Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 3354, sondan 2883. ayet; 29. sure ve Ankebut Suresinin 14. ayetidir. Ankebut Suresi 14. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 69 ve toplam ebced değeri ise 5297 olarak hesaplanmıştır. Ankebut Suresinin toplam ebced değeri 274256 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (13) ل (8) م (7) bulunuyor.
Arapça Metin
ولقد ارسلنا نوحا الى قومه فلبث فيهم الف سنة الا خمسين عاما فاخذهم الطوفان وهم ظالمون
Andolsun, biz, Nûh’u kendi kavmine peygamber olarak gönderdik. O da dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Neticede onlar zulümlerini sürdürürlerken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
Sûrenin 3. âyetinde önceki toplulukların da imtihandan geçirildikleri bildirilmişti. Buradan itibaren 43. âyete kadar bazı peygamberlerin tebliğlerinin özünü oluşturan konulardan ve kendi topluluklarının bu peygamberler karşısında sergiledikleri inkârcı tutumlardan, bu yüzden uğradıkları felâketlerden örnekler verilerek insanlık tarihinin din bağlamında ders alınmaya değer yönleri özetlenmekte; böylece bir yandan İslâm’ın muhatapları olanlar uyarılırken bir yandan da İslâm peygamberinin karşılaştığı inkârcı ve düşmanca davranışların benzerleriyle önceki peygamberlerin de karşılaştığı hatırlatılarak Resûlullah ve müminler teselli edilmektedir.
Kur’an-ı Kerîm’de kavmiyle giriştiği inanç mücadelesi hakkında bilgi verilen ilk peygamber Hz. Nûh’tur; ayrıca yine Kur’an’da kaç yıl yaşadığı bildirilen tek peygamber de odur. Tevrat’ta da Nûh’un 950 yıl yaşadığı bildirilmektedir (Tekvîn, 9:29). Ancak, bir tarih kitabı mahiyetinde olan Tevrat’ın Tekvîn bölümünde (5:28-9:29) Nûh’un hayatı nisbeten ayrıntılı olarak anlatılırken Kur’an’da daha çok onun hayatının ibret alınacak yönleri verilmiştir (Nûh tûfanı hakkında bilgi için bk. Hûd 11:36-49).
Mehmet Okuyan
Yemin olsun ki biz Nuh’u kendi halkına göndermiştik; bin seneden elli yıl eksik bir süre onların arasında kalmıştı. Onlar haksızlık ederken (sonunda) tufan kendilerini yakalamıştı.
Buradaki “1000 sene” ifadesi ile Hz. Nuh’un kavminin içerisinde verimsiz ve çok uzun seneler geçirdiği, “50 yıl” ifadesi ile de peygamberlik yaptığı verimli süre kastedilmiş olabilir. “Bin seneden elli yıl eksik” ifadesini bir bütün olarak ele aldığımızda, ayette hem [seneh] (sene) hem de [‘âm] (yıl) kelimelerinin kullanılmış önemli bir ayrıma dikkat çekmektedir. Zira Râğıb el-Isfehânî’nin de belirttiği gibi, Yûsuf 12:47’de geçen [seneh] kelimesi daha çok verimsiz ve kurak seneler için kullanılırken, iki ayet sonra Yûsuf 12:49’da geçen [‘âm] sözcüğü ise bereketli ve yağışlı yıllar anlamında kullanılmıştır.
Bayraktar Bayraklı
Andolsun ki biz Nûh'u kendi kavmine gönderdik. O, bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tûfan kendilerini yakalayıverdi.
1- Bin yıl ifadesi, sayısal olarak “bin yıl” anlamında değil, deyim olarak “çok uzun zaman” anlamındadır. Uzun ömrünün elli yılı hariç, onların arasında kaldı anlamını ifade etmektedir.
Ahmet Akgül
Andolsun, Biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik, O da içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene geçirmişti. Sonunda onlar zulümlerine devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıvermiştir.
Ve andolsun ki biz Nuh'u, kavmine gönderdik de aralarında tam bin yıldan elli yıl eksik bir müddet kaldı; derken onları tufan helak etti ve onlar zalimlerdi.
Biz çok zaman önce, Nuh'u kendi kavmine göndermiştik ve Nuh onlar arasında dokuzyüzelli yıl geçirmişti. Sonra onlar, yaratılış gayeleri dışında yaşamaya devam ederlerken, tufan onları yakalayıverdi.
Andolsun ki, biz Nûh'u kavmine özgürce sorumluluklarını yerine getirmek üzere peygamber olarak gönderdik. O, bin yıldan, elli yıl eksik bir süre onların arasında yaşadı. Sonunda, onlar inkâr, isyan, baskı ve işkence ile temel hak ve hürriyetleri, Allah yolunu, Allah yolundaki faaliyetleri engelleyerek zulümlerini sürdürürken, şirk içinde yaşarken suikast planları hazırlarlarken, tûfan onların işini bitirdi.
Andolsun biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik. Onların içinde bin yıldan elli yıl eksik yaşadı. Sonunda onlar zulümde devam ederlerken kendilerini tufan yakaladı.
Andolsun, biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Gerçekten biz Nuh'u kavmine peygamber gönderdik de, aralarında bin seneden elli yıl eksik (950 yıl) kaldı. Nihayet onları tufan (su felâketi) yakalayıverdi; onlar zalimlerdiler.
Andolsun! Biz Nuh’u, kavmine (Peygamber olarak) gönderdik. Binden elli sene az bir müddet, içlerinde kaldı.() İşte onlar, zalim oldukları bir halde, tufan onları yakalayıverdi.
Bahaeddin Sağlam Ankebut Suresi 14. Ayet Açıklaması
(*) Nuh (a.s.)’ın kavmi içinde 950 sene yaşamasından maksat, O’nun getirdiği din ve ilahî mesajın onlar içinde 950 sene devam etmesidir. Nitekim bu dönem, İbrahim (a.s.) ile bitmiştir. “İbrahim de, Nuh’un etabından idi.” (Saffat, 83. Bakınız: Al-i İmran, 33)
Besim Atalay
Kendi ulusuna, Nuh'u gönderdik, binden elli yıl eksik içlerinde bulundu, imdi, tufan yakaladı onları, onlar zalim idiler
Andolsun ki, biz, Nuh'u kavmine (nebi olarak) gönderdik. Bin seneden elli yıl eksik (dokuz yüz elli yıl) onların içlerinde kaldı. Sonunda (onlar yola gelmeyip) zalimliklerini sürdürmeye devam ederken, tufan kendilerini yakalayıverdi.
Andolsun ki biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan elli yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Neden "dokuzyüz elli yıl" değil de, "bin eksi elli yıl" ifadesinin kullanıldığı sorusuna, matematiksel mucizenin kodunu keşfedinceye kadar doyurucu bir cevap bulamıyorduk. Kuran'ın sureleri, ayetleri, kelimeleri ve harfleri matematiksel sistemde yer aldıkları gibi Kuran'daki sayıların da bu sistem içinde rolü vardır. Örneğin Kuran'da geçen tüm sayıların tekrarsız toplamları 162146'dır (19x8534). Buradaki ifade 950 olsaydı, yukarıdaki toplam 900 fazla olacak ve 19 sistemini bozacaktı. Ayrıca, Nuh'un toplam yaşının da 19'un katı oluşu bu ilişkiyi daha da güçlendirmektedir.
Elmalılı Hamdi Yazır
Andolsun ki Nuh'u kendi kavmine gönderdik de, o dokuz yüz elli yıl onların arasında kaldı. Sonunda, onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Andolsun ki biz Nuuhu kavmine (peygamber olarak) göndermişizdir de o, aralarında, elli yılı müstesna olmak üzere, bin sene kalmışdır. Nihayet onlar zulümde devam edib dururlarken kendilerini tuufan yakalayıvermişdir.
And olsun ki, Nûh'u kavmine gönderdik de, onların arasında bin seneden elli yıl eksik kaldı. Sonunda, onlar zâlim kimseler oldukları hâlde tûfan kendilerini yakalayıverdi.
Nuh’u da kavmine göndermiştik. Sonra Nuh aralarında dokuz yüz elli sene kalmış dı. Kavminin inananlara zulüm etmelerinden dolayı, onları şiddetli bir tufan yakalamıştı.
İsmail Hakkı İzmirli Ankebut Suresi 14. Ayet Açıklaması
[6] Nazm-ı Celîlde bin sene zikr olunduktan sonra elli yılı istisna edilmesi onlardan sonra elli yıl istirahatte kaldığına işarettir. Nitekim nazm-ı Celilde bin adedi ile «Sene», elli adedi ile «Am» vârit olmuştur. Araplar ise bolluk senesini «Âm» kuraklık senesini «Sene» ile tabir ederler, kesret müddeti beyan için adedin en yüksek mertebesi olan «bin» zikr edilmiştir. Tul müddet zikri de peygamberimizin hatırını tesliye etmek içindir.
Kadri Çelik
Şüphesiz biz Nuh'u kendi kavmine (peygamber olarak) gönderdik, o da içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulmetmekte devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi.
Gerçek şu ki, Biz bir zamanlar Nûh’u da kavmine elçi olarak göndermiştik. Nûh, onların arasında ellisi hariç tam bin yıl yani dokuz yüz elli yıl kalmış ve bıkıp usanmadan onları hak dine çağırmıştı. Fakat onlar, gözlerini ve gönüllerini hakîkate kapayarak inkârda direttiler. Bu yüzden, onlar zulüm ve haksızlık yapmaya devam ederlerken, o meşhur tufan onları bir gün ansızın yakalayıp yutuverdi! Nûh’a ve arkadaşlarına gelince:
Yemin olsun Biz Nûh’u da kendi kavmine gönderdik. O onların içerisinde bin seneden elli sene eksik1 yaşadı. Sonunda onlar, (şirklerine) zulümlerine devam ederlerken, tûfân da onları yakalayıverdi.
1 Yani dokuzyüz elli sene… Bazı akılcı (Rasyonalist / Mutezili) mantıklılar bu ayette geçen “bin” ifadesini “deyimsel ifadesiyle” gibi uyduruk bir yöntemle, “bir insanın yaşayacağı en uzun süre” diye yamultmaya kalksa da Allah, Hz. Nuh’un toplumunda dokuzyüz elli sene yaşadığını açıkça ifade etmektedir. “Bin” kelimesinin çokluktan kinaye olmadığının açık delili ise “elli sene eksik” ifadesidir.
Muhammed Esed
BİZ [çok zaman önce] Nûh'u kendi kavmine göndermiştik, 11 ve Nûh onlar arasında dokuzyüzelli yıl geçirmişti; 12 sonra onlar hâlâ zulüm batağında yaşamaya devam ederlerken bir tufana yakalanmışlardı:
Biz Nuh’u kavmine elçi olarak göndermiştik. Nuh onların arasında elli yıl eksiği ile bin sene kaldı. Sonunda, kendilerine zalimlik ederek yazık etmiş bir durumda iken tufan onları yakalayıverdi. 71/sure
DOĞRUSU Biz Nûh’u da kendi kavmine elçi göndermiştik:[3484] Nûh da onlar arasında -elli yıl eksiğiyle- bin sene[3485] kalmıştı;[3486] ve onlar iyice zulme gömülüp gitmiş bir haldeyken, tufan onları enseleyivermişti.[3487]
Mustafa İslamoğlu Ankebut Suresi 14. Ayet Açıklaması
[3484] Bu sûrede anlatılan peygamber kıssaları, birinci âyetin ışığında zımnen şöyle okunmalıdır: Yalnız iman ettik demekle sınanmadan denenmeden bırakılacaklarını sananlar, iyi bilsinler ki Allah en büyük peygamberlerini bile ağır sınavlardan geçirmiştir.
[3485] Aynı cümlede hem sene hem ‘âm kelimelerinin kullanılması, ikisi arasındaki nüansa delâlet eder. Sene çoğunlukla çetin ve kurak geçen yıl, ‘âm ise bereketli ve yağışlı geçen yıl için kullanılır (Râğıb). Bu dilsel tahlilden yola çıkarak, Hz. Nûh’un ömürlük davetinin çok kısa kısmı hariç tamamına yakınının “çetin ve zor” geçtiğini söyleyebiliriz.
[3486] Bu âyetle ilgili şahsi yorumumuz şudur: “Dokuz yüz elli yıl” yerine “elli yıl eksiğiyle bin sene” şeklinde gelmesi, zamanın uzunluğuna dikkat çekmek içindir. “Bin yıl yaşamak” ifadesi, tam da bu deyimsel anlamıyla, Bakara 96’da kullanılır (Ayrıca Kur’an’da “bin yıl” ve “elli bin yıl” ifadelerinin rakamsal değerler dışında, zamanın izafî niteliğini belirtmek için kullanıldığı yerler için bkz: 22:47; 32:5 ve 70:4). Bu ifadenin deyimsel karşılığı “çok uzun yaşamak” olarak ortaya çıkıyor. Bunu esas alırsak “-elli yıl eksiğiyle- bin sene kalmıştı” ifadesi, peygamberlik öncesi hariç, bir insanın yaşayabileceği en uzun süre kavmini yılmadan usanmadan davet ettiğine delâlet eder. İşte böylece, “Yeryüzünde onlardan bir kişi dahi bırakma” (71:26-27) şeklindeki elçiler arasında yalnızca Hz. Nûh’a ait olan kahır duasının nedeni de anlaşılmış olur. Ayrıca bu âyet sûrenin 2. âyetiyle doğrudan bağlantılıdır. Hz. Nûh’un bunca uzun süren çabası, onun ödediği ağır bedel olarak sunulmaktadır.
[3487] Tûfân kelimesiyle ilgili bir açıklama için bkz: 7:133. Zımnen: Tuğyan olan yerde mutlaka tufan olur. Tufan tuğyan edenler için bir felaket, iman edenler için bir nimettir. Tufan, toprağa aldırılan gusül abdestidir.
Ömer Nasuhi Bilmen
Celâlim hakkı için, Biz Nûh'u kavmine gönderdik, artık aralarında elli yılı müstesna, bin sene durdu. Nihâyet onlar, zalimler oldukları halde kendilerini tufan yakaladı.
Çok önce Biz Nûh'u halkına resul olarak gönderdik. O da aralarında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Netice de onlar zulümlerine devam ederken tufan onları boğdu. {KM, Tekvin 9, 29}
Andolsun biz, Nuh'u kavmine gönderdik, onların arasında bin seneden elli yıl eksik kaldı (öğüt verdi, dinlemediler), sonunda haksızlık etmekte olan insanları Tufan yakaladı.
Biz Nuh'u kavmine peygamber olarak gönderdik. O da aralarında bin yıldan elli sene az kaldı. Sonra, zulümlerinde devam ederken, onları tufan yakalayıverdi.
Yemin olsun, biz Nûh'u toplumuna gönderdik de o onların arasında bin yıldan elli yıl eksik kaldı. Sonunda onları tufan yakaladı. Çünkü zalimlerdi onlar.