Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 311, sondan 5926. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 18. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 18. ayetinin kelime sayisi 18, harf sayısı 72 ve toplam ebced değeri ise 1602 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (19) ل (16) م (4) bulunuyor.
Arapça Metin
شهد الله انه لا اله الا هو والملئكة واولوا العلم قائما بالقسط لا اله الا هو العزيز الحكيم
Allah, melekler ve ilim sahipleri, ondan başka ilâh olmadığına adaletle şâhitlik ettiler. O’ndan başka ilâh yoktur. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Meâlinde “bildirdi” ve “ikrar etti” diye tercüme ettiğimiz “şehide” fiili sözlükte, “olay yerinde hazır bulunma, bir cismi veya olayı gözüyle görme” demektir; terim olarak ise “tanıklık etme” anlamına gelir. Bir iddianın ispatında, dolayısıyla bir hakkın yerini bulmasında şahitlik (tanıklık) önemli bir vasıtadır. Âyette Allah’ın kendisinden başka tanrı bulunmadığını bildirmesi de tanıklık kavramıyla ifade edilmiştir. Allah’ın bu konudaki şahitliği daha çok şu iki şekilde açıklanmıştır: a) Evrende kendi varlığını ve birliğini ortaya koyan sayısız deliller ve nişaneler yaratmış olması, b) peygamberler göndererek dinî anlamda bildirimde bulunmuş olması.
Elmalılı Muhammed Hamdi, genelde insanlar için bu mânanın anlaşılmasının daha kolay olması sebebiyle birçok tefsir âliminin bu izahla yetindiklerini belirttikten sonra, burada daha derin bir anlamın varlığına ve filozoflar arasında geniş tartışmalara yol açmış bulunan “ilm-i yakîn” (kesin bilgi) meselesinin esaslı bir çözümünün bulunduğuna dikkat çeker.
Elmalılı’nın yorumu özetle şöyledir: Bu âyetteki ifade bize göstermektedir ki, her hususta “yakîn”in temeli ve başlangıç noktası Allah’ın kendisi ve birliği hakkındaki bilgisi ve şehâdetidir. Her ilm-i yakîn, hakkın kendine mutabakatı (dış dünyadaki varlık ile o varlığa dair zihindeki bilginin uyuşması) ve bu mutabakatın bildirilip açıklanmasıyla gerçekleşir. İlm-i yakîn, ayn-ı yakîne (gözlemle elde edilen bilgiye), ayn-ı yakîn ise hakk-ı yakîne (bizzat yaşanarak, iç tecrübe ile kazanılan kesin bilgiye) dayanır. Yani ilm-i yakîn, realitede olanın, bizzat veya dolaylı olarak kendini göstermesidir. Herhangi bir gerçeğin kendine mutabakatı, yani dış gerçekliği ile hakkındaki bilginin uyuşması, ayniyet ilkesiyle ifade edilen bir tasdik türüyle ilgili olup bu da bilen bir süjenin varlığı ile gerçekleşir (bilen olmayınca bilinenin var olup olmadığından da söz edilemez; çünkü “Bir şey vardır” sözü bir hüküm, bir bilgi, bir tasdiktir ve bu, bir bileni, bir tasdik edeni gerektirir). Şu halde insan olmayınca kendilerini bilmeyen nesneler kendilerine mutabık değilse bunların insanda kendilerine tanıklık etmesi nasıl mümkün oluyor (bunlar hakkında nasıl bilgi sahibi oluyoruz)?; ve bütün bu tanıklıklar hak adı verilen tek noktada nasıl toplanıyor? İşte ilim meselesinin (epistemoloji) filozofları şaşırtan en ince noktası burasıdır. Âyet-i kerîme bu noktayı hallederek kesin bilginin gerçek başlangıcını gösteriyor: Varlıkların kendi zatlarında kendilerine mutabakatı (varlıklar hakkındaki bilgiler), Allah’ın kendi zâtında kendine mutabakatının, yani kendisi hakkındaki ilminin ve bu bilgiyi açıklayarak kendine ve birliğine tanıklığının eseridir. Bu sebeple varlıklar kendilerine kendilerinde mutabık değil, kendilerini bilen zât-ı hakta yani ilm-i ilâhîde kendilerine mutabıktırlar. Âlemde ne kadar tanık ve tanıklık, ne kadar ilim ve istidlâl varsa hepsi Hak Teâlâ’nın kendini bilmesine ve bildirmesine, yani şahitliğine dayalıdır; gerçek şahit Allah Teâlâ’dır. Hak Teâlâ’dan başka hiçbir bilen ne kendine ne diğer şeylere tamamen şahittir. İnsanda eşyanın kendilerine mutabakatları (eşyanın kendileriyle insanın zihnindeki onlara dair bilgilerin birbirine uyumu) izâfî (göreli), eksik ve belirli açılarla sınırlıdır. “Ben, benim” diyebilen insanın bile kendine mutabakatı (kendisi hakkındaki bilgisi), bütün yönlerden, tam, mutlak ve hakka’l-yakîn değildir. Onun kendinde bilmediği, şahitlik edemediği nice yönleri vardır. İnsanda mutlak, en hakiki bir ilm-i yakîn varsa o da Tanrı’nın var ve bir olduğu bilgisidir. Zira bu bilgi gerek kendisine gerekse eşyaya dair bütün bilgilerinin temel ve ilk öğesidir. Bu sayededir ki bir insan “ben, benim” diye kendini tanır, kendi kendine şahitlik eder, kendi şuurunun kendi varlığına intibakını (uygunluğu) kendine haber verir. Hem iddia sahibi hem tanık hem tanıklık edilen olduğu halde bu şahitliğini geçerli sayar ve iddia ettiği şeye kesin olarak inanır (II, 1056-1059). Öte yandan âlemde olup biten her şey Allah’a şahitlik eder; fakat bu aynı zamanda Allah’ın kendi kendine şahitlik etmesidir. Çünkü her şey O’nun eseridir, O’nun fiillerinin ve sıfatlarının tecellisidir; bildiklerimiz de bilgilerimiz de O’na aittir. Bütün var olanlar ve bütün bilgiler Allah’ın kendi zâtına, ulûhiyyetine, vahdâniyyetine şehâdetidir.
20. âyetteki “Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: Ben kendimi Allah’a teslim ettim” ve “Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir” ifadelerinin de Elmalılı’nın işaret ettiği noktayı desteklediği söylenebilir. Zira bu âyetten de, Allah’ın varlığı ve O’ndan başka ilâh bulunmadığı hususundaki bütün bilgilerin temelinin yine O’nun şahitliğine dayandığı, hakikatleri kavrayabilmenin ve bilgiden emin olabilmenin yolunun O’na inanmak ve O’nun ilminden yararlanmaktan geçtiği anlaşılmaktadır.
Sözlükte kıst kelimesi “hak ve adalet” anlamlarına gelmektedir. Kur’an-ı Kerîm’de “âdil davranma”yı ifade için “adl” ve türevleri, hak ölçüsü olan adaleti ve adaletin somutlaşmış halini (hakkaniyet) ifade için de genellikle kıst ve bazı türevleri kullanılmıştır.
Mehmet Okuyan
Allah, melekleri ve adaleti gözeten ilim sahipleri şahittir ki O’ndan başka ilah yoktur. (Evet) O’ndan başka ilah yoktur. Güçlüdür, doğru hüküm verendir.
Allah ile melekler, hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahittir. O'ndan başka tanrı yoktur, kudret ve hikmet sahibidir.
Kendisinden başka ilah olmadığına Allah tanıktır. Melekler ve hakkaniyeti gözeten ilim sahipleri¹ de tanıktırlar ki: O'ndan başka ilah yoktur. O, Mutlak Üstün Olan ve En Doğru Hüküm Veren'dir.
1- Gerçeği idrak etmiş olanlar. Gerçeğin vahiy olduğuna inananlar. Kur'an'da yer alan ilim ve âlim sözcükleri; Allah'ın, nasıl bir Allah olduğunu; yüceliğini, üstünlüğünü ve gücünü idrak etmek, ayırdına varmak; kesin, doğru ve gerçek bilgi kaynağının vahiy olduğuna inanmak, tevhidi bilince sahip olmak; gerçeği görmenin, bilmenin ve kavramanın bilincinde olmak demektir. Bu nedenle, Kur'an'da yer alan her âlim sözcüğüne “bilgin”, ilim sözcüğüne de “bilgi” anlamı vermek kesinlikle doğru değildir. (Onlar: “Korkma! Biz, sana âlim bir oğul müjdeliyoruz.” dediler. 15:53)
Ahmet Akgül
Allah, (kâinat düzeninde, tabiat ve mahlûkat içerisinde ve Kur’an-ı Kerim’inde) adalet ve hakkaniyet ölçülerini ikame buyurarak (fıtrat ve tabiat nizamını ortaya koyup oturtarak), kesinlikle Kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; (mevcudiyetini, vahdaniyetini, kudret ve rahmet eserlerini gösterdi,) melekler ve ilim sahipleri de (bu gerçeği ikrar ve ilan etmişlerdir) . Elbette O'ndan başka ilah yoktur, O Azîz ve Hakîm’dir.
Allah, kesin olarak bildirdi ki kendisinden başka yoktur tapacak. Meleklerle bilgi sahipleri de tam bir doğrulukla bunu bildiler, bildirdiler. O üstün Tanrıdan, o hüküm ve hikmet sahibinden başka yoktur tapacak.
Allah, melekler, hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri, O Allah'tan başka gerçek ilâh olmadığına şahittir. O'ndan başka gerçek ilâh yoktur. Her zaman üstün gelen ve herşeyi yerli yerince yapan da O'dur.
Allah, kâinattaki dengeyi, düzeni, mahlûkatın rızkını, hayatın devamını adaletle sağlayan, ebedî âlemde adâletle mükâfatlandırıp cezalandıran, hak ilâhın yalnızca kendisi olduğuna şehâdet etti. Melekler ve âdil, objektif düşünen ilim adamları, âlimler de şehâdet etti. Ondan başka ilâh yoktur. Kudretli, hikmet sahibi ve hükümrandır.
bk. Kur’ân-ı Kerim, 3:59, 43:61, 71:17. “Kaimen bi’l-kıst” ibaresi, cümlenin ifade ettiği mâ-nâyı te’kit eden bir hal olarak da anlaşılabilir; ed-Dürrü’l-Masûn, 3:72-82.
Ahmet Varol
Allah kendinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de adalet üzere hareket ederek Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ettiler. Yüce ve hikmet sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur.
Allah, gerçekten kendisinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de O'ndan başka ilah olmadığına adaletle şahitlik ettiler. Aziz ve Hakim olan O'ndan başka ilah yoktur.
Allah, kendinden başka ibadete müstahak bir varlık olmadığını delillerle açıkladı. Meleklerle, ilim sahibleri de adâlet ve hak üzere durarak buna iman ettiler. O'ndan başka hiç bir ilâh yoktur. O, tevhîd getirmiyenlere gâliptir; hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah, kâinatta dengeyi kurarak, Melekler o dengeyi icra ederek, âlimler o dengeyi gözleyerek şahitlik ediyorlar ki; Allah’tan başka ilah yoktur. O, sonsuz güç ve hikmet sahibidir. (Gücü sonsuzdur, ortağa ihtiyacı yoktur. Hikmeti sonsuzdur, ortaklar edinmekle kâinatın birliğini bozmaz, kâinatı abes etmez.)
Melekler Tanrıdan başka Allah bulunmadığına, Allah tanık, melekler tanık, iyilikten ayrılmayan bilgi sahipleri tanık; ondan özge Tanrı yoktur, o azizdir, o bilge
Allah, melekler ve adaleti ayakta tutan ilim sahipleri de şahittir ki O'ndan başka ilâh yoktur. O çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir ve kendisinden başka ilah olmayandır.
Allah, melekler ve adaleti yerine getiren ilim sahibleri, O'ndan başka tanrı olmadığına şahidlik etmişlerdir. O'ndan başka tanrı yoktur, O güçlüdür, Hakim'dir.
Allah, adaleti ayakta tutarak (delilleriyle) şu hususu açıklamıştır ki, kendisinden başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de (bunu ikrar etmişlerdir. Evet) mutlak güç ve hikmet sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur.
ALLAH, kendisinden başka tanrı olmadığına şehadet eder; melekler ve adaleti gözeten ilim sahipleri de... O'ndan başka tanrı yoktur. Üstündür, Bilgedir.
İslam'ın ilk şartı olarak bilinen "Şehadet", Allah'tan başka tanrı olmadığının itiraf edilmesidir. Kuran'da otuz kez geçen "la ilahe illa Allah" ifadesi hiçbir yerde bir başka isimle birlikte geçmez. Bu şehadetle yetinmeyip Allah'ın Tekliğini ilan ederken, Allah'i tekbaşına yeterli görmemek ve isminin yanında herhangi bir ismi anmayı gerekli görmek şirk hastalığının bir belirtisidir. Muhammed peygamberden seneler sonra, tüm ilahi dinlerin değişmez ortak sloganı olan şehadete Muhammed'in ismini ilave edenler bu davranışlarıyla Kuran'ın bir çok ilkesini çiğnemişlerdir. Camilerde Tanrı'nın isminin yanına, Muhammed ismine ek olarak EbuBekir, Ömer, Osman, Hali, Hasan ve Hüseyin gibi diğer putlaştırılmış isimler eklenmiştir. Şiiler ise farklı bir put kulleksiyonuna sahip olup camilerini onların isimleriyle süslerler. Muhammed'in isminin geçtiği dört ayet var; bu ayetleri camiye asmak yanlış mı diye itiraz edenler olabilir. Mescitlerin duvarlarina cennetteki hurilerden söz eden tüm ayetleri güzel hatlarla yazıp asmanın, yahut ta sadece cehennem ile ilgili ayetleri seçmenin bir zararı mı var? Sadece İsa veya Musa ile ilgili ayetleri seçmeye ne demeli? Münafıklarla ilgili ayetler niye olmasın? Mescitlerin duvarina tüm Kuran asılırsa bir sorun olmaz. Ama Kuran'dan bazı ayetler özellikle seçilince işte orada niyet önemli oluyor. Kuran'dan bazı ayetler seçilecekse, sadece Allah'tan sözeden ayetler asılabilir. Örneğin 39:44-45 veya 39:11-12 ayetleri.... Ayrıca, mescitlerin duvarına ayet asılacak diye bir kural da yok? Bak 2:285; 3:64; 39:45; 53:23; 72:18.
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah şehadet eyledi şu gerçeğe ki, başka tanrı yok, ancak O vardır. Bütün melekler ve ilim uluları da dosdoğru olarak buna şahittir ki, başka tanrı yok, ancak O aziz, O hakîm vardır.
Şahadet eyledi Allah şu hakikate: «başka Tanrı yok ancak o», bütün Meleklerle İlim uluları da adl-ü hakkaniyyetle durarak şahid: başka Tanrı yok ancak o, azîz o hakîm o
Allah, şu hakıykatı: Kendinden başka hiç bir Tanrı olmadığını, adaleti ayakda tutarak (delilleriyle, âyetleriyle) açıkladı. Melekler (bunu ikrar etdi, hakıykî) ilim saahibleri (nebiler, âlimler) de (böylece inandı). Ondan başka hiç bir Tanrı yokdur. (O), mutlak gaalibdir, yegâne hüküm ve hikmet saahibidîr.
Allah, adâleti kaim kılarak kendisinden başka ilâh olmadığına şâhidlik etti; melekler ve ilim sâhibleri de (adâletle kaim olarak buna şâhidlik ettiler). O'ndan başka ilâh yoktur;(3)(O,) Azîz (kudreti dâimâ galib gelen)dir, Hakîm (her işi hikmetli olan)dır.
(3)“Müteaddid (birçok) eller müstebidâne (baskı ile) bir işe karışsalar, karıştırırlar. Bir memlekette iki pâdişah, hattâ bir nâhiyede iki müdür bulunsa, intizam bozulur ve idâre herc ü merc (darma dağınık) olur. Hâlbuki sinek kanadından tâ semâvât kandillerine (yıldızlara) kadar ve hüceyrât-ı bedeniyeden (beden hücreciklerinden) tâ seyyârâtın (yıldızların) burçlarına kadar öyle bir intizam var ki, zerre kadar şirkin müdâhalesi olamaz. Hem hâkimiyet bir makām-ı izzettir (üstünlük ve kudret makāmıdır); rakīb kabûl etmek, o hâkimiyetin izzetini kırar.” (Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 140)Kâinâtta şirke aslâ yer olmadığı hakkında bakınız; (Sözler, 32. Söz, 261-272; Şuâ‘lar, 7. Şuâ‘, 138-141; Şuâ‘lar, 2. Şuâ‘, 14-33) Ayrıca bakınız; (sahîfe 85, hâşiye 3; sahîfe 96, hâşiye 1)
İlyas Yorulmaz
Allah, melekler ve adaleti ayakta tutan ilim sahipleri de, O’ndan başka ilah olmadığına şahitlik etmiştir. O çok güçlü, her şeyin hükmünü veren ve kendisinden başka ilah olmayandır.
Allah şahit, melekler şahit, ilim sahipleri şahit ki O/ndan başka tapacak yoktur [¹], O, [²] her an hakkaniyet ile kaimdir [³], O/ndan başka tapacak yoktur, O, galib-i yektadır, hakimdir.
İsmail Hakkı İzmirli Âl-i İmran Suresi 18. Ayet Açıklaması
[1] Yâni Allah delâil izhar buyurdu, melekler birliğini ikrar ettiler, ilim sahipleri de ilâhiyet ve rübubiyetini tasdik eylediler.[2] Veya hakkaniyet ile kaim olan Allah veya ilim sahipleri şahittir.[3] İşleri istikamet ile yürütendir.
Kadri Çelik
Allah'tan başka ilâh olmadığına ve işlerinin adalet üzere olduğuna Allah'ın kendisi, melekler ve ilim sahipleri şahitlik etmişlerdir. (Evet, gerçekten de) O'ndan başka ilâh yoktur. O üstün güç sahibidir, hikmet sahibidir.
Bizzat Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına şâhittir; bütün melekler ve adâlet ölçüsünü gözeten ilim adamları da bu gerçeğe şâhitlik ederler: O’ndan başka ilâh yoktur! Gerçek anlamda kudret ve hikmet sahibi, ancak O’dur!Peki, bir olan Allah; her biri diğeriyle çelişen, mensupları arasında bitmez tükenmez kavgalar yaşanan Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi farklı dinler göndermiş olabilir mi?
Allah, kendisinden başka bir ilah olmadığına şehadet etti.
Melekler de, “Tam Adalet”i gözetmek üzere İlim sahipleri de!
O Hakîm Azîz’den başka ilah yoktur.
Allah’ın tek ilâhın kendisi olduğuna şâhitlik ettiği1 gibi melekler ve adaletten ayrılmayan tüm ilim erbabı da tek ilâhın, O çok güçlü, hüküm (ve hikmet) sahibi (Allah) olduğuna, görmüşçesine îman2 ederler.3
1 Bu şahadet, Allah’ın kendisinin kendisine şâhitliğidir ki, gerçek şâhitlik budur. (Yani hakk’al-yakin şâhitlik.)2 Buradaki şâhitlik, gözle görerek, beş duyuyla müşahede ederek yapılan şâhitlik değildir. Zîrâ meleklerin ve insanların, “Allah’ı kendisinin kendisine şâhitliği” gibi müşâhade etmeleri mümkün değildir. Bu şâhitlik, ancak ilm’el-yakin şâhitlik olabilir. O da; ihsan seviyesi olan, “Allah’a Onu görüyormuşçasına” yapılan îmandır. Bunun ilerisini iddiâ etmek ise, zındıklıktır.3 Şam’lı Hıristiyan âlimlerinden iki kişi, Medine’ye gelince biri, diğerine: “bu şehir, ahir zamanda gelecek olan o Peygamberin şehrine ne kadar da benziyor.” dedi. Peygamberimizin huzuruna girip ondaki özellikleri görünce: “Sen Muhammed misin?” dediler. O da: “evet” dedi. Bunun üzerine onlar: “Biz, sana bir şey soracağız, eğer haber verirsen sana îman edeceğiz.” dediler. Peygamberimiz de: “Sorun.” dedi. Onlar: “Bize Allah’ın kitabındaki en büyük şahadeti haber ver.” dediler ve bu esnada bu âyet nâzil oldu. Bunun üzerine ikisi de Müslüman oldular ve Peygamberimizi tasdik ettiler. (Vâhidî)
Muhammed Esed
ALLAH, [bizâtihî Kendisi] ile melekler ve hak ve adaleti gözeten ilim sahipleri O'ndan başka tanrı olmadığına şahittir: 11 O'ndan başka tanrı yoktur, Kudret ve Hikmet Sahibi(dir).
Allah şahittir ki, ondan başka ilah yoktur. Melekler ve adaleti ayakta tutan ilim sahipleri de şahittir ki, O’ndan başka ilah yoktur. O, mutlak üstün ve yüce olan, her hükmünde doğru karar verendir. 2/255, 4/166
Allah şahittir ki O’ndan başka ilâh yoktur; melekler de, adâleti şiar edinen ilim adamları da (şahittirler ki) O’ndan başka ilâh yoktur; O her işinde mükemmel olandır, her hükmünde tam isabet edendir.
Allah Teâlâ, kendisinden başka bir ilâh bulunmadığına adâletle kâim olarak şehâdet etmiştir. Melekler de, ilim sahipleri de (şehâdette bulunmuşlardır). O hakîmden başka asla bir ilâh yoktur.
Allah'tan başka tanrı bulunmadığına şahid bizzat Allah'tır. Bütün melekler, hak ve adaletten ayrılmayan ilim adamları da bu gerçeğe, aziz ve hakîm (mutlak galip, tam hüküm ve hikmet sahibi) Allah'tan başka tanrı olmadığına şahittirler.
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 18. Ayet Açıklaması
Gerçek şahit, Allah’tır. O’ndan başka hiçbir âlim, ne kendisine, ne de başka varlıklara tamamen şahit değildir. İnsan bilgisinde varlıkların kendilerine uygunlukları izafî, eksik ve sadece muayyen bir yöndendir. İnsanın gerek kendisinde, gerek diğer varlıklarda gerçekten bilebildiği şeyler, Hakk’ın şahitliğini, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak sezebildiği yönlerdir. Mesela: “Güneş vardır.” diyen bir şahit bile, aslında, kendisi ile şahitlik ettiği güneş arasında Hak Teâlânın koyduğu ölçüye uymaktan başka bir şey yapmış değildir.
Süleyman Ateş
Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına şahiddir. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle şahiddir (ki O'ndan başka tanrı yoktur. O), azizdir, hakimdir.
Allah’tan başka ilah olmadığına Allah, melekler ve doğruluktan şaşmayan bilgi sahipleri şahittir. Evet, O’ndan başka ilah yoktur. Daima üstün olan, bütün kararları doğru olan O’dur.
Süleymaniye Vakfı Âl-i İmran Suresi 18. Ayet Açıklaması
[*] Allah'ın varlığı ve birliği konusunda kimsenin şüphesi yoktur.
Şaban Piriş
Allah şahittir ki kendisinden başka bir ilah yoktur. Melekler ve adaleti ayakta tutan ilim sahipleri de (buna şahittir.) O'ndan başka ilah yoktur. O, azizdir, hakimdir.
Ondan başka tanrı olmadığına, bizzat Allah şahitlik etmiştir. Melekler ile, adaletten ayrılmayan ilim sahipleri de buna şahittir. Ondan başka tanrı yoktur; O herşeyin mutlak galibi ve sonsuz hikmet sahibidir.
Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına tanıktır. Meleklerle ilim sahipleri de adalet ölçüsüne sarılarak tanıklık etmişlerdir ki, o Azîz ve Hakîm olandan başka hiçbir ilah yoktur.