmayıp bir de: “delidir.” dediler. (İşte o, böyle) engellendi.
Sonunda Rabbine: “Gerçekten ben yenildim, intikamımı al.” diye duâ etti.
Biz de onların üzerine gök yarılmışçasına akan, bir su gönderdik. 1
1 Bulutlardan suyun sel gibi akışının; gökyüzünün kapılarının açılıp, gök kubbenin yarılması manzarasına benzetilmesi istiâre-i temsilîyye olduğu için tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır. Eğer bu dikkate alınmazsa tercüme, “Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.” şeklinde olur.
Yeryüzünü de kaynaklar halinde fışkırttık. Derken (her iki) su, önceden belirlenmiş bir iş için1 birleşti.
1 Ezelde takdir olunmuş bir iş; indirilen suyun çıkarılan kadar olması veya ezelde takdir edilmiş bir emir üzerine ki bu da Nuh kavminin tufan ile helâki işi olabilir.
13,14. Ve Biz, kendisine nankörlük edilen Nûh’u, (tahta) levhalar ve çivilerle yapılmış ve gözetimimiz altında yol alan bir gemi1 üzerinde taşıdık;
1 Levh: Ana maddesi ne olursa olsun tahta gibi yassı olan şey demektir. Düsür: disâr’ın çoğulu olup, çivi, geminin tahtalarının birbirine bağlandığı ip, perçin veya halat demektir. “Zat’il-elvah ve düşür”; ise gemi demektir. Burada tarif için sıfat, isim yerine kullanılmıştır. Bu sebeple tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır.
13,14. Ve Biz, kendisine nankörlük edilen Nûh’u, (tahta) levhalar ve çivilerle yapılmış ve gözetimimiz altında yol alan bir gemi1 üzerinde taşıdık;
1 Levh: Ana maddesi ne olursa olsun tahta gibi yassı olan şey demektir. Düsür: disâr’ın çoğulu olup, çivi, geminin tahtalarının birbirine bağlandığı ip, perçin veya halat demektir. “Zat’il-elvah ve düşür”; ise gemi demektir. Burada tarif için sıfat, isim yerine kullanılmıştır. Bu sebeple tercüme yukarıdaki şekilde yapılmıştır.
Yemin olsun Biz bunu,1 bir ibret olarak bıraktık. Fakat düşünen mi var? 2
1 “Bu” ifâdesi; her ne kadar “Hz. Nûh’un gemisinin Cudî dağındaki enkazı” şeklinde anlaşılabilirse de; bunu, “gemilerin Hz. Nûh’u hatırlatacak birer ibret” olduğu şeklinde anlamak daha doğru olabilir. Çünkü bunda ibret sahası daha geniştir. 2 (مُدَّكِرٌ)’in aslı (مُذْتَكِرٌ)’dir.
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)
Yemin olsun ki Biz, Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı?
Âd (toplumu) da yalanlamıştı. Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)
Biz, o uğursuzluğu devam eden günde, onların üzerlerine soğuk ve gürültülü bir fırtına gönderdik.
O (rüzgâr,) insanları sökülmüş hurma kütükleri gibi savuruyordu.
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!)
Yemin olsun ki Biz, Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı?
Semûd (toplumu) da uyarıları yalanladı.
24,25. Ve: “İçimizden (bizim gibi hem de) yalnız bir insana mı uyacağız?1 O zaman biz, tam bir sapkınlık ve çılgınlık yapmış oluruz. (Bizler dururken) vahiy ona mı indirildi? Hayır, o şımarık bir yalancıdır.” dediler.
1 Genelde insanlar, kendi içlerinden çıkan önemli kimseleri, hele bir de tek başlarına iseler kabullenememektedirler. Tıpkı Semûd toplumu gibi.
24,25. Ve: “İçimizden (bizim gibi hem de) yalnız bir insana mı uyacağız?1 O zaman biz, tam bir sapkınlık ve çılgınlık yapmış oluruz. (Bizler dururken) vahiy ona mı indirildi? Hayır, o şımarık bir yalancıdır.” dediler.
1 Genelde insanlar, kendi içlerinden çıkan önemli kimseleri, hele bir de tek başlarına iseler kabullenememektedirler. Tıpkı Semûd toplumu gibi.
Onlar yarın (gerçek) yalancı ve şımarığın kim olduğunu, öğrenecekler.
(Ey Salih!) Gerçekten onlara imtihan için o deveyi1 gönderen, Biziz. Sen onları biraz gözetle ve sabret.
1 Nâka: Dişi deve demektir. Kavminin Salih (a.s)’dan nübüvvetine alâmet olacak bir mucize istemeleri üzerine Allah, mucize olarak bir dişi deve (Allah’ın Devesi) göndermiştir. Bu “dişi deve”nin nereden ve nasıl çıktığı Kur'an’da açıkça belirtilmiş değildir. Lâkin tarihi ve dini rivayetlerde bir yalçın kayadan ibaret olan bir tepeden çıkarılmış olduğu oldukça yaygındır. Esasen bunun çıkarılması değil de bir imtihan için gönderilmesi, yani “bırakın Allah’ın arzında otlasın diye salınması” önemlidir. Bu imtihanın asıl maksadı Peygamberin peygamberliğini tasdik için olmasıdır ve bu, Salih (a.s)’ın mucizesidir. Dişi devenin kayadan çıkarılması bir mucize, salınması, aralarında dolaşması ve suyun taksim olunması da bir imtihandır. Rivayetlere göre halk kendi su nöbetlerinde kuyudan su alıyorlar, devenin nöbetinde de sütünü sağıp içiyorlardı.
Ve onlara: “Suyun, kendileriyle (deve arasında) pay edildiğini ve su alış sırası (kiminse, suyu) onun kullanmasını,” haber ver.
(Bunun üzerine onlar) arkadaşlarından (birisini) çağırdılar. O da (bıçağını) kapıp (deveyi) öldürdü.
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? (Bir görün bakalım!) 1
1 Aynı âyet için Bk. (Kamer: 16, 21)
Biz de onların üzerine, (azap olarak) bir çığlık gönderiverdik. Sonunda onlar, ağıldaki çalı çırpı kırıntılarına döndüler.
Yemin olsun ki Biz Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı? 1
1 Aynı âyet için Bk. (Kamer: 17, 22, 40)
Lût (toplumu) da uyarıları yalanladı.
34,35. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. (Bu azaptan) sadece Lût’un ailesini katımızdan bir nîmet olarak, seher vakti kurtardık. İşte Biz şükreden kimseyi böyle mükâfatlandırırız.
34,35. Biz de onların üzerine taş yağdıran bir kasırga gönderdik. (Bu azaptan) sadece Lût’un ailesini katımızdan bir nîmet olarak, seher vakti kurtardık. İşte Biz şükreden kimseyi böyle mükâfatlandırırız.
Oysa (Lût) onları, şiddetli azabımız konusunda uyarmıştı. Onlar da bu uyarıları kavga ve şüphe ile karşılamışlardı.
(Bir de) onlar, onun konuklarından istifâde etmeye kalkıştılar. Biz de onların gözlerini kör ettik. Ve: “Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Tadın bakalım!” (dedik.)
Yemin olsun onları bir sabah vakti erkenden, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap yakalayıverdi.
(Ve onlara): “Benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Tadın bakalım!” (dedik.)
Yemin olsun ki, Biz Kur’an’ı düşünülmesi için kolaylaştırdık. Fakat düşünen var mı? 1
1 Aynı âyet için Bk. (Kamer: 17, 22, 32)
Şüphesiz Firavun ailesine de uyarılar geldi.
Onlar da âyetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları, çok kuvvetli ve kudretli birine yaraşır bir şekilde, yakaladık.
(Ey Mekkeliler!) Yoksa sizin kâfirleriniz bunlardan daha mı hayırlı? Yahut İlahi Kitaplarda1, sizin için bir kurtuluş müjdesi mi var?
1 Zübür: kelimesi Kur’an’da (Âlu İmrân: 184, Şuarâ: 196, Fâtır: 25) “kitap” mânasındaki bu ifâde, ileride gelecek insanların toplumsal güçlerine ve maddi imkânlarına güveneceklerine veya materyalist bir mantıkla, zebûrun çoğulu olarak “suhuf” anlamında kullanılır. Yani Allah tarafından gönderilen ilahi kitaplar demektir. Ancak “zebûr” kelimesinin Hz. Dâvûd’a indirilen kitabın ismi olarak kullanımı daha yaygındır. (Lisân’ül-Arab)
Yoksa onlar: “Biz, birbiriyle yardımlaşan yenilmez bir topluluğuz.” mu diyorlar? 1
1 “çoğunluğun kendilerinde olduğuna göre doğrunun da kendileri olduğuna” inanarak, bunu insanlara bir zulüm aracı olarak kullanacaklarına işaret olabilir.
Yakında o topluluk, bozguna uğratılacak ve onlar, arkalarını dönüp kaçacaklar. 1
1 Bu âyet Bedir gününden önce Mekke’de indirilmiştir. Ebû Hüreyre (r.a)’den, o da Ömer b. Hattab (r.a)’den: “Bir gün Peygamberimize: ‘Ey Allah’ın Rasûlü! Hangi topluluk bozulacak.’ dedim. Sonunda Bedir günü oldu ve Kureyş’in ordusu bozuldu. Peygamberimize baktım arkalarından kılıcını çekmiş ve bu âyeti okuyordu.” (Taberî - İbnu Kesir)
Daha doğrusu onlar, asıl azaba kıyamet günü çarptırılacaklardır. Kıyamet günü ise çok daha korkunç ve çok daha beterdir.
Şüphesiz (o gün) günâhkârlar, şaşkınlık ve çılgın (ateş) içerisindedir.
(Ve onlara,) yüz üstü cehennem ateşine sürüklenecekleri gün: “Cehennemin okşayışını1 tadın (bakalım!” denilecek).
1 Bu ifâdede, çok zarif bir istihza vardır.
Şüphesiz Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık. 1
1 Çünkü biz her şeyi bir takdir ile yarattık. Her şeyin meydana gelmesinden önce ezelde ilm-i ilâhîde takdir olunan bir kaderi, yani ilmî bir haysiyeti vardır ki kazasının cereyanı, fiilen yaratılışı o kadere göre meydana gelir. Onu başkası istediği gibi tayin edemez. Zira takdir, Allah’ın kulun iradesi haricinde yazdığı bir yazgıdır ve kul, bunun sonucundan dolayı sorumlu değildir. Kendi keyif ve iradesine göre günahı isteyen mücrim, kendi iradeli cürmünün mukadderatını değiştiremez. Yani kaderinde neticesi bedbahtlık ile Cehenneme götürmek olan cürmünü sevap ve saadet vesilesi yapamaz. Onun için mücrimler iradeleri ile mücrim olduklarından dolayı sapkınlık içindedirler ve bundan da sorumludurlar. Kader, kulun irade-i cüz’iyesine aykırı da değildir. Çünkü iradeli fiillerin meydana gelmesi için cüz’i irade, kader cümlesindendir. Bu durumda takdir ile kaderi karıştırmamak gerekir.
Bizim emrimiz göz kırpması gibi anidir.1
1 Yani; Bizim bütün işimiz bir kelimeden veya bir göz kırpmasından ibarettir. Onun için kıyamet nasıl kopacak, günâhkârlar cehenneme nasıl atılacak diye tereddüde gerek yoktur. Biz, sadece “Ol!” deyince bunların hepsi oluverir.
Yemin olsun Biz, sizin gibi pek çoğunu helâk ettik. Fakat hiç düşünen var mı?
Onların yaptıkları her şey, amel defterlerinde (yazılı)dır.
(Hem de) küçük-büyük ne varsa hepsi satır satır (yazılmıştır.)
Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, cennetlerde ve nehir başlarındadırlar.1
1 (نَهَرٌ) kelimesi (أَنْهَارٌ)’un çoğulu olarak alınırsa âyetin tercümesi “Allah’a karşı hata etmekten sakınanlar, kesinlikle cennetlerde ve nurlar içerisindedir.” şeklinde olur. (Kurtubî)
(Ve onlar), çok kudretli, mülkünün sonu olmayan, (Allah)ın yanında sadıklara özel olan makamdadırlar.