11. Hûd Suresi Meali

Elif-Lâm-Râ![1681] ÖYLE bir kitaptır ki (bu), her hükmünde tam isabet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından, âyetleri şüpheden arındırılmış ve hayatta karşılığı olan doğru hükümlerle sabitlenmiş,[1682] dahası ayrıntılı ve anlaşılır kılınmıştır[1683]
ki, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz.[1684] (Ey Rasul! De ki): “Hiç şüphesiz ben de, O’nun katından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeciyim![1685]
Haydi, Rabbinizden kusurlarınız için af dileyin ve (batıldan) Hakka dönüş yapın;[1686] O da size, sonu yasayla belirlenmiş bir süre doluncaya kadar[1687] (akıbeti) güzel bir hayat bahşetsin ve erdem sahibi herkese erdeminin karşılığını versin. Ama eğer yüz çevirecek olursanız, iyi bilin ki ben büyük bir günün azabının üzerinize inmesinden korkuyorum!
(Er veya geç) dönüşünüz Allah’adır; ve O her şeyi yapmaya kadirdir.
Baksanıza onlar, O’ndan saklamak için göğüsler(indek)ini saklıyorlar: Unutmayın ki, onlar (içlerindekini) kat kat örtülere sarıp sarmaladıklarında bile, O onların (gerçeği) gizlediklerini de bilir, (yalanı) açığa vurduklarını da; zira O, gönüllerin[1688] en mahrem sırlarını bilendir.[1689]
Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki rızık açısından Allah’a bağımlı olmasın. Nitekim O, her canlının konup eğleşeceği yeri de göçüp yerleşeceği yeri de iyi bilir:[1690] Bütün bunlar kesin ve net bir yazılım ve yasayla[1691] kayıt altına alınmıştır.[1692]
Yine O (bile) gökleri ve yeri altı aşamada yaratmıştır;[1693] ve O’nun Kudret Makamı’nın (en büyük tecellisi olan hayat) su üzerinde kaimdir.[1694] (Bütün bunları) hanginizin eylem ahlâkı konusunda daha iyi olduğunu sınamak için yapmıştır.[1695] Şimdi sen kalkıp da, “Muhakkak siz ölümden sonra yeniden diriltileceksiniz!” desen, küfre saplananlar hemen “Hah, al sana bir numara daha!” derler.[1696]
Ama eğer onların cezasını sayılı bir süreye[1697] ertelesek, bu kez de “Onu tutan mı var?” derler. Bakın, o gün geldiğinde, onu onlardan savuşturacak hiçbir güç olmayacak; dahası, alaya aldıkları gerçek onları çepeçevre kuşatacak.[1698]
Ne ki eğer insanoğluna katımızdan bir rahmet tattırıp daha sonra da o rahmeti ondan çekip almış olsak; derhal o son derece karamsar, son derece nankör biri olup çıkar.
Yok eğer kendisine dokunan bir sıkıntı ve darlığın ardından ona esenlik ve bolluk tattırmış olsak, o vakit der ki: “kötülük(veren güç)ler benden uzaklaştı”;[1699] (ve) bir anda küstahça bir şımarıklığa kapılır.
Ancak sabreden, ve ıslah edici iyilikler yapan kimseler (bu tavrı takınmazlar): İşte onlar için, ilâhî bir bağış ve muhteşem bir karşılık vardır.
VE SEN (Ey Nebî!) Onlar “Onun üzerine bir hazine indirilmeli değil miydi?” ya da “Onunla birlikte bir de melek gelseydi (ya)!” diyorlar diye için daralacak, belki de bu yüzden sana indirilen kimi vahiyleri terk edeceksin![1700] Unutmaki sen sadece, kendini uyarmaya adamış birisin! Allah ise, her şeyi en ideal mânada koruyan bir otoritedir.[1701]
Yoksa “onu o uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Madem öyle, eğer dürüstseniz haydi Allah dışında gücünüzün yetip elinizin erdiği herkesi yardıma çağırın; siz de onun seviyesinde ‘uydurulmuş’ (!)[1702] on sûre getirin de (görelim)![1703]
Fakat, eğer onlar sizin çağrınıza cevap veremezlerse; o zaman bilin ki (Kur’an vahyi) yalnızca Allah’ın ilmiyle indirilmiştir; yine (bilin ki) O’ndan başka ilâh yoktur: Değil mi ki, artık sizin O’na kayıtsız şartsız teslim olmanız gerekir?
HER KİM dünya hayatını ve onun güzelliklerini isterse, orada yaptıklarının karşılığını tastamam veririz; üstelik onlar orada, (niyet ve amaçlarına bakılarak) değerlendirmeye tâbi tutulmazlar.[1704]
(Fakat) işte bu kimselerin payına âhiretten düşen yalnızca ateştir; zira onların oradaki sahte (mazeretleri) işe yaramayacaktır: (ibadet adına) burada yapageldikleri her şey ise zaten bâtıldır.[1705]
Şu hâlde, hiç (böyleleri), Rabbinden (gelen) hakikatin apaçık belgesine dayanan kimseyle bir tutulabilir mi? Şimdilerde[1706] O’nun katından bir şahidin duyurduğu o belgeyi, daha önce de bir önder ve bir rahmet olarak Musa’nın Kitabı temsil ediyordu. İşte, ancak (hakikatin birliğini fark eden) o kimseler bu vahye inanırlar. Küfür ittifakı mensuplarından[1707] her kim bu hakikati inkâr ederse, iyi bilsin ki onun son durağı ateştir. Sen (ey Nebi); sakın ola onun kaynağı hakkında tereddüde düşeyim deme;[1708] iyi bil ki o, Rabbin katından gelen hakikatin ta kendisidir: ve fakat insanların çoğu (henüz bu gerçeğe) inanmıyorlar.
İmdi, kendi uydurduğu yalanı Allah’a isnat edenden daha zalim biri olabilir mi? İşte onlar, (hesap vermek üzere) Rablerinin huzuruna çıkarılacaklar. Şahitlerse “İşte, Rablerine karşı yalan söyleyenler bunlardır!” diyecekler. Unutmayın: Allah zalimleri rahmetinden tamamen dışlamıştır:
O zalimler ki, insanları Allah’ın yolundan çevirirler; onu çapraşık ve dolambaçlı göstermeye çabalarlar: çünkü onlar âhirete inanmazlar.
Bu tipler yeryüzünde (cezayı atlatsalar da, âhirette) yakalarını asla sıyıramayacaklar; Allah dışında onlara yardım edecek herhangi bir evliya/putlaştırılmış insanlar da olmayacak; azap onlara kat kat ağır gelecek:[1709] zira onlar hakikati işitmeye tahammül edemiyorlardı ve gerçeği görmemekte direniyorlardı.
Bu tipler kendilerine yazık eden kimselerdir; ve uydurdukları kuruntu(ürünü aracı)lar, kendilerini yüzüstü bırakmıştır.[1710]
(Daha dünyada bütün bunlar olacaksa,) âhirette ondan beter ziyana uğrayacakları kesindir.
Ne var ki iman edenler, Allah’ı razı eden değerler üretenler ve Rablerine gönülden boyun eğenler de var: işte cennet ehli olanlar da bunlardır; bunlar orada ebedî kalacaklardır.
Bu iki kesim insanın örneği, kör ve sağırla, gören ve işiten birinin arasındaki fark gibidir: Konum olarak hiç bu ikisi aynı düzeyde olabilir mi? Hâlâ ibret almayacak mısınız?[1711]
DOĞRUSU, Nûh’u da mesajımızı kavmine taşımak için elçi olarak görevlendirmiştik. (Demişti ki:) “Bakın, ben size açık ve net bir uyarıyla geldim.
Şöyle ki: Başkasına değil sadece Allah’a kulluk edesiniz! Çünkü ben, elem veren bir Gün’ün cezasına çarptırılmanızdan korkuyorum.”
Bunun üzerine kavminin seçkinlerinden inkârda ısrar edenler şöyle dedi: “Bakıyoruz da, sen de bizim gibi sadece ölümlü bir insansın. Yine, sana ayak takımına mensup sığ görüşlü kişilerin dışında kimsenin uymadığını görüyoruz.[1712] Sonuçta, sizin bize karşı bir üstünlüğünüzün olmadığını zannediyoruz.[1713] Aksine, sizin yalancı olduğunuzdan eminiz!”
Dedi ki: “Ey kavmim! Düşünsenize bir: ya ben Rabbimin katından gelen açık bir delile dayanıyorsam; dahası, ya O bana katından bir rahmet bahşettiği hâlde siz bunu görmüyorsanız? Şimdi siz, (O’nun delil ve rahmetini) görmeye dahi tahammül edemezken biz kalkıp da ona (imana) sizi zorlayabilir miyiz?[1714]
İmdi ey kavmim! (Çabama karşılık) sizden bir bedel beklentisi içerisinde değilim! Benim (çabamın) karşılığı Allah’a aittir. Dahası, (bana) güvenip inanan kimseleri de etrafımdan uzaklaştıracak değilim.[1715] Çünkü onlar Rablerine kavuşacaklar(ına inanıyorlar). Ve fakat bu arada, ben de sizin cahilce davranan bir topluluk olduğunuzu düşünüyorum.[1716]
Bakın ey kavmim! Eğer onları etrafımdan uzaklaştırırsam, Allah’tan gelebilecek bir cezaya karşı bana kim yardım eder? Bunu da mı düşünemiyorsunuz?[1717]
Dahası ben size, “Allah’ın hazineleri benim gözetimimdedir” demiyorum; gaybın bilgisine sahip de değilim. Üstelik “Ben bir meleğim” de demiyorum.[1718] Sizin hor görüp aşağıladığınız kimseler için “Allah onlara gelecekte bir hayır vermeyecek” demeye ise[1719] zaten yanaşmam: Allah onların içlerindekini çok daha iyi bilir; eğer böyle davranırsam o zaman ben de kendisine zulmeden biri olup çıkarım.”
Dediler ki: “Ey Nûh! Bizimle tartıştın, üstelik aramızdaki tartışmada hayli ileri gittin. Madem öyle, eğer sözünün arkasındaysan hadi bizi tehdit ettiğin cezaya çarptır!”
Dedi ki: “Allah istesin yeter ki! Onu sizin başınıza öyle bir sarar ki, artık bir daha asla[1720] atlatamazsınız!
Hem ben size ne kadar samimiyetle öğüt vermeye çalışırsam çalışayım, eğer Allah sizin yoldan sapmanızı tercih etmiş olsaydı (-hele ki öyle değil-),[1721] o vakit benim verdiğim öğüt size hiçbir yarar sağlamazdı: O sizin Rabbinizdir, sonunda O’na döndürüleceksiniz.”
[1722] YOKSA, “Bu[1723] (kıssayı) o uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uydurmuşsam, bunun sorumluluğu bana aittir: Ama benim, sizin işlediğiniz suçlara ilişkin hiçbir sorumluluğum bulunmamaktadır.”[1724]
DERKEN Nûh’a şöyle vahyettik: “Şu kesin ki, daha önce inanmış olanlar dışında bundan böyle toplumundan kimse sana inanmayacak:[1725] Artık, onların yapageldikleri şeylerden dolayı sakın üzüleyim deme![1726]
Bizim rehberliğimiz altında ve bildirdiğimiz şekilde[1727] gemiyi inşa et[1728] ve (bundan böyle) sakın (kendisine) zulmeden kimseler hakkında Bana başvurma! Şu kesin: onlar boğulacaklar.”
DERKEN o, gemiyi inşa etmeye koyuldu. Şimdi, toplumunun önde gelenleri ne zaman ona rastlasalar, onunla alay ederlerdi. O derdi ki: “Siz bizimle alay ediyorsanız, hiç kuşkunuz olmasın ki, (zaman gelecek) sizin bizimle alay ettiğiniz gibi,[1729] biz de sizinle alay edeceğiz.
Evet, zamanı gelince siz de öğreneceksiniz alçaltıcı bir cezaya kimin çarptırılacağını; dahası, kalıcı bir azaba kimin mahkûm edileceğini.[1730]
En nihayet, hükmümüzün vakti gelince tandır kaynadı.[1731] (Nûh’a) “O gemiye her tür (canlıdan) birer çift[1732] al; bir de haklarında hüküm kesinleşmiş olanlar dışında[1733] aileni ve iman eden kimseleri (al)” talimatını vermiştik. Zaten onun inancını paylaşan kimseler çok azdı.[1734]
Sonunda (Nûh) “Haydi, ona binin!” talimatını verdi; “yol alması da, demir atması da Allah’ın adıyla olsun:[1735] gerçek şu ki, benim Rabbim elbette tarifsiz bir bağışlayıcıdır, eşsiz merhamet kaynağıdır.”[1736]
Ve gemi dağlar gibi dalgaların arasında yol almaya başladı; ve Nûh oğluna -ki o kendi başına bir kenarda duruyordu- seslendi: “Yavrucuğum! Gel, bizimle birlikte bin gemiye; inkâra gömülüp gidenlerle birlikte olma!”
(Oğlu,) “Ben, beni sulardan koruyacak bir dağa sığınacağım” dedi. (Nûh) “Bugün Allah’ın belâsından, O’nun rahmet ettiği kişiler hariç, kaçıp kurtulacak kimse yok!” diye seslendi. Derken, aralarına dalga giriverdi… artık o da boğulanlardan biriydi.
Nihayet denildi ki: “Ey yer, suyunu yut! Ve ey gök, suyunu tut!” Ve sular çekildi ve hüküm infaz edildi, sonunda gemi Cûdî[1737] üzerine oturdu. Ve kendilerine kıyan toplum için; “Olmaz olsunlar!”[1738] denildi.
Ve Nûh Rabbine yakardı[1739] ve “Rabbim” dedi, “o benim oğlumdu, ailemden biriydi!.. Bir kez daha anladım ki,[1740] senin sözün (herkesi kapsayan) gerçeğin ta kendisiymiş; ve en hakkaniyetli hüküm veren de Senmişsin!”
(Allah) “Ey Nûh! Kesinlikle o senin ailenden sayılamaz;[1741] dolayısıyla bu/o salih olmayan bir ameldir;[1742] bundan böyle, iç yüzünü bilmediğin bir şeyi Benden isteme: İşte Ben, cahillerden olmaman konusunda seni ihtar ederim!” dedi.
(Nûh) “Rabbim! Hakkında bilgim olmayan bir şey istemekten sana sığınırım! Eğer beni bağışlamaz ve bana merhamet etmezsen, büsbütün kaybedenlerden olurum!” dedi.[1743]
(Nûh’a) “Ey Nûh! Senin ve seninle birlikte olanların nesillerinden (gelecek) olanlara, katımızdan bir esenlik ve mutluluk, bir bereket ve bolluk (muştusuyla) inip yerleş. Ama (gelecek) kuşaklar (arasında öyleleri) bulunacak ki; (önce) onlara geçici zevkleri tattıracağız, sonra tarafımızdan elem verici bir azaba çarptıracağız!” denildi.
BUNLAR sana bildirdiğimiz gaybî haberlerdendir; bunları sen de toplumun da daha önce biliyor değildiniz.[1744] Şu hâlde sabret! Unutma ki mutlu son, Allah’a karşı sorumluluğunun bilincinde olanlarındır.[1745]
ÂD[1746] (kavmine) ise, soydaşları[1747] Hûd’u gönderdik. “Ey kavmim!” dedi, “Yalnızca Allah’a kulluk edin! (Zira) sizin, O’ndan başka kulluk edeceğiniz bir ilâh yoktur. Sizin (yaptığınız) uyduruk ilâhlar icat etmekten başka bir şey değildir![1748]
Ey kavmim! Sizden bu (çabam) için maddî bir karşılık talep etmiyorum. Yaptıklarımın karşılığını takdir edecek olan yalnızca beni yoktan var edendir. Bunu olsun akledemiyor musunuz?
Haydi ey kavmim! Günahlarınız için ondan af dileyin ve bilincinizi yenileyerek O’na yönelin (ki), sizin üzerinize gökten bol bol rahmet yağdırsın ve gücünüze güç katsın;[1749] ama (her şeyden önce) sizler günaha gömülerek yüz çevirmeyin!”
“Ey Hûd!” dediler, “Sen bize bir delil ile gelmedin. Sırf senin sözlerine kanıp da ilâhlarımızı terk edecek değiliz. Ve biz, sana inanan mü’minler olmayacağız!
‘Seni ilâhlarımızdan kimileri fena çarpmış’ demekten başka sana söyleyecek hiçbir sözümüz yok!” (Hûd) şöyle dedi: “Bakın, Allah şahidim olsun ve siz de şahit olun ki, (Allah’a) ortak koştuğunuz ilâhlarınızdan beriyim;
(tabii ki) Allah dışındaki… Haydi artık topunuz bana tuzak kurun; sonra da bana soluk aldırmayın!
İyi bilin ki ben, yalnızca benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a güvendim. Hiç bir canlı yoktur ki, O onun kontrolünü[1750] elde tutmamış olsun. Kuşkusuz benim Rabbim dosdoğru bir yol üzeredir.[1751]
Ama eğer yüz çevirirseniz (siz bilirsiniz). Doğrusu ben, benimle size gönderilen mesajı ulaştırmış bulunuyorum. İmdi Rabbim (dilerse eğer), sizin yerinize başka bir toplum getirir ve (yokluğunuz nedeniyle) O’na hiçbir zarar veremezsiniz:[1752] çünkü benim Rabbim, her şeyi tarifsiz biçimde koruyup gözetleyen biridir.”
Ve (cezalandırma) talimatımız geldiğinde, Hûd’u ve inançlarıyla onun yanında yer alanları katımızdan bir rahmetle kurtardık;[1753] dahası onları (âhiretin) ağır ve berbat azabından halas ettik.
İşte böyleydi ‘Âd kavmi: Rablerinin mesajlarını reddettiler ve O’nun elçilerine karşı geldiler; üstelik her inatçı zorbanın yönetimine boyun eğdiler.
Sonuçta peşlerine, bu dünyada da kıyamette de bir lânet takıldı. Unutmayın ki, Rablerini ısrarla inkâr eden işte bu ‘Âd idi. Unutmayın: Hûd’un kavmi ‘Âd[1754] tarih sahnesinden işte böyle silindi.
SEMUD’A ise soydaşları[1755] Sâlih’i (gönderdik). “Ey kavmim!” dedi, “Yalnızca Allah’a kulluk edin; (zira) sizin ondan başka kulluk edeceğiniz bir ilâh yoktur. Sizi topraktan inşa eden ve size orayı imar etme yeteneği bahşeden O’dur.[1756] O hâlde O’ndan günahlarınız için af dileyin ve artık bilincinizi yenileyerek O’na yönelin; çünkü benim Rabbim (kendisine dönene) çok yakındır, duaları kabul eden tek mercidir.
Onlar şöyle dediler: “Ey Sâlih! Doğrusu sen, bundan önce içimizde (hep) gelecek vaat eden biriydin.[1757] Şimdi kalkıp sen bizi atalarımızın kulluk ettiği şeylere tapmaktan mı alıkoyacaksın? Ama şunu iyi bil ki, biz senin davet ettiğin şeye dair şüphe içindeyiz” demişlerdi; mütereddit bir hâlde…[1758]
“Ey kavmim!” dedi, “Düşünsenize bir: ya ben Rabbimin katından gelen açık bir delile dayanıyorsam ve O bana katından bir rahmet bahşetmişse? Eğer O’na isyan edersem, Allah’tan gelebilecek bir cezaya karşı bana kim yardım eder? O takdirde siz, yıkımımı artırmaktan başka bir şey yapmamış olursunuz.”[1759]
“İmdi ey kavmim! Allah’a ait olan bu dişi deve[1760] sizin için bir delil kılınmıştır. O hâlde bırakın da Allah’ın arzında otlasın! Sakın ona kötülük yapayım demeyin! Sonra ânî bir azaba çarptırılırsınız.”
Buna rağmen, onu vahşice katlettiler. Bunun üzerine (Sâlih) dedi ki: “Konaklarınızda keyif sürme süreniz sadece üç gündür; işte bu yalanlanması imkânsız, mutlaka gerçekleşecek bir tehdittir!”
Kararlaştırdığımız vakit gelince, Sâlih’i ve onun inancını paylaşan kimseleri rahmetimiz sayesinde kurtardık; dahası (onları), O Bir Gün (yaşayacakları) utançtan da (kurtarmış olduk). Şüphesiz senin Rabbin var ya: işte eşsiz güç sahibi, mutlak üstün ve yüce olan O’dur.[1761]
Derken, o zâlimleri (dehşetli) sayha yakalayıverdi de, kendi yurtlarında cansız donakaldılar;
sanki orada hiç yaşamamıştılar:[1762] unutmayın ki, Rablerini ısrarla inkâr edenler işte bu Semud idi; unutmayın, Semud tarih sahnesinden böyle silindi.[1763]
VE doğrusu elçilerimiz İbrahim’e bir muştu getirdiler ve “Selam!” dediler. O da “Size de selam!” diye mukabele etti ve çok geçmeden önlerine kebap yapılmış bir buzağı çıkardı.[1764]
Fakat ellerinin ona uzanmadığını görünce onları yadırgadı ve onlardan yana içini bir korku ve endişe kapladı.[1765] Onlar dedi ki: “Endişeye mahal yok, çünkü biz Lût kavmi için gönderildik!”[1766]
Karısı ise ayakta duruyordu; derken hayız görmeye başladı.[1767] İşte bu şekilde Biz o kadına İshak’ı müjdeledik;[1768] üstelik İshak’ın ardından da (onun oğlu) Yakub’u (müjdeledik).
“Ah benim dertli başım! Ben yaşlı bir kadın şu kocam da bir pîri fânî olduğu hâlde, ben çocuk doğuracağım ha? Bu gerçekten de çok garip bir şey!” dedi.
Onlar “Sen Allah’ın emrini mi garip karşılıyorsun?” dediler; “Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize olsun ey hâne halkı; kuşku yok ki O, her tür övgüye lâyıktır, şanı pek yücedir!”
Sonunda İbrahim’in endişesi geçip de müjde kendisine ulaşınca, (bu kez de) Lût kavmi konusunda bize ısrarla yalvarmaya başladı;[1769]
çünkü İbrahim, hep yanık bir yürekle ah edip Allah’a iltica eden biriydi.[1770]
(Elçilerimiz): “Ey İbrahim, bundan vazgeç! İşte Rabbinin kesin talimatı gelmiştir: artık onların başına, geri dönüşü olmayan bir ceza gelmektedir!” dedi.
Ve elçilerimiz Lût’a gelince,[1771] onları ilgilendiren bir sorun olduğunu düşünerek derin bir endişeye kapıldı ve “Bugün pek zorlu bir gün olacak!” dedi.[1772]
Nitekim kavmi ona doğru çıldırmışçasına seğirttiler; zaten daha önceden de o kötülüğü işleyip duruyorlardı.[1773] (Lût) “Ey kavmim! İşte kızlarım, onlar sizin için daha temiz! Artık Allah’tan korkun da konuklarıma karşı beni mahcup etmeyin; aranızda hiç mi aklı başında biri yok?” dedi.[1774]
Dediler ki: “Sen de iyi biliyorsun ki bizim senin kızlarında gözümüz yok; aslında sen çok iyi biliyorsun bizim ne istediğimizi!”
(Lut): “Ah, keşke size karşı koyacak gücüm olsaydı; ya da sağlam bir kaleye sığınabilseydim!” dedi.
(Elçilerimiz): “Ey Lût!” dediler, “Biz Rabbinin elçileriyiz; onlar sana asla ilişemeyecekler! Artık gecenin bir vaktinde (iman) ailenle birlikte yola koyul![1775] Sizden hiç kimsenin gözü arkada kalmasın; tabii ki karın hariç: çünkü ötekilerin akıbeti onun da başına gelecektir.[1776] Unutma ki onların vâdesi bu sabah doluyor: (zaten) sabah yakın değil mi?”[1777]
Sonunda emrimizin (infaz) vakti geldi, oranın altını üstüne getirdik ve o coğrafyanın üzerine püskürtü hâlinde[1778] akkor balçıktan taşlar yağdırdık;[1779]
Rabbin tarafından hedefi belirlenmiş (taşlar)…[1780] O bölge ki, şu malum zalimlerin pek de uzağında değildir.
MEDYEN’e[1781] de soydaşları[1782] Şuayb’ı gönderdik. “Ey kavmim!” dedi, “Yalnızca Allah’a kulluk edin! (Zira) sizin, ondan başka kulluk edeceğiniz bir ilâh yoktur. Bir de eksik ölçüp tartmayın![1783] Her ne kadar sizi şimdi refah içinde görüyorsam da, yine de ben sizi çepeçevre kuşatacak bir günün gazabından korkuyorum!
Bu nedenle ey kavmim, ölçüde ve tartıda adâleti tam gözetin; ve insanları hakları olan şeylerden yoksun bırakmayın;[1784] ve kötülüğü yaygınlaştırarak yeryüzünde ahlâkî çürümeye meydan vermeyin!
Allah’ın size bıraktığı getiri sizin için daha hayırlıdır; tabii ki eğer O’na inanıyorsanız? Zira ben sizin başınıza dikilmiş bir muhafız değilim!”
“Ey Şuayb!” dediler, “Atalarımızın taptıklarını ya da mallarımız üzerinde isteğimize göre tasarrufta bulunmayı terk etmemizi, senin salâtın mı emrediyor?[1785] Oysa (bizce) sen oldukça uyumlu/hoşgörülü ve olgun/akıllı bir adamsın!”[1786]
“Ey kavmim!” dedi, “Düşünsenize bir: ya ben Rabbimin katından gelen açık bir delile dayanıyorsam; ve O beni kendi katından güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa? Hem sizi sakındırdığım konulara girmem sadece size muhalefet etme arzumdan kaynaklanmıyor.[1787] Aksine tüm arzum, gücümün yettiğince düzeltmeye çalışmaktan ibarettir. Başarım ise yalnızca Allah’a bağlıdır: sadece O’na dayanıyorum ve yalnızca O’na yöneliyorum.[1788]
“Dahası ey kavmim, benimle yollarınızı ayırmanız sakın sizin günahta ısrarınıza yol açmasın![1789] Yoksa Nûh kavminin, Hûd kavminin, ya da Sâlih kavminin başına gelenlerin benzeri sizin de başınıza gelebilir. Kaldı ki Lût kavmi sizden pek de uzakta sayılmaz.
Haydi, günahlarınız için Rabbinizden af dileyin ve ardından bilinçlerinizi yenileyerek O’na yönelin! Unutmayın ki benim Rabbim çok merhametli davranır: O hem sever hem de sevilmeyi ister!”[1790]
“Ey Şuayb!” dediler, “Senin söylediklerinden bir çoğunu anlamıyoruz; üstelik biz, aramızdaki konumunun ne kadar zayıf olduğunun da farkındayız: eğer bir kaç kişilik şu aile olmasaydı,[1791] seni mutlaka taşa tutardık; zira sen bizim için çok da eşi bulunmaz ve değerli biri değilsin.”[1792]
(Şuayb) “Ey kavmim!” dedi, “Sizin nezdinizde ailemin hatırı Allah’ın hatırından daha mı üstün ki, O’nu arkaya atılacak[1793] biri gibi telakki ediyorsunuz? Elbette Rabbim sizi yapıp ettiklerinizle kuşatandır!”[1794]
“Ve ey kavmim! Siz kendinize yakışanı yapınız; şunu iyi biliniz ki ben de (kendime yakışanı) yapmaktayım. Zamanı gelince, alçaltıcı cezaya kimin çarptırılacağını ve yalancının kim olduğunu öğreneceksiniz. Siz de gözetleyin, unutmayın ki ben sizinle birlikte zaten gözetlemekteyim.”
Derken emrimizin (infaz) vakti geldi: Şuayb’i ve onunla aynı inancı paylaşan kimseleri katımızdan bir rahmet sayesinde kurtardık, zulme gömülüp gidenleri malum sayha[1795] ansızın yakalayıverdi; öz yurtlarında cansız donakaldılar:
sanki onlar orada hiç yaşamamıştılar.[1796] Unutmayınız: Medyen tarih sahnesinden, tıpkı Semud’un silindiği gibi silindi.
DOĞRUSU Biz Musa’yı da, âyetlerimizle ve apaçık bir delil eşliğinde göndermiştik
Firavun’a ve onun yönetici seçkinlerine. Fakat onlar Firavun’un yönetimine boyun eğdiler. Zaten firavunun yönetiminin, sağduyulu ve makul olması da mümkün değildi.[1797]
O, Kıyamet Günü (de)[1798] kavminin önüne düşecek ve onları ateşe sürecek: sürüldükleri yer ne berbat bir yer![1799]
Sonuçta peşlerine burada da bir lânet takıldı, Kıyamet Günü’nde de... Yardım da, yardım edilen de ne berbattır![1800]
BÜTÜN bu kıssasını sana anlattıklarımız, (bilinen) kentlerin (acı) hikâyelerinden bir kısmıdır: onlardan (geriye) kalıntı bırakan da var, hasat edilmiş tarlalar gibi yerinde yeller esen de…
Ama Biz onlara zulmetmedik, lâkin onlar kendi kendilerine zulmettiler. Dahası Rablerinin (helâk) emri geldiğinde, Allah dışında yalvarıp yakardıkları ilâhları onların başından hiçbir şeyi savamadı; üstelik bunlar, kendi çöküşlerini hızlandırmaktan başka bir işe de yaramadı.
Ve senin Rabbin, kentleri cezalandırmak istediği zaman işte böyle cezalandırır; ki onlar zulmetmiştiler: hiç şüphesiz O’nun cezalandırması çok can yakıcı, pek dehşet vericidir.
Kuşkusuz bunda, âhiret azabından korkanların alacağı bir mesaj vardır: ki o gün tüm insanlığın toplandığı bir gündür; dahası her şeyin ortaya serildiği bir gündür.
Ve o günü Biz, ancak sayısı (Bize malum) bir süreye kadar erteleriz.
O gün geldiğinde, hiçbir kimse O’nun izni olmadan savunma yapamaz:[1801] sonuçta onlardan kimileri bedbaht, kimileri de bahtiyar olur.
Artık bedbaht olan kimselerin mekânı ateş olacaktır: onlar orada âh u figân edecekler.
Rabbin aksini tercih etmedikçe, gökler ve yer orada durduğu sürece onlar da orada kalmayı sürdürecekler:[1802] Unutma ki senin Rabbin tercih ettiği her şeyi yaratabilen tek öznedir.
Ve bahtiyar olanlara gelince: işte onlar da Rabbin aksini tercih etmedikçe, gökler ve yer orada durduğu sürece cennette yerleşip kalacaklar: kesintisiz bir bağış olarak!..[1803]
ARTIK, şu adamların (neye) kulluk ettiklerinden hiçbir kuşkun olmasın:[1804] onlar, önceki atalarının kulluk ettiklerinden başkasına kulluk etmiyorlar. Şu var ki Biz, onların payına düşeni hiç eksiksiz ödeyeceğiz.[1805]
Doğrusu Biz Musa’ya da kitap vermiştik ve onda da ayrılığa düşmüşlerdi: Ne ki eğer Rabbin tarafından daha önceden bir yasaya bağlanmamış olsaydı, onların kendi aralarında (daha başından) hüküm verilip iş bitirilirdi.[1806] Çünkü, (tıpkı Mekkeliler gibi) onlar da onun hakkında önce şüpheye düştüler, nihayet (şüphelerinden de) kuşku duydular.[1807]
Emin ol ki Rabbin, onların her birine yaptıklarının karşılığını tastamam ödeyecektir. Unutma ki O, yaptıkları her şeyden haberdardır.
Şu hâlde emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Ve seninle birlikte yürümek için sana uyanlar da (aynı yolu tutsunlar)![1808] Asla sınırı aşmayın! Unutmayın ki O yaptığınız her şeyin farkındadır!
Zulmedenlere en ufak bir taraftarlık dahi göstermeyin![1809] Sonra ateş size de dokunur.[1810] Sizin Allah’tan başka yardımcınız da olmadığına göre, sonra büsbütün yardımsız kalırsınız.
Gündüzün iki ucunda ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namazı ikame et![1811] Unutma ki iyilikler kötülükleri giderir:[1812] işte bu, öğüt alacaklara bir hatırlatmadır.
Ve diren: unutma ki Allah iyilerin hak ettiği karşılığı asla zayi etmez!
KEŞKE çıksaydı, ama ne yazık ki[1813] sizden önceki nesiller arasından, kendilerini kurtardığımız bir azınlık dışında, yeryüzünde toplumsal çürümeye karşı direnen servet sahibi kimseler çıkmadı.[1814] Zulme eğilimli çoğunluksa, ayartıcı dünyevi zevklerin peşine takıldılar ve günaha gömülüp gittiler.
Halkı (birbirlerine) ıslah edici davrandığı sürece, senin Rabbinin haksız yere uygarlıkları helâk etmesi söz konusu değildir[1815]
Zaten, eğer Rabbin tercih etseydi insanlığın tamamını tek bir ümmet yapıverirdi. (O bunu tercih etmediği içindir ki) onlar, farklı görüşler benimseye gelmişlerdir.
Tabii ki Rabbinin rahmetiyle (yol gösterdiği) kimseler hariç. Oysa O, (tüm insanları) bu (rahmete nail olmak) için yarattı.[1816] Ne ki, (rahmete ısrarla sırt çevirenler için de) Rabbinin, “Andolsun ki Ben Cehennemi bütünüyle görünmeyen ve görünen tüm iradeli varlıkların (kötüleriyle) tıka basa dolduracağım” sözü, elbet gerçekleşmiş olacaktır.[1817]
BAK, elçilerin haberlerinden senin gönlünü[1818] takviye edecek olan kısmını sana aktarmış bulunuyoruz. Bu haberlerin içerisinde, hem sana hakikat hem de mü’minlere bir öğüt ve uyarı ulaşmış olmaktadır.
İnanmamakta ısrar edenlere ise de ki: “Siz, kendinize yakışanı yapınız, unutmayın ki biz bize yakışanı yapmaktayız:
ve bekleyiniz, iyi bilin ki biz zaten beklemekteyiz.”
Göklerin ve yerin gizli gerçekleri Allah’a aittir; ve sonunda her iş döner dolaşır Allah’ın (dediğine) varır: şu hâlde yalnız O’na kul ol ve O’na güvenip dayan; zira senin Rabbin yaptıklarınız karşısında asla duyarsız kalmaz.