Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 5205, sondan 1032. ayet; 64. sure ve Teğabun Suresinin 6. ayetidir. Teğabun Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 82 ve toplam ebced değeri ise 7436 olarak hesaplanmıştır. Teğabun Suresinin toplam ebced değeri 78629 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Arapça Metin
ذلك بانه كانت تأتيهم رسلهم بالبينات فقالوا ابشر يهدوننا فكفروا وتولوا واستغنى الله والله غني حميد
Bu, peygamberlerinin, onlara apaçık mucizeler getirmeleri ve onların da, “(Bizim gibi) insanlar mı bizi doğru yola iletecekmiş?” deyip de inkâr etmeleri ve yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını göstermiştir. Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye lâyıktır.
Böylece ilk beş âyette veciz bir anlatımla Allah-evren-insan arasındaki ontolojik ve ahlâkî bağı doğru bir şekilde kurabilmeyi sağlayacak ufuklar açılarak önce İslâm inançları teorisinin üç temel konusundan birincisini oluşturan ulûhiyyet (Allah’ın varlığı ve sıfatları) konusunun altı çizilmiştir. 6-10. âyetlerde ise diğer ikisi yani nübüvvet (peygamberlik, vahiy) ve âhiret konuları üzerinde durulmaktadır. 6 ve 7. âyetlerde peygamberleri, onların bildirdiklerini ve özellikle öldükten sonra diriltilme gerçeğini inkâr etmenin inkârcılara bir şey kazandırmadığı, Cenâb-ı Allah’a da bir şey kaybettirmediği, ama bir süre sonra onların bütün bu yaptıklarını bir bir önlerinde görecekleri ifade edilmekte; buna bağlı olarak 8. âyette Kur’an’ın muhatapları Allah’a, peygamberine ve O’nun indirdiği ışığa (Kur’an’a) iman etmeye çağrılmaktadır. 9. âyette haşir gününde gerçek anlamda kâr ve zararın ortaya çıkacağına değinilmekte ve iman edip erdemli davranışlarla ömrünü iyi değerlendirenlerin âhirette kavuşacakları mükâfat hatırlatılmaktadır. 10. âyette ise inkâr eden ve Allah’ın âyetlerini yalan sayanların acı âkıbetini gösteren bir uyarı yapılmaktadır.
İnkârcıların peygamberlerin çağrısını kabul etmemekte haklı olduklarını ispat için sık sık kullandıkları argüman 6. âyette, “Bir beşer mi bizi doğru yola çıkaracak!” şeklinde özetlenmiş olup birçok âyette bu delilin çürüklüğü ortaya konmuştur (meselâ bk. İbrâhim 14:10-11; Kehf 18:110; Mü’minûn 23:24, 33; Furkan 25:7). Bu âyetin “Allah da muhtaç olmadığını gösterdi” şeklinde çevrilen kısmı, “Onların imanına ve kulluğuna muhtaç olmadı, muhtaç olmadığını gösterdi”, “Gücü yettiği halde onları imana zorlamadı” ve “Ortaya koyduğu açık ve kesin kanıtlarla yetinmek ve onları zorlamamak suretiyle kemalini gösterdi” gibi mânalarla açıklanmıştır (Zemahşerî, IV, 105; Şevkânî, V, 271). Müfessirlerin genel kanaatine göre 8. âyetin “İndirdiğimiz vahiy ışığına iman edin” diye çevrilen cümlesinde geçen “nûr” kelimesinden maksat Kur’an-ı Kerîm ve onun içeriğidir (Taberî, XXVIII, 121; İbn Atıyye, V, 319).
9. âyette geçen yevmü’t-tegābün tamlaması “kayıp ve kazancın ortaya çıkacağı gün” şeklinde tercüme edilmiş olup buradaki tegābün kelimesi hakkında geniş açıklamalar yapılmıştır. Bu kelimenin kökü olan gabn (gabn, gaben) masdarı sözlükte “gizlemek, unutmak, hata etmek, zayıf olmak ve aldatmak” gibi mânalara gelir. Fıkıh terimi olarak gabin de, iki tarafa borç yükleyen akidlerde edimler arasındaki dengesizliği, özellikle satım sözleşmesinde satım parasıyla satılan malın piyasa değeri arasında belirgin bir fark bulunmasını ifade eder. Tegābün kelimesi Arapça’da genellikle iki veya daha fazla kişinin karşılıklı fiillerini anlatmak için kullanılan “tefâül” kalıbındadır. Bu sebeple daha çok “birbirini aldatmak” yahut “hem aldanmak hem aldatmak” mânalarıyla açıklanmıştır. İbn Atıyye ise burada bu kalıbın karşılıklı bir durumu değil, –“tevazu” kelimesinde olduğu üzere– fiilin konusundaki çokluğu ve yoğunluğu belirtmek için kullanıldığı kanaatindedir. Birçok müfessir –“doğruya karşılık sapkınlığı satın alanlar” şeklindeki (Bakara 2:16) tasvirden de yararlanarak– burada inkârcı ve münafıkların imanı küfür ile, âhireti de dünya ile değişmelerindeki yanlışlık ve aldanmaya bir telmih bulunduğu yorumunu yapmıştır. Bazılarına göre bu kelimeyle, hesap gününde eşyanın dünyadaki miktar ve değerinden farklı görüneceği anlatılmaktadır. Başka bir yoruma göre burada kastedilen şudur: Bazılarının “Allah’a verdikleri sözü düşük bir bedelle satmaları”, “Allah’ın müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın alması” (Tevbe 9:111) gibi Kur’an’da mânevî anlamda alışveriş lafzının kullanıldığı durumların gerçek kârlılık yönü yani kimin kazanıp kimin kaybettiği o gün ortaya çıkacaktır (başka yorumlarla birlikte bk. İbn Atıyye, V, 319; Râzî, XXX, 24-25; Elmalılı, VII, 5028-5030). Bu izahları ve bağlamı dikkate alarak, anılan tamlamayı “kayıp ve kazancın ortaya çıkacağı gün” şeklinde çevirdik.
Mehmet Okuyan
(O azabın sebebi) onlara elçilerin apaçık deliller getirmeleri fakat onların “Bir insan mı bizi doğru yola ulaştıracakmış?” demeleriydi. İnkâr etmiş ve yüz çevirmişlerdi. Allah da zengin (ihtiyaçsız) olduğunu göstermişti. Allah zengindir, [hamd]e (övgüye) layık olandır.
İnsan olan bir peygamberle alayla ilgili bkz. Hûd 11:27; İbrâhîm 14:10-11; İsrâ 17:94; Enbiyâ 21:3, 36; Mü’minûn 23:24, 33-34, 47; Furkân 25:41; Şu‘arâ 26:154, 186; Yâsîn 36:15; Sâd 38:8; Kamer 54:24-25.
Bayraktar Bayraklı
Bunun sebebi şudur: Onlara peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi, fakat onlar, “Bir beşer mi bizi doğru yola götürecekmiş?” dediler, inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir; övgüye lâyıktır.
İşte bu, resûlleri kendilerine açık kanıt içeren bilgilerle geldiklerinde: “Bir beşer mı bizi doğru yola iletecek?” diyerek, gerçeği yalanlayarak yüz çevirdiler. Allah'ın onların inanmalarına ihtiyacı yoktur. Allah, Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan'dır, Övgüye Değer Yegâne Varlık'tır.
Bu şundandır; elçiler kendilerine apaçık belgelerle geldiği halde "bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?" demeleri ve bu yüzden inkâr edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Ğaniy'dir, Hamîd'dir (sınırsız zengin, övgüye ve şükre layık olandır).
Bu da, peygamberlerinin, apaçık delillerle onlara geldikleri halde onların, bir insan mı bize doğru yolu gösterecek deyip de kafir olmalarından ve yüz çevirmelerindendir ve Allah da onlardan müstağni olduğunu göstermiştir ve Allah, müstağnidir ve hamde layık, odur.
Bu dünya ve ahiret azabına uğramaları; kendilerine apaçık belgelerle peygamberler geldiği halde onların “Bize bir insan mı doğru yolu gösterecek?” demeleri ve yüz çevirip inkâr etmelerindendir. Şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, Allah'ın hiçbir şeye ve kimseye ihtiyacı yoktur, eksiksiz övgülere layıktır.
Bu, Rasullerinin kendilerine açık seçik delillerle gelmeleri, onların da:
“Bir insan mı, bize doğru yolu gösterecek.” diyerek, inkârda ısrar etmeleri ve imandan yüz çevirmeleri, güç ve iktidarlarını kullanarak, halkı istedikleri istikamette yönlendirmeleri sebebiyledir. Allah, kendisinin hiçbir şeye muhtaç olmadığını onlara gösterdi. Allah zengindir, övgüye, şükre lâyıktır.
Bu, peygamberleri onlara apaçık delillerle geldiğinde onların: "Bir insan mı bizi doğru yola iletecek?" diyerek inkâr etmeleri ve arkalarını dönmeleri yüzündendir. Allah da hiçbir şeye ihtiyacının olmadığını gösterdi. Allah bir şeye ihtiyacı olmayan, hamde lâyık olandır.
Bu, kendilerine apaçık belgelerle elçiler geldiği halde 'bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?' demeleri ve bu yüzden inkâr edip saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da (onlara karşı) müstağni olduğunu (hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Allah Ğani'dir, Hamid'dir.
Çünkü, onlara peygamberleri mucizelerle geliyordu da onlar: “-Bizi bir insan mı yola getirecek? deyib inkâr etmişler ve yüz çevirmişlerdi. Allah da (değil onların imanına), hiç bir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah hiç bir şeye muhtaç değildir, hamd edilmeğe lâyıktır.
Çünkü peygamberler, onlara mucizeler ile geldiler. Onlar: “İnsanlar mı bize yol gösterecek?” dediler, inkâr ettiler ve sırt çevirdiler. Allah da onlara muhtaç olmadığını bildir(erek onları boş ver)di. Şüphesiz Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir. O, bütün hamd ve kemalata sahiptir.
Andan ötürü ki, onlara belgelerle peygamberler gelmişti; dediler ki: «Bizi bir insan mı doğru yola iletecek?»; Küfrettiler, yüz çevirdiler, Allah hiçbir şeyin yoksulu değil, Allah zengin, Allah öğülmüş
Çünkü onlara resulleri apaçık delillerle gelmişti de onlar: “Bizi bir insan mı yola getirecek?” diyerek inkâr etmiş ve yüz çevirmişlerdi. Allah da (yaptıkları yüzünden onları helak ederek), imanlarına ihtiyacı olmadığını göstermişti. Çünkü Allah her bakımdan sınırsız zengindir (kimsenin imanına ihtiyacı yoktur), her türlü övgüye ve şükre lâyık Olandır.
Bu, kendilerine peygamberleri belgelerle geldiğinde: "Bizi doğru yola bir insan mı eriştirecek?" diyerek inkar edip gerçeğe yüz çevirmelerinden ötürüdür. Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını ortaya koymuştur. Allah müstağnidir, övülmeğe layık olandır.
(O azabın sebebi) şu ki, onlara peygamberleri apaçık deliller getirmişlerdi, fakat onlar: Bir beşer mi bizi doğru yola götürecekmiş? dediler, inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, hamde lâyıktır.
Çünkü, elçileri onlara apaçık kanıtlarla gidiyorlar ve onlar ise, "Bize doğru yolu bir insan mı gösterecek?" diyorlardı. Böylece inkar edip yüz çeviriyorlardı. ALLAH hiç bir şeye muhtaç değildir. ALLAH Zengindir, Övülendir.
Böyledir, çünkü onlara peygamberleri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar: "Bir insan mı bize yol gösterecek?" dediler ve yüz çevirdiler. Allah da muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmeye lâyıktır.
Çünkü onlara Peygamberleri beyyinelerle geliyordu da onlar bizi bir beşer mi yola getirecek? Deyip küfr etmişler ve aksine gitmişlerdi, Allah da müstağni olduğunu gösterdi, öyle ya Allah ganîdir hamîddir
Bu, şu hakıykat yüzündendir : Peygamberleri onlara apaçık mu'cizeler getiriyorlardı da onlar «Bizi insan mı doğru yola götürecekmiş?» demişlerdi. Bu suretle küfretmişler, arka dönmüşlerdi. Allah ise hiçbir şey'e muhtâc olmadığını göstermişdi. Allah her şeyden müstağnidir, her hamde (ancak O) lâyıkdır.
Bunun sebebi şudur: Şübhesiz onlara peygamberleri mu'cizelerle geliyorlardı da(onlar): “Bize bir insan mı doğru yolu gösterecek?” diyorlardı. Böylece inkâr ettiler ve yüz çevirdiler; Allah da (hiçbir şeye) muhtaç olmadığını gösterdi. Çünki Allah, Ganî (hiçbir şeye muhtaç olmayan)dır, Hamîd (hamd edilmeye yegâne lâyık olan)dır.
Bu acıklı azap, elçilerin açıklayıcı deliller getirmelerinden sonra “Bizi bu insanlar mı doğru yola ulaştıracak?” demişler sonra elçilerin getirdiklerini inkâr etmişler ve gelen doğrulardan yüz çevirmişler. Allah onların (kulluğuna) muhtaç değildir ve Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve övülmesi gereken de yalnızca O’dur.
Şu sebeptendir ki peygamberleri onlara açık mûcizeler getirmişlerdi. Onlar ise, «— İnsanlar mı bizi hidayete erdirecek?» dediler de kâfir oldular, hak/tan yüz çevirdilerdi. Allah imanlarından istiğna gösterdi de onları helâk etti. Allah her şeyden müstağnidir. Her fiilinde övülmüştür.
Bu, kendilerine apaçık belgelerle peygamberler geldiği halde onların, “Bizi bir beşer mi hidayete ulaştıracak?” demeleri ve bu yüzden küfre saparak yüz çevirmeleri nedeniyledir. Allah da hiç bir şeye ihtiyacı olmadığını gösterdi. Allah zengindir, her türlü övgüye layıktır.
Evet, zâlimlerin sonu böyle oldu; çünkü kendi içlerinden seçilmiş olan Elçileri, onlara apaçık bilgi ve delillerle tekrar ve tekrar geldikleri hâlde onlar her defasında, “Bizim gibi fâni bir insan mı bize doğru yolu gösterecek?” diyerek hakîkati inkâr edip yüz çevirmişlerdi. Bunun üzerine Allah, onları cezalandırıp hidâyetten mahrum bırakarak, hiçbirinin kulluk ve ibâdetine muhtaç olmadığını gösterdi. Çünkü Allah, hiç kimseye ve hiçbir şeye muhtaç değildir, gerçek anlamda yüceltilmeye, şükredilmeye ve övülmeye lâyık olan, sadece Odur.
Bu şu sebepledir ki onlara rasûlleri Beyyineler / Açık Belgeler ile geliyorlardı; derken “Bize bir beşer mi yol gösterecek?” diyorlardı.
Böylece inkâr ettiler; yüz çevirdiler.
Allah da müstağnî / yeterli olduğunu gösterdi. Allah hamîd ganiyydir.
İşte bu, Peygamberleri kendilerine apaçık mûcizeler getirir getirmez onların, “bize bir beşer mi hak yolu gösterecek?” diyerek küfre sapıp (hak’tan) yüz çevirmeleri sebebiyledir. Allah onlara asla muhtaç değildir. Çünkü Allah, hiç bir şeye muhtaç olmayan ve daima övülmeye layık olandır.
böyledir, çünkü onlara elçileri hakikatin bütün kanıtları ile defalarca geldiler, 5 ancak onlar [her defasında]: “Yalnızca ölümlü insanlar mı bizim rehberimiz olacak?” 6 şeklinde cevap verdiler. Böylece hakikati inkar ettiler ve ondan uzaklaştılar. Ama Allah [onlara] muhtaç değildi: çünkü Allah Kendine yeterlidir, övgüye layık olandır.
Çünkü onlara elçileri hakikatin apaçık belgeleri ile gelmişler onlar da; “Bize bir beşer mi yol gösterecek” demişler ve inanmayarak yüz çevirmişlerdi. Allah da onları helak ederek hiç kimseye muhtaç olmadığını gösterdi. Zira Allah hiç kimseye muhtaç olmayan ve tüm övgülere layık olandır. 14/9...12, 18/110, 41/6
Böyledir, çünkü elçileri kendilerine hakikatin apaçık belgeleriyle gelmiş, fakat onlar “Bize ölümlü biri mi yol gösterecek?”[5131] demişlerdi. İşte böylece küfre saptılar ve (haktan) yüzçevirdiler. Ama Allah (kimseye) muhtaç değildi: zira Allah kendi kendine yetendir, tüm övgülere layık olandır.
Mustafa İslamoğlu Teğabun Suresi 6. Ayet Açıklaması
[5131] İnsana güvensizlik üzerine oturan her inanç ve düşünceyi mahkûm eden bir âyet. Zımnen: O kadar kirlendiler ki, kendi kirlenmişliklerine bakıp insan soyundan umut kestiler. Onun için insandan bir elçiyi güvenilmez buldular. Sözün özü: İyilerin yaptığı en büyük iyilik, iyilikleriyle bizzat insan soyuna olan güveni artırmalarıdır. Elçilerin misyonu budur. Kötülerin yaptığı en büyük kötülük, kötülükleriyle insan soyuna olan güveni zedeleyip insanlığın yüz karası olmalarıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Şundan dolayı ki, şüphe yok onlara Peygamberleri beyyineler ile gelir olmuşlardı da onlar: «Bir beşer mi bizi doğru yola iletecek?» demişler, sonra kâfir olmuşlar ve yüz çevirmişlerdi. Allah da (onlardan) müstağni olmuştur. Ve Allah bihakkın ganîdir, hamîddir.
Böyle oldu. . . Çünkü peygamberleri onlara açık açık delillerle geldiler. Fakat bunlar: “Bizim gibi bir beşer mi bize yol gösterecekmiş! ” dediler. Onların nübüvvetlerini inkâr edip, sırt çevirdiler, Allah da müstağnî olduğunu açıkladı. Gerçekten Allah ganîdir, hamîddir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, bütün övgülere lâyık olan O'dur).
Çünkü onlara elçileri, açık deliller getirirlerdi, fakat onlar, "Bir insan mı bize yol gösterecek" deyip inkar ettiler ve yüz çevirdiler. Allah da (hiçbir şeye) muhtaç olmadığını gösterdi. Allah zengindir, övülmüştür.
Bunun sebebi şudur: Elçileri açık belgelerle gelmişti. Onlar ise “Bu adamlar mı bizi yola getirecek?” deyip ayetleri görmezlikten gelmiş, yüz çevirmişlerdi. Allah’ın kimseye ihtiyacı olmaz. Varlıklı olan, her yaptığını güzel yapan O’dur.
Bu, peygamberleri onlara apaçık delillerle getirdiklerinde:-Bize bir insan mı yol gösterecek? demeleri sebebiyledir. Nankörlük ettiler ve yüz çevirdiler. Allah'ın ihtiyacı yoktur. Allah, zengindir, hamde layıktır.
Çünkü peygamberleri onlara apaçık deliller getirdiğinde, “Bize bir beşer mi yol gösterecek?” demişlerdi. Onlar inkâr edip yüz çevirdiler; oysa onların imanına Allah'ın ihtiyacı yoktu. Gerçekte Allah hiçbir şeye muhtaç değildir; bütün âlemlerin övgüleri de Ona aittir.
Bu böyledir. Çünkü resulleri onlara apaçık deliller getirip dururken onlar: "Bir insan mı bize kılavuzluk edecek?!" deyip küfre saptılar ve yüz çevirdiler. Ve Allah hiçbir şeye muhtaç olmadığını gösterdi. Allah, sınırsız zenginliğin, sonsuz övgülerin sahibidir.