Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1366, sondan 4871. ayet; 10. sure ve Yunus Suresinin 2. ayetidir. Yunus Suresi 2. ayetinin kelime sayisi 26, harf sayısı 99 ve toplam ebced değeri ise 5908 olarak hesaplanmıştır. Yunus Suresinin toplam ebced değeri 536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (22) ل (10) ر (6) bulunuyor.
Arapça Metin
اكان للناس عجبا ان اوحينا الى رجل منهم ان انذر الناس وبشر الذين امنوا ان لهم قدم صدق عند ربهم قال الكافرون ان هذا لساحر مبين
İçlerinden bir adama insanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında kendileri için bir doğruluk makamı bulunduğunu müjdele diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler, “Bu elbette apaçık bir sihirbazdır” dediler?
Dinin temelini Allah-kul ilişkisi oluşturur, bu ilişki önce inanmak, sonra da Allah’a ibadet ve itaat etmek suretiyle kurulur; dünyada dine uygun yaşamanın, Allah katında biriken ve korunan meyveleri de âhirette devşirilir. Âyet dinin bu temel ilkesini zikrederek “Allah’ın, insanlar içinden seçtiği bir kimseye, vahiy yoluyla, bu ilkeleri içeren bir din göndermesinde, bu dini, peygamberi aracılığıyla kullarına öğretmesinde niçin şaşılacak bir taraf bulunduğunu” soruyor, daha doğrusu buna şaşılmasını yadırgıyor. Vahiy tecrübesinden habersiz olan Arap müşriklerinin, kendisine vahiy gelene kadar aklına ve ahlâkına güvendikleri bir zatı büyücülükle suçlamalarını da şaşkınlıklarının bir örneği olarak gösteriyor.
“Allah katındaki değerli yer”den maksat, itaatkâr kulların dünyadaki amellerine uygun derecedir, Allah’a mânevî yakınlıktır, çeşitli ödüllerdir. Bir başka âyette bu ödül “doğruluğun hâkim olduğu bir ortamda, hoşnut olunacak güzel bir yerde, dost meclisinde, boş sözler konuşulmayan, günah işlenmeyen, hak ve hakikat meclisinde” bulunma mânasında olmak üzere “mak‘ad-i sıdk” şeklinde ifade edilmiştir (Kamer 54:55).
Mehmet Okuyan
İçlerinden bir adama “İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında onlar için (yüksek) bir doğruluk makamı olduğunu müjdele!” diye vahyetmemiz insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler “Bu elbette apaçık bir büyücüdür”dediler!
Bir benzeri de Kamer 54:55’te geçen [kademe sıdkın] tamlaması “büyük itibar gören yüksek bir makam”, “doğruluk, sadakat kademesi, makamı”, “ileri geçen mertebe” ve “yüksek bir itibar” gibi anlamlar içermektedir. Ayette dünyada bu tür fedakârlıklar yapanların mahşerde Allah katında özel ve yüksek bir konumlarının bulunacağı yani ödül olarak cennete gidecekleri belirtilmektedir.,Benzer bir ayet için bkz. Sâd 38:4.,Benzer mesajlar: Sâd 38:4; Kâf 50:2.
Bayraktar Bayraklı
İçlerinden birine, “İnsanları uyar, iman edenlere de kendileri için Allah katında yüksek bir doğruluk derecesi bulunduğunu müjdele!” diye vahiy göndermemiz insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkâr edenler, “Bu adam açık bir büyücüdür” dediler.[189]
[189] Kadem-i sıdk/doğruluk derecesi hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, VIII, 425-426.
Erhan Aktaş
İçlerinden birine: “İnsanları uyar ve iman edenlere Rabb'leri katında gerçek üstünlük makamı olduğunu haber ver!” diye vahyetmemiz, şaşılacak bir şey mi ki gerçeği yalanlayan nankörler: “Bu apaçık bir büyücüdür.” dediler.
İçlerinden (kendi cinslerinden ve tanıyıp bildiklerinden) bir adama: "İnsanları uyar (inzar ve ikaz et) ve iman edenlere muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek ve yüksek bir makam' olduğunu müjde ver" diye vahyetmemiz, insanlara (acayip) şaşırtıcı mı geldi? Kâfirler: "Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür" deyip (peygamberi inkâr etmişlerdi.)
İnsanları korkutmak ve inananlara, gerçek bir güzel mükafat, inançlarına karşılık yücelik ve nimet verileceğini, şefaate mazhar olacaklarını müjdelemek için içlerinden bir ere vahyetmemiz, insanlara tuhaf mı geldi de kafirler, şüphe yok ki dediler, bu, apaçık bir büyücü.
Kendilerinden biri olan ve onların arasından seçtiğimiz Peygambere; “Bütün insanlığı uyar, inananlara her bakımdan ihlaslı, samimi ve dürüst olmakla, Rableri katında diğer herkesten ileri geçtiklerini müjdele” diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, Allah'tan gelen gerçekleri örtbas edenler bakın, bu peygamber “Düpedüz bir büyücüdür” derler.
Sûre; insanları peygambere çağrıyla başlar. Çağrıya uymayanlara ihtar vardır. Bu mesajla, ev-reni yaratan ve onu yöneten Allah’ın ibadete layık gerçek Rab olduğu, dünya hayatından sonra ahirette de bir hayatın olacağını ve adil bir karşılığın bulunacağını bildirir. Sûre müşriklerin Kur’ân ve peygamber karşı-sındaki tutumlarını ele alır ve onların zanlarını çürüterek Kur’ân ve peygamberin hak olduğunu ispatlar. Bu ispatını yaparken onlara meydan okur ve onların bu meydan okuma karşısındaki acziyetlerini sergiler. Ayrıca Nuh, Hud ve Yunus (as) ın devrinde yaşanmış ibret verici olaylar anlatılarak insanların hakka itibar etme-meleri durumunda bu kavimlerin karşılaştığı sonuçlarla karşılaşma durumunda oldukları belirtilir.
Ahmet Tekin
İçlerinden liyâkatli ve güvenilir bir adama:
“Bütün insanları, sorumluluk hesap ve cezayı hatırlatarak uyar ve iman edenlere, imanlarında sadâkat gösterenlere ayrılan Rableri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele” diye vahyetmemizde, insanların hayretini mûcip olacak bir şey mi var? Üstelik kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah'a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenler, kâfirler bir de:
“Bu apaçık bir sihirbazdır” diyorlar.
İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve iman edenlere Rableri katında kendileri için üstün dereceler olduğunu müjdele!" diye vahyetmemiz insanlara tuhaf mı geldi! Kâfirler: "Bu apaçık bir büyücüdür" dediler.
2.İbnu Cerir`in Abdullah bin Abbas (r.a.)`tan rivayet ettiğine göre Yüce Allah, Muhammed (a.s.)`i bir peygamber olarak gönderince cahiliye arapları bunu kabul etmediler ve: "Allah müjdeci bir peygamber gönderme(ye ihtiyaç duyma)ktan yücedir" dediler. Bunun üzerine Yüce Allah bu ayeti kerimeyi indirdi Yine onların bu yöndeki itirazlarına karşı: "Senden önce (peygamber olarak) kasabaların halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım adamlardan başkalarını göndermedik" (Yusuf: 12:109) diye buyurdu. Resulullah (a.s.) kendisinin gerçek peygamber olduğu konusunda deliller ortaya sürünce de: "Eğer bir müjdeci peygamber gönderilecek olsaydı Muhammed`den başkası buna daha lâyık olurdu dediler ve: "Bu Kur`an iki kentin birinden, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?" (Zuhruf: 43:31) diye konuştular. Allah da onlara cevap olarak: "Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar?" (Zuhruf: 43:32) diye buyurdu.
Ali Bulaç
İçlerinden bir adama: 'İnsanları uyar ve iman edenlere, muhakkak kendileri için Rableri katında 'gerçek bir makam' olduğunu müjde ver' diye vahyetmemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? İnkâr edenler: “Gerçekten bu, açıkça bir büyücüdür' dediler.
İnsanlar arasında bir er'e (Peygambere): “- İnsanları Allah'ın azâbı ile korkut ve iman edenleri de, Rableri katında yüksek dereceleri olmakla müjdele” diye vahy etmemiz, insanlar için şaşılacak şey mi oldu ki, kâfirler: “- Her halde bu, açık bir sihirbazdır.” dediler.
İçlerinden bir adama: “İnsanları uyar ve inananlara Allah katında (ahirette) yüksek makamlar olduğunu müjdele!” diye vahyetmemiz, onların tuhafına mı gitti ki, kâfirler: “Bu güçlü bir sihirbazdır” dediler.
«İnsanları kocundurasın, inanmış olanlara Tanrıları katında, gerçek dereceleri olduğunu müjdeleyesin» diye, içlerinden birine vahi ettiğimizçin, onlar şaşıyorlar mı? Kâfir olanlar: «Bu ancak bir büyüdür» demektedirler
Kendi içlerinden birine (resule): “(Bütün) insanları (kötülüklere karşı) uyar ve inananlara Rablerinin üstün sadakat makamı vereceğini müjdele!” diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti ki, (resul onlara ayetleri okuyunca) inkârcılar: “Bu (adam), muhakkak apaçık bir sihirbazdır” dediler.
İçlerinden birine, "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele" diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler: "Bu apaçık bir büyücüdür" dediler?
İçlerinden bir adama: İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında onlar için yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele, diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki, o kâfirler: Bu elbette apaçık bir sihirbazdır, dediler?
Kendilerinden bir adama: "İnsanları uyar ve inananlara Rab'leri katında önemli bir yere sahip olduklarını müjdele," diye vahyetmemiz halka garip mi geliyor? İnkarcılar, "Bu, apaçık bir büyücüdür," dediler.
İnsanları (eğri yolun sonundan) korkut, inananlara Rableri nezdindeki yüksek makamları müjdele, diye içlerinden bir adama vahyimizi göndermemiz onlara tuhaf mı geldi? Kâfirler: "Hiç şüphesiz bu besbelli bir sihirbaz." dediler.
İnsanlar için, içlerinden bir ere bütün insanları inzar et ve iyman edenleri müjdele: kendileri için rablarının nezdinde bir «kademi sıdık» var, diye vahyedişimiz hiç işitilmedik bir acîbemi oldu? kâfirler her halde bu bir sâhır dediler
«İnsanları (hakkın ukubetleriyle) korkut, îman edenlere Rableri indinde kendileri için muhakkak bir kademi sıdk olduğunu müjdele» diye içlerinden bir ere (peygambere) etdiğimiz vahy insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu ki o kâfirler: «Bu, şeksiz, şübhesiz ve apaçık bir sihirbazdır» dedi (ler)?
İçlerinden bir erkeğe: “İnsanları (azâb ile) korkut ve îmân edenlere, Rableri katında şübhesiz ki kendileri için bir 'kadem-i sıdk' (peygamberin şefâati) bulunduğunu müjdele!” diye vahyetmemiz, insanlar için şaşılacak bir şey mi oldu (da) kâfirler: “Şübhesiz bu, gerçekten apaçık bir sihirbazdır!” dedi(ler).
Kendi içlerinden bir adama, insanları uyarması ve iman edenlerin Rablerinin katında farklı bir yerlerinin olduğunu müjdelemesi için vahyetmemiz, şaşılacak bir durum mu dur? Hakikati inkâr edenler dediler ki “Bu (adam) apaçık bir sihirbazdır.”
Halkı Allah azabıyle korkutsun, mü/min olanlara, Rablerinin yanındaki yüksek mevkileri müjdelesin diye içlerinden bir kişiye vahyetmekliğimiz Mekke ahalisinin taaccübünü mü mucip oldu? Kâfirler bu, herhalde apaşikâr bir büyücülüktür, dediler.
İsmail Hakkı İzmirli Yunus Suresi 2. Ayet Açıklaması
[3] Onda asla caymak yoktur.
Kadri Çelik
İçlerinden birine, “İnsanları uyar ve iman edenlere, Rableri katında yüksek bir doğruluk makamı olduğunu müjdele” diye vahyetmemiz, insanların tuhafına mı gitti ki küfre sapanlar, “Bu apaçık bir büyücüdür” dediler?
İçlerinden bir adama şöyle bir mesaj göndermemiz, insanların tuhafına mı gitti: “İnsanlığı, zalimler için hazırlanan cehennem azabıyla uyar ve iman edenlere müjdele; Rab’lerinin katında doğruluk ve erdemliliklerinin ödülü olarak, cennetin en yüce makâmı, yani ebedî nimetler ve gerçek izzet, şeref ve üstünlük onların olacaktır!”Fakat kâfirler, Kur’an’ın kitlelerce benimsenmesini engellemek için, “Hiç kuşkusuz, okuduğu o büyüleyici sözlerle vicdanları sarsıp derinden etkileyen bu adam, besbelli ki, bir büyücüdür. Yoksa, okuma yazması dahî olmayan bir insanın dudaklarından, böylesine harikulade sözlerin dökülmesi başka türlü izah edilemez.” diyorlar. Böylece, Kur’an’ın insanüstü bir kaynaktan geldiğini itiraf ediyor ama Allah’tan geldiğini inkar ediyorlar. Çünkü kibir ve inatçılıkları onları imandan alıkoyuyor. Zira, Allah’ın insan hayatını düzenleme yetkisine inanmak ve bu imana göre hayatı yeni baştan kurmak, hiç mi hiç işlerine gelmiyor. Oysa Yaratan, yarattığına müdâhale etmez mi?
“İnsanlar’ı uyar; onlar için rabb’leri katında doğruluk kademesi olduğunu iman edenlere müjdele!” diye kendilerinden bir adama vahyetmemiz İnsanlar için şaşılası oldu, öyle mi?
Kâfirler dedi ki:
-“Bu, açıkça bir sihirbaz!”.
Bizim insanlara, insanları uyarması ve îman edenlere de Rab’leri katında özel itibarları1 olduğunu müjdelemesi için kendilerinden bir erkeğe2 vahyetmemiz, şaşılacak bir şey mi de kâfirler “şüphesiz (bu adam) apaçık bir büyücüdür”, dediler.3
1 Kadem-i Sıdk: Kadem kelimesi “kıdem”’ ile eş anlamlıdır ve bir işte öne geçmek, başkalarının önüne geçmek, iyilik yönüyle derece ve rütbe sahibi olmak anlamlarına gelir. “Falanın hayırda bir kademi vardır” demek “bir mertebesi vardır” demektir. Kadem-i Sıdk’ı müfessirlerin çoğunluğu; amel-i salih, yüksek makam şeklinde anlamışlardır. Fakat âyetin devamından ve Kat’ade’den gelen rivayete göre Kadem-i Sıdk’tan kastedilen, Hz. Muhammed (a.s)’ın şefaati olduğu açıktır. Yani Kadem-i Sıdk; Efendimizin Allah katındaki yakınlığı, şefaat makamı ve muttakilerin cennetlerde Allah katında bulunan “mak’adı sıdk”a (Kamer: 55) girmeleri için önlerine düşen delil olmasını ifâde eden bir özel isimdir. Yani Allah’ın bu Kitabı vahyettiği Muhammed’in (a.s) Allah katında öyle yüksek bir makamı vardır ki huzur-ı ilâhîde Müslümanlar için şefaat edecek ve önlerine düşüp cennetlere ulaşmalarına rehberlik edecektir. (Elmalılı)2 Buradan; kadınlardan Peygamber gönderilmeyeceği anlaşılmaktadır. Bu sebeple de bu ifâdeyi hümanist kaygılarla “adam, kişi ve insan” şeklinde tercüme etmek doğru değildir. Zira Arapçada bu üç kelimeyi de ifade eden kelimeler mevcuttur. Kâfirler Melekleri de hep kadın olarak hayal ediyorlardı. Melekleri ve Peygamberleri gönderen, Allah olduğuna göre, onları nasıl isterse, öyle gönderir. Zâten Allah, Cebrâil’i, Efendimize ve Hz. Meryem’e, bazı melekleri de Hz. İbrahim ve Hz. Lût’a erkek şeklinde gönderdiği gibi Peygamberleri de hep erkek olarak göndermiştir. Peygamberimize kadar gelen peygamberlerin tamamının erkek olması ve kadın peygamber gönderilmediğine göre bu konunun tartışılması anlamsızdır. Kadından peygamber olabileceğini söyleyen Eş’arilerin de kadın peygamber gönderilmediğini ifade etmeleri bunun teorik bir tartışma olduğunu göstermektedir. Allah’ın gönderdiği tüm Peygamberlerin erkek oldukları ile ilgili olarak Bk. (Nahl: 43, Yûsuf: 109, Enbiyâ: 7)3 Tarih boyunca kâfirler vahye, büyü; vahyi duyuranlara ise, büyücü veya meczup demişlerdir. Zîrâ onlar her olağanüstü şeyi büyü zannederler veya büyü yaftası yakıştırarak hakkı örtmeye çalışırlar.
Muhammed Esed
Kendi içlerinden birine, 3 “Bütün insanlığı uyar; imana erişenlere, her bakımdan içtenlikli ve dürüst olmakla Rablerinin katında öteki herkesten ileri geçtiklerini 4 müjdele” diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti? [Yalnızca] hakkı inkar edenler, “Bakın, bu (adam) düpedüz bir büyücü!” 5 derler.
Aralarından bir kişiye, ‘İnsanları uyar, iman edenlere Rableri katında büyük bir itibar ve yüksek makamlar olduğunu müjdele!’ diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti ki, gerçeği örtbas eden kâfirler “bu düpedüz bir sihirdir”, diyorlar. 7/63, 14/44, 34/43, 54/24
Ne yani, kendi aralarından bir insan evladına: “İnsanları uyar; iman edenlere Rableri katında yüksek bir itibar kazanacakları müjdesini ver!” diye vahyetmemiz, insanların garibine mi gitti?[1564] Küfre gömülüp gidenler (bir de utanmadan) “Dikkat edin! Bu var ya bu, düpedüz bir sihirbazdır!”[1565] dediler.
[1564] Zımnen: İman Allah’a sadâkat yarışında ipi göğüslemektir. Kâne nâkıs fiilinin olaya delâlet etmeyip sadece zamana delâlet ettiğini kabul eder de li’n-nâsideki lâm edatını kâneye değil de ‘acebene ilişkin görürsek, edat ‘acebene geçişlilik anlamı verir. Bu durumda anlam şöyle olur: “…insanları acayipleştirdi mi?” Eğer kânenin haberi olarak ‘acebeni, ismi olarak da evhaynayı alırsak, o zaman da anlam şöyle olur: “…diye insanlara vahyetmiş olmamız bir gariplik midir?”
[1565] Parantez içi açıklamanın, bağlaçsız ve edatsız bir şekilde yukarıdaki cümlelerin peşinden gelen bu ibarenin zımnî vurgusu olduğunu düşünüyoruz. İnkârcı Mekkeliler, aralarında yaşayan ve ittifakla el-emin (güvenilir kişi) adını verdikleri rasûlün geçmiş hayatından sihri andıran bir tek örnek gösterememişlerdir. Allah Rasûlü’ne “sihirbaz” iftirasını atanların gösterebildikleri tek gerekçe “O, kişiyle ebeveyninin, akrabasının, kavminin arasını ayırıyor” şeklindeydi (İbn Hişam, es-Sîra II, 132). 19. âyetin, bu ithama îmâ yoluyla cevap verdiğini düşünebiliriz. Söz konusu 19. âyet, aynı anne-babadan türeyen insanların farklı görüşlerde olmasının ilâhî yasa gereği olduğunu dile getirerek, müşriklerin Allah Rasûlü’ne sihirbaz iftirası atarken getirebildikleri “ebeveynle evladın arasını ayırıyor” delilini çürütüyordu.
Ömer Nasuhi Bilmen
Nâsı korkut ve imân edenleri müjdele ki, süphesiz onlar için rabbileri indinde bir kademe sıdk vardır diye onlardan bir erkeğe vahyetmiş olmamız, nâs için taaccüb edilecek bir şey mi oldu ki, kâfirler, «Bu şüphe yok ki bir apaçık sahirdir,» dediler.
“İnsanları uyar! Müminlere, Rab'lerinin üstün sadakat makamı vereceğini müjdele! ” diye içlerinden bir insana vahyetmemiz insanların çok mu tuhafına gitti? Onun için mi kâfirler: “Besbelli ki bu, sihirbazın teki! ” dediler. [38, 4; 64, 6; 7, 69; 18, 2 - 3]
İçlerinden bir adama: "İnsanları uyar ve inananlara, Rableri katında kendileri için bir doğruluk kademesi bulunduğunu müjdele!" diye vahyettiğimiz, insanlara tuhaf mı geldi? kafirler: "Bu, apaçık bir büyücüdür." dediler.
İçlerinden bir kişiye: “İnsanları uyar ve inanıp güvenenlere, özü sözü doğru kişiler sınıfına çıkma müjdesi ver” diye vahiy etmemiz onlara çok mu tuhaf geldi ki ayetleri görmezlikten gelenler (kâfirler): “Bu, tam bir büyücüdür” dediler?
İşte bunlar hikmetli kitabın ayetleridir. İçlerinden bir adama:-İnsanları uyar, iman edenlere Rab'leri katında yüksek makamlar olduğunu müjdele! diye vahyetmemiz insanların tuhafına mı gitti ki, kafirler:-Bu açıkça bir büyücüdür, dediler?
İçlerinden bir adama “İnsanları uyar; iman edenleri de Rableri katındaki doğruluk makamı ile(2) müjdele” diye vahyedişimiz tuhaflarına mı gitti de o kâfirler “Bu düpedüz bir büyücü” dediler?
(2) Âyette geçen deyim kadem-i sıdk’tır. Buna, kişinin evvelce işlediği ve Rabbinin katında kaydedilmiş bulunan iyi işler, hayırda öne geçme, Allah katında ezelde takdir olunmuş yüksek bir makam gibi anlamlar verilmiştir. Bir yoruma göre de bu makam, Peygamberimizin şefaat makamıdır.
Yaşar Nuri Öztürk
"İnsanları uyar, iman edenlere de kendileri için Allah katında yüksek bir doğruluk derecesi bulunduğunu müjdele" diye içlerinden bir er kişiye vahiy göndermemiz, insanlara şaşırtıcı mı geldi? Küfre batanlar: "Bu adam açık bir büyücüdür." dediler.
‘Aceb mi oldı ḫalḳa vaḥy eyledügümüz bir kişiye özlerinden ki ḳorḳut ḫalḳıTañrı ‘aẕābından, daḫı beşāret eyle mü’minlere ki anlara yüce menzilelervardur Tañrıları ḳatında. Kāfirler eyitdiler: Taḥḳīḳ bu āşikāre siḥrdür.