10. Yunus Suresi Meali

Elif-Lâm-Râ![1562] İŞTE BUNLAR, her hükmünde tam isabet kaydeden ilâhî kelâmın âyetleridir.[1563]
Ne yani, kendi aralarından bir insan evladına: “İnsanları uyar; iman edenlere Rableri katında yüksek bir itibar kazanacakları müjdesini ver!” diye vahyetmemiz, insanların garibine mi gitti?[1564] Küfre gömülüp gidenler (bir de utanmadan) “Dikkat edin! Bu var ya bu, düpedüz bir sihirbazdır!”[1565] dediler.
KUŞKUSUZ sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı devrede yaratan;[1566] ve sınırsız güç ve kudret makamına kurulup varlığı yöneten Allah’tır:[1567] Yaratma işinde O’nun hiçbir destekçisi yoktu, varlık ancak O’nun izninden sonra vücut buldu.[1568] İşte bu (niteliklere sahip) olan Allah’tır sizin Rabbiniz; artık yalnız O’na kulluk edin:[1569] Hâlâ öğüt almayacak mısınız?
Hepinizin dönüşü O’nadır; (bu) Allah’ın gerçekleşmesi kaçınılmaz vaadidir. Çünkü O, insanı yaratmaya başladıktan sonra onun yaratılışını sürdürüyor ki; iman edip de o imanla uyumlu iyilik yapanları, hak ettiklerinden fazlasıyla[1570] ödüllendirsin. İnkârda ısrar edenlere gelince: onların hakkı, inkârda direnişleri nedeniyle yudum yudum içecekleri kavurucu bir pişmanlık[1571] ve can yakıcı bir azaptır.
Güneşi aydınlığın kaynağı ve ayı ışık yansıtıcı yapan;[1572] yılların sayısını ve hesabı(nı) bilesiniz diye ona evreler takdir eden O’dur. Bunu başka değil, hakiki bir gaye için halk eden Allah, bilmek isteyen bir toplum için varlık âyetlerini[1573] ayrıntılı olarak açıklıyor.
Çünkü gecenin ve gündüzün birbiri ardınca gelişi ve Allah’ın göklerde ve yerde yarattığı her şey, sorumluluk bilinci taşıyan bir toplum için hakikate yapılmış birer atıftır.[1574]
Şu da bir gerçek ki; Bizim (rahmetimize) kavuşma umudu/arzusu olmayanlar[1575] ve dünya hayatıyla kendilerini tatmin edenler,[1576] üstelik (bir de) ayetlerimizden gafil olanlar var ya;
işte, işleye geldikleri bütün bu şeylerden dolayı onların son durağı ateştir.
Ne var ki iman eden ve imana lâyık davranışta bulunanlara gelince: Rableri onları imanları sayesinde,[1577] zemininden ırmaklar akan, nimetlerle dolu Cennetlere ulaşan yola yöneltecektir.[1578]
Orada onların nidaları[1579] “Muhteşemsin ey Allah’ım!” olur; ve kendilerine “Selam olsun size!..” diye mukabele edilir orada. Nihayet onların son nidası yankılanır: “el-hamdu lillahi Rabbi’l-‘âlemîn!”[1580]
EĞER onların nimeti istemede acele ettikleri gibi Allah da insanlar için (hak ettikleri) cezayı[1581] vermede acele etseydi, onların sonunu getirecek hüküm hemen infaz edilirdi.[1582] Şu hâlde, Bizim (rahmetimiz)le buluşmaya yüzü olmayanları küstahça taşkınlıkları içerisinde debelenmeye terkederiz.
Hem ne zaman insanoğlunun başına bir ziyan gelse, gerek yatarken, gerek otururken ya da ayaktayken (başlar) Biz’e yalvarıp yakarmaya. Biz onu başına gelen ziyandan kurtardığımız zaman ise, sanki kendisine dokunan ziyandan kurtarmamız için Biz’e hiç yalvarmamış gibi (nankörleşir).[1583] Hayatlarını boşa harcayanlara, yapageldikleri her şey (işte) böylesine cazip görünür.[1584]
Doğrusu sizden önceki bir çok nesli de, zulmetmeye başlayınca yok oluşa mahkûm etmiştik. Oysa ki onlara (da) rasulleri hakikatin apaçık belgeleriyle gelmişlerdi; fakat onlar inanmamakta direndiler: günaha gömülüp giden toplumu işte böyle cezalandırırız.[1585]
Daha sonra ise, öncekilerin peşinden sizi (helâk olanların yaşadığı) yerlere[1586] mirasçı kıldık ki, nasıl davranacağınızı görüp gözetleyelim.
Bir de ne zaman hakikatin apaçık kanıtları olan âyetlerimiz onlara okunsa, Bizim (rahmetimizle) buluşma arzusu ve umudu olmayan o kimseler derler ki: “Git, bize bundan başka bir hitab[1587] getir, ya da onda değişiklik yap!”[1588] (Ey Nebî)! De ki: “Onu kendime göre değiştirmem olacak şey değil. Ben yalnızca bana vahyedilene uyarım: çünkü ben Rabbime karşı gelecek olursam, korkunç bir Gün’ün azabından korkarım.”
De ki: “Eğer Allah öyle tercih etseydi, ben onu size okumazdım; zaten O da onu size göndermezdi. Hem doğrusu şu ki; ondan önce yıllarımı sizin aranızda geçirmişim: bu kadarını olsun düşünemiyor musunuz?”
Hem kendi uydurduğu yalanları Allah’a yakıştırandan, ya da O’nun mesajlarını yalanlayandan daha zalim biri olabilir mi?[1589] Gerçek şu ki; günaha gömülenler asla iflah olmaz!
Bir de Allah’ın peşi sıra kendilerine yararı da zararı da dokunmayan varlıklara[1590] kulluk edip de, üstelik “İşte şunlar Allah katında bizim kayırıcılarımızdır” diyenler (iflah olmaz).[1591] De ki: “Yoksa siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, sınırsız yüceliği ve aşkın varlığıyla, onların putlaştırdığı her şeyden beridir.
[1592] İNSANLIK başlangıçta aynı duygu, düşünce ve ideal etrafında toplanmış bir topluluktan oluşuyordu; fakat sonradan ayrı görüşlere saptılar.[1593] Ve eğer Rabbin tarafından daha önceden bir yasaya bağlanmamış olsaydı, onların kendi aralarında tartıştıkları konularda (daha başından) hüküm verilip iş bitirilirdi.[1594]
BİR de diyorlar ki: “Ona Rabbinden bir ilâhî kudret delîli indirilmeli değil miydi?” Buna karşılık de ki: “Gayba ait hakikatler yalnızca Allah’a ait bir alandır:[1595] şimdi artık bekleyin (akıbetinizi)! İyi bilin ki, ben de sizinle birlikte bekleyeceğim!”[1596]
Ve ne zaman, kendilerine dokunan bir sıkıntının ardından bu tiplere rahmet(imizden) bir parça tattırsak, derhal âyetlerimiz hakkında tuzak tezler kurgulamaya başlarlar.[1597] De ki: “Allah her tür tuzağı boşa çıkarmada çok daha seri davranır.”[1598] Dikkat edin, elçilerimiz inceden inceye tasarladığınız her tuzağı kayda alıyorlar.
Karada ve denizde seyrü sefer yapmanızı sağlayan O’dur.[1599] Dahası (tutun ki) sizler gemide bulunuyorsunuz, tatlı bir rüzgârda onunla yol alıyorsunuz, üstelik tam da bunun sevinciyle mest olmuşsunuz; derken bir fırtına yakalıyor gemiyi ve dalgalar her yandan yolcuları kuşatıyor. Artık onlar dört bir yandan (ölümle) sarıldıklarına kanaat getirmiş vaziyetteler; tüm içtenlikle Allah’a yönelip yalnız O’nun nizamına sığınarak; “Eğer bizi bu belâdan kurtarırsan yemin olsun ki şükredenlerden olacağız!” diye yalvarıp yakarıyorlar.
Sonunda (ne oluyor, biliyor musunuz): kurtarmasının hemen ardından bu kimseler, yeryüzünde hak hukuk dinlemeden azgınlık yapmaya başlıyorlar.[1600] Ey insanlık! Yaptığınız azgınlıkların neticesi gelip yine sizi bulur. Evet, bu dünya hayatının geçici hazzını sürersiniz; ama sonunda dönüşünüz Bize olur; Biz de yaptıklarınızı bir bir size haber veririz.[1601]
Bu dünyanın cezbedici hayatı, olsa olsa şu misale benzer: gökten indirdiğimiz bir su (düşünün); nihayet o insanların ve hayvanların kendisinden beslendiği bitkilerce emilir. Derken toprak (yapay) bir parlaklık ve baştan çıkarıcı bir tezyin[1602] ile arz-ı endam edip de sakinleri onun üzerinde tamamıyla hâkim olduklarını düşünmeye başladıklarında; bir gece vakti ya da güpegündüz, (ansızın) emrimizin infaz (vakti) geliverir: Böylece onu, sanki önceden hiç safa sürmemiş gibi kökünü kuruturuz![1603] İşte Biz, düşünen bir toplum için âyetlerimizi böyle açık ve anlaşılır bir biçimde dile getiriyoruz.
Böylelikle Allah (insanı) mutluluk ve güvenlik yurduna çağırmakta[1604] ve isteyeni/istediğini dosdoğru bir yola yöneltmektedir.[1605]
İyi ve yararlı davranmakta sebat gösterenlere, (karşılık olarak) ondan daha iyisi ve (kat kat) fazlası var.[1606] Dahası (o gün) onların ne yüzleri kara çıkar,[1607] ne de onursuzluktan başları eğilir: işte bunlar Cennet’in sakinleridirler; orada yerleşip kalmak üzre girerler.
Kötülük yapmakta ısrar edenler ise, sadece yaptıkları kötülüğün misliyle cezalandırılacaklar. Ve onlar (o gün) öyle bir aşağılanmaya mahkûm olurlar ki -Allah’ın gazabından kaçıp sığınacakları biri de olmadığı (için)- sanki zifiri bir gecenin karanlığı sıvanmış gibi suratları (utanç ve zilletten) kapkara kesilir: işte bunlar (da) ateşin sakinleridirler; onlar (da) orada yerleşip kalmak üzre girerler.
Ve bir gün onların tümünü bir araya toplayacak, ardından da (hayattayken) Allah’a has özellikleri başkalarına yakıştırmakta direnenlere diyeceğiz ki: “Siz ve ilâhlık yakıştırdıklarınız: haydi yerlerinize!”[1608] İşte böylece onların arasını kesip ayırmış (olacağız). Ve (o zaman) onların ilâhlık yakıştırdıkları, dönüp kendilerine şöyle diyecek: “Zaten siz, hiç bir zaman bize tapıyor değildiniz ki;[1609]
ve artık bizimle sizin aranızda şahid olarak Allah’ın yeterli olduğu (bir hakikat var) ki, o da şu: Sizin (bize) kulluk ettiğinizden bizim hiç haberimiz olmadı bile.”
İşte o an ve orada herkes geride bıraktıklarından sınav verir, (yaptıklarının sonucunu görür);[1610] en nihayet Allah’a, o yüceler yücesi gerçek sahiplerine döndürülürler[1611] ve (çarpık tasavvurlarının) ürettiği sahte ilâhlar kendilerini yüzüstü bırakır.[1612]
(EY NEBÎ)! De ki: “Göğün ve yerin ürünleriyle sizi rızıklandıran kimdir? Peki, işitme ve görme duyularınız üzerinde kim mutlak söz sahibidir? Dahası kimdir ölüden diriyi çıkaran? Ve diriden ölüyü çıkaran kim? Ya bir düzen içerisinde bütün varlığa dair işleri kim planlıyor? Derhal diyecekler ki: “(Elbette) Allah!”[1613] O hâlde sen de (onlara) de ki: “Hâlâ sorumsuzca davranmayı sürdürecek misiniz?”
Hâlbuki, işte bu Allah’tır sizin gerçek ve tek Rabbiniz! Şimdi söyler misiniz: bu hakikatten ötesi sapıklık değil de nedir? Buna rağmen, nasıl oluyor da (hakikate) böylesine mesafeli durabiliyorsunuz?
İşte böylece, yoldan iyice sapmış olanlara dair Rabbinin sözü gerçekleşmiş oldu: “Onlar asla inanmayacaklar!”
Sor (onlara): “Hayatı yoktan var edip de sonra o yaratışı sürekli yenileyen zât, ortak koştuklarınızdan biri midir?” Cevap ver: “Hayatı yoktan var edip de sonra o yaratışı sürekli yenileyen Allah’tır! Gerçek bu iken, nasıl olur da böylesine savrulursunuz?”[1614]
Sor (onlara): “Ortak koştuklarınız arasında hak yola yönelten biri var mıdır?”[1615] Cevap ver: “Hak yola yönelten Allah’tır. Peki, hak yola yönelten mi uyulmaya daha lâyıktır, yoksa yol gösterilmedikçe kendi başına doğru yolu bulamayacak olan mı? Şu hâlde ne oluyor size; nasıl böyle bir hükme varabiliyorsunuz?”
Bir de onların çoğu, başka değil sadece zannın peşine takılırlar. Şu da bir gerçek ki, hiçbir zan hak ve hakikat adına hiçbir değer ifade etmez. Elbette Allah onların yaptıklarını çok iyi bilmektedir.
İmdi bu hitab,[1616] asla Allah’tan başkası tarafından tasarlanıp ortaya konulmuş değildir. Aksine o, kendisinden önce gelenlerden geriye kalan hakikatleri doğrular[1617] ve hakkında hiçbir kuşkuya yer olmayan Kitab’ı ayrıntılı olarak açıklar;[1618] Âlemlerin Rabbindendir.
Yoksa, “Onu o uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Öyleyse haydi, Allah’tan başka yardıma çağırabileceğiniz herkesi çağırın da onun benzeri bir sûre getirin; tabii ki eğer sözünüzün arkasındaysanız!”
Fakat hayır, aksine onlar özünü kavramaktan âciz kaldıkları, üstelik o mesajın (özüne dair) nihaî açıklaması da (henüz) kendilerine ulaşmamışken[1619] yalanlamayı tercih ettiler. Onlardan öncekiler de işte böylesi bir yalanlamaya yeltenmişlerdi; fakat (onların akıbetini merak ediyorsan), dön de zalimlerin sonunun ne olduğuna bir bak hele!
Onlar arasında bu mesaja inanacak olanlar olduğu gibi, hiç inanmayacak olanlar da var. Ama senin Rabbin, fesatçıları en iyi bilendir.
Şu durumda eğer seni yalanlamaya kalkarlarsa, hemen (onlara) de ki: “Benim yaptıklarım(ın sorumluluğu) bana, sizin yaptıklarınız(ın sorumluğu) da size aittir; siz benim yaptıklarımdan sorumlu tutulmazsınız, ben de sizin yaptıklarınızdan sorumlu tutulacak değilim.”
Yine onlar arasından bazıları da (güya) sana kulak veriyorlar; iyi ama, eğer akıllarını kullanmaz durumda iseler, sen sağırlara duyurabilir misin?[1620]
Yine onlar arasında sana (sanki görürmüş gibi) bakanlar var; iyi de, eğer basiretleri bağlı ise sen (böylesi) körlerin görmesini sağlayabilir misin?[1621]
Şüphe yok ki Allah, insanlara hiçbir şekilde kötülük etmez; fakat insanlar kötülüğü kendi kendilerine ederler.
Ve o Gün gelip de Allah onları bir araya topladığı zaman, onlara (dünyada) sanki birbirleriyle tanışmalarına yetecek kadar, yalnızca gündüzün bir saatinde kalmışlar (gibi gelecek);[1622] doğrusu, Allah’ın huzuruna çıkarılacakları gerçeğine yalan gözüyle bakan ve doğru yola yönelmemekte ısrarcı davranan kimseler (o gün) hepten kaybetmiş olacaklar.
Ve sana, onlara vaad ettiklerimizden bir kısmının gerçekleştiğini ya (bu dünyada) gösteririz, ya da (onu göstermeden) senin canını alırız.[1623] Nasıl olsa en sonunda dönüşleri Bizedir; dahası, Allah onların yaptığı her şeye şahittir.
Her ümmet için bir elçi olagelmiştir: ve onlara elçileri geldikten (ve hakikati tebliğ ettikten) sonradır ki ancak aralarında âdil bir yargıda bulunulabilir; onlara asla haksızlık da yapılmaz.
Buna rağmen bir de kalkıp “Bu tehdit ne zaman gerçekleşecekmiş? Eğer doğru söylüyorsanız (cevap verin de görelim)!” diyorlar.[1624]
De ki: “Allah istemedikçe, ben kendim için dahi ne yarar sağlayacak ne de zararı önleyecek bir güce sahibim. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır;[1625] süreleri dolduğunda artık onu ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.”
De ki: “Tutun ki O’nun azabı bir gece ya da bir gündüz çıkagelmiş olsun; iyi de, günaha batmış olanlar ne (elde edeceklerini umarak) onu çabuklaştırmak istiyorlar?”[1626]
Tehdit gerçekleştikten sonra mı O’na inanacaksınız? Ne! Ancak şimdi ha? Oysa ki siz (asla gelmez diye meydan okuyor), onun çabuk gelmesinde ısrar ediyordunuz!?[1627]
Sonunda, zulmeden o kişilere[1628] denilecek ki: “Tadın bitimsiz azabı! Kazanıp durduğunuz şeyler dışında bir karşılık mı bekliyordunuz?”[1629]
Tutup bir de seni “Şimdi bu gerçek mi yani?” diye sorguluyorlar.[1630] De ki: “Kesinlikle! Rabbim hakkı için bu gerçeğin ta kendisidir; üstelik sizler (büyük sorgulamayı) asla atlatamayacaksınız!”
(Şirk koşarak) zulüm işlemiş her birey, eğer yeryüzündeki her şey kendisinin olsa onu (Hesap Günü) kurtuluş akçesi olarak vermek isterdi.[1631] Onlar asıl pişmanlığı, kendilerini bekleyen azabı görünce yüreklerinin en derinlerinde yaşayacaklar.[1632] Ne ki onların aralarında herkese lâyık ilâhî bir hakkaniyetle hükmolunacak; ve onlara hiç haksızlık yapılmayacak.[1633]
Unutmayın ki, göklerde ve yerde bulunan her şey Allah’a aittir![1634] Unutmayın ki, Allah’ın vaadi kesinlikle gerçekleşecek olan bir hakikattir: velâkin onların çoğu bunu bilmiyorlar.
O’dur hayatı ve ölümü yaratan; nihayet sonunda dönüp dolaşıp varacağınız yer O’nun huzurudur.
EY insanlık! Rabbinizden size bir öğüt ve kalplerdeki her tür (mânevî hastalık) için bir şifa; inananlar için de bir rehberlik ve bir rahmet gelmiştir.[1635]
Söyle (onlara): Allah’ın ihsanı ve rahmetiyle, evet işte bunlarla sevinsinler artık; (ki) bu onların biriktirdikleri her şeyden daha hayırlıdır.[1636]
Sor (onlara): “Ya Allah’ın sizin yararlanmanız için ikram ettiği, sizin de (keyfî olarak) bir kısmını haram bir kısmını helâl saydığınız rızıklar hakkında ne dersiniz?”[1637] De ki: “Size (bunu) Allah mı bildirdi, yoksa siz Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”[1638]
İmdi, uydurdukları bu yalanı Allah’a isnat edenler, acaba Kıyamet Günü ne (cevap vereceklerini) sanıyorlar? Şu kesin ki Allah insanları sınırsız lutfuna muhatap kılmıştır; ve fakat onların çoğu şükretmezler.
VE SEN (ey Nebî); hangi konumda bulunursan bulun, Kur’an’dan hangi mesajı gündeme getirirsen getir; sizler de hangi işe girişirseniz girişin, her an (ve) mekânda[1639] Biz sizin üzerinizde tarife sığmaz bir şahidiz.[1640] Nitekim ne yerde ne de gökte zerre miktarı bir şey bile Rabbinin bilgisinden saklı kalamaz.[1641] Ne bunun daha küçüğü ne de büyüğü yoktur ki, hepsi apaçık bir fermanda kayıtlı olmasın.[1642]
Unutmayın ki sadece Allah’ı veli edinenler,[1643] gelecekten dolayı kaygı geçmişten dolayı keder duymayacaklar.[1644]
Onlar imanda sebat gösteren ve sorumluluk bilincine sahip olan kimselerdir.[1645]
Onlar için hem bu dünya hayatında, hem de ahirette müjdeler vardır.[1646] Allah’ın vaadlerinde bir değişiklik olmayacaktır: bu, evet işte budur asıl muhteşem başarı!
Şu hâlde onların lafları[1647] seni üzmesin; çünkü şeref ve itibarın kaynağı bütünüyle Allah’a aittir: her şeyi işiten, her şeyi bilen O’dur.
UNUTMAYIN ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah’a aittir. Dahası Allah’tan başkasına ilâhî nitelik yakıştırarak yalvarıp yakaran kimseler, acaba neyin peşine takılmış oluyorlar? Onlar safi zannın peşine takılıyorlar; başka değil, yalnızca hurafe ve spekülatif bilgiye dayanıyorlar.[1648]
Sizin için kollarında dinlenesiniz diye geceyi ve (işlerinizi) göresiniz diye gündüzü takdir eden O’dur: zira bunda (hakkı) işitecek bir topluluk için âyetler vardır.
(Bu gerçeklere rağmen) “Allah bir oğul edindi” iddiasında bulundular. O aşkın bir hakikattir; O hiçbir şeye muhtaç olmayıp, mutlak anlamda kendi kendine yetendir: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’na aittir. Sizin elinizdeyse bu tür bir iddiada bulunmak için hiçbir deliliniz yoktur: (buna rağmen), Allah’a bilmediğiniz bir şeyi mi isnat ediyorsunuz?[1649]
De ki: “Kendi yalanlarını Allah’a isnat edenler, kesinlikle başarıya ulaşamayacaklar.
Yalnızca dünya ile sınırlı geçici bir haz. Sonunda onların dönüşü Bize olacak: en nihayet ısrarlı inkârlarından dolayı onlara şiddetli azabı tattıracağız.[1650]
ONLARA Nûh’un kıssasını aktar: Hani o bir zamanlar kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Eğer benim duruşum/kıyamım ve Allah’ın âyetlerini size hatırlatmam zorunuza gidiyorsa, şunu iyi bilin ki ben yalnızca Allah’a güvendim. Haydi siz de yapacağınız eylemi kararlaştırmak için kendilerine ilâhlık yakıştırdıklarınız da dahil, bir araya toplanın ki, kararlaştırdığınız eylem sizi riske sokmasın![1651] En sonunda bana karşı aldığınız kararı infaz edin; derhal yapın, hiç bekletmeyin!
Şunu da iyi bilin ki: Eğer yüz çevirirseniz, hatırlayın ki ben zaten sizden (davetime) bir ücret talep etmemiştim; benim ücretimi (takdir etmek) yalnızca Allah’a düşer; zira ben Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmakla emrolundum.”[1652]
Derken, onu yalanladılar; bunun üzerine Biz de onu ve onunla birlikte gemide bulunanları kurtardık ve onları (yeryüzünün) vârisleri kıldık.[1653] Âyetlerimizi ısrarla yalan sayan kimseleri ise boğulmaya terk ettik. Dön de bir bak: uyarılan (ama uyanmayan) kimselerin akıbeti nice olurmuş?
SONRA onun izinden,[1654] her birini kendi toplumlarına olmak üzere (daha başka) elçiler de gönderdik.[1655] Ve onlar hakikatin apaçık belgeleriyle geldiler; fakat berikiler bir kez yalanlamış bulundukları hakikate inanmamakta sonuna kadar direndiler: Biz haddi aşanların kalplerini, işte böyle mühürlüyoruz!
Sonra onların izinden Musa ve Harun’u, âyetlerimizle Firavun ve onun etrafındaki yönetici seçkinlere gönderdik. Fakat büyüklük tasladılar: Zira onlar, günaha batmış bir topluluktular.
Şöyle ki: Katımızdan kendilerine hakikatin ta kendisi geldiği zaman dediler ki: “İşte bu kesinlikle ayan beyan bir sihirdir!”[1656]
Musa dedi ki: “Siz (ayağınıza) gelen hakikat hakkında (hep) bu tarz mı düşünürsünüz?[1657] Ne yani, şimdi sihir bu mu? İyi ama, sihirbazlar (bunu) başaramaz ki!”[1658]
(Yönetici seçkinler) dediler ki: “Sen, bizi atalarımızı üzerinde bulup izlerini takip ettiğimiz yoldan çevirmeye ve bu şekilde kendinize ülkede iktidar yolunu açmaya mı geldin?[1659] Fakat biz, her ikinize de asla inanacak değiliz.”
Firavun ise (şu) emri verdi: “Tüm bilgin sihirbazları bana getirin!”
Sihirbazlar gelince, Musa onlara dedi ki: “Koyun ortaya ne koyacaksanız!”
Onlar (gözbağcılığa dayalı düzeneklerini) atınca Musa dedi ki: “Sizin karşıma çıkardığınız sadece sihir! Elbette Allah bunu boşa çıkaracaktır: çünkü Allah fesatçıların işini amacına ulaştırmaz.
Evet, etkili müdâhalesiyle[1660] Allah hakkın (üstünlüğünü) gerçekleştirir; isterse günaha batmış olanlar bundan hoşlanmasın.”
Firavun ve onların önde gelenleri kendilerine işkence ederler korkusuyla,[1661] Musa’ya, onun kavminden sadece bir avuç insan iman etti.[1662] Çünkü Firavun ülkede gerçekten de otorite ve baskı sahibiydi; zaten o dengesizin[1663] tekiydi.
Musa ise (onlara) dedi ki: “Ey topluluk![1664] Eğer Allah’a inanıyorsanız, o hâlde yalnızca O’na güvenip dayanmanız gerekir: tabii O’na teslim olmuşsanız!
Bunun üzerine dediler ki: “Yalnızca Allah’a güvenip dayandık: Rabbimiz! Bizi bu zalim kavmin zulmüne muhatap kılma!
Ve bizi inkârda ısrar eden toplumun elinden lutf u kereminle kurtar!”
Derken Musa ve kardeşine şöyle vahyettik: “Şehirde toplumunuz için bazı evleri karargâh edinin; kendi evlerinizi ise ibadethaneye dönüştürerek ibadetinizi eda edin![1665] Ve (sen ey Musa!), mü’minleri (zaferle) müjdele!”[1666]
Ve Musa “Rabbimiz!” dedi; “Şu bir gerçek ki Sen, Firavun ve onun yakın çevresine bu dünya hayatında göz kamaştırıcı bir saltanat ve mal verdin! Rabbimiz (işte) bu yüzden senin yolundan insanları saptırıyorlar. Rabbimiz! Onların servetlerini kökünden kazı ve yüreklerine bunun acısını oturt; belli ki onlar, can yakıcı azabı görmedikçe iman etmeyecekler!”[1667]
(Allah): “Doğrusu, her ikinizin de dileği kabul olunmuştur” buyurdu; “bundan böyle doğru yolda sebat gösterin, (kendini) bilmez kimselerin yoluna uymayın!”
Ve İsrâiloğullarını denizden geçirdik. Hemen ardından Firavun ve ordusu kin ve nefretle onların peşine takıldı. Nihayet boğulacağını anladığında şöyle yakardı: “Ben de, İsrâiloğullarının inandığından başka ilâh olmadığına inandım; artık ben de O’na kayıtsız şartsız teslim olanlardanım!”[1668]
“Ne yani, ancak şimdi mi (aklın başına geldi)? Oysa sen daha önce isyanda ısrarcıydın ve bozgunculuğu iş edinmiş biriydin.”
Artık bugün, senden sonrakilere bir kudret delili olsun diye senin yalnızca bedenini kurtaracağız; zira şu bir gerçek ki, insanlardan bir çoğu kudret delillerimize karşı ısrarla aldırmaz bir tavır içindedirler.[1669]
Sonunda, İsrâiloğullarını verimli ve güvenli bir yere yerleştirmiş olduk;[1670] ve onlara temiz ve helâl rızıklar ihsan ettik; durdular durdular da, kendilerine hakikatin bilgisi geldikten sonra ihtilaf ettiler: Elbette senin Rabbin, Kıyamet Günü hakkında anlaşmazlığa düştükleri konularda aralarında hüküm verecektir.
BÜTÜN bunların ardından (ey Nebi), sana indirdiğimiz mesajın gerçekliğinden şüphen varsa, daha önce indirilen kitapları okuyan kimselere sor! Doğrusu, Rabbinden sana hakikatin ta kendisi gelmiştir: Artık asla kuşku duyanlardan olma!
Dahası, Allah’ın âyetlerini yalanlayan kimselerden olmaktan şiddetle sakın! Sonra büsbütün kaybedenlerden olursun!
Hakikat şu ki, haklarında Rablerinin yargısı kesinleşenler asla iman etmeyecekler.
İsterse hakikatin her tür delili (ayaklarına kadar) gelmiş olsun: ta ki o elem verici azabı görünceye kadar…
Şu da var: keşke olsaydı, fakat ne yazık ki Yûnus’un toplumu dışında (azabı hak ettikten sonra) iman edip de imanından istifade eden başka hiçbir ülke olmadı.[1671] Onlar iman edince, Biz de dünya hayatında onursuzluk cezasını onların üzerinden kaldırdık ve bir süre daha onları nimetlerimizden yararlandırdık.[1672]
Ve eğer Rabbin isteseydi yeryüzünde bulunan herkes topyekûn iman ederdi, (fakat bunu tercih etmedi). Şimdi kalkıp da, sen mi onları iman edinceye kadar zorlayacaksın?[1673]
Hem Allah’ın (akıl ve irade vermek sûretiyle gerçekleşen) izni olmasaydı, hiçbir insan imana eremezdi! Ve O aklını kullanmayanları pisliğe mahkûm eder![1674]
De ki: “Göklerde ve yerde nelerin bulunduğuna bir bakınız!” Ne ki, iman etmemekte direnen bir topluma, ne âyetlerin ne de uyarıların hiçbir yararı olmaz.
Şu durumda, kendilerinden önce gelip geçmiş kimselerin yaşadığı (felaket) günlerinin benzerini mi gözlüyorlar? De ki: “O hâlde gözleyin; şunu iyi bilin ki ben de sizinle birlikte gözleyenlerdenim!”
Sonuçta, elçilerimizi (ötekilerin başına gelecek her belâdan) kurtarırız; aynı şekilde iman eden kimseleri de (kurtarırız): İşin gerçeği, mü’minleri kurtarmak Bize düşen bir haktır.[1675]
(EY NEBÎ!)[1676] De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dinimden kuşku duyuyorsanız; şunu iyi bilin ki, Allah dışında sizin kulluk ettiğiniz varlıklara[1677] asla kulluk etmem! Ne ki ben, yalnızca sizin canınızı alacak olan Allah’a kulluk ederim; zira ben inananlardan olmakla emrolundum.”[1678]
Ve sen (ey Nebî), her tür sapmadan ve aracı fikrinden uzak durarak, varlığını[1679] tümüyle doğru dîne ada;[1680] ve sakın şirk koşanlardan olayım deme!
Ve Allah’ın peşi sıra, sana ne yararı dokunan ne de senden zararı gideren varlıklara yalvarıp yakarma! Zira eğer böyle yaparsan, işte o zaman sen de zalimlerden olursun!
Yine (unutma ki), eğer Allah sana bir darlık musallat ederse, onu O’ndan başka kimse savuşturamaz! Fakat eğer senin için bir hayır dilerse, O’nun lütuf ve kereminin önüne gerilecek kimse yoktur. O lütuf ve keremini, kullarından tercih eden/tercih ettiği kimseye bağışlar: Zira O mutlak bağış sahibidir, sonsuz rahmet kaynağıdır.
(EY NEBÎ)! De ki: “Ey insanlık ailesi! İşte size Rabbinizden hakikatin ta kendisi gelmiştir! Artık kim doğru yolu tercih ederse, hiç şüphesiz o bu tercihi kendisi için yapmış olacaktır; kim de (yoldan) saparsa, hiç şüphesiz onun sapma tercihi kendi aleyhine olacaktır: ama ben, tercihinize karşı sizi savunan biri değilim!”
İmdi (ey Nebî): Sana indirileni izle ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret! Zira hüküm verenlerin en hayırlısı O’dur.