Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4295, sondan 1942. ayet; 42. sure ve Şûrâ Suresinin 23. ayetidir. Şûrâ Suresi 23. ayetinin kelime sayisi 29, harf sayısı 118 ve toplam ebced değeri ise 8186 olarak hesaplanmıştır. Şûrâ Suresinin toplam ebced değeri 244522 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure حم عسق hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ح (0) م ع (0) س (3) ق (3) bulunuyor.
Arapça Metin
ذلك الذي يبشر الله عباده الذين امنوا وعملوا الصالحات قل لا اسـلكم عليه اجرا الا المودة في القربى ومن يقترف حسنة نزد له فيها حسنا ان الله غفور شكور
İşte bu, Allah’ın, inanıp salih ameller işleyen kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben buna (yaptığım tebliğ görevine) karşılık sizden, akrabalıktan doğan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
“Sizden akrabalık sevgisinden başka bir karşılık istemiyorum” şeklinde çevrilen cümle ile Resûl-i Ekrem’den, getirdiği müjde karşılığında hiçbir ücret talep etmediğini, ama müjdeyi hak etmeleri için kendilerinin de yapılan çağrıya gönül vermeleri, ona yakınlık hissetmeleri ve buna uygun bir çaba harcamaları gerektiğini bildirmesi istenmektedir. Gerek âyetin devamındaki ifade gerekse önceki âyetin içeriği bazı ilk dönem müfessirlerince yapılan bu yorumu desteklemektedir (Taberî, XXV, 25-26; Şevkânî, IV, 611). Fakat İbn Abbas’tan yapılan bir nakil ve “yakınlığa sevgi duyma” diye çevirdiğimiz kurbâ kelimesinin “akrabalık bağı” anlamı esas alınarak bu cümle için daha çok şu yorum yapılmıştır: Peygamberliğimi ve herkes için rahmet olarak gönderilmiş olmamı tanımıyorsanız, bari aramızdaki akrabalık bağına binaen bana sevgi gösterin, düşmanlık yapmayın; sizden hiç değilse bu konudaki haklara riayet etmenizi istiyorum. Bazıları da –burada müminlere hitap edildiğini düşünüp– bu kelimenin “yakınlar” anlamına göre cümleye “Sizden sadece, benim yakınlarıma sevgi göstermenizi istiyorum” mânasını vermişlerdir. Hatta bu yorumdan hareketle burada kastedilen yakınların Hz. Ali, Hz. Fâtıma ve onların evlâtları olduğu ileri sürülmüştür (Birçok müfessirin bu âyetin tefsirinde Peygamber ailesine sevgi beslemenin önemine ilişkin nakillere ağırlık verdiği görülür). Müslümanları Hz. Muhammed’in ailesine özel bir muhabbet beslemeye yönelten başka deliller varken böyle bir yoruma gerek yoktur. Öte yandan, bu âyetin Resûl-i Ekrem’in Medine’ye geldiği sırada gerçekleşen bazı olaylar üzerine inmiş olduğuna dair haberler uydurmadır (İbn Âşûr, XXV, 83-84; bu konudaki rivayetler ve bazı değerlendirmeler için bk. Taberî, XXV, 22-26; Şevkânî, IV, 611, 613-615).
Âyetin, “Bu konuda ona daha büyük güzellikler bahşederiz” şeklinde çevrilen kısmı daha çok, iyiliğe kat kat ecir verilmesi anlamıyla açıklanmıştır. Bunun yanı sıra, kendisine daha güzelini yapma melekesi ihsan edilmesi mânasının bulunduğu da söylenebilir (Elmalılı, VI, 4242).
Mehmet Okuyan
İşte Allah’ın, iman edip iyi işler yapan kullarına müjdelediği ödül budur. De ki: “Ben buna karşılık (Allah’a) yakın olmayı sevmenizden başka sizden herhangi bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir davranışta bulunursa onun (sevabını) güzelce artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayandır, şükrün karşılığını çok verendir.
Bu ayette özellikle “yakınlıkta sevgi” ifadesi ile kastedilenin ehl-i beyt sevgisi olduğu iddia edilse de bu doğru olamaz; çünkü davet kime ise yakınlık isteği de ona olmalıdır ki kastedilen Yüce Allah’tır. Ayrıca Yüce Allah’ın dinini yaymak ve insanlara ulaştırmak için yapılan tebliğ faaliyetlerinin karşılığında ücret alınmaması gerektiği anlaşılmaktadır. Ecir beklenen işten ücret alınmamalı, ücreti alınan şeyin ecri beklenmemelidir. Benzer mesajlar: En‘âm 6:90; Yûnus 10:72; Hûd 11:29, 51; Yûsuf 12:104; Furkân 25:57; Şu‘arâ 26:109, 127, 145, 164, 180; Sebe’ 34:47; Yâsîn 36:21; Sâd 38:86; Tûr 52:40; Kalem 68:46.
Bayraktar Bayraklı
Allah'ın, inanıp yararlı işler yapan kullarına müjdesi budur. De ki: “Ben, buna karşılık sizden bir karşılık istemiyorum; ancak, Allah'a yaklaştıran sevgiyi istiyorum.” Kim bir iyilik yaparsa onun iyiliğini arttırırız. Şüphesiz Allah affedendir; iyiliğe karşılık verendir.[521]
[521] Tebliğin karşılığı hakkında geniş bilgi için bk. Bayraklı, KUR’ÂN TEFSÎRİ, XVII, 215-218.
Erhan Aktaş
İşte bu, Allah'ın, iman edip salihâtı yapan kullarına müjdelediği şeydir. De ki: “Ben bu çağrıya karşılık “yakınlıkta sevgiden”¹ başka sizden bir ücret istemiyorum. Her kim bir iyilik yaparsa, onun için iyilikleri artırırız. Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Çok Şükreden'dir.²
1- Allah'a giden yolda yakınlık kurmanızdan, birbirinizi sevmenizden. 2- Yapılan Şeyin Karşılığını Veren'dir.
Ahmet Akgül
İşte Allah, iman edip salih amelde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: "Ben buna (İslam’a çağrıma) karşılık, yakınlıkta sevgi ve destek (Ehl-i Beyt’ime ve manevi varislerime muhabbet ve meveddet) dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum." Kim (çalışıp çabalayarak) bir iyilik kazanırsa, Biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah Bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.
Bu, Allah'ın, inanan ve iyi işlerde bulunan kullarını müjdelemesidir işte. De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir ve kim güzel ve iyi bir iş yaparsa onun güzelim mükafatını arttırırız; şüphe yokki Allah, suçları örter, iyiliğe, mükafatla karşılık verir.
Yakınlardan maksat, Hasen, Cübâi ve Ebu-Müslim'e göre insanı Tanrıya yaklaştıran iyilikler ve ibadetlerdir. İbn-i Abbas, bu âyeti tefsir ederken Kureyş'in hiçbir boyu yoktur ki Hz. Peygambere yakınlığı olmasın demiş, bu sûretle yakınlardan bilhassa Kureyş'in kastedildiğini söylemiştir (al-Tecrid, 2, 116). Katâde ve Mücâhid'le bir topluluk da bu anlayıştadır. Aliyy-ibn-il Huseyn, Said-ibn-i Cübeyr, Amr-ibn-i Şuayb ve bir topluluksa Hz. Peygambere yakın olanların yani Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasen ve Hz. Huseyn'in kastedildiğini söylemişlerdir. İmam Muhammed-ül-Bâkır'la oğlu İmam Câ'fer-üs-Sâdık (a.s)'tan da böyle rivâyet edilmiştir. Said-ib-i Cübeyr, İbn-i Abbas'tan, bu âyet inince, sevmemiz emredilen kimlerdir diye sorduklarını, Hz. Peygamberin de Ali, Fâtıma ve onların evlâdı diye cevap verdiğini rivâyet etmiştir. Bu son anlayışı belirten daha birçok hadisler vardır (Mecma, 2, 388-389). Bu anlayışa göre âyetteki güzel ve iyi iş de Ehl-i Beyt'i sevmektir.
Abdullah Parlıyan
Allah, o cenneti, iman edip, doğru ve yararlı işler yapan kullarına bir müjde olarak vermektedir. De ki ey Muhammed: “Ben sizden, peygamberlik görevime karşılık bir ücret istemiyorum. İstediğim ancak akrabalık sevgisidir. Kim güzel bir iş yaparsa, biz onun bu husustaki sevabını kat kat artırırız. Şüphesiz ki Allah, suçları bağışlayan ve şükrün karşılığını verendir.”
İşte Allah, iman edip, hâlis niyet ve amaçlarla, İslâm esaslarını, İslâmî düzeni hayata geçiren, iş barışı içinde bilinçli, planlı, mükemmel, meşrû, faydalı, verimli çalışarak nimetin-ürünün bollaşmasını sağlayan, yerinde, haklı çıkışlar yaparak, düzelmeye, iyiliğe, iyileştirmeye ön ayak olan, cârî-kalıcı hayırlar-sâlih ameller işleyen kullarını bununla müjdeliyor.
“Ben tebliğ görevime karşılık, sizden bir ücret istemiyorum. Yalnızca aramızdaki yakın ilişkilere saygıyla riayeti, sevgiyle itaat ederek Allah'a yaklaşmanızı, beni, yakınlarımı, ashabımı, benim yolumdan gidenleri, İslâm'ın hizmetkârlarını, sizlerin, müminlerin birbirinizi sevmenizi, desteklemenizi istiyorum.” de. Kim bir iyilik yaparsa, onun sevabını, kendisine artırarak veririz. Allah samimi kullarını koruma kalkanına alır, çok bağışlayıcıdır. Şükrün kıymetini bilir, bol bol verir.
İşte bu Allah'ın, iman edip salih ameller işleyen kullarını müjdelediği şeydir. De ki: "Ben buna karşılık sizden yakınlıktan dolayı olan sevgiden başka bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik kazanırsa biz onun ondaki iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını bolca verendir.
İşte Allah, iman edip salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: 'Ben buna karşı yakınlıkta sevgi dışında sizden hiç bir ücret istemiyorum.' Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.
İşte bu sevabdır ki, Allah iman edib salih ameller işliyen kullarını (onunla) müjdeliyor. (Ey Rasûlüm, tebliğde bulunmakta olduğun kimselere) de ki: “- Ben, (bu tebliğimden dolayı) sizden Allah'a ibadet ve yakınlıkta, sevgiden başka bir mükâfat istemiyorum.” Kim iyi bir amel kazanırsa, biz onun bu iyiliğinin sevabını artırırız. Muhakkak ki Allah Gafûr'dur= çok bağışlayandır, Şekûr'dur= az amele çok sevab verendir.
İşte Allah’ın, iman edip de yararlı işler yapan kullarına verdiği müjde budur. De ki. “Ben, akrabalara olan sevgiden başka, bu görevime karşı sizden bir ücret istiyor değilim. Artık kim bir iyilik işlerse, onun sebebiyle iyiliğini arttırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve çok iyi karşılık verendir.
İnanarak, yararlı iş gören kullarını işte Allah böylecene müjdeler, diyesin ki: «Hısımlar arasında, ancak sevgi isterim, kim bir iyilik ederse, iyiliğin artırırız», Allah bağışlayıcı, Allah iyiliğe karşılık verir
İşte bu, Allah'ın, inandıktan sonra doğru ve yararlı işler yapan kullarına müjdelediği şeydir. (Ey Resul!) de ki: “Ben bu tebliğ hizmetinden ötürü, sizden Allah'a yaklaştıran sevgiden başka bir ücret istemiyorum.” Kim güzel bir iş yaparsa, onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
Allah, inanıp yararlı işler işleyen kullarını bununla müjdeler. De ki: "Ben sizden buna karşı yakınlara sevgiden (veya Allah'a yaklaşmaktan) başka bir ücret istemem." Kim güzel bir iş işlerse onun güzelliğini arttırırız. Doğrusu Allah bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir.
İşte Allah'ın, iman eden ve iyi işler yapan kullarına müjdelediği nimet budur. De ki: Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik işlerse onun sevabını fazlasıyla veririz. Şüphesiz Allah bağışlayan, şükrün karşılığını verendir.
Âyette geçen akrabalık sevgisi «Sizden akrabamı sevmenizi istiyorum» veya «Akrabanız olarak beni sevip desteklemenizi istiyorum» şeklinde açıklanmıştır.
Edip Yüksel
ALLAH, inanıp erdemli davranan kullarını böyle müjdeler. De ki "Ben sizden, akrabalık sevgisi dışında herhangi bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik işlerse onun iyilğini arttırırız. ALLAH Bağışlayandır, takdir edendir.
Herkesin kendi akrabalarını gözetmesini öğütleyen bu ayeti çarpıtıp, Muhammed peygamberin akrabalarına özgü kılanlar; ehl-i beyt, seyyidler ve şerifler diye Hindu Brahmanlar gibi imtiyazlı bir asalak sınıf oluşturmuşlardır. Bak 33:33
Elmalılı Hamdi Yazır
İşte Allah iman edip salih amel işleyen kullarını bununla müjdeler. Ey Muhammed! De ki: "Ben bu tebliğime karşı sizden akrabalıkta sevgiden başka hiçbir ücret istemiyorum." Her kim bir iyilik yaparsa biz onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verir.
İşte bu müjdedir ki Allah iyman edip iyi iyi işler yapan kullarına tebşir buyuruyor, de ki buna karşı sizden yakınlıkta sevgiden başka bir ecir istemem ve her kim çalışır bir güzellik kazanırsa ona onda daha ziyade bir güzellik veririz, çünkü Allah gafurdur şekûrdur
İşte bu, Allahın — îman edib de iyi iyi amel (ve hareketlerde bulunan — kullarına müjdelemekde olduğu (seâdet) dir. (Habîbim) de ki: «Ben bu (teblîğıma) karşı akrıbalıkda sevgiden başka hiçbir mükâfat istemiyorum». Kim bir güzellik kazanırsa biz onun bu hususdaki güzelliğini artırırız. Çünkü Allah çok yarlığayıcıdır. (Güzel amellere karşı güzel sevab ve) mükâfat ile mukaabele edicidir.
İşte Allah'ın, îmân edip sâlih ameller işleyen kullarına müjdelediği (mükâfât), budur!(Habîbim, yâ Muhammed!) De ki: “(Ben) sizden buna (size olan teblîğ vazîfeme) karşı, akrabâlıkta (âl-i beytime) muhabbetten başka bir ecir istemiyorum!”(1) Kim bir iyilik yaparsa, kendisine onda bir iyilik artırırız. Şübhesiz ki Allah, Gafûr (çok bağışlayan)dır, Şekûr(iyiliklere çok mükâfât veren)dir.
(1)“ * اِلَّا الْمَوَدَّةِ فِي الْقُرْبٰي [Akrabâlıkta (âl-i beytime) muhabbetten başka] (meâlindeki) âyetinin bir kavle göre ma‘nâsı: ‘Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, vazîfe-i risâletin icrâsına (peygamberlik vazîfesine) mukābil (karşılık) ücret istemez, yalnız âl-i beyte (kendi pâk neslinden gelen zâtlara) meveddeti yani muhabbeti ister.’ Eğer denilse; bu ma‘nâya göre karâbet-i nesliye (nesil i‘tibârıyla yakınlık) cihetinden gelen bir fâide gözetilmiş görünüyor? Hâlbuki: اِنَّ اَكْرَمَكُمْ عِنْدَاللّٰهِ اَتْقٰيكُمْ [Doğrusu Allah katında sizin en üstün olanınız, en takvâlı olanınızdır] sırrına binâen, karâbet-i nesliye değil, belki kurbiyet-i İlâhiye (Allah’a yakınlık) noktasında vazîfe-i risâlet cereyân ediyor? El-cevab: Resûl-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm, gayb-âşinâ (gizlilikleri gören) nazarıyla görmüş ki; âl-i beyti, Âlem-i İslâm içinde bir şecere-i nûrâniye (nûrlu bir ağaç) hükmüne geçecek ve Âlem-i İslâm’ın bütün tabakātında kemâlât-ı insâniye dersinde rehberlik ve mürşidlik vazîfesini görecek zâtlar, ekseriyet-i mutlaka ile âl-i beytten çıkacak. (...) Nasıl ki millet-i İbrâhîmiyede ekseriyet-i mutlaka ile nûrânî rehberler Hazret-i İbrâhîm (as)’ın âlinden (âilesinden) ve neslinden olan enbiyâ(peygamberler) olduğu gibi; ümmet-i Muhammediyede de (asm) vezâif-i azîme-i İslâmiyet’te (İslâmiyetin çok büyük vazîfelerinde) ve ekser turuk ve mesâlikinde (tarîkat ve yollarda) Enbiyâ-i Benî İsrâil (İsrâiloğulları peygamberleri) gibi, aktâb-ı âl-i beyt-i Muhammediyeyi (asm) (Peygamberimizin neslinden gelen kutubları)görmüş. Onun için: قُلْ لَٓا اَسْئَلُكُمْ عَلَيْهِ اَجْرًا اِلَّا الْمَوَدَّةَ فِي الْقُرْبَ De ki: ‘(Ben) sizden buna (size olan teblîğ vazîfeme) karşı, akrabâlıkta (âl-i beytime) muhabbetten başka bir ecir istemiyorum!’] demesiyle emrolunarak, âl-i beytine karşı ümmetin meveddetini (muhabbetini) istemiş.” (Lem‘alar, 4. Lem‘a, 17)
İlyas Yorulmaz
Allah’ın, iman edip doğru ve yararlı işler yapan kullarına verdiği müjdeler böyledir. Onlara deki “Bu size verdiğim öğütlerden dolayı sizden bir ücret istemiyorum, ancak yakın akrabayı sevmenizi istiyorum.” Kim güzel bir şey yapıp kazanırsa bizde onun yeryüzünde iyiliğini artırırız. Allah bağışlayan ve şükrün karşılığını verendir.
Bunlar, Allah/ın, iman getirip iyi amel işleyen kullarına müjdelediği mükâfatlardır. De ki risaletimin tebliği hususunda akrabamı sevmenizden başka sizden hiçbir ücret istemiyorum l. Her kim iyilik kazanmışsa onun mükâfatını artırırız, Allah yarlıgar, şükreder [²].
İsmail Hakkı İzmirli Şûrâ Suresi 23. Ayet Açıklaması
[1] «Mal için peygamberliğe kalkıştın demesinler» diye böyle varit olmuştur. Nitekim her bir peygamber böyle demiştir. Diğer peygamberler ücretlerini Allah'tan istedikleri halde peygamberimiz ücret yerine akrabasının sevilmesini istedi, yahut onların akrabası olduğundan dolayı kendisinin sevilmesini istedi. Yani size yabancılardan ziyade bana ita'at etmek düşer. Şâyet ita'at etmeyecek iseniz bana eza ve cefa etmeyin, akrabalık hakkını gözetin. Veya muhabbetinizi Allah'a, yakınlığa hasretmenizi isterim, bu yolda istemeler hakikat halde ücret değildir. Yahut ben sizden ücret istemem, ancak size akrabamı sevmenizi veya beni sevmenizi veya Allah'a tekarrübü sevmenizi size beyan ediyorum.[2] Yani iyilik edenlerin mükâfatını artırır veya az bir ameli kabul eder.
Kadri Çelik
İşte Allah, iman edip de salih amellerde bulunan kullarına böyle müjde vermektedir. De ki: “Ben, buna (peygamberliğe) karşılık yakınlıkta (Ehl-i Beyt'ime duyulan) sevgi dışında sizden hiçbir ücret istemiyorum.” Kim bir iyilik kazanırsa, biz ondaki iyiliği (sevabı) arttırırız. Gerçekten Allah, bağışlayandır, şükredene karşılığını verendir.
(Keşşaf-i Zemahşeri, Zehair’ul Ukba, Fusul’ul Mühimme, İhya’ul Meyyit, Sevaik’ul Muhrika vb. Ehl-i Sünnet kaynaklarında ayette geçen “yakınlık” ifadesinden maksadın Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin olduğu hakkında birçok rivayet yer almıştır. Örneğin H. 5. asrın meşhur müfessirlerinden olan Hâkim Heskani, Şevahid’ut Tenzil adlı kitabında Said b. Cübeyr’den, o da İbn-i Abbas’tan şöyle nakletmektedir: “Bu ayet nazil olunca ashap şöyle sordu: “Ey Allah’ın Resulü! Allah’ın bizlere sevmeyi emrettiği bu kimseler kimlerdir?” Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Ali, Fatıma ve çocuklarıdır.”)
Mahmut Kısa
Allah’ın iman edip güzel davranışlar gösteren kullarına müjdelediği şey işte budur. O hâlde, ey Müslüman! Hak dini insanlığa tebliğ ederekde ki: “Bakın, ben bu tebliğ ve öğütler karşılığında, sizden herhangi bir mükâfât bekliyor değilim, çünkü benim mükâfâtımı verecek olan yalnızca Allah’tır; ancak komşu, akraba ve yakınlara saygı ve sevgi gösterip insanlar arasında dostluk ve kardeşlik ilişkilerini geliştirmenizi elbette isterim!” Unutmayın ki, kim bir iyilik yaparsa, onun iyiliğini kat kat artırırız. Çünkü Allah, çok bağışlayıcıdır, her iyiliğin karşılığını verendir.Bütün bu açıklamalardan sonra, Kur’an’a inanmamak için hâlâ kayda değer bir şüphe, bir itiraz öne sürülebilir mi?
İşte Allah, bunu iman eden ve Salih Ameller işleyen kullarına müjdeliyor.
De ki:
-“Buna karşı sizden, Yakın (Akraba)lar arasında Karşılıklı Sevgi’den başka bir ücret / ödül istemem”.
Kim iyilik-güzellik kazanırsa, ona bu konuda iyilikleri-güzellikleri artırırız.
Allah, şekûr gafûrdur.
İşte Allah’ın, (kendisinin istediği gibi) îman edip, (inandığı) iyi işleri yaşayan kullarına müjdelediği nîmet budur. (Ey Muhammed!): “Ben buna karşılık sizden akrabalık sevgisinden1 başka bir karşılık beklemiyorum” de. Kim bir iyilik işlerse Biz, onun güzelliğini arttırırız. Şüphesiz Allah hem çok bağışlayandır hem de şükrün karşılığını hemen verendir.
1 Bu ifâdeyi üç şekilde anlamak mümkündür: a- Aramızdaki akrabalık hukukuna riâyet edin de söylediklerimi dinleyin, düşmanlık etmeyin. b- Benim akrabalarımı sevin. (Bazıları bunu, “Ali ve Fatıma evlâdını sevin” şeklinde de anlamışlardır.) c- Güzel amellerle Allaha yaklaşmayı sevin. Buradaki (الْقُرْبٰى) nesep yakınlığı değil, kurbet, yani Allah’a yakınlık manasınadır. Ve bu mana hem daha geneldir hem de bu anlam âyetin üstüne ve altına göre daha uygundur.
Muhammed Esed
Allah onu iman edip doğru ve yararlı işler yapan kullarına bir müjde olarak vermektedir. De ki, [ey Muhammed]: “Bu [mesaj] karşılığında sizden yol arkadaşlarınızı sevmenizden 29 başka bir şey beklemiyorum”. Kim güzel bir iş yap[ma erdemine ulaşır]sa ona daha büyük güzellikler bağışlarız: ve gerçek şu ki Allah, çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını verendir.
İşte bu, Allah’ın, iman edip iyi ve güzel işler yapan kullarına verdiği müjdedir. De ki: – Ben bu tebliğ vazifesine karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum, sadece Allah’a yakınlaşma konusunda bir sevgi ve anlayış istiyorum. Kim bir iyilik gerçekleştirirse biz de ona iyiliği artırırız. Gerçekten de Allah, bağışı bol ve şükredenlere karşılığını kat be kat verendir. 10/7, 25/56-57, 6/160
İşte bu, Allah’ın iman eden ve o imana uygun eylem üreten kullarına verdiği müjdedir. De ki (ey Rasul): “Bu davete karşılık sizden bir ücret istemiyorum; sadece (Allah’a) yakınlık hususunda tam bir ilgi ve sevgi (uyandırmak) istiyorum!”[4332] Her kim bir güzelliği bedel ödeyerek gerçekleştirirse,[4333] Biz ona, o güzelliğe ilaveten, daha ziyade bir güzellik bahşederiz: şüphesiz Allah emsalsiz bir bağışlayıcıdır, iyiliği karşılıksız bırakmayan tek otoritedir.[4334]
[4332] Veya: “(Allah’a) yakın olmayı sevip arzuluyorum”. Veyahut da müşriklere hitaben: “tüm isteğim, yakın akrabalık bağlarının gözetilmesidir”. İbn Abbas bu alternatif mânayı tercih etmiştir (İbn Âşûr). İbare, mü’minlere hitaben “yakın akrabalarımı gözetin” şeklinde de anlaşılmıştır (Taberî). Âyetteki el-kurbâ, bazı Sünni müfessirin ve Şia’nın ekseriyeti tarafından “Ehl-i Beyt” olarak yorumlanmıştır. Sûre Mekkî’dir. Âyetin bulunduğu pasajın ilk muhatapları Mekkelilerdir. Âyet içi muhatap mü’minler gibi görünmektedir. Her iki hitap çevresi için de, Allah Rasûlü’nün davetine karşılık mücerret olarak akrabalarının gözetilmesini istemesi, cümlenin ilk yarısı olan “sizden bir bedel istemiyorum” ifadesiyle çelişir. Tercihimiz Hasan el-Basrî’nin ibareye getirdiği açılıma dayanır (Âlûsî).
[4333] İkterafe: “Sahibini zora koşan suç, günah” gibi olumsuz anlamıyla sık kullanılsa da (Krş: 6:113) kelime “zor elde etme, ağır bedel ödeten gelir” gibi nötr bir mânaya sahiptir. Aslen ağaç kabuğu soymaya denir. Türkçe’de de zor işler için “Kabuğumu kavlattı” denilir.
[4334] Şekûr kalıbına verdiğimiz bu anlam için bkz: 64:17, not 22. Ğafûr da aynı kalıptandır ve bu kalıp fiil üzerinde otorite ve güç sahibi olmayı ifade eder.
Ömer Nasuhi Bilmen
İşte bu, o (haber)dir ki, Allah imân eden ve sâlih sâlih amellerde bulunan kullarına tebşir eder. De ki: «Ben bunun üzerine sizden akrabalık sevgisinden başka bir ücret istemiyorum.» Ve kim bir güzellik kazanırsa onun için onda bir güzelik arttırırız. Şüphe yok ki Allah gafûrdur. şekûrdur.
İşte bu, Allah'ın iman edip makbul ve güzel işler yapan kullarına verdiği mutluluk müjdesidir. De ki: Ben bu risalet ve irşad hizmetinden ötürü, sizden akrabalık sevgisinden başka beklediğim hiçbir karşılık yoktur. İşte kim böyle bir sevgi olsun, başka iyi işler olsun gerçekleştirirse, Biz de onun o iyiliğinin sevap ve mükâfatını kat kat artırırız. Çünkü Allah gafurdur, şekûrdur (çok affedicidir, kullarının az işlerini fazlasıyla ödüllendirir). [4, 40]
Buradaki akrabalık sevgisi şu şekillerde olabilir: 1.Hz. Peygambere (a.s.) şöyle demesi emrediliyor: “Sizden hiçbir ücret istemiyorum, sadece size olan akrabalığım sebebiyle, bu yakınlığın hukukunu gözetmenizi, bundan ötürü, bana bir sevgi göstermenizi temenni ediyorum.” 2.“Sizden sadece benim en yakın akrabalarıma (Ali, Fâtıma ve evlatlarına) sevgi beslemenizi istiyorum.” 3.Allah’a güzel davranışlarla yaklaşmayı arzu etmenizi istiyorum.” Bu son mâna hem daha genel, hem de âyetin öncesine ve sonrasına daha uygundur.
Süleyman Ateş
Allah'ın, inanan ve iyi işler yapan kullarını müjdelediği (büyük lutuf). De ki: "Ben bunu karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Ancak (Allah'a) yaklaşmayı arzu ediyorum." Kim bir iyilik yaparsa onun iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah bağışlayan, (iyiliğe) karşılık verendir.
Âyetteki ÅäÇñî ÇäÂèîÏñîÉî áğé ÇäòâïÑòÈîé ya şu mânâlar da verilir: "Sizden yalnız akrabâmı sevmenizi istiyorum"; "Sizden yalnız Allah'a yaklaşmayı sevmenizi istiyorum"
Süleymaniye Vakfı
Allah’ın inanıp güvenen ve iyi işler yapan kullarını sevindireceği şey işte budur. De ki “Sizden bir karşılık beklemiyorum. Benim beklediğim şey, Allah’a daha çok yaklaştıracak şeylere ilgi duymanızdır.” Kim güzel bir iş yaparsa ona güzellik ekleriz. Çünkü Allah çok bağışlar ve üzerine düşeni eksiksiz yapar.
Allah'ın, iman eden ve doğruları yapan kullarına müjdelediği işte budur. De ki:-Buna karşılık sizden, yakınlık arzu etmekten başka bir ücret istemiyorum. Kim bir iyilik kazanırsa, ona iyiliği artırırız. Gerçekten Allah, bağışı bol ve şükredenlere karşılığını verendir.
İşte bu, iman eden ve güzel işler yapan kullarına Allah'ın müjdelediği şeydir. De ki: Tebliğime karşılık sizden yakınlık sevgisi(11) dışında birşey istemiyorum. Kim bir iyilik yaparsa, Biz onun güzelliğini daha da arttırırız.(12) Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır; iyilikleri ise fazlasıyla ödüllendirir.
(11) Bu deyim birkaç şekilde yorumlanmıştır: (1) Akrabaya sevgi. (2) İbni Abbas’tan rivayet edilen bir yoruma göre, Allah’a ve güzel davranışlarla Onun yakınlığına sevgi beslemek. (Müstedrek, 2:481, no. 3659.) (3) Hz. Peygamberin Ehl-i Beytini sevmek. (4) Yine İbni Abbas’ın yorumuna göre, Peygamberimizle akrabalıkları yönünden, Kureyşlilere hitaben: “Aramızdaki akrabalığın hakkını verin.” (Buhârî, Tefsir 42:1; Tirmizî, Tefsir 42:1.)(12) Hem iyiliğine kat kat sevap veririz, hem de bundan daha güzel işler yapmaya onu muvaffak ederiz.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'ın, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi işler yapanlara müjdelediği, işte budur. De ki: "Ben, buna karşılık sizden, yakın akrabamı/Ehlibeytimi sevmeniz dışında bir ücret istemiyorum." Kim bir iyilik/güzellik üretirse onun için, o ürettiğine bir güzellik daha ekleriz. Çünkü Allah Gafûr'dur, çok affeder; Şekûr'dur, iyiliğe karşılık verir/teşekkür eder.
şol oldur kim muştılar Tañrı ķullarına anlar kim įmān getürdiler daħı işlediler eyü işler. eyit “dilemezin size anuñ üzere kiri lįkin dostlıķ dilerin ħıśımlıķ içinde.” daħı her kim kesb eyler ise eyü iş arturavuz anuñ-içün ol eyü iş içinde görklüdür. bayıķ Tañrı yarlıġayıcıdur müzd viricidür şükre