Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 430, sondan 5807. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 137. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 137. ayetinin kelime sayisi 13, harf sayısı 54 ve toplam ebced değeri ise 5505 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (8) ل (4) م (3) bulunuyor.
Arapça Metin
قد خلت من قبلكم سنن فسيروا في الارض فانظروا كيف كان عاقبة المكذبين
“Uygulamalar” diye çevirdiğimiz sünen kelimesinin tekili sünnettir. Sözlükte “işlek yol, âdet, gidiş tarzı ve tabiat” anlamlarına gelen sünnet, geniş anlamda Allah’ın yolunu (evrende yaratıklar için koymuş olduğu hükmü, kanunları) veya insanın âdet haline getirdiği iyi veya kötü davranış ve hareketi ifade eder (bk. Muhammed Hamîdullah, “Sünnet”, İA, XI, 242). Kur’an’da, ikisi çoğul olmak üzere on altı defa geçen sünnet kelimesi, bu âyet dışındaki yerlerde bir tamlama içinde yer almıştır: “Allah’ın sünneti” (Ahzâb 33:38), “önceki peygamberlerin sünneti (onlar hakkındaki kanun)” (İsrâ 17:77) gibi. Fıkıh ve fıkıh usulünde sünnet ise, bir yandan Hz. Peygamber’in İslâm dininin Kurân-ı Kerîm’den sonraki ikinci kaynağını oluşturan söz, fiil ve onaylarını, diğer yandan da Resûlullah’ın yolunu izleyerek yapılan fakat farz ve vâcip kapsamında olmayan fiilleri ifade eden bir terim anlamına sahiptir.
Allah’ın evrende ve yarattıkları arasında geçerli genel bir kanunu olan sünnetullah değişmez ve bozulmaz. Tabiattaki olaylar, bu kanun gereği belli bir düzen içerisinde meydana gelir. Bilim dilinde “tabiat kanunları” denilen sünnetullah, ilâhî hikmet gereği önce sebebin sonra da sonucun yaratılması şeklinde ortaya çıkar. Allah’ın fiillerinde hikmet anlayışını benimseyen ve çoğunluğu oluşturan bilginler bu görüşü savunurlar. Allah tarafından konan bu değişmez genel kanun (sünnet-i âmme), ancak özel durumlarda yine Allah’ın özel bir sünnetiyle (sünnet-i hâssa) ve geçici olarak değişebilir. Olağan üstü haller (mûcize, keramet...) bu tarzda ortaya çıkar. Fakat bu, genel sünnetin rastgele bozulduğu anlamına gelmez. Özel durum dışında her şey normal şekilde devam eder. Sünnetullah ifadesinin tabiat kanunları olarak yorumlanamayacağını ileri süren bir görüş de vardır. Buna göre böyle bir anlayış geleneksel yanılgının bir yansımasıdır. Sünnetullaha Kur’an’da mutlaka bir karşılık bulmak gerekiyorsa bu tabiri “tarih yasaları”nı anlatan bir ifade olarak değerlendirmek daha uygun olur (bk. Ömer Özsoy, Sünnetullah, özellikle s. 135).
Sünnetullah aynı zamanda sosyal olaylar için de söz konusudur. Nitekim bu husus Fâtır sûresinin 43. âyetiyle bu âyetin öncesi ve sonrasından açıkça anlaşılmaktadır. Bu âyetlerde geçmiş ümmetlere uygulanan sosyal bir yasadan ve –yasanın gereği olarak– haddi aşanların bir belâya uğratılmalarından ve yokluğa mahkûm olmalarından söz edilmektedir. Buna göre Kur’an-ı Kerîm’de sünnetullah deyiminin, kısaca “Allah’ın, tabii veya sosyal bakımdan kâinatı yönetme yasası ve yöntemi” anlamında kullanıldığı söylenebilir.
Konumuz olan âyette de geçmişte peygamberlerini yalanlamış olan milletlere ve bunlara uygulanan ilâhî sünnete dikkat çekilmekte, onların düştükleri hatalara düşülmemesi istenmektedir. Bir başka anlatımla bu âyette ve devamında Allah’ın şöyle bir uyarıda bulunduğunu söylemek mümkündür: Sizden önce de nice milletler gelip geçti; onlar hakkında da Allah’ın birtakım uygulamaları oldu. Yeryüzünde dolaşarak o milletlerin kalıntılarını ve hayatlarını inceleyiniz, kendilerini doğru inanca ve güzel davranışlara çağıran peygamberlere karşı çıkıp onları yalanlayan milletlerin nasıl yok olup gittiklerini, ülkelerinin nasıl harap olduğunu görünüz; bunlardan çıkarılacak dersleri çıkarınız. Unutmayınız ki zafer için şart olan birliğinizi ve beraberliğinizi korur, peygamberin ve tayin ettiği kumandanların emirlerine uyarak sabır ve metanetle savaşırsanız zafer sizin olur.
Şüphe yok ki Allah’ın savaşlar için de koyduğu kanunları vardır. Bu kanunlara uygun davrananlar inkârcı, putperestler de olsalar, Allah’ın kanunu uyarınca galip gelirler. Tedbirsiz davrananlar da peygamber veya evliya dahi olsalar yine yenilgiye uğrarlar. Çünkü Allah’ın sünneti değişmez. O’nun sosyal hayat için koyduğu kanunlar savaşta da geçerlidir. Savaşın şart ve gereklerine uyanların galip, buna uymayanların mağlûp olması ilâhî bir kanundur (Ateş, II, 113).
Müfessirler bu ve benzeri âyetlerde, tarihî ve arkeolojik araştırmalar yapmayı teşvik anlamının bulunduğunu belirtirler (Elmalılı, II, 1180). Muhammed Abduh’a göre yüce Allah’ın, mahlûkatını yönetmek için kanunlar koyduğunu bize bildirmesi, bizim o kanunlardan en mükemmel bir şekilde faydalanmamız için o kanunları tedvin edilmiş bağımsız bir ilim haline getirmemizi gerekli kılar. Kur’an’ın özet olarak bahsettiği diğer ilimler için olduğu gibi kâinattaki sünnetullahı açıklayacak ilim adamlarını yetiştirmek de bu ümmetin tümü üzerine farz kılınmıştır (Reşîd Rızâ, IV, 139).
Mehmet Okuyan
Sizden önce (nice milletler hakkında, ilahi) kanunlar elbette gelip geçmiştir. (Onun için) yeryüzünde dolaşın; sonra yalanlayanların sonunun nasıl olduğuna bakın!
1- İlahi yasalar. 2- Olup biteni araştırıp soruşturun.
Ahmet Akgül
Sizden önce de (Sünnetullah’a uygun) nice olaylar gelip geçti. Yeryüzünde (ibret için) gezip dolaşın da (Allah’ın hüküm ve haberlerini) yalanlayıcıların (ve isyankâr mücrim kulların) sonlarının nasıl olduğunu görüverin.
Sizden önce nice ilâhî ceza kanunları uygulanmıştır. Yeryüzünde dolaşın. Allah'ın âyetlerini yalanlayanların âkıbetlerinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir bakın, inceleyin.
Gerçek şu ki, sizden önce nice sünnetler gelip-geçmiştir. Bundan dolayı yeryüzünde gezip-dolaşın da yalanlayanların sonu (akibet) nasıl oldu bir görün.
Sizden önce(ki toplumlara ait) nice hayat tarzları (kanunlar, sistemler) gelip geçmiştir. Yeryüzünde gezip dolaşın (geçmiş milletlerin yaşadıklarını düşünerek insanlık tarihini düşünün ve Allah'ın dinini) yalanlayanların sonunun ne olduğuna (bir) bakın (nizamı bozmak ve yeryüzünde fesat çıkarmak için çalışanların akıbetlerinin nasıl olduğunu görün)!
Sizden önce nice (milletler hakkında) ilâhî kanunlar gelip geçmiştir. Onun için, yeryüzünde gezin dolaşın da (Allah'ın âyetlerini) yalan sayanların âkıbeti ne olmuş, görün!
Gerçek sizden evvel bir çok vak'alar, şerîatler gelib geçmişdir. Onun için yer yüzünde gezin, dolaşın da (peygamberleri) yalan sayanların akıbeti nice oldu görün.
Şübhesiz sizden önce(ki ümmetlere tatbîk edilen) nice yollar gelip geçmiştir; öyle ise yeryüzünde dolaşın da (peygamberleri) yalanlayanların âkıbeti nasıl olmuş, bir bakın!(3)
(3)Peygamberlerini yalanlayan kavimlerin başlarına gelen dehşetli semâvî musîbetler hakkında bakınız; (sahîfe 162, hâşiye 2; sahîfe 197, hâşiye 1)
İlyas Yorulmaz
Sizden önce, Allah’ın dininden farklı yaşayan nice topluluklar gelip geçti. Yeryüzünü şöyle bir dolaşın ve bakın bakalım, (Allah’ın dinini) yalanlayanların sonu nasıl olmuş.
Sizden önce de bir çok ibret verici olaylar yaşanmıştır. Toplum hayatıyla ilgili nice ilâhî kanunlar uygulanmış, yani nice sünnetler gelip geçmiştir. Nice zâlimler, sahip oldukları kudret ve servetle şımarıp ilâhî irâdeye başkaldırmış, inananlara karşı zaman zaman geçici üstünlükler elde etmiş, fakat sonunda mahvolup gitmişlerdir. Neticede gerçek başarı ve zafer, hep inananların olmuştur. Bunu bizzat gözlerinizle görmek ister misiniz? Öyleyse yeryüzünde gezip dolaşın ve geçmiş milletlerin hayatlarını ve akibetlerini düşünerek insanlık tarihini araştırın da, gerek sözleriyle gerek ortaya koydukları hayat tarzıyla Allah’ın ayetlerini yalan sayanların sonu nice olmuş, bir görün!
(Ey îman edenler!) Sizden önce nice sünnetler,1 gelip geçmiştir. Yeryüzünde dolaşın2 ve (Allah’ın âyetlerini) yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu bir görün.3
Mehmet Türk Âl-i İmran Suresi 137. Ayet Açıklaması
1 Burada “sünnetler”den kastedilen; Âd ve Semûd kavimleri gibi geçmiş ümmetler o ümmetlerin insanları yönettikleri zulüm düzenleri ve bu düzenleriyle birlikte Allah’ın gazabına uğrayarak helak edilmeleridir. (Kurtubi)2 Yeryüzünde seyahat edin de; Hakkı yalanlayanların akıbetleri nasıl olmuş? Basiret gözüyle bir bakıp, inceleyin, bir görün. Müfessirler burada; ibret için dünya üzerinde sefer edip onun ihtiva ettiği, Allahu Teâlâ’nın mahlûkatını görmenin, diğer Müslümanları ziyaret ederek, tarihi mütalaa etmenin, geçmiş ümmetlere ait eserleri incelemenin caiz olduğuna delâlet vardır. Çünkü geziler âlemin seyrini ve geçmiş ümmetlerin başına gelenleri bilmek, anlamak ve bunlardan ibretler almak için en önemli bir yoldur, demişlerdir.3 Yani Allah: “Ey Müslümanlar! Uhud Savaşında kâfirler, size karşı bir miktar başarı göstermişse de buna üzülmeyin. Sizden önce insanlık tarihinde böyle nice olaylar yaşanmıştır. Fakat sonuç itibarıyla, diama Allah’a hakkıyla îman edenler başarılı olmuşlardır.” demek istemiştir. (Elmalılı)
Muhammed Esed
SİZDEN önce [nice] hayat tarzları gelip geçti. 98 Öyleyse, yeryüzünde dolaşın ve hakikati yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün:
Mustafa İslamoğlu Âl-i İmran Suresi 137. Ayet Açıklaması
[663] Sunen, sunnetin çoğuludur. “Alışıldık uygulama, doğru yol, kendisine uyulan örnek” anlamına gelen sünnet ile olumlu ve olumsuz anlamlarıyla birlikte tüm “gelenekler” kastedilmiştir. Kelimenin kök mânası “hayata dair, orijinal ve sürekli” olanı ifade eder. Olumlu ve olumsuz mânada kullanılır. Buradaki vurgusu olumsuzdur ve helâk olan kavimlere yönelik “ilâhî ceza uygulamalarına” delâlet eder (Krş: İbn Âşûr). Çöküş ve çözülüşle neticelenen bu gidişat kendisinden önceki olumsuz geleneğin bir uzantısı, kendisinden sonrasının belirleyicisidir. Zaten bu yüzden sunnet adını almıştır.
Ömer Nasuhi Bilmen
Muhakkak sizden evvel birçok vak'alar gelip geçmiştir. Artık yerde dolaşınız da bakınız ki, tekzîp edenlerin akıbetleri nasıl olmuştur?
Sizden önce, Allah'ın koymuş olduğu hayat kanunlarına uygun olarak, nice olaylar, ümmetler geçti. . . İsterseniz dünyayı gezip dolaşın da dîni yalan sayanların âkıbetlerini görün!
Süleymaniye Vakfı Âl-i İmran Suresi 137. Ayet Açıklaması
[*] Bu Allah'ın yaratılmış ayetleri ile yazılmış ayetlerini birlikte okumak olur. Aynı zamanda kültür turizmi olarak bilinen bu gezilerin Allah'ın emri olduğu anlaşılmaktadır.
Şaban Piriş
-Sizden önce nice hayat tarzları gelip geçmiştir. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların akıbetinin nasıl olduğunu görün!