41. Fussilet Suresi Meali

Hâ-Mîm![4227]
MUHTEŞEM[4228] bir indiriliş; O Rahmân, O Rahîm’den.[4229]
Öyle bir kitap ki, onun âyetleri, kavrayabilen bir topluluk için Arapça[4230] bir hitap[4231] olarak ayrıntılı biçimde açıklanmıştır;[4232]
bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak: ama (uyarılanlar var ya), onların çoğu yüz çevirmiştir; artık onlar işitmezler.[4233]
Bir de dönüp derler ki: “Kalplerimiz bizi çağırdığın şeye kapalıdır, kulaklarımızda manevi bir kurşun[4234] vardır; dahası seninle bizim aramızda aşılmaz bir engel vardır: Şu halde sen (elinden geleni) yap, unutma ki biz de (elimizden geleni) yapacağız!
(Ey Rasul!) De ki: “Ben de yalnızca sizin gibi ölümlü bir insanım. Bana ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyediliyor: öyleyse O’na yönelin ve O’ndan af dileyin!” Yazıklar olsun Allah’tan başkasına ilâhlık yakıştıranlara!
Onlar ki, arınmak için ödenmesi gereken bedeli gönüllü olarak ödemezler;[4235] işte onlar, evet onlardır âhireti inkâr edenler.
Ama iman eden, imanına uygun davrananlara gelince: onları kesintisiz bir ödül beklemektedir.
DE Kİ: “Şimdi siz, arzı iki evrede[4236] yaratan Allah’ı inkâr edip, O’na -ki işte O’dur âlemlerin Rabbi- eşdeğer rakip güçler[4237] mi peydahlıyorsunuz?”
O arz üzerine sarsılmaz dağlar yerleştirdi ve ona bereket bahşetti; dahası oranın besinlerini, ora sakinlerinden talep edenler arasında dengeli[4238] bir biçimde takdir etti: (bütün bunlar) dört evrede gerçekleşti.[4239]
Dahası,[4240] O duman[4241] halindeki göğü[4242] şekillendirdi; ona ve arza, “Her ikiniz, ister istemez (varlık sahnesine) gelin!” dedi. İkisi birden “Bizler boyun eğerek (varlık sahnesine) geldik!” dediler.[4243]
Derken, onların iki aşamada yedi gök[4244] olarak var olmasını kararlaştırdı, her bir göğe kendi görev yasasını yükledi.[4245] Nihayet Biz en yakın göğü ışıklarla süsledik[4246] ve bir güvenlik sistemi oluşturduk:[4247] İşte bu her şeyi bilen, her işi mükemmel olan Allah’ın takdiridir.
Bu (cömertliğimize) rağmen yüz çevirirlerse, de ki: “Sizi ‘Âd ve Semud’u çarpan yıldırıma benzer bir (bela) yıldırımıyla uyarıyorum!”
Hani elçiler onlara önlerinden ve arkalarından[4248] gelerek “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin!” demişlerdi. Onlar, “Rabbimiz (böyle bir şey) isteseydi, kesin melekleri indirirdi; şu halde biz, sizinle gönderildiğini (söylediğiniz) şeyleri ısrarla reddediyoruz” dediler.
Âd kavmine gelince…[4249] Nitekim onlar da yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve “Var mı bizden daha güçlüsü!?” dediler.[4250] Ne yani, onları yaratan Allah’ın kendilerinden daha güçlü olduğunu da mı düşünemediler? Bir de kalkmışlar, âyetlerimizi bile bile inkâr ediyorlardı.
Nihayet bu dünya hayatında alçalışın azabını kendilerine tattırmak için kara günler boyunca üzerlerine iliklere işleyen bir rüzgâr gönderdik:[4251] ama âhiretin azabı kesinlikle daha alçaltıcıdır ve onlar yardım da göremeyecekler.
Semud kavmine gelince… Nitekim Biz onlara da yol göstermiştik, fakat onlar doğru yolu görmektense körlüğü tercih ettiler:[4252] Sonuçta yapageldikleri şeylere karşılık, onları onur kırıcı azabın yıldırımı çarptı.
Ama Biz, iman eden ve sorumluluk bilinciyle kuşananları kurtardık.
VE Allah düşmanları,[4253] ateşe doğru sevk edilecekleri o gün baştan sona zapturapt altına alınırlar;[4254]
hatta ateşe vardıklarında, kulakları, gözleri ve derileri yapageldikleri şeyler sebebiyle onlar aleyhine şahitlik eder.[4255]
Derilerine, “Niçin aleyhimize şahitlik ettiniz?” diye sorarlar. Onlar da, “Her şeye (kendi dilince) konuşma yeteneği veren Allah bize de verdi: sizi yoktan var eden O’dur, dönüşünüz de yine O’nadır.”
Bir zamanlar siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin size karşı şahitlik yapmasından sakınmazdınız; üstelik Allah’ın yaptıklarınız hakkında fazla bir şey bilmediği zannına kapılırdınız.[4256]
Bakın işte, Rabbiniz hakkındaki bu zanna dayalı tasavurunuz sizi helâke sürükledi de, böylece hüsrana uğrayanlardan olup çıktınız.
Eğer dayanabilirlerse, bu durumda ateş onlar için bir çeşit mesken olacaktır; geri dönüp af için başvurmak isteyecekler, asla başvuruları kabul edilmeyecektir.
Zira onların başına güdümüne girecekleri yoldaşlar musallat ettik;[4257] bunlar, önlerinde olanı da arkalarında kalanı da kendilerine süslü gösterdiler;[4258] işte böylece, kendilerinden önce gelip geçmiş olan görünür görünmez[4259] varlıklardan nice topluluklar hakkındaki vaad onlar için de gerçekleşmiş oldu: şüphe yok ki onlar, daima kaybeden taraf oldular.
HAKKI inkârda direnen kimseler, “Bu Kur’an’ı dinlemeyin, onu karalayıp şamata yapın ki bastırabilesiniz!” dediler.[4260]
Ve elbet inkârda direnen bu kimselere şiddetli bir terkedilmişlik acısı tattıracağız,[4261] ve onları kesinlikle yapageldiklerinin en kötüsüyle cezalandıracağız![4262]
İşte budur Allah düşmanlarının cezası: ateş. Tarifsiz bir ceza olarak onların sürekli kalacakları yer, âyetlerimizi bile bile inkâr etmelerine karşılık olmak üzere orası olacaktır.
Ve (oraya girince) inkârda direnen kimseler diyecek[4263] ki: “Rabbimiz! Görünen görünmeyen[4264] tüm varlıklardan bizi saptıranları bize göster: Hepsini de ayaklarımız altına alıp çiğneyelim ki, hepimizin en alçağı olsunlar!”
Öte yandan, “Rabbimiz Allah’tır” diyen, sonra[4265] da dosdoğru çizgide yaşama kararlılığı gösterenlere gelince: onlara melekler sürekli inerler[4266] (ve derler ki): “Gelecekten dolayı kaygı duymayın, geçmişten dolayı da mahzun olmayın![4267] Haydi sevinin size vaad edilmiş olan cennetle!
Biz bu dünya hayatında sizin dostunuzuz, âhirette de öyle. Orada size canınız ne çekiyorsa o var, orada siz ne arzu ediyorsanız o sizin;
tarifsiz bir bağış ve eşsiz rahmet kaynağı olan (Allah) tarafından bir ikram olarak…”
Allah’a davet eden,[4268] dürüst ve erdemli davranan ve “Elbette ben kayıtsız şartsız Allah’a teslim olanlardanım” diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?
Madem ki iyilik de bir olmaz, kötülük de;[4269] (o halde) sen kötülüğü en güzel şekilde savuştur! Bak gör o zaman, seninle arasında düşmanlık olan biri bile sanki sımsıcak bir dost kesiliverir.
Ne ki bu (meziyete) sadece sabırda direnenler ulaşabilir; yine buna, ancak kendisine büyük bir pay ayrılanlar ulaşabilir.[4270]
Ve eğer şeytan tarafından ısrarlı bir ayartmaya maruz kalırsan,[4271] hemen Allah’a sığın:[4272] Çünkü O’dur her şeyi işiten, her şeyi bilen.
VE gece ile gündüz, güneş ile ay O’nun kudret delillerindendir: (Şu halde) ne güneşe secde edin ne de aya! Eğer özellikle O’na kulluk ettiğinizi (düşünüyorsanız), onları da yaratan Allah’a secde edin![4273]
Fakat küstahça büyüklük taslarlarsa, iyi bilsinler ki Rabbinin huzurundakiler[4274] gece gündüz O’nun yüceliğini anmaktadır;[4275] hem de hiç bıkıp usanmadan…
O’nun âyetlerinden biri de şudur: Sen toprağı tüm iddialarından soyunmuş olarak[4276] görürsün; ama onun üzerine (yağmur) suyunu indirdiğimiz zaman harekete geçer ve uyanıverir.[4277] Ona hayat veren, elbet ölü (kalp)lere de hayat verecektir: Çünkü O’nun her şeye gücü yeter.
GERÇEK şu ki, âyetlerimizi anlam ve amacından saptıranlar[4278] asla bizden gizlenemezler: şimdi, ateşe atılan mı, yoksa Kıyamet Günü (huzura) güven içinde gelen mi daha hayırlıdır? İstediğinizi yapın, nasıl olsa O yaptığınız her şeyi görmektedir.
Kendilerine ulaştığı halde bu ilâhî uyarıyı inkâr edenler bilsinler ki,[4279] kesinlikle o, pek yüce bir Kitaptır.
Hiçbir anlam ve amacından saptırma çabası ona ne önünden açıkça ne de ardından gizlice ilişemez:[4280] o, her tür övgüye lâyık, hükmünde isabetli olan tarafından indirilmiştir.
(Ey Nebi!) Sana söylenenler, senden önceki elçilere söylenenlerden başka bir şey değildir.[4281] Şüphe yok ki senin Rabbinin bağışlayıcılığı kesindir, ama (aynı zamanda) can yakıcı bir cezanın da sahibidir.
Eğer Biz bu (vahyi) yabancı dille okunan bir hitap kılsaydık, kesinlikle “Neden onun âyetleri açık ve anlaşılır değil;[4282] ne yani, bir Arab’a dili yabancı bir (hitap) mı?” derlerdi. De ki: “Bu (vahiy), iman edenler için bir yol gösterici ve bir şifa kaynağıdır. İman etmeyenlere gelince: Onların kulaklarında manevi bir kurşun vardır; dahası o (vahyin ışığından dolayı) onlara bir tür körlük ârız olmuştur: şimdi onlar, çok uzak bir yerden seslenilen kişi (gibi)dirler.[4283]
Doğrusu Biz Musa’ya da kitap vermiştik ve onun hakkında da ihtilaf edilmişti.[4284] Ve eğer Rabbin tarafından daha önce konulmuş kesin bir yasa olmasaydı, haklarındaki hüküm hemen infaz edilirdi: Yine de onlar, bundan dolayı tereddütlü bir şüphe içindedirler.[4285]
KİM Allah’ı razı edecek iş işlerse kendi lehine olur; kim de kötülük işlerse kendi aleyhine olur: Rabbinin kullarına zulmetme ihtimali asla bulunmamaktadır.[4286]
Son Saat’in bilgisi yalnız O’na havale edilir.[4287] Hem O’nun bilgisi olmadan ne meyve çekirdekleri kabuklarını çatlatabilecek ne de herhangi bir dişi gebe kalabilecektir; dahası, doğuramaz bile.[4288] Ve o gün onlara “Hani, nerede ortaklarım(!)?” diye seslenen biri çıkar; onlar “Sana itiraf ederiz ki, bizden hiç kimse (buna) asla tanık olmamıştır” diye cevap verirler.
Artık onların daha önceden yalvarıp yakardıkları şeyler kendilerini yalnız bırakmıştır: kendileri için kaçacak bir yer olmadığına iyice kanaat getirirler.
İnsan özgül ağırlığı olan karşılıklar istemekten asla bıkıp usanmaz;[4289] ama başına kötülük bildiği[4290] (bir şey) gelecek olsa, bu kez de umudunu yitirip karamsarlığa kapılır.
Ama uğradığı bu musibetin ardından eğer katımızdan bir rahmet tattıracak olsak, tutar der ki: “Bu zaten benim hakkımdı; hem Son Saat’in kopacağını da sanmam ya! Bir ihtimal Rabbime döndürülürsem, beni O’nun katında daha güzellerinin beklediğinden kesinlikle eminim.” Sonuçta, inkârda ısrar edenlere elbet yaptıklarını bir bir haber vereceğiz ve onları kesinlikle altında ezilecekleri bir azaba mahkûm edeceğiz.[4291]
Ne zaman insana nimetlerimizi bahşetsek yüz çevirir ve yan çizer; ne zaman da başına bir musibet gelse, başlar yalvar yakar uzun uzadıya dualar okumaya.
DE Kİ: “Ya bu vahiy Allah katından gelmiş de, buna rağmen siz onu inkâr etmişseniz, (neler olacağını) hiç düşündünüz mü? Kim derin bir cepheleşme içine düşen birinden daha sapık olabilir?”[4292]
Vakti geldikçe insana,[4293] kâinatın uçsuz bucaksız ufuklarında ve bizzat kendi iç dünyasında âyetlerimizi göstereceğiz.[4294] Ta ki bu vahyin tartışmasız bir gerçek olduğu herkes için[4295] ortaya çıksın. (Buna delil olarak), senin Rabbinin bu şeye şahit olması yetmez mi?[4296]
Bakın, belli ki onlar Rablerinin huzuruna çıkacaklarına ilişkin tereddüt içindeler![4297] Bakın, şüphe yok ki O her şeyi çepeçevre kuşatandır![4298]