40. Mü'min Suresi Meali

BU ilâhî kelâmın indirilişi her işinde mükemmel olan, her şeyi bilen Allah katındandır.
(O) günahları bağışlayan, kendine yönelenin yönelişini kabul eden,[4169] cezalandırması çetin,[4170] keremi de sınırsız olandır: O’ndan başka ilâh yoktur ve tüm yolların sonu O’na çıkar.
ALLAH’IN âyetleri konusunda, sadece inkârda direnenler ileri geri konuşurlar.[4171] Fakat onların gözde mekânlarda[4172] keyif çatmaları seni yanıltmasın:
Onlardan önce Nûh kavmi ve peşlerinden gelen tüm kafadarlar da yalanlamıştı; her toplum kendi elçisini yakalayıp ondan kurtulmanın planlarını yapmıştı;[4173] bâtıl uğruna hakikati kendi kendisiyle alt etmeye çalışmak gibi yanlış ve yanıltıcı bir mücadele yöntemini benimsediler. Fakat, sonuçta Ben onları yakaladım: ve cezalandırma nasıl olurmuş gördüler!
İşte Rabbinin inkârda direnen kimseler hakkındaki “Onlar ateş yoldaşıdırlar” sözü, böylece gerçekleşmiş oldu.
(ALLAH’IN) hükümranlık makamına (lâyık bir) sorumluluk taşıyanlar[4174] ve O’na yakın olanlar; hamd ile Rablerinin sonsuz yüceliğini dile getirirler, O’na güvenirler ve iman eden (diğer) kimseler için bağışlanma dilerler: “Rabbimiz! Sen her şeyi rahmet ve bilginle kuşatmışsın! Artık dönüş yapıp Senin yoluna uyanları bağışla ve onları gözleri yuvalarından fırlatan dehşetli ateşin azabından koru!”[4175]
“Rabbimiz! Onları ve onların atalarından, eşlerinden ve nesillerinden iyi ve dürüst olanları güzelliğin merkezi olan cennetlere yerleştir:[4176] çünkü Sen, evet Sensin her işinde tek mükemmel olan, her hükmünde tam isabet kaydeden!
Ve onları tüm kötülüklerden koru! Ki Sen o gün birini kötü duruma düşmekten korursan, bu ona rahmet ettiğin anlamına gelir: bu, evet, en büyük başarı işte budur!”[4177]
İnkârda ısrar edenlere (o gün) şöyle nida edilecektir: “İman etmeye çağırıldığınız halde inkâr etmeyi sürdürdüğünüz zaman Allah’ın size olan kahır ve sitemi, sizin (şu an) kendi kendinize olan kahır ve siteminizden daha büyüktür!”[4178]
Şöyle karşılık verecekler: “Rabbimiz! Sen bizi iki kez öldürdün, iki kez de dirilttin.[4179] İşte artık günahlarımızı itiraf ettik: şimdi bizim için bir çıkış yolu yok mudur?”
(Onlara şöyle denilecek): “Durum işte böyle(sine vahim)dir: çünkü sadece Allah’a (kulluğa) çağrıldığınız her seferinde inkârı tercih ettiniz; O’na ortak koşulduğunda ise inanıverdiniz. Fakat şimdi hüküm yüceler yücesi, mutlak büyük olan Allah’a aittir.”
O’DUR size (varlık) delillerini gösteren ve size semadan rızık indiren: Yönünü O’na çevirenlerden başkası bundan ders almaz.[4180]
Hakikati inkâr edenleri ne denli kızdırsa da, siz akideyi yalnız O’na has kılarak saf ve samimi bir inançla sadece Allah’a yalvarın!
Zira O, bütün varlık hiyerarşisinin en yücesi olarak hükümranlık makamına kurulmuştur. O, Duruşma Günü hakkında uyarmak için kullarından tercih ettiğine katından vahiy indirir.[4181]
O gün onlardan hiç kimse Allah’tan hiçbir şeyi saklayamadan (gerçek yüzleriyle) ortaya çıkarlar.[4182]- Bugün mutlak iktidar kime aittir? - Elbet ezici gücün sahibi tek Allah’a![4183]
O gün herkes kazandığının karşılığını bulur; haksızlığın olmadığı gündür o: çünkü Allah hesabı seri görendir.
Ve onları yüreklerin sahibini boğarcasına gırtlağa dayanacağı dehşet gününe karşı uyar:[4184] o gün zalimler ne samimi bir dost ne de sözü geçen bir şefaatçi bulacaktır.
O, bakışlarda (saklı) ihaneti ve yüreklerin gizlediği şeyleri bilir;
ama Allah hükmünde hakkaniyeti gözetir, O’nu bırakıp da yalvarıp yakardıklarıysa hiçbir şey hakkında hüküm veremezler: çünkü sadece Allah her şeyi işitendir, her şeyi görendir.
Onlar hiç yeryüzünde dolaşmazlar mı ve görmezler mi kendilerinden önce geçip gitmiş olanların (feci) akıbetini? Onlar kendilerinden daha güçlüydüler ve yeryüzünde daha derin izler bırakmıştılar. Buna rağmen Allah günahları sebebiyle onları cezalandırdı ve kendilerini Allah’a karşı koruyacak kimse olmadı.
Böyle oldu, çünkü elçileri kendilerine hakikatin apaçık belgeleriyle geldiği halde, onlar inkârda direndiler; bunun üzerine Allah da onları cezalandırdı: Zira O güçlüdür, cezası pek çetindir.
DOĞRUSU Biz Musa’yı, mesajlarımızla ve (sahibinin doğruluğuna şahit olan) yaptırım gücü tartışılmaz bir belgeyle[4185] elçi göndermiştik:
Firavun’a, Hâmân’a ve Karun’a…[4186] Fakat onlar “Yalancı sihirbazın teki” demişlerdi.
(Musa) kendilerine tarafımızdan gönderilmiş malum hakikatle gelince,[4187] “Onun yanında yer alan mü’minlerin kadınlarını sağ bırakıp oğullarını öldürün!” dediler. Kâfirlerin entrikası asla hedefine ulaşamayacaktır.
Firavun “Beni bırakın, şu Musa’yı öldüreyim!” dedi ve ekledi: “O Rabbine yalvaradursun; ama ben asıl onun sizin hayat tarzınızı[4188] değiştirmesinden ya da ülkede düzenin bozulmasından korkuyorum!”[4189]
Musa dedi ki: “Ben kibre kapılıp Hesap Günü’ne inanmayan herkesten benim de Rabbim sizin de Rabbiniz (olana) sığınırım.”
Firavun’un yakın çevresinden olup da imanını gizleyen mü’min bir adam şöyle çıkıştı:[4190] “Bir adamı sırf ‘Rabbim Allah’tır’ dediği için, üstelik size Rabbinizden, hakikatin apaçık delilleriyle geldiği halde öldürecek misiniz? Kaldı ki, eğer yalancıysa yalanının zararı yalnızca kendisinedir; yok eğer gerçeği söylüyorsa, tehdit ettiklerinin hiç değilse bir kısmı gelip sizi bulacaktır: çünkü Allah yalan dolanla kendini ziyan eden birini[4191] asla hedefe ulaştırmaz.”
“Ey kavmim! Bugün iktidar sizin tekelinizde, ülkede ezici güçsünüz; tamam ama, eğer Allah’ın cezasına maruz kalırsak bize kim yardım edecek?” Firavun dedi ki: “Ben size sadece kendi görüşümü bildiriyorum; ve sizi doğru olan alternatifsiz bir yola[4192] yöneltiyorum.”
Yine iman eden kimse söze girerek dedi ki: “Ey kavmim! İnanın ki ben, şu (inkârda) ittifak etmiş toplulukların helâkine benzer bir günün sizin de başınıza gelmesinden korkuyorum;
yani Nûh kavminin, ‘Âd ve Semud’un ve onlardan sonrakilerin uğradığı türden bir helâkin... Bir de (unutmayın) ki Allah, kullarına haksızlık etmeyi asla istemez.”
“Ey Kavmim! Ben, herkesin birbirinden imdat dilediği o günün aleyhinize sonuçlanmasından korkuyorum.
O gün arkanızı dönüp kaçmaya çalışacaksınız, fakat Allah’ın (adâletinden) sizi kurtaracak kimse bulamayacaksınız: zira Allah kimi saptırırsa artık ona yol gösteren kimse bulunmaz.[4193]
“Ve doğrusu daha önce Yusuf da size hakikatin apaçık belgeleriyle gelmişti; ama onun size getirdiklerine karşı sürekli bir şüphe taşıdınız; en sonunda Yusuf ölünce, kalkıp ‘Allah ondan sonra bir daha elçi göndermeyecek’[4194] dediniz!” İşte Allah düştükleri kuşku bataklığında debelenerek kendilerini harcayanları böyle yoldan çıkarır.
Bu gibiler kendilerine ulaşmış hiçbir etkin belge ve yetki olmadan Allah’ın âyetleri hakkında ileri geri konuşurlar: (Bu) hem Allah katında, hem de iman edenler nezdinde büyük bir bayağılaşmadır: İşte Allah her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler.[4195]
Ve Firavun “Ey Hâmân!”[4196] diye emretti, “Bana görkemli bir kule yap! Belki böylece (amacımı gerçekleştirecek) araçlara ulaşırım;
gökleri aşacağım araçlara… Böylece Musa’nın ilâhına erişebilirim (!).[4197] Hoş, ben onun bir yalancı olduğunu sanıyorum ya!” İşte kötü davranışı Firavun’a böylesine güzel göründü ve doğru[4198] yoldan alıkonuldu:[4199] neticede Firavun’un düzeni, çöküşü (hızlandırmaktan) başka hiçbir işe yaramadı.
Derken iman eden o kimse, “Ey kavmim!” dedi, “Bana uyun ki ben sizi akl-ı selim yoluna yönelteyim!
Ey kavmim! Bu dünya hayatı sadece kısa vâdeli bir hazdır; bir de öteki (hayat) var: kalıcı diyar işte orasıdır.
Kim bir kötülük işlerse, sadece yaptığı kadarıyla cezalandırılır; ama kim de imanlı olarak güzel davranış sergilerse, -erkek ya da kadın fark etmez- işte bu gibiler cennete girecek ve orada onlara haddi hesabı olmayan nimetler ikram edilecektir.”
“Ey kavmim! Nasıl oluyor da ben sizi kurtuluşa çağırırken siz beni ateşe çağırıyorsunuz?
Siz beni hem Allah’ı inkâr etmeye hem de (tanrısal bir nitelik taşıdığı) hakkında hiçbir bilgim olmayan şeyleri[4200] O’na ortak koşmaya çağırırken, bense sizleri mutlak üstün ve yüce olup tekrar tekrar bağışlayana çağırıyorum.
Kesinlikle, sizin beni çağırdığınız şey ne dünyada ne de âhirette kendisine çağırılmaya lâyık bir şey değildir; zaten dönüşümüz de Allah’adır: ve elbet kendini harcayanlar ateşin yoldaşlarıdır.
Ve bir gün gelecek, bu sözlerimi bir bir hatırlayacaksınız. Bense işimi (ve ona ilişkin hükmü) Allah’a havale ediyorum: çünkü Allah kulların her şeyini görmektedir.”
Derken Allah onu kavminin çirkin tuzaklarından korudu;[4201] Firavun ailesinin helâki ise azabın en kötüsüyle oldu:
Ateş… Onlar o (ateşe) sabah ve akşam sunulacaklar;[4202] ve Son Saat gelip çattığında (Allah şöyle buyuracak): “Firavun ailesine daha şiddetli cezayı verin!”
HANİ ateşin bağrında karşılıklı tartışırken onları (bir görmelisin): Nitekim zayıflar büyüklük taslayanlara, “Bizim sizin peşinize takıldığımız kesin; şu halde ateşin üzerimizdeki etkisini bir parça olsun hafifletemez misiniz?” diye yalvaracaklar.
Büyüklük taslayanlar ise: “İşte hepimiz onun içindeyiz; kesin olan şu ki, Allah kulları arasındaki hükmünü çoktan vermiştir!” diyecekler.
Ve ateşin içindekiler, cehennemin bekçilerine şu ricada bulunacaklar: “Rabbinize yalvarın da, azabı üzerimizden bir gün olsun hafifletsin!”
(Bekçiler) şöyle cevap verecek: “Elçileriniz size hakikatin apaçık belgeleriyle gelmemiş miydi?” (Berikiler), “Elbette (gelmişti)” diyecekler. (Bekçiler) diyecek ki: “O halde yalvarmaya devam edin! Ama inkârı tabiat edinenlerin yalvarması aldanışı (artırmaktan) başka bir sonuç vermez.”
ŞÜPHE yok ki Biz rasullerimize ve iman eden kimselere, hem bu dünya hayatında hem de şahitlerin dinleneceği günde (hasımlarına karşı)[4203] elbette yardım edeceğiz.
O gün zalimlere mazeretlerinin hiçbir yararı olmayacak;[4204] onların payına düşen Allah’ın rahmetinden dışlanmak ve en berbat yurda konmak olacak.
(Vaadimiz gereği) vaktiyle Biz Musa’ya rehberliğimizi iletmiş ve İsrâiloğullarını ilâhî kelâma vâris kılmıştık:[4205]
aktif akıl sahipleri için bir hidayet ve bir uyarı olarak…[4206]
(Ey Rasûl!) Şu halde dirençli ol! Zira Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Günahın için af dile[4207] ve akşam sabah hamd ile Rabbinin yüceliğini dile getir![4208]
Allah’ın âyetleri hakkında kendilerine ulaşmış hiçbir etkin belge ve yetki olmadan tartışanlara gelince: onların içinde hiçbir zaman erişip (tatmin) olamayacakları bir büyüklenme tutkusu vardır, başkası değil.[4209] Artık sen sadece Allah’a sığın: çünkü O, evet O’dur her şeyi işiten, her şeyi görüp gözeten.
Göklerin ve yerin yaratılması elbette insan cinsinin yaratılmasından daha kapsamlı bir hadisedir; lakin insanların çoğu bunu(n anlamını) dahi bilmez.[4210]
Neticede görenle görmeyen bir olmaz; tıpkı iman edip o imana uygun iyilik yapan ile kötülük yapanın bir olmadığı (gibi): Ne kadar da azınız öğüt alıyor!
İmdi, Son Saat mutlaka gelecek; bunda kuşku yok: Ama insanların çoğu buna (dahi) inanmaz.
Ve Rabbiniz şöyle buyurur: “Bana dua edin ki ben de kabul edeyim!”[4211] Bana kulluk yapmayı gururlarına yediremeyenler, rezil rüsva olarak cehenneme girecekler.
GECEYİ siz onda sükûnet bulasınız (diye), gündüzü ise (işlerinizi) göresiniz diye yaratan Allah’tır:[4212] çünkü Allah insanlara karşı sınırsız lütuf sahibidir; ama insanların çoğu yine de şükretmezler.
İşte Rabbiniz Allah: O’dur her şeyi yaratan, kendisinden başka ilâh olmayan: şu halde, nasıl oluyor da böylesine savruluyorsunuz?
İşte, vaktiyle Allah’ın âyetlerini göz göre göre inkâr edenler de tıpkı böyle savrulmuştular.[4213]
Yeryüzünü sizin için bir yerleşim alanı yapan ve gök kubbeyi inşâ eden, size şekil verip üstelik şeklinizi de en güzel kılan, dahası sizi temiz ve güzel nimetlerle rızıklandıran Allah’tır. İşte Rabbiniz Allah: nitekim âlemlerin rabbi olan Allah ne yüce bir bereket kaynağıdır![4214]
Mutlak diri O, kendisinden başka ilâh olmayan O’dur: Artık siz de O’na, adanmış samimi ve saf bir inançla[4215] sadece O’na yalvarın! Bütün övgüler, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.[4216]
De ki: “Elbet ben, hele de Rabbimden bana hakikatin apaçık delilleri ulaşmışken, Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınıza kulluk etmekten nehyolundum; ve ben kendimi Âlemlerin Rabbine teslim etmekle emrolundum.”
Sizi önce toprak türünden,[4217] sonra bir damlacık hayat suyundan, sonra da döllenmiş yumurta hücresinden[4218] yaratan O’dur; sonra bebek olarak meydana gelmenizi (dilemiştir); sonra olgunluk çağına erişmeniz ve ardından da yaşlanmanız için (yasa koymuştur): Ne ki kiminize ölüm daha erken tattırılır, (kiminize) de sonu yasayla belirlenmiş bir süreye[4219] ulaşmanız için (zaman tanınır) ki, belki aklınızı başınıza alırsınız.
Hayatı ve ölümü[4220] yaratan O’dur: ve O bir işin olmasına hükmettiğinde ona sadece “Ol!” der, o da hemen oluşum sürecine giriverir.
BAKSANA Allah’ın âyetleri hakkında ileri geri konuşan şu tiplere: (tasavvurları) kendilerini hakikatten nasıl da uzaklaştırıyor!
Onlar, bu ilâhî kelâmı ve elçilerimize daha önce gönderdiğimiz mesajları yalanlayan tipler; fakat bu gibiler zamanı gelince (gerçeği) öğrenecekler.
İşte o zaman, kendi boyunlarına (geçirdikleri) tasmalar ve (ellerindeki) kelepçelerle sürüklenecekler;
yürek dağlayan bir (umutsuzluğun) gayyasına… En sonunda ateşi azdıran bir yakıta dönecekler.
Sonra onlara sorulacak: “Hani, nerede ilâhlık yakıştırdığınız varlıklar;
(İlâhlar hiyerarşisinde) Allah’ın astlarından saydığınız?” Onlar şöyle cevap verecekler: “Zihnimizden kaybolup gittiler. İşin doğrusu, daha önceden biz sanki hiçbir şeye yalvarıp yakarmamışız.” İşte Allah gerçeği inkâr edenleri böyle şaşırtır.
Bunun nedeni, yeryüzünde hak etmediğiniz halde azıp şımarmanız ve kasıntılık yapmanızdır:
Haydi, içinde yerleşip kalmak üzere cehennemin kapılarından girin; doğrusu, küstahça böbürlenenler için orası dehşet bir mekândır.
(EY RASÛL!) Artık dirençli ol! Zira Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. İmdi, onlara yönelttiğimiz tehditlerin kısmen gerçekleştiğini ister sana gösterelim, isterse senin için ölümü takdir edelim; er geç, onlar Bize döndürülecekler.[4221]
Doğrusu Biz, senden önce de sayısı belirsiz[4222] elçiler göndermiştik; onların kimisinden sana söz ettik, kimisinden sana hiç söz etmedik.[4223] Ama şu kesin ki, hiçbir elçi Allah’ın izni olmadan ilâhî kudret delili getiremez. Nitekim Allah’ın emri geldiği zaman, hak tecelli etmiş olacak; işte o anda ve orada, hayatı anlam ve amacından yoksun bırakanlar[4224] hüsrana uğramış bulunacaklar.
Bir kısmına binmeniz, bir kısmıyla da beslenmeniz için evcil hayvanları emrinize âmâde kılan (da) Allah’tır.[4225]
Onlardan daha başka alanlarda da yararlanırsınız; onlar aracılığıyla yürekten özlemini çektiğiniz bir ihtiyaca da ulaşırsınız; hem onlarla hem de gemilerle (hayatın) yükünü taşırsınız.
İşte O size (varlık) âyetlerini böyle gösterir; o halde Allah’ın âyetlerinden hangisini inkâr edebilirsiniz?
ŞİMDİ onlar yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmezler mi? Onlar berikilerden daha kalabalık, daha güçlü ve yeryüzünde daha derin izler bırakmışlardı: fakat birikimleri onlara hiçbir yarar sağlamadı.
Çünkü onlara elçileri hakikatin apaçık delilleriyle geldiğinde, elde tuttukları bir parça bilgiye güvenip küstahça şımardılar: sonunda alay ede geldikleri gerçek kendilerini çepeçevre kuşattı.[4226]
Ve kahredici cezamızı gördükleri zaman “Tek olan Allah’a iman ettik ve O’na ortak koştuğumuz şeylere olan inancımızı reddettik!” dediler.
Fakat kahredici cezamızı gördükten sonra iman etmeleri, onlara hiçbir yarar sağlamadı. Kulları hakkında geçmişten bugüne Allah’ın sünneti budur: Nitekim inkârı huy edinenler orada ve o anda hüsrana uğradılar.