Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 312, sondan 5925. ayet; 3. sure ve Âl-i İmran Suresinin 19. ayetidir. Âl-i İmran Suresi 19. ayetinin kelime sayisi 26, harf sayısı 107 ve toplam ebced değeri ise 6421 olarak hesaplanmıştır. Âl-i İmran Suresinin toplam ebced değeri 1056696 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الم hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (26) ل (16) م (8) bulunuyor.
Arapça Metin
ان الدين عند الله الاسلام وما اختلف الذين اوتوا الكتاب الا من بعد ما جاءهم العلم بغيا بينهم ومن يكفر بايات الله فان الله سريع الحساب
Şüphesiz Allah katında din İslâm’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf, aralarındaki ihtiras ve aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, bilsin ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
Sözlükte din “gerek ödül gerekse ceza şeklindeki karşılık” anlamında olup, tâbi ile (uyan) kudret sahibi metbû (uyulan) arasındaki ilişkiyi ifade eder. Terim olarak dinin çeşitli tanımları yapılmıştır. Batılı bilim adamlarıyla müslüman bilginlerin din tarifleri arasında bazı temel farklılıklar bulunmaktadır. Yine, dinin kaynağı ve ilk ortaya çıkış biçimi konusunda bu iki muhitte önemli görüş ayrılıkları vardır.
İslâmî anlayışa göre din, kısaca kişinin yaratılış amacına uygun bir hayat sürebilmesi ve bu amacı belirli bir disiplin içinde gerçekleştirebilmesi için kendisine yol gösteren kurallar bütününü ifade eder. Din bir tarafın kutsal buyruk ve egemenliğine diğer tarafın uyum ve bağlılığına dayalı ilişkileri düzenleyen bir kurum olmakla beraber, bu âyet-i kerîmeden, Kur’an’a göre Allah katında dinin ve dindarlığın değer taşımasının iradî bir teslimiyet üzerine kurulu olması şartına bağlı olduğu anlaşılmaktadır. Bir başka anlatımla İslâmî telakkiye göre din, akıl sahiplerini kendi istek ve iradeleriyle hayra ve mutluluğa yönlendiren bir kurum, beşerin kendi seçimine dayalı fiillerini düzenleyen ilâhî bir kanundur (ayrıca bk. Bakara 2 /132, 256).
Kur’an-ı Kerîm’de İslâm kelimesinin geçtiği ilk yer bu âyettir. İslâm’ın sözlük anlamı, “bağlanmak, itaat etmek, teslim olmak, esenlik ve barış içinde olmak”tır. Terim olarak İslâm “Hz. Muhammed’in din adına bildirdiklerinin tamamını bütün varlığıyla benimsemek ve bunu ortaya koyan bir teslimiyet içinde olmak” demektir. Hz. Peygamber’in getirdiği hak dinin adı da İslâm’dır. Yine İslâm, Arapça’da bu dine girmeyi ifade eden bir masdardır. İslâm dininin mensubu olan kişi Arapça’da müslim, Farsça’da müselmân kelimesiyle ifade edilir. Türkçe’de bu din için İslâmiyet ve Müslümanlık, bu dinin mensubu için de müslüman kelimeleri kullanılır.
İslâm kelimesinin sözlük anlamıyla terim anlamı arasında güçlü bir alâka vardır. İslâmî anlayışa göre din, irade ve akıl sahibi varlıklar arasında uyuşmazlıkları ve çekişmeleri önleyip uzlaşma sağlayan bir kanundur. Din sadece insanlar arasında değil insanlarla Allah arasında da bir mutabakatı ifade eder. Böylece yaratanın iradesiyle yaratılmışların iradesi arasında bir uyum sağlanmış olur (Elmalılı, II, 1062-1063).
Bütün ilâhî dinler Allah’ın birliği esasına dayalı olduğu için, Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği İslâm dini ile diğer peygamberlerin getirdiği dinler temelde birleşirler. Bununla beraber müslüman bilginlerin bir kısmına göre İslâm dini ve İslâm ümmeti tabirleri sadece Hz. Muhammed’in getirdiği din ve onun mensupları için kullanılabilir. İslâmiyet önceki hak dinlerle temelde uyuşsa bile, bu dinin kendine ait özellikleri ve mensubu olan ümmete özgü hükümleri vardır. Diğer bir grup müslüman bilgine göre ise, önceki ilâhî menşeli dinlerin de İslâm olarak anılması mümkündür. Onlara göre Kur’an-ı Kerîm’de bu anlayışı destekleyen birçok âyet vardır: Hz. Îsâ’nın havârilerinin cevabının “Şahit ol ki bizler müslümanlarız” (Âl-i İmrân 3:52) şeklinde ifade edilmesi, Hz. İbrâhim hakkında “O hanîf bir müslümandı” (Âl-i İmrân 3:67) buyurulması, yine “O size daha önce de bunda da ‘müslümanlar’ adını verdi” (Hac 22:78) şeklinde genel bir nitelendirilmeye yer verilmesi bunlara örnektir. Karşı görüş sahiplerine göre ise bu tür nitelendirmeler peygamberlerle alâkalıdır.
Kanaatimize göre Kur’an-ı Kerîm dışındaki ilâhî kitaplarda o kitaba tâbi olacaklar için bir din adı konmadığı, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi isimlendirmelerin daha sonra ortaya çıktığı ve bunların o peygamberin tâbilerine sonradan verilen adlar olduğu dikkate alınırsa “Doğrusu Allah katında din İslâm’dır” ifadesinin anlamı daha iyi anlaşılır. Her ne kadar Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği dinin kendine özgü hükümleri varsa da, Kur’an’da bu kitabın önceki peygamberlerin getirdiklerini onaylama özelliği üzerinde ısrarla durulması, onların bildirdiklerinin de temelde İslâm dairesi içinde olduğunu, ancak ilâhî hikmet gereği bu öğretilerin en mükemmel şekline Hz. Muhammed’in gönderilmesi ile ulaşıldığını (bk. Mâide 5:3) gösterir. Şu halde yüce Allah’ın hoşnutluğunu elde etmenin yegâne yolu O’nun bildirdiklerine bütünüyle inanmaktır. Buna göre olgudan hareketle ve belirli kesimleri ifade için başka din isimlerinden söz edilebilirse de, nihaî hedef gerçeği arayanların Allah Teâlâ’nın razı olduğu çerçevede buluşmalarıdır ve ilâhî bildirimler için geçerli olan bu sürecin insanlığın aklına ve vicdanına yansıması kaçınılmazdır. İslâm bilginleri bu anlayışı “ümmet-i icâbet” ve “ümmet-i dâvet” şeklinde kavramlaştırmışlardır; bunlardan birincisi Hz. Muhammed’in bildirdiklerine bilfiil ve açık biçimde tâbi olma iradesini ortaya koyanları, ikincisi ise henüz bu düzeyde olmayan fakat işaret edilen yansıma süreci içinde bulunan potansiyel kitleyi ifade etmektedir. Bu itibarla “Mûsevîlik” ve “Îsevîlik” gibi isimlendirmelere kıyasla bazı Batılı yazarların İslâmiyet’i “Muhammedîlik” şeklinde sınırlayıcı bir adla anmaları isabetli değildir; zira bu hem gerçeği yansıtmaktan uzaktır, hem de sözü edilen iletişimi ve kaynaşmayı önleyici niteliktedir.
Âyeti nihaî hedef açısından bu şekilde anlamak, nerede ve ne zaman yaşamış olursa olsun Allah’a şirk koşmaktan uzak durabilmiş ve davranışlarına bu inanca uygun biçimde yön verebilmiş herkesin Kur’an’ın telakkisine göre “müslüman” olarak nitelenmesi gerektiği teziyle (bk. M. Reşîd Rızâ, III, 257-258) çatışmaz. Gerçekten birçok âyette insanların âhiretteki kurtuluşları konusunda bu ölçütün esas alındığı görülmektedir (bk. Bakara 2:62; Âl-i İmrân 3:64).
Geniş anlamıyla İslâm (müslüman olma) hem kalp hem dil hem de davranışlarla teslimiyeti ifade eder. Bunlar içinde en önemli ve değerli olan teslimiyet kalple olanıdır. Kur’an’da İslâm kelimesinin, iman düzeyine ulaşmamış teslimiyeti ifade etmek üzere kullanıldığı da görülür (bk. Hucurât 49:14, 17).
“Kendilerine kitap verilenler” ifadesi genellikle Ehl-i kitap tabirinin içeriğine göre anlaşılmıştır (bu konuda bk. 64. âyetin tefsiri). İlim kelimesi ise “vahiy ve apaçık deliller” şeklinde açıklanmıştır. Âyette Ehl-i kitabın ancak ilim geldikten sonra ihtilâfa düştüğünün ifade edilmesi, kendilerine yeterince açık ilâhî bildirim yapıldığı ve bu açıdan hiçbir mazeretleri bulunmadığı halde, sırf kendi kusurları sebebiyle, çıkar düşüncesi ve beşerî tutkular uğruna ayrılığa düştüklerini ve çatışmaya girdiklerini belirtmek içindir. “Aralarındaki hak tanımazlık yüzünden” şeklindeki gerekçeden hareketle, burada kastedilenlerin yahudiler veya hıristiyanlar yahut her ikisi olduğuna dair açıklamalar yapılmıştır. Tarihî bilgilerin ışığında, burada, ilâhî vahye muhatap toplumların vahyin sağladığı aydınlığı değerlendirip barış ve uygarlık yolunda ilerlemek yerine kişisel ihtiraslarla aklıselimi dışlamalarının, özellikle çıkar çatışmaları üzerine temellenen dinî fırkalara ayrılmalarının eleştirildiği söylenebilir. Bu uyarıya rağmen Kur’an’a inananların aynı hatayı tekrar etmeleri, ilâhî mesajı beşeriyete en güzel biçimde ulaştırma misyonunu yerine getirebilmelerinde ve medeniyet yarışında lâyık oldukları yeri almalarında önemli bir engel oluşturmuştur (krş. Bakara 2:213; Beyyine 98:4; ümmî kelimesinin anlamı için bk. A‘râf 7:157-158).
Mehmet Okuyan
Şüphesiz ki Allah katında din İslam’dır. Kitap verilenler ancak kendilerine bilgi geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düşmüşlerdi. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse (bilsin ki) şüphesiz ki Allah hesabı hızlı olandır.
Allah katında din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki, Allah'ın hesabı çok çabuktur.
Kuşkusuz, Allah katında din, İslam'dır. Kitap verilenler, kendilerine bilgi geldikten sonra ihtirasları nedeniyle ihtilafa düştüler. Kim, Allah'ın ayetlerini inkâr ederse bilsin ki, kuşkusuz Allah, Hesabı Çabuk Gören'dir.
Hiç şüphesiz, Allah katında (tek ve gerçek) din İslam'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, ancak aralarındaki "kıskançlık, azgınlık ve aşırılık" (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk gören (ve karşılığını verendir).
Allah katında din, ancak İslam dinidir. Kendilerine kitap verilenler, bunu adamakıllı bildikten sonra aralarındaki azgınlık ve haddini aşma yüzünden ihtilafa düştüler ve kim Allah'ın ayetlerine inanmazsa bilsin ki Allah, pek tez hesap görür.
Allah katında kabul gören din İslâmdır. Daha önce kitap verilenler, azgınlıkları yüzünden kendilerine hakikat bilgisi geldikten sonra, bu konuda farklı görüşlere saplandılar. Allah'ın mesajlarını kim örtbas ederse bilsin ki, Allah hesabı çarçabuk görendir.
Allah katında, Allah'tan gelen, tek ilâhî din, şeriat, düzen, medenî kurallar İslâm'dır. Kendilerine verilen kutsal kitapların hükmünce sorumlu tutulanlar, kavimlerine gelen doğru bilgilerden sonra, liderliği ve hakimiyeti hep kendi uhdelerinde tutma hırsları, hasetleri, haksızlıkları, şer'î kurallara karşı çıkmaları ve bozgunculukları sebebiyle ayrı baş çekerek kasıtlı ihtilâf çıkardılar, doğru bilgileri çarpıttılar. Allah'ın âyetlerini, Kur'ân'ını, birliğini gösteren delilleri inkâr edenler, küfre giren ehl-i kitap bilmelidir ki, Allah çok çabuk hesaba çeker.
Allah katında din İslam'dır. Kendilerine Kitab verilmiş olanlar kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık ve kinden dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse (bilsin ki) Allah hesabı çabuk görendir.
Hiç şüphesiz din, Allah katında İslam'dır. Kitap verilenler, ancak kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki 'kıskançlık ve hakka başkaldırma' (bağy) yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, (bilsin ki) gerçekten Allah, hesabı pek çabuk görendir.
Doğrusu Allah katında makbul olan din, İslâmdır. Kendilerine kitap verilen Hristiyan ve Yahudiler hakikati bildikten sonra, aralarındaki ihtirasdan dolayı, İslâm dini hakkında ihtilâfa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, şüphe yok ki Allah, onun cezasını vermekte çok çabuk hesap görücüdür.
Allah katında geçerli olan tek düzen, İslam’dır. (İslam, evrensel birlik ve o birliğe teslim olmak demektir.) Kitap verilmişler’in() bölücülüğü ise, ilim (gerçek) onlara geldikten sonra yaptıkları azgınlıktan, kıskançlıktan dolayıdır. Artık kim Allah’ın mucizelerini ve mesajlarını inkâr ederse, muhakkak bilsin ki, Allah’ın hesabı çok seridir.()
Bahaeddin Sağlam Âl-i İmran Suresi 19. Ayet Açıklaması
(*) Yahudi, Hıristiyan veya kültürlü insanlar.
(*) Bu 19 no’lu ayet, 19 mucizesine ve bazı ehl-i ilmin bile bile bu mucizeyi inkâr edeceklerine işaret olduğu gibi, 19 matematiksel mucizeyi hatırlatmakla Allah’ın hesabının sonsuz süratte olduğunu ispat ediyor.
Besim Atalay
Allahın katında din yalnız, İslâm dinidir, kitaplılar ancak kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarında azgınlık yüzünden ayrışmışlardır, kim Allahın âyetlerin tanımazsa, Allah çabuk hesaplıdır
Şüphesiz Allah katında hak din (tek yaşam tarzı) İslam'dır. Kendilerine kitap verilenler (Yahudi ve Hristiyanlar), kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkâr eder (ya da değiştirmeye kalkarsa bilsin ki) Allah, hesabı çok çabuk görendir.
Cemal Külünkoğlu Âl-i İmran Suresi 19. Ayet Açıklaması
“İslam” sözcüğü Arapça “seleme” kökünden türemiş olup itaat etmek, bağlanmak, selamete kavuşmak, teslimiyet gibi anlamlara gelmektedir. İslam, Hz. Âdem’den günümüze kadar beşerin düşüncede, tasavvurda, pratik hayatta ve iç âleminde her şeyi düzenleyen; Hz. Muhammed’in risaletiyle kemal noktasına ulaşan ve ilahi düsturların tamamını ihtiva eden tevhid dininin adıdır. Bu dinin mensuplarına Müslüman denir. Müslüman, Allah’a, meleklere, Allah’ın gönderdiği kitaplara, peygamberlere ve âhiretin varlığına inanan ve Allah’ın emirlerini uygulamaya çalışan kimsedir.
Diyanet İşleri (Eski)
Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak, Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkar ederse bilsin ki, Allah hesabı çabuk görür.
Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur.
Diyanet Vakfı Âl-i İmran Suresi 19. Ayet Açıklaması
«Din» kelimesi, itaat ve ceza, millet ve şerîat manalarına gelir. Kur’an-ı Kerim’de din kelimesi değişik manalarda kullanılmıştır. Yukarıdaki âyette ise, kullar tarafından uyulması istenen ilâhî kanunun kastedildiği anlaşılmaktadır. «İslâm» kelimesine de şu manalar verilmektedir: İtaat etmek ve bağlanmak, selâmete kavuşmak, ibadette ihlâslı davranmak. Bu âyette «İslâm»dan, tek Allah inancına dayanan ve Hz. Muhammed (s.a.)in risaleti ile kemal noktasına ulaştırılmış bulunan ilâhî düsturların bütünü kastedilmektedir.
Edip Yüksel
ALLAH tarafından onaylanan biricik din, Teslim Olmak (islam) dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine bilgi geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. ALLAH'ın ayetlerini inkar edenler için ALLAH hesabı çabuk görür
İslam dini bir özel isim olmayıp, insanlık tarihi boyunca Allah'a teslim olanların sahip olduğu paradigmadır. İslam dini evrenseldir (3:83), tek geçerli dindir (3:85), ırkları birleştiricidir (49:13), ulusları barıştırıcıdır (2:62; 2:135-136), herkese adaleti vadeder (5:8), kişisel deneyimin ötesinde objektif delil gerektirir (3:86; 2:111; 21:24; 74:30), korunmuş ve matematiksel olarak kodlanmış bir kitaba sahiptir (15:9; 2:23), barış ve realiteyi savunur (60:8-9), aracılar ve ruhbanlar tanımaz (2:48, 9:31, 34), servet dağılımını teşvik eder (59:7), üretimsiz ekonomiye tolerans göstermez (5:90; 3:130), toplumsal işlerin yürütülmesinde danışmayı gerekli görür (42:38), kişiye büyük değer verir (5:32), kadına değer verir (3:195; 4:124; 16:97), doğa ve çevre ile harmony içinde olmamızı ister (30:41); ögrenmede metot olarak akıl ve deneyi kullanır (17:36).... Kısacası, islam, evren'deki fiziksel yasalara ve onların dayattığı sosyal kurallara uygun bir yaşam sürmek ve evrenin yaratıcısına gönülden teslim olmaktır.
Elmalılı Hamdi Yazır
Doğrusu Allah katında din, İslâm'dır; o kitap verilenlerin anlaşmazlıkları ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki taşkınlık ve ihtirastan dolayıdır. Her kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir.
doğrusu Allah ındinde din, islâmdır; o kitab verilenlerin ıhtilâf etmeleri ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki bağıyden, ihtirastandır, her kim de Allahın âyetlerine küfrederse şüphe yok ki Allah çabık hisablıdır
Hak dîn, Allah indinde İslâmdır (müslümanlıkdır). Kitab verilenler (başka suretle değil) ancak kendilerine ilim geldikden sonra, aralarındaki ihtirasdan dolayı, ihtilâfa düşdü. Kim Allah'ın âyetlerini inkârederse şübhesiz ki Allah hesabı pek çabuk görendir.
Muhakkak ki Allah katında (yegâne) din, İslâm'dır!(4) Kendilerine kitab verilenler(yahudi ve hristiyanlar), ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hasedden dolayı ihtilâfa düştüler. Artık kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse, artık şübhesiz ki Allah, hesâbı pek çabuk görendir.
(4)“İslâmiyet, gāyet parlak bir ateş gibi doğdu. Sâir dinleri kuru ağacın dalları gibi yuttu. Hem bu yutmak, İslâmiyet’in hakkı imiş. Çünki sâir dinler, fakat Kur’ân’ın tasdîkine mazhar olmayan kısmı, hiç hükmündedir.” (Mektûbât, Hutbe-i Şâmiye, 406)
İlyas Yorulmaz
Allah’ın katında yegane din İslam dır. Önceki kitap verilenler, kendilerine ilim (Kur’an) geldikten sonra, aralarındaki çekememezlikten dolayı ayrıklara düştüler. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, elbette ki Allah, hesabı çok çabuk görendir.
Şüphe yok ki Allah yanında bir din vardır, o da İslâm dinidir. Kitaba nâil olanlar bunda ihtilâf etmediler. Yalnız hakikati bildikten sonra aralarında hasetten nâşi ihtilâf eden oldu.. Herkim Allah/ın âyetlerini tanımazsa Allah cezaları için çabuk hesap görür.
Allah katında din, şüphesiz İslam'dır. Ancak kitab verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtirastan kaynaklanan azgınlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın ayetlerini kim inkâr ederse (bilsin ki), Allah hesabı çabuk görendir.
Gerçek şu ki, Allah katında kabul gören ve insanoğlunu dünya ve âhirette mutluluğa ulaştıracak yegânedin, kişisel çıkarları, arzu ve ihtirâsları terk edip Allah’ın hükmüne kayıtsız şartsız boyun eğerek barış, esenlik ve güvenliğe ulaşmak anlamına gelen ve bütün Peygamberlerin insanlığa getirdikleri mükemmel bir hayat nizamı olan İslâm’dır. İşte, Âdem’den bu yana, bütün Peygamberlerin insanlığa tebliğ ettiği tek din, budur. Ama ne var ki:Kendilerine daha önce Kitap verilenler, onlara ilim ve hikmet dolu ayetler geldikten sonra, sırf aralarındaki çıkar çatışmaları, kin, ihtirâs, azgınlık ve çekememezlik yüzünden hakîkati inatla reddederek din konusunda anlaşmazlığa düştüler. Böylece her ümmet, bir sonraki Peygamberi inkâr etti. Bununla da kalmayıp, Peygamberlerin getirdiği inanç sistemini terk ederek, onun yerine kendi uydurdukları hurâfeleri din hâline getirdiler. Nihâyet Allah, Son Elçiyi göndererek hakîkati yeniden ve açıkça ortaya koydu. O hâlde, her kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, şunu iyi bilsin ki, Allah hesabı çabuk görendir!
Allah katında Din, İslam’dır.
Kitap verilenler ancak İlim geldikten sonra aralarındaki bağy / azgınlık / haksızlık / çekemezlik yüzünden ihtilafa düştüler.
Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, artık Allah, Hesab’ı çok hızlı görendir.
Allah katında tek (hak) din,1 İslâm Dinidir.2 O kitap verilenler kendilerine bilgi geldikten sonra karşılıklı ihtirasları yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Her kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse, şunu iyi bilsin ki Allah, hesabı pek çabuk görendir.
1 Din: Cezâ veya mükâfat, anlamına mastardır. Terim olarak din: “akıllıların kendi istekleriyle seçtikleri ve kendilerini iyiliğe götüren manevî bir yol ve kanun”, demektir. Gerçek dinde; itaat edilen bir rab ve o rabbin ortaya koyduğu, uyulduğu zaman mükâfat, uyulmadığı zaman ise cezânın olduğu kuralların bulunması ve o rabbe itaat eden kulların olması gerekir. Kafirun: 6. âyette Allah’ın kâfirlerin dinlerinden de “din” olarak bahsetmesi, bunların da din olduğu, fakat “hak din” olmadıklarını ifade eder. Buna göre iradeli olarak yapılan her türlü tapınma ve kabul edilen her türlü düşünce ve sistem, birer dindir.2 İslâm: Silm, selm ve selâmet kökünden türeyen İf’al babından mastardır. Bu babtaki anlamları ise: itaat etmek, sulh yapmak, İslâm’a girmek, Müslüman olmak, Allah’a teslim olmak, bütün kalbiyle bağlanmak, terk etmek, tam olarak korumak, demektir. Terim olarak İslâm: Allah’ın Peygamberleri vasıtasıyla tüm insanlara, inanmaları ve itaat etmeleri için gönderdiği hak dinler, demektir. Cibril hadisinde Rasulullâh (s.a.v) İslam’ı: “Allah'a ibadet edip, O'na hiçbir şeyi ortak koşmaman, namazı dosdoğru kılman, farz olan zekâtı vermen, ramazanda oruç tutmandır” şeklinde ifade etmiştir. Kur’an’a göre bütün Peygamberlere gelen hak dinlerin ortak ismi, İslâm’dır. Bu dinden başka bir din aramak ya Allah’ın üzerine çıkmaya çalışmak veya Allah’ın dışında birisine iradesini teslim etmek demektir ki bunun her ikisi de dinsizlik ve küfürdür. Bu sebeple de Yahûdîlik ve Hıristiyanlığın, Allah’ın katında hiçbir itibarı yoktur. Ehl-i kitaptan olmanın da âhirette hiçbir faydası olmayacaktır.
Muhammed Esed
Allah nezdinde tek [hak] din, [insanın] O'na teslimiyetidir; daha önce vahiy verilenler, 12 kıskançlıklarından dolayı, kendilerine [hakikat] bilgi[si] geldikten sonra [bu konuda] farklı görüşlere sarıldılar. 13 Allah'ın mesajlarının doğruluğunu inkar edenlere gelince; unutma, Allah hesap görmede hızlıdır.
Allah katında geçerli tek din İslam’dır. Kendilerine kitap verilenler, Kuran bilgisi kendilerine geldikten sonra sadece aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Kim Allah’ın ayetlerine inanmayarak kâfir olursa, iyi bilsin ki Allah, hesabı çok seri bir şekilde görendir. 3/83-85, 5/3, 39/2, 42/13
Allah katında din İslâm’dır. Daha önce kendilerine vahiy emanet edilenler, başka değil, yalnızca kıskançlıktan dolayı, kendilerine gerçeğin bilgisi ulaştığı hâlde farklı görüşlere saptılar. Kim Allah’ın ayetlerini inkâr ederse, iyi bilsin ki Allah hesabı en seri biçimde görendir.
Şüphe yok ki Allah indinde din, İslâm'dan ibarettir. O kendilerine kitap verilmiş olanların ihtilatta bulunmaları ise kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki mücerret hasetten dolayıdır. İmdi her kim Allah'ın âyetlerine küfür ederse, şüphe yokki Allah Teâlâ Seriü'lhisab'tır.
Allah katında hak din, İslâm'dır. O Ehl-i kitabın ihtilâfları, kendilerine gerçeği bildiren ilim geldikten sonra, sırf aralarındaki haset ve ihtiras yüzünden olmuştur. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilsinler ki, Allah onların hesabını çabuk görür. [2, 112]
Suat Yıldırım Âl-i İmran Suresi 19. Ayet Açıklaması
İslâm üç anlama gelir: 1. İtaat edip boyun eğmek. 2. Silm’ e, yani barışa girmek, selâmete kavuşmak. 3. İbadette tam samimi olmak, ihlâs ile hareket etmek.
Süleyman Ateş
Allah katında din, İslamdır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki aşırılık yüzünden ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse, bilsin ki Allah, hesabı çabuk görendir.
Allah katında din, İslam’dır.[1] Kendilerine kitap verilenler, bu ilim[2] geldikten sonra, sırf birbirlerine hakimiyet kurma çabaları yüzünden ihtilaf çıkarırlar. Kim Allah'ın âyetlerini görmezlikten gelirse, Allah onun hesabını hızlı görür.
Süleymaniye Vakfı Âl-i İmran Suresi 19. Ayet Açıklaması
[*] İslam, teslim olmak demektir. Allah'a teslim olana müslim denir. Türkçede ona Müslüman denir. [2] "Bu ilim" diye anlam verdiğimiz kelime, el ilmu (الْعِلْمُ)'dur. Allah'ın gönderdiği bütün kitapların özelliklerinden biridir. Allah'ın ilmi ile bir tek kitabın herşeyi açıklamasını(Yusuf 12:111) sağlayan düzenleme(tevil) yöntemi, el ilmu'dur(Bkz.Al-i İmran 3:7) Bu ilim üzerine Allah tarafından düzenlenmiş Kitap'tan çıkarılmış doğru hükümlere hikmet denir. Ellerinde kitap olanlar, kendilerine gelen son kitabın ilmini(yöntemi) fark etmiş ve onun Allah katından olduğunu anlamıştır. Ancak bu durum, ister kendilerine müslüman diyen, isterse diğer ümmetlerden olsun, uydurulmuş dinin menfaat odaklı düzenini altüst eder ve insanları sömürmeyi imkansız hale getirir. Uydurdukları düzen sayesinde elde ettikleri üstünlüğü(bagy:بَغْيًا) devam ettirebilmek için kendilerini doğrulara (ayetlere) kapatmayı, ayetlerin üstünü örtmeyi, görmezden gelmeyi ve inkar etmeyi tercih ederler. Bunların azgınlıkta ileri gidenleri, üstünlüğü sağlamak veya kaptırmamak amacıyla kendilerine gelen elçiyi göçe zorlamak, öldürmek gibi pek çok zalimliği işlemiştir (Bkz.Al-i İmran 3:21). Bugün bile bu suçların işlenmekte olduğu gözlemlenebilir. Bu ayetin ve içinde Ehl-i Kitap geçen diğer ayetlerin muhatabı sadece önceki kitabı bilenler değil, müslümanlar da dahil elinde kitabı olan ve o konuda bilgisi olan tüm ümmetlerdir. Elinde bir kitap olsa bile o kitap hakkında bu ehliyete, bu hikmete, bu ilme sahip olmayanlara "ümmi" denir. Onlar sadece kurgu, uydurma ve tahminlerine göre hareket ederler (Bkz. Bakara 2:78).
Şaban Piriş
Allah katında din İslam'dır. Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık ve başkaldırı yüzünden ihtilafa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar edip tanımazsa Allah, hesabı çok seri bir şekilde görendir.
Allah katında hak din İslâmdır. Kendilerine kitap verilmiş olanlar ise, onlara bilgi ulaştıktan sonra, sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden anlaşmazlığa düştüler. Kim Allah'ın âyetlerini inkâr ederse bilsin ki, Allah'ın hesap görmesi pek çabuktur.
Allah katında din İslam'dır/barış ve esenlik için Allah'a teslim olmaktır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık/doymazlık/azgınlık/denge noktasından sapma/yalancılık/zulüm/kibir/zinakârlık yüzünden ihtilafa düştü. Kim Allah'ın ayetlerine nankörlük/Allah'ın ayetlerini inkâr ederse, Allah, hesabı çabucak görecektir.