KENDİ aralarında neyi[5512] soruşturuyorlar?[5513]
[5512] ‘Ammenin aslı ‘an+mâ edatlarıdır. Soru mâsı harf-i cerle birleşince elif düşüp ona delâleten mime bir şedde verilir. Cümledeki normal söz dizimi yetesâelûne ‘an mâ şeklindedir. Soru edatı kural gereği başa gelmiştir.
[5513] Tefâul babında mâna hem özne hem nesneden sâdır olduğu için, “soruşturma” karşılığını tercih ettik. Kur’an eşsiz belâgatıyla Arap dilinde daha önce kullanılmamış yöntemleri kullandı. Bunlardan biri de konuya soruyla girme üslubudur.
O muazzam (olayın) müthiş haberini mi?[5514]
[5514] Nebe’ ile haber arasında fark vardır. Nebe’, “sahibi için hayatî önemi olan haber ve bildiri”dir. Buradaki en-nebeu’l-‘azîm, bağlamın da doğruladığı gibi “yeniden diriliş”tir. Bunu zımnen “göklerin manşeti” olarak da okuyabiliriz.
Ki onlar o (haber) hakkında ihtilaf ediyorlar.[5515]
[5515] Mekkelilerin yeniden diriliş konusunda kafalarının da, sözlerinin de karışık olduğunu beyan eder. Mekkeli bir azınlık ilkel bir materyalizmi (Dehrilik) savunurken, bir başka azınlık da kaynağı karanlık bir batıniliği savunur. Kelbî ve İbn Habib’in “zındık” olduklarını belirtip bir bir saydığı bu kodamanlar başta İran kökenli Mazdekizm ve Maniheizm olmak üzere kadim batıniliğin (gnostisizm) her türünden etkilenmişlerdi. İbn Abbas’a göre bu kişiler zındıklığı, düalist gnostisizmin merkezlerinden biri olan Hîre’nin Nasrânilerinden öğrenmişlerdir (Mesâlib, Beyrut, 1419, s. 68; el-Muhabbar, Beyrut, ty., s. 161). Âhireti kökten inkâr eden dehrî azınlıktı (
45:24 ve
53:27). Fakat geniş yığınların bilinç altında Hz. İbrahim’den kalma belli belirsiz bir âhiret düşüncesi vardı. Casiye 32. âyet (ayrıca
41:50 ve
18:36) bunu ifade ediyordu. Zaten bu, şefaat beklentilerinden de anlaşılabilecek bir durumdu (Bkz:
10:18)
Evet: Bir gün (gerçeği) öğrenecekler;
evet, evet: Bir gün (gerçeği nasılsa) öğrenecekler.
YERYÜZÜNÜ (sizin için) tarifsiz bir beşik kılmadık mı?[5516]
[5516] “Yeryüzü ve dağlar” (7. âyet) özgül ağırlığı olan somut ve elle tutulabilir varlıklar olduğu için innâ ce‘alnâ şeklinde doğrudan mazi fiil yerine muzarinin lem ile mazi yapılmış hali olan lem-nec‘al şeklinde gelmiştir. Buna mukabil “cinsiyet, uyku, gece ve gündüz” özgül ağırlığı olmayan gerçeklikler olduğu için 8-11. âyetlerde halaknâ ve ce‘alnâ mâzi fiilleri doğrudan kullanılmıştır. Galibiyetle uygulanan bu kuralın istisnaları da yok değildir (Mesela bkz:
77:27)
Ve dağları da (o beşiğin) kazıkları?[5517]
[5517] Lafzen: “Direkleri”. Kur’an’ın eşsiz belâgatına harika bir örnek. Yeryüzü ölçeğinde bir beşiğe dağlardan ayak yakışırdı. Bebeği insan olan bu beşiği sallayan el Allah’ın kudret eli, bu eli harekete geçiren şefkat ilâhî rahmettir. Teşbihin îmâ ettiği hakikat karşısında akıllar secdeye kapanır.
Dahası sizi çiftler halinde yarattık;[5518]
[5518] Bu özellik türün her unsurunu içerdiği için, halaka’l-insân yerine halaknâkum gelmiştir. Ezvâcen “çift olarak, çifterli” demektir. Âyet tüm yaratılmışlar âleminin çift kutupluluğuna delâlet eder. Ezvâc zımnen “zıt kutupluluk” anlamını da içerir. Zira Kur’an’da birçok yerde zıt kutupluluktan söz edilmesine rağmen, burada olduğu gibi Allah’ın eşyayı zıt kutuplu olarak (ezdâden) yarattığınden hiç söz edilmez. Bu tıpkı hayır Allah’a doğrudan izafe edilirken şerrin Allah’a izafe edilmemesine benzemektedir. Bu durumu lafzen temsil eden ezdâd yerine ezvâc kullanılması, âlemde zıtlar olarak algıladığımız şeylerin hakikatinin algıladığımızdan daha farklı olduğunun göstergesi sayılabilir. Belki bizim zıtlar gibi gördüğümüz şeyler de hakikatte biri olmadan diğeri düşünülemeyecek olan eşlerdir. Elbet işin hakikatini en iyi Allah bilir.
ve uykunuzu istirahat[5519] kıldık;[5520]
[5519] Veya, “kesinti” (el-kat’) kök anlamına istinaden: “istirahat için ara”. Fakat bu mâna, kelimenin aslî mânası değildir. Nevmekum (uykunuz) kelimesi, insan uykusuna has bir özelliği ifade etse gerektir. Bu da can ile değil insana özgü ruh ile alâkalı olmalıdır (Krş:
6:60).
[5520] 8. âyetteki çift yaratılış haleka fiiliyle, 9. âyetteki uykunun ölüm sembolü kılınışı ce‘ale fiiliyle ifade edilmiş. Halk eşyanın varoluş, tabiat, cevher ve fıtratına nisbetle, ca‘l ise eşyanın ahval, araz ve eylemine nisbetle kullanılır. Çift kutupluluk insanın cevherî özelliği, uyku ise ârazî özelliğidir. İlki ontolojik, ikincisi biyolojiktir.
ve geceyi tarifsiz bir örtü kıldık;[5521]
[5521] Gecenin örtü kılınmasının üç gerekçesi vardır: Birincisi: Gecenin koynunda yapılması gereken meşru işler için bir örtü. İkincisi: Zerdüştlüğün Karanlık Tanrısı (Ehrimen) inancını red. Üçüncüsü: Gece koruyucudur: İlk muhatapların dünyasında gece saldırmak muruete (insanlık) aykırıydı.
gündüzü de çalışma zamanı yaptık.[5522]
[5522] “Hayat” anlamına gelen me‘âş, 9. âyetteki subât’ın karşıtıdır.
Ve üzerinize yedi kat (göğü) sapasağlam bina ettik.[5523]
[5523] Lafzen sayı ifade etse de mecazen çok katmanlılığı ve çeşitliliği ifade eder.
Ve (oraya) son derece güçlü bir ışık ve ısı kaynağı yerleştirdik.[5524]
[5524] el-Vehec, bir kaynaktan neşet eden ışık ve ısı (Râğıb). Burada “güneş”.
Ve sıkılmaya hazır yağmur yüklü (bulutlardan)[5525] şarıl şarıl sular indirdik;
[5525] Veya: “(Rüzgârların) sıkıp suyunu çıkardığı (bulutlardan)”. ‘Asr (
103:1) ve u‘sıra (
12:36) hep “sıkıp suyunu çıkarmak” kök anlamından müştaktır.
ki onunla tohumlar ve bitkiler bitirelim;
dahası, salkım saçak bahçeler (yetiştirelim diye).
ŞÜPHESİZ Ayrışma Günü’nün[5526] belirlenmiş bir vakti mutlaka vardır:[5527]
[5526] Hesap Günü iman ve küfrün, iyi ve kötünün, hak ve bâtılın ayrışma günüdür. Kur’an da ayrıştırıcı bir kelâmdır (kavlun fasl,
86:13). Ayıran Söz’ü dinlemeyen “Ayrışma Günü” cevhere değil curufa ayrılır.
[5527] Kâne, sözkonusu zamanın Allah katında malum ve sabit olduğunu ifade eder. Yani, ‘Tanrı’yı kıyamete zorlamak’ isteyen haddini bilmezler boşuna çırpınırlar.
o gün sûra üflenir, derhal amacına göre taksim edilmiş topluluklar halinde (hayat alanına) çıkarsınız;
ve kapıları varmış gibi gökler açılıverir;[5528]
[5528] Veya: “Ve gökler açılıverir -ki zaten o kapılara (sahiptir)-.” Tercihimiz, kâne’nin teşbih edatı işlevine dayanmaktadır.
ve dağlar yürütülür, sanki bir serap olur.
Şüphesiz (o gün) Cehennemin gözleri yolda kalacaktır;[5529]
[5529] Veya mirsâdın mekân ismi anlamına dayanarak: “gözetleme/pusu yeri olacaktır”. Ya da mastar anlamına dayanarak: “pusuya yatacaktır”. Tercihimiz kelimenin mübalağa anlamına dayanmaktadır.
(o) haddini bilmezler için bir son duraktır;
onlar orada uzun zamanlar boyu kalacaklar.[5530]
[5530] Ahkâb, “uzun zaman” demektir. Bir hadise göre 80, İbn Abbas’a göre 300 yıldır. 40 veya 30 bin yıl diyenler de olmuştur. Hasan Basrî “süresi belirsiz” der. Bu âyetten yola çıkarak Cehennem’in sonlu mu sonsuz mu olduğu tartışılmıştır. Sonlu olduğunu savunan her mezhepten farklı âlimler başta bu âyet olmak üzere En’âm 128 ve Hûd 106-108. âyetlerini ve Allah’ın rahmetinin gazabını geçtiği ilkesini delil getirmişlerdir (Konuyla ilgili ayrıntılı bir açıklama için bkz:
2:35, not 33). Ebu Said el-Hudrî’den gelen bir hadis şöyledir: “Hesap Günü cennetlikler cennete, diğerleri de cehenneme gider. Allah şöyle der: ‘Kalbinde hardal tanesi kadar iman olanı oradan çıkarın!’ Cehennem ehli oradan çıkarılıp hayat ırmağına atılacak. Ve sonra bir çayın kenarında yeşeren otlar gibi filizlenecekler. Sen onun nasıl çimlenip filizlendiğini görmez misin?” (Buhârî; Müslim; Nesâi; İbn Hanbel).
Orada ne (yürek) serinletici bir (haber) tadacaklar,[5531] ne de (iç yangınını söndürecek) bir içecek.
[5531] Parantez içi açıklamalarımız, zâka fiilinin mecazi karşılığına dayanmaktadır.
Ancak kavurucu bir umutsuzluk ve zift gibi sıvanan buz gibi bir karanlık.[5532]
[5532] Ğassâk için bkz:
113:3, not 5.
(İnkârlarına) uygun bir karşılık…
Şu kesin ki onlar vaktiyle, hesaba çekilmeyi arzu etmiyorlardı;
üstelik âyetlerimizi de açık bir dille yalanlamışlardı;
Biz de her şeyi bir bir sayarak kayıt altına aldık.
Sonunda (onlara diyeceğiz ki): “(Büyüttüğünüz Cehennem ağacının meyvelerini) tadın; artık size tarifsiz bir mahrumiyetten başka bir şey artırmayacağız.”[5533]
[5533] ‘Azâbı çevirimizin gerekçesi için bkz:
68:33, not 29.
NE var ki, Allah bilinciyle hareket edenleri tarifsiz bir mutluluk yurdu[5534] bekliyor;
[5534] Veya mastar anlamıyla: “Kurtuluş..”
içinden su çıkan göz bebeği bahçeler,[5535] bağlar…
[5535] Hadika’yı çevirimiz için bkz:
27:60, not 62.
Dahası, dengi dengine gözalıcı eşler…[5536]
[5536] Kevâ‘ib, “yüksek, yüce, kaliteli, değerli, gözalıcı” anlamına gelen ka‘b kökünden (Mekâyîs). Sonradan Ka‘be gibi “kübik”, ka‘beyn (ayak bileği) gibi dairevî cisimler için de kullanılmaya başlanmıştır. Yalnız burada geçen kelime dişil olmadığı gibi, tek bir cinse de hamledilemez. Her iki cinsi de kapsar. “Tam denk” anlamındaki etrâb da tercihimizi doğrular.
Orada kimse ne boş bir laf ne de yalan bir söz duyacak.
(Bütün bunlar) Rabbinden, tarif(e)siz bir hesaba göre bahşedilen sınırsız bir ödül olacak:
göklerin, yerin ve o ikisi arasındakilerin Rabbi’nden; Rahmân’dan…Ve hiç kimse O’na (karşı) söz söyleme cesaretini kendinde bulamayacak;[5537]
[5537] Zımnen: Şuna neden şu kadar verdin diye hesap sorma cüretini…
o gün (insanlığa ait) bütün ruhlar[5538] ve melekler saf saf kıyama duracak; kimse ağzını açamayacak; ancak Rahmân’ın izin[5539] verdikleri müstesna; onlar da sadece doğruyu söyleyecek.[5540]
[5538] Ruh tekildir, fakat belirlilikten dolayı çoğul anlamı taşır. Tercihimiz İbn Abbas, Katâde ve Hasan Basri gibi ilk otoritelerin görüşüne dayanmaktadır (Taberî). Allahu a‘lem, bu insanoğluna dünyada üflenen ve onda fıtrat, vicdan, irade ve akıl biçimlerinde tezahür eden, ‘teveffi’ ettirildikten sonra aslî vatanında şahid olarak İlâhî huzura çıkartılacak olan ruhtur.
[5539] İzn, “kulak”a (uzn) nisbet edilir. Kulağını dikerek “izin bekleyen” veya “izni bildiren” kimseye verilen müsaadeye izn denmiştir.
[5540] Müşriklerin sapık şefaat inancını red. Tüm şefaat tasavvurları, Enbiya 28, Sebe 23, Zümer 44, Necm 26. âyetlere arz edilmelidir.
İşte bu, hakkın tecelli ettiği gündür: artık isteyen Rabbine varan bir yol tutsun!
Kuşku yok ki Biz sizi, çok yakın bir azaba karşı uyarıyoruz: o gün kişi elleriyle takdim ettiği şeylere bakacak; ve (yeniden dirilişi) inkâr eden kişi şöyle diyecek: “Âh n’olaydım, keşke bir toprak olaydım!”[5541]
[5541] Zira bu kişi, yaşarken yeniden diriliş gerçeğine inanmak yerine toprak olacağını sanmıştı