Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 4056, sondan 2181. ayet; 38. sure ve Sâd Suresinin 86. ayetidir. Sâd Suresi 86. ayetinin kelime sayisi 10, harf sayısı 37 ve toplam ebced değeri ise 1581 olarak hesaplanmıştır. Sâd Suresinin toplam ebced değeri 227837 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure ص hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ص (0) bulunuyor.
Temel gayesi nübüvvetin ispatı olan sûrenin bu son âyetlerinde bu gerçek üzerine son bir defa daha dikkat çekilmekte, Hz. Muhammed’in hak peygamber olduğunun kanıtları onun dilinden ifade edil-
mektedir. Buna göre Hz. Peygamber, görevini sürdürmek için muhataplarından kişisel bir çıkar, maddî veya mânevî bir karşılık beklememektedir; şayet gerçekten peygamber olmasaydı bir çıkar sağlamak için bu işe kalkışması gerekirdi. Böyle olmadığına göre o davetinde samimidir, söyledikleri gerçektir; sahte bir misyon üstlenen, peygamberlik taslayan biri değildir; tebliğ ettiği Kur’an da onun yakıştırması değil, bütün âlemlere, yani bütün akıllı ve yükümlü varlıklara gönderilen ilâhî bir öğüt ve uyarıdır.
Burada “bütün âlemlere” kaydı, Kur’an mesajının ve Hz. Muhammed’in peygamberliğinin evrenselliğini gösteren en kesin delillerdendir. Son âyette geçen nebe’ kelimesi “haber” anlamına gelir. Haber, “realiteye uygun bildirim” demektir; nitekim asılsız bildirime “yalan haber” denir. Şu halde haberde asıl olan, duyurulan bilginin gerçekliğidir. Bu sebeple âyetteki nebe’ kelimesini “bildirdiklerinin gerçekliği” şeklinde çevirdik. “Onun bildirdiklerinin gerçekliğini bir zaman sonra öğreneceksiniz” ifadesi, müslümanlar için gelecekte İslâm’ın başarıya ulaşacağını bildiren bir müjde, inkârcılar için de bir uyarı anlamı taşımaktadır. Nitekim, müşriklerin bütün karşı çabalarına, mücadelelerine, zulüm ve baskılarına rağmen bu müjde adım adım gerçekleşmiş; daha Resûlullah aleyhisselâm hayattayken Arap yarımadasında şirkin kökü kazınmış; nihayet bir asır gibi kısa bir zamanda İslâm üç kıtaya yayılan, çeşitli milletlerce benimsenen evrensel bir din haline gelmiştir.
Mehmet Okuyan
De ki: “Buna karşılık sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Ben asla zorluk çıkartanlardan da değilim.”
(Ey Resulüm, onlara) De ki: “Ben bu (davet ve hizmetime) karşılık sizden bir ücret istemiyorum. (Kendi kafamdan yararsız ve yapmacık) Birtakım zahmet ve külfetler de uydurmuyorum.” (Olduğumdan başka türlü de görünmüyorum. Görevim sadece tebliğ ve irşaddır.)
De ki ey peygamber: “Bu mesajı tebliğime karşılık, sizden bir ücret istemiyorum ve ben yapmacık uydurmalarla, peygamberlik taslayanlardan veya kendiliğimden bir yükümlülük getirenlerden de değilim.”
Rasûlüm:
“Tebliğ ile görevli olduğum dine, Kur'ân âyetlerine karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Ben olduğundan başka türlü görünenlerden, görevinin dışına çıkanlardan değilim.” de.
86,87,88. Diyesin ki: «Sizden hiçbir ödül istemiyorum, size bir şey öne sürmem de, ancak bu âlemlere öğüttür, bir zaman sonra haberini herhal öğrenirsiniz»
(Ey Resûlüm!) De ki: “(Ben) buna (bu tebliğ vazîfeme) karşılık, sizden hiçbir ücret istemiyorum ve ben (size kendiliğimden Kur'ân'ı uydurup) külfet çıkaranlardan değilim.”(1)
(1)“Küçük bir adam, küçük bir haysiyetiyle (şerefiyle), küçük bir cemâatte, küçük bir mes’elede, münâzaralı (tartışmalı) bir da‘vâda hicabsız (sıkılmadan), pervâsız (korkusuz); küçük, fakat hacâlet-âver(utandırıcı) bir yalanı, düşmanları yanında hîlesini hissettirmeyecek derecede teessür ve telâş göstermeden söyleyemez. Şimdi bak bu Zât’a: Pek büyük bir vazîfede, pek büyük bir vazîfedâr (vazîfeli), pek büyük bir haysiyetle, pek büyük emniyete (güvenliğe) muhtaç bir hâlde, pek büyük bir cemâatte, pek büyük husûmet (düşmanlık)karşısında, pek büyük mes’elelerde, pek büyük da‘vâda, pek büyük bir serbestiyetle, bilâ-pervâ (korkusuz), bilâ-tereddüd, bilâ-hicâb, telaşsız, samîmî bir safvetle (sâfîlikle), büyük bir ciddiyetle, hasımlarının(düşmanlarının) damarlarına dokunduracak şedîd (şiddetli), ulvî (yüksek) bir sûrette söylediği sözlerinde hiç hilâf (hakīkatin aksi) bulunabilir mi? Hiç hîle karışması mümkün müdür? Kellâ! (Aslâ!)” (Zülfikār, 19. Mektûb, 97)
İlyas Yorulmaz
İnsanlara deki “Ben sizi uyarmamın karşılığında sizden bir ücret istemiyorum. Ben bu hususta (azaptan kurtarmayı) size bir teklifte de bulunmadım.”
Ey Peygamber! Bütün uyarılara rağmen hakîkatten yüz çeviren zâlimlere de ki: “Ben bu tebliğime karşılık, sizden herhangi bir şahsi çıkar veya bir mükâfât beklemiyorum ve çok iyi bilirsiniz ki ben, liderlik hırsıyla sahte iddialar peşinde koşan, sahip olmadığı özelliklerle dikkat çekmeye çalışan o sahtekârlardan biri değilim! Aranızda geçirdiğim bir ömür ve size tebliğ ettiğim bu eşsiz kitap, bunun en açık delilidir. Nitekim, onu dikkatlice okuyunca siz de göreceksiniz ki;”
(EY Rasul!) De ki: “Ben bu mesajı (iletmemden) dolayı sizden hiçbir karşılık istemiyorum; ben kendi kendini zorla yükümlülük altına sokanlardan da değilim.
De ki: Ben de irşad ve risalet hizmetinden dolayı sizden bir ücret istemiyorum ve ben size kendiliğinden bir iddia içinde bulunan biri de değilim! ” [32, 13; 17, 63]