Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 25, sondan 6212. ayet; 2. sure ve Bakara Suresinin 18. ayetidir. Bakara Suresi 18. ayetinin kelime sayisi 6, harf sayısı 19 ve toplam ebced değeri ise 807 olarak hesaplanmıştır. Bakara Suresinin toplam ebced değeri 1820072 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (1) ل (1) م (4) bulunuyor.
Benzetmeler yaparak, misaller vererek, ilgili hikâyeler ve geçmiş vakalardan istifade ederek anlatma usulü çok eski zamanlardan beri bütün milletlerde olduğu gibi İslâm’ın ilk muhatabı olan Araplar’da da kullanılmıştır. Kur’ân-ı Kerîm de bu usul ve üslûba sık sık başvurmuş, eğitim öğretimde sesli ve görüntülü yayınlardan istifade edercesine bunlardan yararlanmıştır. Münafıkların durumunu misallerle tasvir eden bu âyetleri tefsir edenler çeşitli yorumlar yapmışlar; ışığı İslâm’ın nuru, karanlığı imansızlık, yağmuru rahmet, ganimet vb., gök gürültüsünü ve şimşeği inkârcıları tehdit eden âyetler olarak açıklamışlardır. Biz bu iki âyetteki ışığı ve aydınlığı “güdüler, duyu organları, akıl” gibi beşerî bilgi kaynakları ve araçları; karanlık, yağmur, gök gürültüsü, yıldırım, şimşek ve bunlar arasında ilerlemeye, yol almaya çalışan insanı da “bütün iniş ve çıkışlarıyla, maddî ve mânevî meseleleriyle insanın dünya hayatı” olarak anlıyoruz. İnsanoğlu dünyada problemleriyle başa çıkmaya çalışırken ya sadece beşerî güç ve imkânlarıyla yetinir veya bunlara ilâhî yardım ve irşadı da ekler, Kur’an’ın ve Sünnet’in rehberliğinden faydalanır. İnkârcılar dini hayatlarının dışına attıkları için akıl, duyular ve tecrübelerle –daha çok ve kısmen– maddî problemlerini çözüyorlar, bu alanda hayatlarını düzene koyabiliyorlar. Beşerî bilgilerin yeterli olmadığı ilişkiler, varlıklar, olaylar ve oluşlar alanına gelince karanlıklar içinde kalıyor, meçhuller arasında bocalıyorlar. Bu alana karşı idrak kanallarını kapatmak, görmezlikten gelmek, düşünmemeye çalışmak, yok saymak fayda vermiyor. Şuur altının derinliklerinde fırtınalar kopuyor, şuurda huzursuzluklar su yüzüne çıkar gibi oluyor, bunları bastırmak, madde ötesini ve beşerî gücün çözümden âciz kaldığı problemleri unutmak için başvurulan tedbirler (zevku safa âlemleri, iş, sanat, spor vb. alanlardaki faaliyetler, içki, uyuşturucu...) fayda vermiyor, faydası şimşek hızıyla gelip geçiyor. Bunlar insanı bir müddet oyalasa bile kaçınılmaz sonla karşı karşıya gelindiğinde gerçek anlaşılıyor, fakat artık çok geç oluyor, iş işten geçmiş bulunuyor. Allah Teâlâ’nın kullarına verdiği beşerî bilgi araçları, hem geçerli ve yeterli oldukları alanlarda kullanılmaları hem de insanın içindeki ve dışındaki işaretleri (âyetler) okuyarak rabbini bulması, O’nun irşadına kulak vermesi içindir. Bunları yerli yerinde ve amacına uygun olarak kullanmayan insan, bunlardan mahrum bulunan yaratıkların seviyesine inmiş olur. Ancak her nimetin bir hesabı olacağı için, o yaratıklardan farklı olarak insan sorumlu bulunuyor, emanetten hesaba çekiliyor. Münafıklar da bir yandan akılları, diğer yandan zâhiren uyum gösterdikleri müslümanların dinden gelen bilgileri sayesinde dünya hayatlarını kısmen düzgün götürebiliyorlar. Fakat sıra iç dünyalarına, madde ve ölüm ötesi âleme ve ilişkilere gelince karanlıklar ve ıstıraplar içinde kalıyor, bocalıyor ve çıkmaza saplanıyorlar. Kesintisiz ilâhî irşad ve ışıkla desteklenmediğinde bir yakımlık ateşin, bir kibritin, bir şimşeğin ışığı kadar kısa ve yetersiz olan akıl ve beşerî bilgiler onları bu çıkmazdan kurtaramıyor.
Mehmet Okuyan
(Bu gibiler) sağırdır, dilsizdir, kördürler; onlar (gerçeğe) dönmezler.
(O münafıklar) Onlar sağırlar, dilsizler ve körler gibidirler. Bundan dolayı da onlar (fasıklıktan ve münafıklıktan) geri dönemezler. (Tekrar Hakka ve hayra yönelmeyeceklerdir.)
Onlar, sağırdırlar (hakkı işitmezler), dilsizdirler (imanı ikrar etmezler), kördürler (anlayış gözü ile hakkı ayırdetmezler), artık onlar (bu hallerinden) dönmezler.
Onlar sağırdırlar (ilahi mesajları duymak istemezler), dilsizdirler (gerçekleri konuşmayı dilemezler) ve kördürler (Hakkı görmeyi arzulamazlar). Bu sebeple onlar (dalaletten hidayete) dönemezler.
Cemal Külünkoğlu Bakara Suresi 18. Ayet Açıklaması
Onların kulakları dünyalıkları duymada ve gereksiz sözleri işitmede sağır değil; ancak Hakk’ın sesine ve ilahi öğretilere kulak vermede duyarsızdır. Dilleri kötülüğü konuşmada ve yalan söylemede yetersiz değil, gerçekleri dile getirmede ve doğruları söylemede ahrazdır. Gözleri batılı görmede ve harama ulaşmada beceriksiz değil, gerçekleri görmede ve doğru yolu bulmada kabiliyetsizdir. Yani onlar kendi iradeleriyle kulaklarını, dillerini ve gözlerini Hakk’ı algılamak, hidayetten ve aydınlıktan yararlanmak, doğrulara vakıf olmak için fonksiyonsuz bırakmışlardır. Bu yüzden onların Hakk’a dönmeleri, hidayete yönelmeleri söz konusu değildir.
Diyanet İşleri (Eski)
Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler, bu yüzden doğru yola dönmezler.
Çünkü onlar, mânevî bakımdan sağırdırlar, gerçeği işitmeye tahammülleri yoktur, dilsizdirler, gerçeği, doğruyu itiraf etmekten çekinirler, kördürler, apaçık hakîkati görmezlikten gelirler. Bu yüzden, inkârcılık ve ikiyüzlülükten vazgeçmez, bir zamanlar terk ettikleri imana artık dönmezler.On yedi ve on sekizinci ayetlerde, tamamen inkâra saplanmış ikiyüzlüler anlatıldı. On dokuz ve yirminci ayetlerde ise, henüz inkârda karar kılmamış, fakat çıkar kaygılarıyla inanç ile inançsızlık arasında bocalayıp duran bir başka münâfık tipi ele alınıyor:
Mustafa İslamoğlu Bakara Suresi 18. Ayet Açıklaması
[35] Âyet, adeta tüm duyuların iptal edildiği kalıcı bir hipnoz durumunu veya duyuların var olmakla birlikte işlevlerini yerine getiremedikleri “afazi” hâlini çağrıştırır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Onlar birtakım sağırlar, dilsizler, körlerdir. Artık onlar (o dalâletten) dönmezler.
İnsanlar, cehâlet ve inkâr karanlıkları içerisinde yüzüyorlardı. Zayıflar eziliyor, güçlüler sivriliyorlardı. Hak haklının değil, güçlünün idi. Zulümden bunalan insanlar, bir Tanrı ateşinin yanıp kendilerini aydınlığa çıkarmasını istiyorlardı. Ateş yakmak istemeleri, kendilerine yol gösterecek bir nûr, bir kılavuz beklemelerini sembolize etmektedir. Hz. Muhammed (s.a.v.) ile o bekledikleri ışık gelmiş, yakmak istedikleri ateş yanmıştı. Ama bu kez kendileri direndiler. Direnmeleri, psikolojik olarak basiretlerinin bağlanmasına yol açtı. Ateş yanmış, çevreleri aydınlanmıştı ama ateşin yaydığı ışıktan yararlanacak basîret yoktu. Böylece yine karanlıklar içinde kalıyorlardı. İşte bu âyet, onların bu durumlarını canlandırmaktadır.
Süleymaniye Vakfı
Sağır, dilsiz ve kör kesilirler; artık geri dönmezler.
Süleymaniye Vakfı Bakara Suresi 18. Ayet Açıklaması
[*] Münafık, başlangıçta Müslümanca yaşamak ister. Dünyayı ikinci sıraya atamayınca da kendine engel gördüğü ayetlere karşı kör, sağır ve dilsiz kesilir.
Şaban Piriş
Onlar sağır, dilsiz kör kalarak bir daha dönmezler.