SON Saat yaklaşır ve Ay yarılır.[4805]
[4805] Veya: “Gerçekler ortaya çıktı”. Ya da: “Ay tutuldu”. Kur’an’da Son Saat haberleri, kesinliği ifade için geçmiş zaman kipiyle gelir. Bu âyet de onlardan biridir. Kıyamet 8, bu manayı teyit eder. Buna göre olay kozmik kıyamete bir atıftır (İbn Âşûr). Bir ihtimal âyet, kozmik sistemin oluşumu sırasında ayın yeryüzünden kopuşuna da yorulabilir. İlk alternatif anlam olan “Gerçekler ortaya çıktı”, “Ay yarıldı”nın mecazi karşılığıdır. Araplar bir işin gerçek yüzü ortaya çıktığında “Ay yarıldı” mecazını kullanırlar (Mâverdi).İkinci altenatif anlam olan “Ay tutuldu”nun açılımı şudur: ‘Tutulma sonucu Ay, parçalanmış gibi göründü’. İbn Abbas der ki: “O günlerde Ay tutulması yaşandı; bunu gören müşrikler “Muhammed sihir yaptı” dediler. Bunun üzerine Kamer sûresi indi.” 2. nesilden Hasan el-Basri ve Ata da, bu âyeti “ay tutulması” ile tefsir etmişlerdir. Anlaşılan o ki, o dönemde bir ay tutulması yaşanmış, tutulma sonucu ay ikiye yarılmış gibi görünmüştür. Hatta müşrikler, aya yapılan sihri bozmak için, çocuklarına sokakta tencere tava çaldırmışlardır. İlk nesil müfessirlerinin Kur’an’la birebir mutabık olan bu makul açıklamalarının yerini, sonraki müfessirlerin spekülasyona dayalı mucize rivayetleri almıştır. Oysa Kur’an İsra 59 ve Ankebut 50-51’de, Hz. Rasûl’e Kur’an dışında ayet/mucize verilmediğini tartışmaya mahal bırakmayacak netlikte ifade etmiştir.
Sözgelimi, eğer onlar ilâhî kudret belgesi olan bir ayet görecek olsalar, yüz çevirecek ve şöyle diyeceklerdir: “Öteden beri süregelen bir sihir...”[4806]
[4806] Veya kelimeyi merra yerine mirra köküne isnat ederek: “Güçlü bir sihirdir” (İbn Âşûr). (Müşriklerin vahye “sihir” demeleri için bkz:
43:30;
46:7.) Bağlamdan da anlaşılacağı gibi burada inkârcı muhatapların vahyin çağrısına sırt çevirmekle vahyin cazibesinden kurtulamamak arasındaki çelişkili durumları dile getirilmektedir. Zaten bir şeyi “sihirdir” diyerek reddetmek, onun kendi üzerindeki gücünü ve etkisini itiraf etmektir. Dolayısıyla buradaki i‘rad da mesajından yüz çevirmekle birlikte etkisinden kaçıp kurtulamamayı ifade eder
Zaten hep yalanlıyorlar ve önyargılarının peşine düşüyorlar. Sonuçta, her işin varıp duracağı bir yer vardır.
Doğrusu onlara, içerisinde (gerçeği) gözlere zorla sokan haberler bulunan bir mesaj gelmiştir:
hedefe tam ulaştıracak çapta bir hikmet; fakat uyarının hiçbir yararı olmadı.
Artık sen de onlardan yüz çevir![4807] Bir davetçinin, asla (kimsenin) tasavvur edemeyeceği o şeye çağıracağı gün,
[4807] Zımnen: Gündemini düşmanın belirlemesin!
onlar yılgın ve bitkin gözlerle, savrulmuş çekirge sürüleri gibi mevzilerinden[4808] çıkacaklar;
[4808] Ecdâs Kur’an’da geldiği üç yerde de kıyamet bağlamında gelir. Bu yüzden daha genel bir kullanıma sahip olan “kabirler” ile karşılanması yerinde değildir.
davetçiye doğru panik içinde seğirtecekler… ve o inkâr edenler “Bu zor bir gün!” diye çığlık atacaklar.[4809]
[4809] O kadar ki; o gün “yüreklerin sahibini boğarcasına gırtlağa dayanacağı dehşet günü” olacak (
40:18).
ONLARDAN önce, Nûh kavmi de yalanlamıştı: hem kulumuzu[4810] yalanlamışlar hem de dönüp “O bir delidir” demişlerdi. Ve o (davet yolunda) engellenmişti.[4811]
[4810] “Kulumuz”un zımnî çağrışımı: “Biz’e kulluk edenin velisi Biz oluruz”.
[4811] Şu‘arâ’ 116’ya dayanarak.
Derken, o Rabbine şöyle yalvardı: “Ben artık bittim, şimdi Sen yardım et!”[4812]
[4812] Lafzen: “yenildim”. Kul “Bittim ya Rab!” derse, Allah “Yettim kulum!” der. (Krş:
71:26-27.) Bu âyetlerin Allah Rasûlü’nün “bittim noktası” olan Taif seferine yakın bir zamanda indiği hatırlanmalıdır. İnsan ne ki? İnsan biter. Gerçekten Allah yolunda bitmek ve bittim demek kusur değil bilakis meziyettir, bir hak ediştir. “Ben bittim” diyecek kadar koşan ve bunu söylemeyi hak eden kaç fâni var şu dâr-ı dünyada? Onların hepsi de bittiklerinde “Dayan kulum, Ben de yettim!” diyen bir Allah’ı yanlarında bulmuşlardır.
Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir su ile semanın kapılarını açtık;
ve toprağı fışkıran pınarlara çevirdik; ve kararlaştırılmış bir görevi gerçekleştirmek üzere su(lar) birleşti.[4813]
[4813] Hz. Nûh karada gemi yaparken zalim kavim “Hani bunun denizi” der gibisinden dalga geçiyorlardı. Hem bir kişinin yaptığı gemiden ne olurdu ki? Üstelik karada yapılan bir gemi ne kadar yükü, nereye kadar taşıyabilirdi ki?! İnkarcı kavim Allah yokmuş gibi düşünüyordu. Bu âyetler zımnen, tüm zamanların Nûh’larına şöyle sesleniyordu: Günah okyanusunda sevap adası olmak karada gemi yapmaktır. Sen karada gemini yap! Deniz lazım olursa, suların Rabbi onu senin ayağına getirir.
Ama onu (malzemesi) ahşap ve çiviler olan bir (gemi ile) taşıdık:[4814]
[4814] Geminin nitelikleriyle anılmasının, şöyle bir vurgusu olabilir: Nûh’u ve iman edenleri taşıyan, öyle olağanüstü gökten inmiş bir gemi değildi. Bildiğiniz türden ve sıradan malzemeyle yapılmış bir gemiydi. Dolayısıyla kerameti gemide değil, mü’minlerin istikametinde ve imanında arayınız!
Nükte: Nûh’un gemisinde olun da ister kaptan olun ister tayfa, ister tahta olun ister çivi. Gemi nereye giderse tayfa da tahta da oraya gider, kaptan da çivi de oraya gider.
o (gemi) gözetimimiz altında yol aldı; (bu), nankörlüğe maruz kalan (Nûh’a) verilmiş bir ödüldü.
Doğrusu Biz, bu (kıssayı) bir (ibret) delili olarak bıraktık:[4815] öyleyse yok mudur ders alan?
[4815] Hâ dişil zamiri kıssayı gösterebileceği gibi gemiyi de gösterebilir. Bu ikincisi olma durumunda mâna şu olur: “Biz bu gemiyi geridekilere bir ibret delili olarak bıraktık”.
Nitekim, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş (görün)![4816]
[4816] Vâvın “hal” anlamını tercih ederek.
Ve doğrusu Biz bu Kur’an’ı ders alınsın diye kolaylaştırdık:[4817] öyleyse yok mudur ders alan?
[4817] Zikr, hem anlamayı ve hatırlamayı hem de öğüt almayı ifade eder (Bkz:
7:3, not 4;
21:10, not 13).
‘ÂD (kavmi) de yalanlamıştı: fakat uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş, (gördüler).
Elbet Biz de onların üzerine kapkara bir günde gürültülü bir kasırga gönderdik:
insanları öyle savuruyordu ki, sanki onlar kökünden sökülmüş hurma kütükleri gibi (yere serildiler).
Fakat uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş, (gördüler).
Ve doğrusu Biz bu Kur’an’ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan?
SEMUD da bütün uyarıları yalanladı;
ve dediler ki: “Ne! Uya uya içimizden bir ölümlüye mi uyacağız?[4818] Bu takdirde biz sapıklığa ve çılgınlığa gömülmüş oluruz.
[4818] Tabiatın gizli güçlerinin sembolleri olarak niteledikleri totem ve putlarını meşrulaştırmak için “melek peygamber” talebine işaret eder... Ama bu talebin özünde insan soyundan umut kesme yatar. Bu, onların kendilerinden umut kestiklerini gösterir.
Vahiy, aramızdan bir tek ona mı indirildi? Hayır, aksine o yalanda sınır tanımayan mağrurun biri.”
(Allah dedi ki): “Onlar yarın ‘yalanda sınır tanımayan mağrur’ kimmiş bilecekler:
Unutma ki (ey Sâlih); Biz bu dişi deveyi onları sınamak için göndermiş bulunuyoruz:[4819] artık onları gözetle ve sabırlı ol!
Ve onlara suyun aralarında[4820] taksim edildiğini haber ver: her sulama nöbetleşe yapılacaktır.”
[4820] Yani kendi hayvanlarıyla Allah’ın suyunu dahi esirgedikleri dişi (ve muhtemelen hamile) deve arasında (
26:155). Canın sahibi o canı verendir. Sahipsiz deveye Allah sahip çıktı. Allah’ın suyunu Allah’ın devesinden esirgemeye kalktılar. Bu Allah’la iddialaşmak demekti. Sonunda helâk oldular. (“Allah’ın devesi”ne dair tahliller ve konuyla ilgili açıklamalar için bkz:
11:64, not 80;
22:37, not 58.)
Derken onlar, (çete başı olan) arkadaşlarını çağırdılar. Kafa kafaya verdiler… ve nihayet o, (deveyi) gaddarca boğazladı.[4821]
[4821] ‘Akara için bkz:
7:77, not 60.
Fakat, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabımın nasıl olduğunu (hiç hesaba katmadı).
Elbet Biz de onlara tek bir bela sayhası gönderdik: sonunda çürüyüp un-ufak olmuş odun talaşına döndüler.
Ve doğrusu Biz bu Kur’an’ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan?
LÛT kavmi de bütün uyarıları yalanladı.
Elbet Biz de onları bir bela fırtınasına maruz bıraktık[4822] ve seher vakti sadece Lût’un (iman) ailesini kurtardık,[4823]
[4822] Krş:
29:28-35.
[4823] Karısı bu aileye dahil olmadığı için kurtulamadı (Bkz:
11:81 ve
27:57, not 60).
katımızdan bir nimet olarak: şükredenleri Biz işte böyle ödüllendiririz.
Doğrusu (Lût) Bizim kıskıvrak yakalama gücümüze karşı onları uyarmıştı; fakat onlar bu uyarılara hep kuşkuyla yaklaştılar.
Daha beteri arzularını onun misafirleriyle tatmin etmek için onunla çekiştiler;[4824] bunun üzerine Biz de gözlerini kör ettik[4825] (ve dedik ki):“O halde azabımı da tadın, uyarılarımı da!”
[4824] Tercih ettiğimiz bu anlam için krş:
12:23, not 26.
[4825] Zımnen: Şehvet güdüleri bilinçlerini öyle kuşattı ki, gözleri hiçbir şey görmez oldu.
Maamafih, sabahleyin erkenden kalıcı izler bırakan bir azap onları kuşattı:
sonunda, uyarımın (dinlenilmemesi) halinde azabım nasıl olurmuş (gördüler).
Biz bu Kur’an’ı ders alınsın diye kolaylaştırdık: öyleyse yok mudur ders alan!
Doğrusu, Firavun yandaşlarına da bu uyarılar gelmişti.
Bütün âyetlerimizi yalanladılar: bunun üzerine Biz de, her şeye gücü yeten yüce bir güç sahibi nasıl çekip alırsa, işte öyle çekip aldık.
İMDİ, sizin kâfirleriniz şu bahsi geçenlerden daha mı değerlidir; yoksa hikmet yüklü sayfalarda[4826] dokunulmaz olduğunuz mu kayıtlı?
[4826] Zubur için bkz:
16:44, not 48 ve 26;196, not 96.
Yoksa “Biz örgütlü gücüz, galip geliriz” mi diyorlar?
Gün gelecek, birlikleri yenilip dağılacak ve arkalarını dönüp (kaçacak)lar.[4827]
[4827] Allah Rasûlü’nü teselli için olağandışı bir biçimde geleceğin önceden haber verilmesi. Tarih bu gaybî haberin aynen gerçekleştiğine şahit olmuştur.
Ne var ki onların asıl randevuları Son Saat’tir; işte o Son Saat daha dehşetli, daha acıdır.
Çünkü günahı hayat tarzı edinenler, sapıklığa ve çılgınlığa mahkûm olmuşlardır.
O gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler (ve denilecek ki): “Tadın bakalım, (değdiğinin fiyakasını bozan) cehennemin okşayışını!”[4828]
[4828] Kısa vâdeli hazları hayatın eksenine yerleştirenlere kinayeli bir hatırlatma.
ŞÜPHE yok ki Biz, her şeyi bir ölçüyle yaratmışızdır.[4829]
[4829] Yani: “ölçüyle”. İradeye bağlı eylemlerin gerçekleşmesinde iradeyi kullanmak da kaderdir.
Bizim emrimiz ise, sadece göz açıp kapamak gibi bir anlık iştir.
Nitekim, geçmişte sizinle aynı kafaya sahip toplumları yok ettik: hâlâ yok mudur ders alan?
Ve yaptıkları her şey hikmet yüklü sayfalarda kayıt altına alınmıştır;
küçük olsun büyük olsun, her ne yapmışlarsa satırlara geçmiştir.
Ne var ki, sorumluluğunun bilincinde olanlar cennetlerde ve ırmaklar arasında (mest) olacaklar:[4830]
[4830] Veya mecazen: “Hayranlık verici, akıl almaz bir ışık tayfı içinde mest olacaklar ” (Krş: Zemahşerî). Tercihimiz, Kur’an’daki cennet tasvirlerinin genel bir okumasına dayanmaktadır.
dostluk ve doğruluk tahtında… sonsuz hükümranlık ve iktidar sahibinin yüce katında…[4831]
[4831] Allah’ım! Bizi o mutlu sondan mahrum eyleme!