Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3228, sondan 3009. ayet; 27. sure ve Neml Suresinin 69. ayetidir. Neml Suresi 69. ayetinin kelime sayisi 9, harf sayısı 40 ve toplam ebced değeri ise 3500 olarak hesaplanmıştır. Neml Suresinin toplam ebced değeri 334427 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure طس hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ط (0) س (1) bulunuyor.
Âhiretin inkârı ve inkârcıların çeşitli oyunları son peygamberin muhataplarına özgü değildir; bütün peygamberler bu inkârla karşılaşmış, her şeye rağmen görevlerini yapmış, ilâhî adalet ve irade yerini bulmuştur. Şu halde son mesajın tebliğcisi de gördüğü tepkilere fazla üzülmemeli, canını sıkmamalıdır. Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in uyarılarına rağmen müşrikler âhiret hayatını inkâr etmekle yetinmeyip alaylı ifadelerle o hayatın ne zaman geleceğini sormaktadırlar. 72. âyette Hz. Peygamber’in bu soruya nasıl cevap vermesi gerektiği bildiriliyor. Genellikle müfessirler bu âyette müşriklerin tepesine inmek üzere olduğu bildirilen azabı Bedir Savaşı’nda başlarına gelen ölüm ve esaret olarak yorumlamışlardır (Râzî, XXIV, 214; Şevkânî, IV, 145).
Mehmet Okuyan
(Onlara) de ki: “Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonu nasıl olmuş, bakın!”
(Ey Resulüm; inkârcılara) De ki: "Yeryüzünde gezip dolaşın da, (viran olmuş kalıntılarında) suçlu-günahkârların nasıl bir sona uğradıklarını (ibretle) seyredin."
Onlara:
“Yeryüzünde gezin de, İslâm'a planlı cephe alarak, müslümanlığı, müslüman nesilleri yozlaştırma, yok etme suçu işleyen güç ve iktidar sahibi âsilerin, suçluların, günahkârların âkıbeti nasıl oldu, ibret nazarıyla bir bakın, inceleyin.” de.
(Onlara) de ki: “Yeryüzünde (yaptıkları yüzünden helâk edilen medeniyetlerin yerle bir olmuş harabeleri) dolaşın ve suçluların sonunun nasıl olduğuna bir görün!”
(1)“Bütün masnûâtta (san‘atlı varlıklarda) gāyet hassas mîzanlarla (ölçülerle) a‘zâlarını yerleştiren, mikroptan gergedana, sinekten simurgaya, bir çiçekli nebattan milyarlar, trilyonlar çiçekler açan bahar çiçeğine kadar, israfsız ölçülerle bir tenâsüb (uygunluk), bir müvâzene (denge), bir intizam, bir cemâl(güzellik), bir hüsn-i san‘at (güzel san‘at) yapan ve her zîhayâtın (canlının) hukūk-ı hayâtını (hayâtının haklarını) kemâl-i mîzanla (tam bir ölçüyle) veren; iyiliklere güzel netîceler ve fenâlıklara fenâ netîceler verdiren ve Âdem zamânından beri tâgī (azgın) ve zâlim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsâs ettiren (hissettiren) bir adâlet-i sermediye (dâimî adâlet), elbette ve hiç şübhe getirmez ki: Güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i ezeliye, o adâlet-i sermediye âhiretsiz olmazlar ve ölümde en zâlimlerin ve en mazlumların bir tarzda gitmelerinde âkıbetsiz (netîcesiz) bir dehşetli haksızlığa, adâletsizliğe, hikmetsizliğe hiçbir vecihle (cihetle) müsâade etmezler.” (Asâ-yı Mûsâ, 7. Mes’ele, 19)
İlyas Yorulmaz
Deki “Yeryüzünde şöyle bir dolaşın. Bakın bakalım suçluların sonu nasıl olmuş?”
Buna karşılık, sen de onlara de ki: “Geçmişte helâk edilen medeniyetlerin yeryüzünde bıraktıkları harabeleri, yerle bir olmuş şehir kalıntılarını gezip dolaşın da, suçluların sonu nice olmuş bir görün!”