Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 6213, sondan 24. ayet; 109. sure ve Kâfirûn Suresinin 6. ayetidir. Kâfirûn Suresi 6. ayetinin kelime sayisi 4, harf sayısı 15 ve toplam ebced değeri ise 324 olarak hesaplanmıştır. Kâfirûn Suresinin toplam ebced değeri 3832 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır.
Tevhid ilkesinin sembolü olarak Mekke döneminin ilk yıllarında inen bu sûrede Mekkeli müşriklerin şahsında bütün putperestlere ilân edilmek üzere iman ile şirkin ayrı şeyler olduğu, bu iki inanç sistemi arasında bir benzerlik bulunmadığı, dolayısıyla ikisinin birlikte bulunmasının, iki inanç arasında bir uzlaşmaya gidilmesinin mümkün olmadığı kesin olarak ifade edilmiştir. Bazı müfessirlere göre 2-3. âyetlerde, gelecekte Hz. Peygamber’in müşriklerin taptığına tapmayacağı, onların da Hz. Peygamber’in taptığına tapmayacakları ifade edilmiş; 4-5. âyetlerde ise halihazırda da onların tutumlarının farklı olmadığı bildirilmiştir. Ancak Şevkânî bu yorumu reddetmekte, 4-5. âyetlerin 2-3. âyetlerdeki gerçeği pekiştirdiğini söylemekte; bu tekrarlara dil kurallarından ve Arap şiirinden örnekler getirmekte, Hz. Peygamber’in hadislerinde de benzer tekrarların bulunduğunu ifade etmektedir (bk. V, 599-600). Bizim tercihimiz de bu yöndedir. Zira 2-3. âyetlerde Hz. Peygamber’in şahsında müminlerin sadece bir Allah’a kulluk etmeleri emredilmiş, Allah’a ortak koşanlarla gerek inanç gerekse ibadet bakımından hiçbir şekilde benzerliklerinin bulunmadığı vurgulanmıştır. 4-5. âyetlerde ise Hz. Peygamber’i kendi dinlerine döndürmek isteyen putperestlerin ümidini kırmak maksadıyla söz tekrar edilmiştir. “Sizin dininiz size, benim dinim banadır” şeklinde tercüme ettiğimiz 6. âyet, daha geniş kapsamlı ve daha vurgulu bir şekilde önceki âyetleri tekit eder ve bu iki din arasında uzlaşmanın olamayacağını gösterir. Zira bu iki dini uzlaştırmak, hak ile bâtılı uzlaştırmak anlamına gelir. Son âyetten din, vicdan ve ibadet özgürlüğünün esas olduğu, kimsenin herhangi bir dine girmeye zorlanamayacağı anlamının da çıkarılabileceğini düşünen bir kısım müfessirler bu âyetin müşriklere karşı savaşılmasını emreden âyetle (bk. Tevbe 9:36) neshedildiğini yani hükmünün kaldırıldığını ileri sürmüşlerdir. Ancak bizim de katıldığımız görüşe göre âyetin hükmü kaldırılmamıştır; çünkü burada bir emir veya yasak değil, bir vâkıanın tesbiti ve ifade edilmesi (haber) söz konusudur; haber ise Allah’tan olduğu için gerçektir, hükmü değişmez (bk. Şevkânî, V, 600). Bu âyet, bir vâkıa tesbiti olduğu ve müslümanların zayıf durumda bulundukları bir dönemde indiği için ondan din ve vicdan özgürlüğü anlamının çıkarılamayacağı da düşünülebilir. Kuşkusuz İslâm’da din, vicdan ve ibadet özgürlüğü vardır; ancak bu özgürlükler Medine döneminde inen âyetlerde ifade edilmiş, müslümanların hâkim oldukları zaman ve mekânlarda uygulanmış, hayata geçirilmiştir.
1- Din kavramı; Kur'an'da, inanç sistemi, yaşam biçimi, toplumsal düzen, yasa, hesap, karşılık/ceza vb. anlamlarda kullanılmıştır. Din, öncelikli anlamı itibariyle, yaşamı düzenleyen ilke ve kuralların referans alındığı değerler demektir. Kur'an'a göre, “yaşamı” düzenlemede vahyin değerlerini referans almayan her düşünce ve inanç küfürdür. Keza insanlar; yaşamlarını, düzenlerini hangi değerleri referans alarak belirliyorlarsa, referans aldıkları değerler onların dinidir. (Örneğin 3:73; 6:70; 7:51; 76; 26) Kur'an, nasıl ki Mekkeli müşriklerin cahiliye değerlerini referans alan düzenlerini, sistemlerini din olarak tanımlıyorsa; günümüzün Kur'an'ı referans almayan bütün düzen ve sistemleri de “birer dinidirler.” Ancak şu gerçek göz ardı edilmemelidir: Allah, Kur'an'î değerleri referans almak koşulu ile yaşadığımız hayatı düzenlemeyi insana bırakmıştır: Nasıl bir yönetim biçimi, nasıl bir ekonomik sistem, nasıl bir yaşam biçimi vb. olması gerektiği konusunda yetki de görev de sorumluluk da insana aittir. Kur'an'ı referans almak koşulu ile günün koşul ve ihtiyaçlarına göre istediğimiz düzeni/sistemi kurmak insana bırakılmış bir husustur.
Ahmet Akgül
"(Öyleyse) Sizin (bâtıl) dininiz size, Benim (Hakk) dinim Bana” (aittir. En azından, herkes birbirlerinin temel insan haklarına saygı göstermelidir.)
Sizin sorumluluğunuz, hesabınız ve cezanız size aittir, benim dinim, benim şeriatım, benim getirdiğim ilâhî düzen, benim medeniyetim, benim hesabım ve mükâfatım da bana aittir.
Bahaeddin Sağlam Kâfirûn Suresi 6. Ayet Açıklaması
(*) Şöyle de mana verilebilir:
“Sizin yanlış sıfatlarla tanıdığınız Allah, bana vahiy ile bildirilen Allah’ın aynısı değil; siz onu yanlış tanıyorsunuz. O’nun namına yanlış işler (ibadetler) yapıyorsunuz. Onun için ben, sizin tanıdığınız Allah’a ibadet etmiyorum. Siz de, vahiy ile bana bildirilen Allah’a ibadet etmiyorsunuz.
Ben, sizin ibadetinizden bir şey yapmadığım gibi, siz de benim ibadetimden bir şey yapıyor değilsiniz. İşi karıştırmayalım. Benim dinim bana, sizin dininiz size!.”
Cemal Külünkoğlu Kâfirûn Suresi 6. Ayet Açıklaması
Bkz. 10:41Tevhid dini, insanlara yaratılış gayesini ve varoluş hikmetini bildirir. İnsanların inanç sistemlerini, hukuklarını, değerlerini, eğitimlerini, hayat ve varlıkla ilgili tüm düşüncelerini belirler, onları iyi ve faydalı işler yapmaya teşvik eder, zararlı işlerden alıkoyar. Ama şirk dini insanları yaratılış gayelerinin ters istikametinde yönlendirir, onları kötüye ve kötülük işlemeye sevk eder. Onun için şirk dininin mensuplarıyla Tevhid dinin müntesiplerinin anlaşması imkânsızdır.
“Öyleyse, birbirimizi kandırmayalım, açık ve net konuşalım: Hak ile batıl arasında bir uzlaşma, bir kaynaşma olamaz! Sizin dininiz size, benim dinim bana!”
1 Din: kelime olarak, ceza-mükâfat, hesap, kaza, siyaset, itaat, âdet, hal, millet ve şeriat anlamlarına gelen bir mastardır. Terim olarak ise din: akıllıların kendi istekleriyle seçtikleri ve kendilerini iyiliğe götüren manevî bir yol ve kanun, demektir. Gerçek dinde; itaat edilen bir rab ve o rabbin ortaya koyduğu, uyulduğu zaman mükâfat, uyulmadığı zaman ise cezanın olduğu kuralların bulunması ve o Rabbe itaat eden kulların olması, gerekir. Bu ayette Allah’ın kâfirlerin dinlerinden, “din” olarak bahsetmesinden, bunların da din olduğu, fakat “hak din” olmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre iradeli olarak yapılan her türlü tapınma veya kabul edilen her türlü sistem, düşünce tarzı, birer dindir. (Kapitalizm, Marksizm, Demokrasi, Budizm, Hinduizm, Sofizm, putperestlik v.s gibi…) Konu ile ilgili olarak Bk. (Fatiha: 4)2 Bu ifâdenin bir benzeri de (Kasas: 55)’teki “bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz size.” ifâdesidir.
Mustafa İslamoğlu Kâfirûn Suresi 6. Ayet Açıklaması
[5919] Veya: “Sizin hesabınız size, benim hesabım bana aittir.” Ya da lâma istihkak mânası vererek: “Sizin dininiz size lâyıktır, benim dinim bana lâyıktır.” Zımnen herkes lâyık olduğunu bulur. Buradaki din, değerler sistemi anlamındadır (Bkz: 107:1, not). Aslında, “sizin değerler sisteminiz size, benim değerler sistemim bana aittir” derken, gerçekte siz değerleriniz üstüne pazarlık yapıp onları terk edilebilir buluyorsunuz. Sonuçta sizin değerleriniz yok, fiyatlarınız var. Önceliğiniz “fiyatlar”, onun için pazarlık yapıyorsunuz. Benden de bu ahlâksız teklife evet dememi bekliyorsunuz. Fakat bir değeri değer yapan onun pazarlık kabul etmez olmasıdır. Benim değerlerim var ve ben onun için pazarlık yapamam. Yaparsam inancımız farklı olsa da dinimiz (hayat tarzımız) aynı olur.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Sizin dininiz sizin içindir, benim dinim de benim içindir.»