Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 2285, sondan 3952. ayet; 19. sure ve Meryem Suresinin 35. ayetidir. Meryem Suresi 35. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 53 ve toplam ebced değeri ise 4637 olarak hesaplanmıştır. Meryem Suresinin toplam ebced değeri 281117 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure كـهيعص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette كـ (0) ه (3) ي (3) ع (0) ص (0) bulunuyor.
Arapça Metin
ما كان لله ان يتخذ من ولد سبحانه اذا قضى امرا فانما يقول له كن فيكون
Bu (34.) âyete şu mânalar verilmiştir: a) “İşte hakkında şüphe ettikleri Meryem oğlu Îsâ ile ilgili olarak bu anlatılanlar doğrudur. Gerçek söz budur” (Râzî, XXI, 217). b) Hz. Îsâ hakkında yahudilerin “O, gayri meşrû ilişkiden dünyaya gelmiştir” şeklindeki sözleri doğru olmadığı gibi, Hıristiyanların “O, Allah’ın oğludur” şeklindeki iddiaları da doğru değildir. “Meryem oğlu Îsâ Mesîh Allah’ın Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur” (Nisâ 4:171). c) Gelecek olan Hz. Îsâ’nın, daha sabi iken bir mûcize eseri olarak dile gelip ilân ettiği gerçek sözdür. Allah’a –Îsâ olsun başka biri olsun– bir çocuk isnat etmek gerçek dışıdır, Allah’a iftiradır. Allah, Îsâ’nın da diğer bütün insanların da gerçek ve yegâne tanrısı olup yalnız O’na ibadet etmek gerekir. Oysa onlar bu gerçekleri, özellikle Hz Îsâ’nın Allah’ın oğlu değil, kulu ve elçisi olduğunu tartışmasız kabul edecekleri yerde aralarında ayrılığa düşmüşlerdir. Müfessirler, âyette Hz. Îsâ hakkında ayrılığa düştükleri belirtilen grupların, yahudilerle hıristiyanlar veya Hıristiyanlık’taki farklı mezhep mensupları olduğunu söylemişlerdir. Yahudiler onun peygamber olduğunu bütünüyle reddederken, hıristiyanların büyük çoğunluğu onu “Allah’ın oğlu” olarak kabul etmiş; az bir kısmı ise “Allah’ın kulu ve resulü” olduğuna inanmıştır (bu ihtilâflar sonunda ortaya çıkan mezhepler hakkında bilgi için bk. İbn Âşûr, XVI, 106; Mehmet Aydın “Hristiyanlık”, DİA, XVII, 340-358). Meâlinde “ulaşıldığında” diye tercüme ettiğimiz meşhed kelimesi sözlükte “görmek veya şahitlik etmek” demektir. Yer veya zaman ismi olarak, “görülecek yer veya görülecek zaman; şahitlik edilecek yer veya şahitlik edilecek zaman” anlamına gelir. Buna göre âyete verilen meâlin dışında şu anlamlar da verilebilir: a) Büyük güne ulaşıldığı yerde vay o inkârcıların haline! b) Melekler, peygamberler, hatta kişinin kendi organları tarafından aleyhinde şahitlik edileceği büyük günden dolayı veya büyük günde şahitlik edileceği zaman yahut şahitlik edilecek yerde vay o inkârcıların haline!
Mehmet Okuyan
Allah asla çocuk edinmemiştir. (Haşa)! O, yücedir. Bir işe hükmettiği zaman ona sadece “Ol!” der; o da hemen olmaya başlar.
(Sapkın Hristiyanların iddia ettiği gibi) Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O (tüm beşeri ve eksik sıfatlardan) Yücedir. Bir işin olmasına karar verirse, sadece ona: "OL!" der, o da hemen oluverir.
Bir oğul edinmek Allah'a asla yaraşmaz. Sınırsız yüceliğiyle O, böyle bir şeyin üstünde ve ötesindedir. Bir işin olmasını istedi mi ona “ol” der o da “oluverir.”
Oğul edinmek asla Allah'ın şanına yakışmaz. O düzenini uygularken, bir planını icraya karar verdiği zaman, sadece ona:
- "Ol" buyurur. O da sünnetullaha uygunluk içinde süratle oluş sürecine girer.
Allah'ın bir çocuk edinmesi olur şey değildir! (Hâşâ!) O, bundan münezzehtir!(2)(O ki) bir işi yapmak istediğinde, bunun üzerine ona sâdece: “Ol!” der; (o da) hemen oluverir.
(2)“Cenâb-ı Hakk mevcûdâta (varlıklara) karşı tevlîd ve tevellüdü (doğurma ve doğmayı) işmâm edecek (hissettirecek) bütün râbıtalardan (bağlardan) münezzehtir. Şerîk ve muînden (ortak ve yardımcıdan) ve hemcinsten müberrâdır (berîdir). Belki mevcûdâta karşı nisbeti, Hallâkıyettir(yaratıcılıktır). اَمْرِكُنْ فَيَكُونَ (Sâdece ‘Ol!’ demesiyle îcâd eden bir emir) ile, irâde-i ezeliyesi ile, ihtiyârı ile îcâd eder.” (Zülfikār, 25. Söz, 41)
İlyas Yorulmaz
Allah’ın bir çocuk edinmesi asla olmamıştır ve O çocuk edinmekten münezzehtir (uzaktır). Allah bir şeyin olmasını istediğinde, sadece ona “Ol” der ve o da hemen oluverir.
Demek ki, İsa’nın Allah’ın oğlu olduğunu öne süren Hıristiyanların iddiaları tamamen uydurmadır! Zaten çocuk edinmek, Allah’ın şânına asla yakışmaz! Çünkü böyle bir iddia, Allah’ın âciz ve muhtaç olduğunu ileri sürmek demektir. Hâşâ; O, her türlü âcizlik ve noksanlıktan uzaktır, yücedir! Bir şeyi yaratmak isteyince, sözgelimi bir çocuğun babasız doğmasını isteyince, ona sadece “Ol!” der, o da hemen oluverir. Nitekim İsa da, hayatı boyunca hep bu gerçeği dile getirmişti:
Çocuk edinmek Allah için olası değildir. O bundan uzaktır / sübhandır / yücedir.
Bir işe karar kıldığı / hüküm koyduğu zaman, doğrusu ona “Ol!” diyor; artık oluyor.
Bir oğul edinmek Allah'a asla yakıştırılamaz; sınırsız yüceliğiyle O böyle bir şeyin üstünde, ötesindedir! 26 O bir şeyin olmasına hükmettiği zaman, ona yalnızca “Ol!” der -ve o (şey hemen) oluverir!
Allah’ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O, böyle şeylerden münezzehtir/uzaktır, O, bir şeyin olmasına hükmettiği zaman ‘Ol’ der ve o şey hemen oluş sürecine girer. 6/101, 16/58-59, 17/40, 19/88...93, 37/149, 39/4, 43/15...19, 52/39, 53/21...23, 72/3
Bir çocuk edinmek Allah’a asla yakıştırılamaz; O mutlak aşkın ve yüce olandır:[2491] O bir şeyin olmasını dilediği zaman O’nun sadece “Ol!” demesi yeterlidir: artık o şey, hemen oluş sürecine girecektir.[2492]
Mustafa İslamoğlu Meryem Suresi 35. Ayet Açıklaması
[2491] Subhânehunun çevirisi için bkz: 17:1, not 1.
[2492] Bu sûrenin anahtar âyeti budur. Kun fe-kân yerine fe-yekûn şeklinde muzari fiil gelmesi, oluşun olup bitmiş bir iş değil yenilenerek devam eden bir süreç olduğunu ifade eder. Bu süreç Rahmân 29 ışığında anlaşılmalıdır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Allah için asla tasavvur olunamaz ki, kendisi için bir çocuk edinmiş olsun. O münezzehtir, hangi bir şeyi (vücûda getirmek) dileyince ona ancak «Ol!» der, o da hemen oluverir.