Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 132, sondan 6105. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 125. ayetidir. Bakara Suresi 125. ayetinin kelime sayisi 22, harf sayısı 112 ve toplam ebced değeri ise 6793 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (22) ل (12) م (9) bulunuyor.
Arapça Metin
واذ جعلنا البيت مثابة للناس وامنا واتخذوا من مقام ابرهيم مصلى وعهدنا الى ابرهيم واسمعيل ان طهرا بيتي للطائفين والعاكفين والركع السجود
Hani, biz Kâbe’yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim’den[34] kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe’yi) tertemiz tutun.”
Âyette geçen “Makam-ı İbrahim”in ne olduğu konusunda tefsir bilginleri çeşitli görüşler belirtmişlerdir. “Hac ibadetinin yapılması sırasında ziyaret edilen yerlerden biri”, “Kâbe”, “Harem diye bilinen alan”, “Hz. İbrahim’in Kâbe’yi inşa ederken iskele olarak kullandığı ve halkı hacca davet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu alan” şeklindeki açıklamalar bunlardan bazılarıdır.
“Beyt”ten maksat Kâbe’dir. Kur’an’ın başka yerlerinde de bu mukaddes mekândan yine “beyt” kelimesi (Bakara 2:127, 158; Âl-i İmrân 3:96,97; Enfâl 8:35; Hac 22:26; Kureyş106:3) ve Kâbe ismiyle birlikte (Mâide 5:95, 97) “Beytülharâm” (el-beytü’l-harâm: Kutsal, dokunulmazlığı olan mâbed; Mâide 5:97), “Beytülatîk” (el-beytü’l-atîk: Eski mâbed; el-Hac 22:29,33), “Beytülma‘mûr” (el-beytü’l-ma‘mûr: Bakımlı mâbed; Tûr 52:4) şeklinde de söz edilmiştir (Kâbe hakkında ayrıca bk. Âl-i İmrân 3:96-97).
Âyette Kâbe’nin, dünyanın muhtelif yerlerinden insanların bıkmadan, tekrar tekrar gelip ziyaret edecekleri, ibadet sevabı kazanacakları bir hac mahalli olarak yapıldığı, bu sebeple oranın güvenli bir yer kılındığı, başlangıçtan itibaren yüce Allah’ın muradının bu olduğu bildirilmekte, bunun Araplar için şükredilmesi gereken bir nimet ve bir onur vesilesi olduğuna işaret edilmektedir. Nitekim Kâbe Hz. İbrâhim’den itibaren bilinen bütün tarihi boyunca bir hac ve ziyaret mahalli olarak işlev görmüş, bu durum başta Mekkeliler olmak üzere Araplar için maddî ve mânevî faydalar sağlamış; bu yüzden orada bulunan insanların, hatta bütün canlıların güvenliğine de özel bir önem verilmiş; bu iki hususa, yani Kâbe’nin hem bir hac mahalli olarak ziyaret edilmesine hem de güvenliğinin korunmasına putperest Araplar’ca bile önemle riayet edilmiştir.
“Siz de İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin” şeklindeki bölümün muhatabının kimler olduğu hususunda iki farklı görüş vardır. Bir görüşe göre bu buyruğun muhatabı Hz. Muhammed’in ümmeti, daha güçlü olan diğer görüşe göre ise Hz. İbrâhim’in kavmidir. Bu son görüş tercih edildiğinde âyeti, “Biz onlara, siz de İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin, diye emrettik” şeklinde anlamak gerekir. Bununla birlikte, muhatap belirtilmeksizin sadece buyruk cümlesiyle yetinilmiş olması dikkate alınırsa, Muhammed ümmetinin de bu kapsamda düşünülmesine engel yoktur (Reşîd Rızâ, I, 461).
İbrâhim’in makamı (makam-ı İbrâhim), Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşa ederken üstüne bastığına, üzerine ayak izlerinin çıktığına inanılan taş veya bu taşın bulunduğu yerdir (Râzî, IV, 48). Bugün bu taş Kâbe’nin kuzeydoğu kenarının karşısında, Kâbe’ye yaklaşık 15 m. mesafededir. Konumuz olan âyetteki “İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacağınız bir yer edinin” buyruğu uyarınca müslümanların namazgâh saydıkları, tavaf namazının kılındığı bu makamın korunması için halifeler ve diğer hükümdarlar özel tedbirler almışlar, taşın çevresine kıymetli madenlerden çemberler geçirmişlerdir. Sonraki dönemlerde makam-ı İbrâhim için özel bir oda inşa edildi. Hicrî 900 yılında bu yapı yenilendi. Osmanlı Sultanı Abdülaziz aynı yapının kubbesini bir metre kadar yükselttirdi. Ancak Suudi Prensi Suûd b. Abdülazîz bu kubbeyi kaldırtarak taşı ve üzerindeki ayak izini rahatlıkla görülebilecek bir hale getirdi. Zamanla hacıların sayısı artınca Kâbe’nin çevresindeki “metâf” denilen alandaki küçük yapıların tavafı güçleştirmesi üzerine Kral Faysal’ın emriyle bu yapılarla birlikte makam-ı İbrâhim için yapılan oda da yıkıldı; asıl makam-ı İbrâhim sayılan taş ise camlı bir kafes içine alındı.
Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil mâbedi inşa ettikten sonra Allah Teâlâ onlara, “Tavaf edecekler için, ibadete kapanacaklar, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun” diye emretmiştir. Yüce Allah’ın “beytiye” (evim) diye andığı yer de Kâbe’dir. Bu ifadeden dolayı bütün müslümanlar Kâbe’yi Beytullah diye de adlandırırlar. Tavaf edenlerden (tâifîn) maksat, hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyarete gelip Beytullah’ın çevresini usulüne göre dolaşanlar; “ibadete kapananlar” şeklinde çevirdiğimiz “âkifîn”den maksat, ibadet etmek gayesiyle Harem-i şerif’te bulunanlar, “rükû ve secde edenler”den (er-rukkei’s-sücûd) maksat da orada özellikle namaz kılanlardır (Râzî, IV, 52). Yüce Allah, Hz. İbrâhim ve İsmâil’e, belirtilen maksatlarla Beytullah’ı ziyarete gelenler için orayı temiz tutmalarını emretmiştir. Hz. İbrâhim ve İsmâil’in şahsında Beytullah’ın bakım ve gözetiminden sorumlu bulunan daha sonraki bütün müminlere hitap eden bu buyruktaki “temizlik”le hem maddî hem de mânevî temizlik kastedilmiştir. Buna göre Harem-i şerif bir namazgâh olduğu için bu kutsal mekânın namazın sıhhatine engel olan maddî pisliklerden; insanın imanını, ihlâsını ve kulluğunu Allah’a arzettiği yer olduğu için putperestliği çağrıştıran her türlü tutum ve davranışlardan; bütün milletlerden müslümanların bir araya gelerek tanışıp kaynaşmaları, sevgi ve şefkatin en güzel örneklerini vermeleri gereken yer olduğu için de insanları incitici söz ve hareketlerden, hatta hayvanlarla bitkilere zarar veren, mekânın kutsiyetiyle bağdaşmayan her türlü ahlâk dışı tutum ve davranışlardan arındırılması istenmektedir (Taberî, I, 538-539; Zemahşerî, I, 93; Râzî, IV, 51-52). Nitekim hac ibadetinin esas ve âdâbına dair İslâmî kaynaklarda da bütün bu konularla ilgili olarak ayrıntılı hükümler tesbit edilmiş ve düzenlemeler yapılmış olup bunlar titizlikle uygulanmaktadır.
Mehmet Okuyan
Hani Evi (Kâbe’yi) insanlara toplanma yeri ve güven (mekânı) kılmıştık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin! İbrahim’e ve İsmail’e “Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evimi temiz tutun!” diye emretmiştik.
Beytullah'ı insanların toplantı yeri ve güvenlik mekânı yaptığımızı hatırla! İbrâhim'in makamından namaz kılma yeri edininiz. İbrâhim ve İsmail'e, “Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secdeye varanlar için Beyt'imi temiz tutunuz” diye emretmiştik.[29]
[29] Kâbe ve Beytüllâh hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, IV, 246-257.
Erhan Aktaş
Hani Biz, Beyt'i¹ insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir yer kıldık. “İbrahim'in makamından kendinize bir salât² yeri edinin.” dedik. İbrahim ve İsmail'den, “Evimi tavaf edenler, kendilerini adamak amacıyla orda toplananlar, “rükû ve secde edenler”³ için temiz tutun.” diye söz aldık.
1- Kâbe'yi, Mescid-i Haram'ı 2- İbadet etme, namaz kılma, 3- Allah'a bağlılığı ortaya koyanlar, buyruklarına içtenlikle teslim olanlar, saygı gösterip, değerini takdir edenler.
Ahmet Akgül
Hani Evi (Kâbe'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri haline getirdik. "İbrahim'in makamını namaz yeri edinin", (diye emretmiş) İbrahim ve İsmail'e de; “tavaf edenler, itikâfa çekilenler ve rükû ve secde edenler için Evimi temizleyin (Beytullah’ı ibadet ve ziyaret için uygun hale getirin) ” diye ahit verip tavsiye etmiştik.
O sıralarda Ka'be'yi sevap kazanma yeri ve emniyet yurdu ettik. İbrahim'in makamını namazgah edinin. İbrahim'le İsmail'e de, evimi, dönüp dolaşanlara, burada oturup ibadette bulunanlara, rüku ve sücud edenlere tertemiz tutun diye kesin emir verdik.
Hani o zaman biz Kâbe'yi, insanların tekrar tekrar yöneleceği bir hedef, toplanıp sevap kazanma yeri ve bir kutsal sığınak yapmıştık. Öyleyse vaktiyle İbrahim'e ayarlanan yeri siz de kendinize ibadet yeri edinin. Nitekim, biz İbrahim ve İsmail'e emrettik: “Mabedimi onu tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için her türlü pislikten temizleyin.”
Biz, ta o zaman bu Beyt'i, Kâbe'yi, insanların iyiliği için bir sevap kazanma ve güvenli bir yer haline getirdik. Siz de Makam-ı İbrâhim tarafında namaz kılıp dua etmeyi gelenek haline getirin. İbrâhim ile İsmâil'e:
“Beytimi, evimi, tavaf edenler, itikâfa girenler, ibadete kapananlar, Hakka ve tevhide yönelenler, cemaat halinde rükûlara vararak namaz kılanlar, İslâmî faaliyette bulunanlar, secdelere varanlar için tertemiz tutun" diye ahid verdik, emrettik.
Ka'be'yi insanlar için bir toplanma ve güven yeri kıldık. Siz de İbrahim'in makamından kendinize bir namaz kılma yeri edinin. [23] İbrahim ile İsmail'e "Tavaf edenler, orada ibadet için itikafa çekilenler, rüku ve secde edenler için evimi temizleyin" diye emir vermiştik.
23.Makam-ı İbrahim, Mescid-i Haram`ın içinde Zemzem kuyusuyla Ka`be`nin kuzey duvarının yani kapısının bulunduğu duvarının arasındadır. Ka`be`yi tavaf ettikten sonra Makam-ı İbrahim`in arkasında bir yerde iki rek`at namaz kılmak sünnettir.
Ali Bulaç
Hani Evi (Ka'be'yi) insanlar için bir toplanma ve güvenlik yeri kılmıştık. 'İbrahim'in makamını namaz yeri edinin', İbrahim ve İsmail'e de, 'Evimi, tavaf edenler, itikafa çekilenler ve rüku ve secde edenler için temizleyin' diye ahid verdik.
Ve o vakit, Kâbe'yi insanlar için bir sevap ve emniyet yeri yapmıştık. Ey müminler, siz de İbrahim'in makâmından kendinize bir namazgâh edinin. İbrahim ile İsmail'e de şöyle emretmiştik: “- Evimi (kâbe'yi) tavaf edenlere, orada ibadet kasdiyle oturanlara, rükû ve secde eden namaz kılıcılara tertemiz tutun.”
Ve hatırlayın ki; Biz Kâbe’yi, insanların sevap kazanacağı ve güven duyacağı bir yer kıldık. İnsanlar, Makam-ı İbrahim’i namazgâh edindiler.() İbrahim ve İsmail’den; “Benim evimi, ziyaretçiler için, mukimler için, rükû ve secdeye kapananlar için, (necasetten, putlardan, günahlardan) temizleyin” diye söz aldık.
Bahaeddin Sağlam Bakara Suresi 125. Ayet Açıklaması
(*) Bu kelimeye, İmam-ı Nafi’in kıraatine göre, fiil-i mazi olarak meal verilmiştir.
Besim Atalay
Hani, biz, Kâbeyi insanlara hem bir dernek, hem emin bir yer eylemiş idik, «İbrahim'in durağını namazlağı yapınız!» demiştik, İbrahim'le, İsmail'e, onu tavaf edenlerle, orda oturanlarla rükû edenlerle, secde kılanlara: «Evimi temizleyin!» diye emretmiş idik
Hani biz, Kâbe'yi insanlar için sevap kazanmaya yönelik (insanların her taraftan gelip bir araya gelecekleri) bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yapmıştık. Siz de (İbrahim'in takipçileri olduğunuzun bir göstergesi olarak) İbrahim'in (Kâbe'de namaza durduğu) yeri namaz/dua yeri edinin (onu kendinize örnek alarak tevhid dinin savunucuları olun)! İbrahim ve İsmail'e şöyle emretmiştik: “Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû ve secde edenler için evimi (Kâbe'yi) tertemiz tutun!”
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 125. Ayet Açıklaması
Allah’ın birliğini sembolize eden Kâbe, İslam’ın ideolojik bütünlüğünün de odak noktasıdır. İnsanların Kâbe’yi tavaf etmesi, sembolik olarak bütün insan davranışlarının Allah’ın birliğini merkez almasını göstermektedir. Kâbe’yi temiz tutmak, onu sadece maddi kirlerden arındırmak ya da putlardan temizlemek değil, aynı zamanda kalpleri de şirkten temizleyerek bir olan Allah’ta birleşmesidir. Yani Allah’ın belirlediği şekliyle bir yaşam birliği oluşturmaktır.Kâbe aynı zamanda insanlığı ahlâkî, kültürel, siyasi, ekonomik erozyonlara karşı korumak; zulmün, haksızlığın, talanın, yalanın karşısında dik durmak; huzur, güven ve barış ortamını sağlamak; adaleti, eşitliği ve hakkaniyeti tesis etmek; emanete, meşverete ve liyakate riayet etmek üzere yalnızca Allah’a kulluk esasına dayanan inanç sistemini dünyanın her tarafından gelen insanlara tanıtmak; İnananların tanışmasını ve kaynaşmasını sağlamak, sorunlarını görüşmek, çözüm yolları bulmak ve Müslümanların aralarındaki bağları güçlendirmek için toplanacakları bir yerdir.
Diyanet İşleri (Eski)
Kabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik.
Biz, Beyt'i (Kâbe'yi) insanlara toplanma mahalli ve güvenli bir yer kıldık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsmail'e: Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için Evim'i temiz tutun, diye emretmiştik.
Kabeyi halk için bir odak noktası ve bir güven yeri kıldık. İbrahim'in makamını bir namaz yeri olarak kullanın. "Ziyaretçiler, kendini ibadete verenler ve eğilip secde edenler için ikiniz Evimi temiz tutun," diye İbrahim ve İsmail'i görevlendirmiştik.
Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!"
ve o vakit beyti şerifi insanlar için dönüp varılacak bir sevabgâh ve bir darüleman kıldık -siz de makamı İbrahimden kendinize bir namazgâh edinin- ve İbrahim ve İsmaile şöyle âhd verdik: Beytimi hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem rükü ve sücude varanlar için tertemiz bulundurun
Hani Beyt (-i şerifi, Kâbey) i insanlar için bir toplantı yeri ve emîn bir mahal yapmışdık (hatırlayın). «Siz de İbrâhîmin makamından bir namazgah edinin», İbrâhîm ile İsmâîle de: «Evimi tavaf edenler, (ibâdet kasdıyle orada) kalanlar, rükû ve sücûd eyleyenler (namaz kılanlar) için titizlikle temizleyin» diye kuvvetli emir vermişdik.
O vakit Kâ'be'yi de insanlar için bir sevab (kazanma) yeri ve emniyetli bir mahal kıldık. Öyle ise (siz de) İbrâhîm'in makamından(3) bir namazgâh edinin. İbrâhîm ve İsmâîl'e de: “Tavâf edenler, i'tikâfta olanlar,(4) rükû' (ve) secde edenler (namaz kılanlar) için beytimi temiz tutun!” diye emrettik.
(3)Makām-ı İbrâhîm, Hz. İbrâhîm (as)’ın Kâ‘be’yi inşâ ederken veya insanları hacca da‘vet ederken üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. (Celâleyn Şerhi, c. 1, 155)(4)İ‘tikâf, mescid veya benzeri yerlerde, ibâdet maksadıyla, husûsan Ramazan’ın son on gününde, hiç dışarı çıkmamak ve mecbur kalmadıkça dünya kelâmı etmemek şartıyla kalmaktır. (Kurtubî, c. 1:2, 332-333)
İlyas Yorulmaz
Bizde beyti, insanlar için uğrak ve güvenli bir yer yaptık ve insanlara “İbrahim’in yaptığı bu yeri namaz kılma (uzaktakiler için yönelme) mahalli yapın” dedik. İbrahim ve İsmail’e “Beytimi tavaf edecek olanlar, orada Rablerine gönülden yönelenler, saygı ile eğilenler ve secde edenler için temiz tutun” diye sözleşme yaptık.
Hani, biz beyt-i [⁹] nâs için [¹⁰] cemiyetgâh [¹¹] düşmanın tasallutundan emin bir yer kılmıştık. Siz de makam-ı İbrahim-i [¹²] namazgâh edinin [¹³]. Biz İbrahim-e İsmail-e «beytimi tavaf edenler, orada mukim olanlar, [¹⁴] rükû ve sücut edenler için putlardan pâk kılın diye emr eylemiştik. [¹⁵]
Hani Kâbe'yi, insanlar için bir dönüş ve güven yeri kılmıştık ve “İbrahim'in makamını namaz yeri edinin (demiştik).” İbrahim ve İsmail'le de, “Evimi; ziyaret edenler, (orada) ikamet edenler, rükû ve secde edenler için tertemiz tutun” diye sözleşmiştik.
Hani biz, İbrahim’den bu yana inananların kıblesi olan şu Evi, yani Kâbe’yi, insanların her taraftan gelip toplanacakları güvenli bir sığınak yapmıştık. İnsanlığı toplumsal, siyâsî, ekonomik, ahlâkî, kültürel yozlaşmadan korumak ve zulmü, haksızlığı engelleyerek güven ve huzur ortamını sağlamak üzere, yalnızca Allah’a kulluk esasına dayanan inanç sistemini tebliğ ve tatbik edeceği ve dünyanın her yerinden gelen müminlerin, sorunlarını görüşmek ve aralarındaki bağları güçlendirmek üzere her yıl toplanacakları bir merkez olarak, İbrahim’e Kâbe’yi inşa etmesini emretmiştik. Öyleyse, ey müminler; İbrahim’in tâkipçileri olduğunuzun göstergesi olarak, onun Kâbe’de namaza durduğu yerden, yani makam-ı İbrahim’den kendinize bir namazgâh edinin! Onu kendinize örnek bir imam ve kılavuz edinerek, size emânet etmiş olduğu tevhid sancağını yeryüzünde dalgalandırmak için var gücünüzle mücadele edin.Nitekim, Biz İbrahim’e ve İsmail’e:“Kâbe’nin etrafında tavaf edenler, orada ibâdete kapananlar, rüku ve secde edenler için Evimi maddî ve mânevî bütün kirlerden arındırarak tertemiz tutun!” diye emretmiştik.
Hani, Ev’i (Ka’be’yi) İnsanlar için bir sevâp mekânı ve güvenli bir yer kıldık.
İbrahim’in makamından bir namaz yeri edinin!
-“Tavaf Edecekler, Âkifler / İbadet Edecekler ve Rukü’lar-Secdeler için evimi temiz tutun!” diye İbrahim ve İsmail’e ahid verdik.
Biz, Kâbe’yi1 insanlar için sürekli yönelme makamı (kıble) ve güvenilir bir yer kılınca, size: “İbrahim’in makamını2 namaz yeri edinin.”3 dedik. İbrahim ve İsmail’e de: “Tavaf edenler, itikâfa çekilenler, rükû ve secde edenler için evimi temiz tutun.”4 diye emrettik.
1 Kâbe: Mekke şehrinde Mescid-i Haram'ın ortasında yaklaşık 13 m. yüksekliğinde, 12 m. boyunda ve 11 m. genişliğinde taştan yapılmış dört köşe bir binadır. Haccın sebebi ve bütün Müslümanların “kıblegâhı” olan Kâbe, yeryüzünde yapılmış olan ilk mukaddes mabettir. (Alû İmran: 96) Buna “Beytullah” ve “Beyt-i Atik” de denir. Hz. Peygamber, Ebu Zer (r.a)'in sorularına cevap olarak yeryüzünde ilk inşa edilen mescidin "Mescid-i Haram", ikinci inşa edilenin "Mescid-i Aksa" olduğunu ve bu ikisi arasında kırk yıl süre bulunduğunu beyan buyurmuştur (Buhârî). Kur'an-ı Kerim'de Kâbe'yi ikinci defa inşa edenin Hz. İbrahim ile oğlu İsmail (a.s.) olduğu; “(Bir zamanlar) Biz, İbrahim'e (Allah’ın) Evi (Kâbe)'nin yerini belirleyince: ‘Bana hiç bir şeyi ortak koşma, tavaf edenler, kıyamda duranlar, rükûya (ve) secdeye varanlar için evimi temiz tut...’ (dedik).” (Hacc: 26) şeklinde bildirilmiştir. Kâbe, o tarihten günümüze kadar birçok defa tamir görmüştür. Nitekim Hz. Peygamberin büyük dedesi Kusay zamanında tamir edilen Kâbe, Hz. Peygamberin gençliğinde de Kureyş kabilesi tarafından tamir edilmiştir. Daha sonra Abdullah b. Zübeyr zamanında, Emevî hükümdarlarından Abdülmelik zamanında tamir edilen Kâbe Osmanlı Sultanları I. Ahmed ve IV. Murat zamanlarında da tamir edilmiştir. Osmanlı sultanlarından sonra Suud Hükümeti de Kâbe'nin bakım ve tamiriyle ilgilenmektedir. Kâbe'nin doğudaki köşesine "Rükn-i Hacer", batı köşesine "Rükn-i Şâmî", güney köşesine "Rükn-i Yemânî", kuzey köşesine de "Rükn-i Irakî" denir. Kâbe'nin Rükn-i Irakî ile Rükn-i Şâmî arasının karşısına (zeminden bir metre kadar yüksek ve 1,5 m kalınlığındaki yarım daire şeklindeki duvar) "Hatîm" denir. Bu duvar ile Kâbe arasındaki boşluğa "Hicr-i Kâbe veya Hicr-i İsmail" adı verilir. Hz. İbrahim'in yaptığı Kâbe binasına bu kısım da dâhil idi. Bu bölüm Kâbe'ye dâhil olduğu için tavafın bu duvarın dışından yapılması vacibtir ve bu bölümde farz olan namaz kılmak caiz değildir. Kâbe'nin kapısı, binanın kuzey doğusunda Rükn-i Hacer ile Rükn-i Irakî arasında zeminden iki metre yüksekliktedir. Duvarın kapı ile Hacer-i Esved arasındaki kısmına "Mültezem" denir. Kâbe'nin etrafını çevreleyen ve içerisinde namaz kılınan kısma da “Mescid-i Haram” denir. Yeryüzündeki en faziletli mescid, Mescid-i Haram'dır.2 Makâm-ı İbrahim: İbrahim (a.s)’ın Kâbe’yi inşa ederken veyahut insanları hacca davet ederken, üzerine çıktığı taşın bulunduğu yerdir. Kur'ân-ı Kerîm bize bu taştan bir mûcize olarak bahseder ve Allah, Beytullah'ı överken: “İbrahim'in makamı olan orada, apaçık mûcizeler vardır. Ve oraya giren, emniyette olur…” buyurur. “Makâm-ı İbrahim'in boyu bir arşındır. Taş dört köşe olup üst tarafının genişliği 14 x 14 parmak, alttan da aynı ölçüdedir. Hem alt kısmında, hem de üst kısmında altından birer halka vardır. Taşın iki halkası arası altınla kaplı olmayıp açıktır. Bütün cephesi boyunca uzunluğu 9 parmak, eni ise 10 parmağa 10 parmaktır. Hz. İbrahim (a.s)'ın ayak izleri taşın içine 7 parmak gömülmüş olup biraz meyillidir. Taş üzerindeki iki ayak arasında 2 parmak mesafe vardır. Makâm-ı İbrahim, etrafı gümüşle kaplı sâc ağacından yapılma bir havuz içinde olup havuzun etrafı kalay madeni ile kaplanmıştır. Kıble Kâbe’ye döndürüldükten sonra Hz. Peygamber (s.a.v), Medine'de bulunduğu sürece Kâbe'nin oluğunun bulunduğu yöne doğru namaz kıldı. Mekke'ye gelince orada bulunduğu zaman zarfında da Makâm-ı İbrahim'e doğru namaz kıldı.3 Bu ayeti, “İbrahim’in konumu veya küfre karşı duruşu gibi bir duruş edinin” şeklinde anlamak da mümkündür.4 Bk. (Hacc: 26-29 ve dipnotları)
Muhammed Esed
O ZAMAN Biz Mâbed'i insanların tekrar tekrar yöneleceği bir hedef ve bir kutsal sığınak yapmıştık: 102 Öyleyse İbrahim için vaktiyle belirlenen yeri ibadet mahalli edinin. 103 Nitekim Biz, İbrahim ve İsmail'e emrettik: “Mâbedimi, onu tavaf edecekler için, 104 onun yakınında tefekküre dalacaklar için ve [namazda] rukû ve secde edecekler için temiz tutun.”
Biz Kâbe’yi insanlar için bir toplanma yeri ve güvenlik merkezi kılmıştık. Öyleyse İbrahim’in makamını namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail’e: “Beytimi, tavaf edenler, ibadete kapananlar, rükû ve secde edenler için temizleyin.” diye emretmiştik. 2/187, 3/96-97
[244] HANİ bir zaman da Kâbe’yi insanlık için daimî bir merkez ve kutsal bir güvenlik bölgesi kılmıştık:[245] öyleyse İbrahim’in vatanını dua ve ibadet yeri edinin![246] Nitekim biz İbrahim ve İsmail’e, “Tavaf edecekler, (iç dünyasını îmar için) içe kapanacaklar[247] ve uzun uzun rükû ve secde ile namaz kılacaklar için mabedimi[248] temiz tutun!” diye emretmiştik.[249]
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 125. Ayet Açıklaması
[244] Önderlik el değiştirince kıblenin değişmesi de normaldi. Kaldı ki mü’minlerin yeni kıblesi Kudüs’ten daha kadim, üstelik de Hz. İbrahim’in yâdigârıydı. Bu pasajın kıblenin Kudüs’ten Mekke’ye tahvil edildiği hicretin 16. ayında nâzil olduğu söylenebilir.
[245] Mesâbeten: Bir şeyin aslına ya da ideal hâline dönmesi anlamına gelen sevb kökünden türetilmiştir. Aynı kökten gelen sevâb da insanın bilinçli olarak yaptıklarının karşılığını almak için dönmesidir. Bizim “daimi bir merkez” olarak çevirdiğimiz mesâbeten, aslında çölde açılmış kuyuların etrafında insanların su içmek için oturdukları yere verilen isimdir. Kâbe bu anlamda insanların mânevî susuzluklarını giderdikleri daimî bir merkezdir. Emnen, ‘bilinenin ötesinde’ kapsamlı güvenliği ifade eder.
[246] Musallâ geldiği bab gereği, “namaz yeri” değil “dua makamı” vurgusu taşır (Taberî). Mücâhid’in de tercihi budur. “Makam-ı İbrahim”in neresi olduğu konusu tartışılmıştır. Birinci ve ikinci kuşağa mensup isimlerden İbn Abbas, Cabir, Katâde ve Mücâhid âyette kastedilen “Makam-ı İbrahim”in Harem bölgesinin tümü olduğu görüşündedirler. Yine İbn Abbas ve Ata’dan gelen rivayetlerde hac mahallerinin tümü Makam-ı İbrahim sayılmıştır. (Makâmın “vatan” anlamı için bkz: 17:79 ve 26:58, notlar.)
[247] ‘Âkifîn, özellikle hacda itikâfa kapananları ifade eder (İtikâf için bkz: 187. âyet; ayrıca bkz: 20:91, not 73).
[248] Âyette geçen beytiye, lafzen “evim” mânasına geliyor (Krş: 5:95, not 105). Allah’ın yeryüzüne ait bir mekânı “ev” edinmesi, o mekânda yalnız O’nun adına ve O’na yönelerek ibadet edilmesi anlamına gelir. Yeryüzündeki tüm mescidler de, mescidlerin imamı olan Mescid-i Haram’ın şubeleri olmak hasebiyle ‘Allah’ın evi’dir. Şu uyarı her mescid için geçerlidir: “İbadethaneler Allah’a mahsustur; öyleyse Allah’ın yanı sıra başka hiç kimseye yalvarıp yakarmayın” (72:18).
[249] Zımnen: Acılar İbrahim’i inşâ etti, İbrahim Kâbe’yi inşâ etti.
Ömer Nasuhi Bilmen
Ve o vakti de yâd ediniz ki, Biz Beyt-i Şerifi nâs için bir sevapgâh ve bir Darü'l-Emân kıldık. Siz de Makam-ı İbrahim'den bir namazgâh ittihaz ediniz. Ve Biz İbrahim'e ve İsmail'e kat'i emir vermiştik ki, «Benim beytimi tavaf edenler için ve orada mücavir bulunanlar için ve rüku'a, sücûda varacaklar için tertemiz bulundurunuz.»
Biz Beytullâh'ı insanlara sevap kazanmaları için toplantı ve güven yeri kıldık. Siz de Makam-ı İbrâhim'i namazgâh edininiz! İbrâhim ile İsmâil'e de: “Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler için bu Evimi tertemiz bulundurun! ” diye emretmiştik. [14, 35-41; 9, 109; 22, 26-29; 2, 187, 3, 97] {KM, Tekvin 17, 2. 23}
İtikâf: Cemaatle namaz kılınan bir mescitte, ibadet niyeti ile belirli bir zaman kalmak demektir.
Süleyman Ateş
Biz Beyt'i (Ka'be'yi) insanlara sevap kazanılacak bir toplantı ve güven yeri yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsma'il'e: "Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için Ev'imi temizleyin!" diye emretmiştik.
Kâbe’yi insanların toplanacakları ve güven içinde olacakları bir yer yaptık. Siz makam-ı İbrahim’i (İbrahim’in dua için durduğu yerleri), dua yerleri yapın.[1] İbrahim ile İsmail’e görev verdik: “Evimi (Kâbe’yi); tavaf edenler, itikâfta[2] bulunanlar, rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!” dedik.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 125. Ayet Açıklaması
[1] مقام = makam kelimesine, yerine göre tekil yerine göre çoğul anlam verilir. İbrahim aleyhisselam: "(Rabbimiz) Bize menâsikimizi (hac ibadetinin yerlerini) göster" (Bakara 2:128) diye dua etmiş, kendine gösterilen yerlerde hac ibadetini yapmıştı. Öyleyse 'Makam-ı İbrahim, hac ibadetinin yapıldığı Arafat, Müzdelife, Cemerât, Safa, Merve, Kâbe'dir. [2] İtikâf, ibadet niyetiyle vaktini mescitte geçirmektir.
Şaban Piriş
Kâbe'yi insanlar için toplanma yeri ve emniyet mahalli kılmış ve:-İbrahim'in makamını namazgah edinin, İbrahim ve İsmail'e de:-Beyt'imi tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için temizleyin, diye kuvvetli bir emir vermiştik.
Biz Kâbe'yi insanlar için bir toplanma yeri ve güvenli bir mahal yaptık. Siz de İbrahim'in makamını namazgâh edinin. Nitekim Biz İbrahim ile İsmail'e, “Tavaf edenler, orada ibadet için kalanlar, rükû ve secde edenler için Beytimi temiz tutun” diye emretmiştik.
Hatırla o zamanı ki, biz o evi insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir dua/namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şu sözü ulaştırmıştık: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû-secde edenler için evimi temizleyin!"