Bu ayet Hafs Mushafı sırasına göre baştan 1436, sondan 4801. ayet; 10. sure ve Yunus Suresinin 72. ayetidir. Yunus Suresi 72. ayetinin kelime sayisi 16, harf sayısı 60 ve toplam ebced değeri ise 3582 olarak hesaplanmıştır. Yunus Suresinin toplam ebced değeri 536028 olarak hesaplanmıştır. Ebced sayımlarında varsa ء Hemze harfi dahil olarak sayılmıştır. Bu sure الر hurufu mukatta harfleriyle başlamaktadır. Bu ayette ا (13) ل (8) ر (3) bulunuyor.
Arapça Metin
فان توليتم فما سالتكم من اجر ان اجري الا على الله وامرت ان اكون من المسلمين
Sûrenin ana konuları olan Allah’ın birliği, peygamberlerin O’nun elçileri olduğu ve âhiret hayatında dünyadaki davranışların karşılığının görüleceği inançlarıyla ilgili kanıtlara yer verildikten sonra, bu âyetlerden itibaren bazı peygamberlerin tevhid mücadelelerinden ve buna karşı inatla direnenlerin âkıbetlerinden örnekler getirilmekte, somut olaylardan yola çıkılarak daha önce üzerinde durulan konular hakkında düşünme fırsatı sağlanmaktadır. Kur’an’ın birçok sûresinde Hz. Nûh’tan söz edildiği gibi, 71. sûresi de onun adını almıştır. Ayrıca Nûh aleyhisselâmın sabırlı ve kararlı çağrılarına inatla karşı çıkanların helâk edildiği tufan olayı da onun adıyla anılır. Hz. Nûh’un çok uzun bir süre devam eden öğüt ve çağrılarına kulak vermemekte direnen toplumuna karşı ortaya koyduğu tavır, kullandığı üslûp ve ifade, her şeyden önce onun Allah’a olan bağlılığını ve güvenini anlatmakta, oldukça yalnız sayılmasına rağmen yılmadan sürdürdüğü bu tevhid mücadelesinde gösterdiği cesareti simgelemektedir. Hz. Muhammed’in muhatabı olan Mekkeliler, Nûh kavminin başından geçenleri yaygın rivayetlerden biliyorlardı; dolayısıyla bu meydan okuma örneği onları etkilemeliydi. Öte yandan, Hz. Nûh’un kendisine karşı çıkanları toplu bir müzakere sonunda hatta mümkünse ittifakla karar almaya çağırması, artık daha sonra içlerinden kimsenin diğerlerinin üstüne suç atamayacak duruma gelmelerini isteme anlamı taşıyordu. Bu sözleriyle o, âdeta son tercihlerini şirkte ısrar yönünde kullanmaları halinde hiçbirinin kurtulamayacağı çok kapsamlı ilâhî bir cezaya çarptırılacaklarının işaretini veriyordu. Bu ifadede, toplumun varlığını ve geleceğini ilgilendiren konularda görüş ortaya koyabilecek yeterliğe sahip kimselerin âzami katılımını sağlayan müzakere ortamı oluşturmanın önemine dolaylı bir temasın bulunduğu da söylenebilir. Bu arada, Hz. Nûh’un onlardan, hicivli bir üslûpla “ortakları” olarak nitelediği, aslı esası olmayan tanrılarını da bu kararı alırken yanlarında bulundurmalarını istemesi, bir taraftan tapındıkları o varlıkların sorumluluk üstlenip üstlenemediğini ve yardım vaadinde bulunup bulunamadığını test etmeye çağırdığı, diğer taraftan kendisinin onlara da meydan okuduğu şeklinde yorumlanabilir. Hz. Nûh’un bütün bu uyarılarına ve söylediklerinden emin tavırlarına rağmen, kavmi onu yalancılıkla itham etmeyi sürdürmüş, sonunda büyük bir tûfana yakalanmışlar ve inkârcıların hepsi boğularak tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir (Nûh tûfanı hakkında bilgi için bk. Hûd 11:36-49). Bununla birlikte, daha sonra gelenlerden birçoğu da peygamberlerini yalancı saymaya devam etmiş, ya inatları veya çıkarları uğruna hakikati kabullenmeye bir türlü yanaşmamışlar, bu taşkınlıkları yüzünden kalpleri artık gerçekleri idrak yeteneğini yitirir hale gelmiştir; bu durum Kur’an’ın birçok yerinde –kısmen farklı lafızlarla olmak üzere– “Allah’ın kalplere mühür vurması” şeklinde ifade edilmiştir (bu konuda bilgi için bk. Bakara 2:7). 71. âyetteki “benim aranızda bulunmam” diye çevirdiğimiz makamî kelimesine, “benim konumum; aranızda çok uzun bir süre yaşamam; toplandığınız yerlerde kalkıp konuşma yapmam, öğüt vermem” gibi mânalar da verilmiştir (Zemahşerî, II, 197). Muhammed Esed, 73. âyetin “bunları onların yerine geçirdik” şeklinde çevirdiğimiz kısmını Zemahşerî’nin “Onları (diğerlerinden) fazla yaşattık” şeklinde açıkladığını ifade ediyorsa da (I, 410), belirtilen tefsirde sadece “boğularak helâk olanların yerine geçmelerini (sağladık)” açıklaması yer almaktadır (Zemahşerî, II,
Mehmet Okuyan
Yüz çevirirseniz, ben sizden hiçbir ücret istememiştim. Benim ücretim yalnızca Allah’a aittir. Bana da müslümanlardan olmam emredilmiştir.”
“Eğer yüz çeviriyorsanız, zaten ben sizden bir ücret istemedim. Benim ücretim Allah'tan başkasına ait değildir ve bana Müslümanlardan olmam emrolundu.”
“Eğer yüz çevirirseniz, siz bilirsiniz. Yaptığım işe karşılık sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. Ben, Müslümanlardan¹ olmakla emrolundum.”
(Nuh kavmine: “Evet siz bilirsiniz) Eğer yüz çevirecek olursanız, ben (zaten) sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim yalnızca Allah'a aittir. Ve ben, Müslümanlardan olmakla emrolundum (ve görevimin başındayım.) ”
Eğer size ulaştırdığım mesajdan yüz çevirirseniz hatırlayın ki, ben sizden bir karşılık beklemiş değilim, benim ücretimi ödemek Allah'tan başkasına düşmez. Çünkü ben kendimi, O'na teslim edenlerden biri olmakla emrolundum.”
“Size yaptığım tebliğden yüz çevirir, güç ve iktidarınızı kullanarak halkı istediğiniz istikamette yönlendirirseniz Allah'ın azâbından kurtulamazsınız. Benim, sizden tebliğ görevime karşılık sizi güç durumda bırakacak bir ücret istemediğimi bilin. Benim mükâfatımı yalnızca Allah verir. Bana, İslâm'ı yaşayan müslümanlardan olmam emrolundu” demişti.
Eğer yüz çevirirseniz (bilin ki) ben sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ecrim ancak Allah'ın üzerinedir ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum."
Eğer davetimizden yüz çevirirseniz, ben de dâvetim için sizden bir ücret istemedim ki... Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir ve ben, onun birliğine ve emirlerine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum.”
Eğer sırt çevirip giderseniz, (bilin ki) ben (bu tebligatıma karşı) sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ücretim ancak Allah’a aittir. Ben Müslümanlardan (Allah’a teslim olanlardan) olmakla emredildim.
Eğer (benim imana davetimden) yüz çeviriyorsanız (yapacak bir şey yok), ben sizden (zaten) herhangi bir ücret istemiyorum. Benim çabamın karşılığını verecek olan sadece Allah'tır. Ben, Müslümanlardan olmakla (Allah'a kayıtsız şartsız teslim olmakla) emrolundum.
Eğer yüz çevirirseniz çevirin, ben de sizden bir ücret istemedim ya! Benim mükafatımı ancak Allah verir. Ve ben O'nun emrine boyun eğen müslümanlardan olmakla emrolundum.
«Eğer (benim öğüdlerimden) yüz çeviriyorsanız ben sizden (bu hususda zâten) hiç bir mükâfat istemedim. Benim mükâfatım Allahdan başkasına âid değildir. Ben (Onun hükmüne boyun eğen, emrine muhaalefet etmeyen, Ondan başkasından hiç bir ümîd beslemeyen) müslümanlardan olmamla emr olundum».
“Bununla berâber eğer yüz çevirirseniz, zâten (ben) sizden bir ücret istemedim ki! Benim ücretim ancak Allah'a âiddir(1) ve (ben) Müslümanlardan olmakla emrolundum!”
(1)“Neşr-i hak (hakka hizmet) için enbiyâya ittibâ‘ etmekle (peygamberlere tâbi‘ olmakla) mükellefiz. Kur’ân-ı Hakîm’de, hakkı neşredenler: اِنْ اَجْرِيَ اِلَّي عَلَي اللّٰهِ [Benim ücretim ancak Allah’a âiddir] اِنْ اَجْرِيَ اِلَّي عَلَي اللّٰهِ diyerek insanlardan istiğnâ (minnetsizlik) göstermişler.” (Mektûbât, 2. Mektûb, 9)“İlim ve dîni neşre (yaymaya) çalışan insanlar, mümkün olduğu kadar istiğnâ ve kanâatle hareket etmezse, hem ehl-i dalâletin (dinsizlerin) ittihâmına (suçlamasına) hedef olur, hem izzet-i ilmiyeyi (ilmin yüceliğini) muhâfaza edemez. Hem salâhat (dindarlık) ve neşr-i din (dîne hizmet) gibi umûr-ı uhreviyeye(âhiretle alâkalı işlere) mukābil hediyeleri almak, âhiret meyvelerini dünyada fânî (geçici) bir sûrette yemek demektir.” (Mektûbât, Fihriste-i Mektûbât, 143)
İlyas Yorulmaz
“Eğer bu inkârcı tutumunuzdan vaz geçerseniz, bunun karşılığında sizden hiçbir karşılık (ücret) istemiyorum. Benim görevimi yapmanın karşılığını vermek Allah’a aittir. Ben yalnızca Allah’a teslim olmakla emrolundum” dedi.
«— Şayet benim nasihatımdan yüz çevirirseniz ben sizden hiçbir mükâfat istemiyorum ki yüz çeviresiniz. Benim mükâfatım yalnız Allah/a düşer, ben müslimlerden olmakla emrolundum».
“Eğer size ilettiğim mesajı dinlemekten yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, ben bu tebliğime karşılık, sizden bir menfaat, bir mükâfât beklemiyorum. Benim mükâfâtımı verecek olan, yalnızca Allah’tır. Ben, ilâhî emirlere gönülden boyun eğen samîmî bir Müslüman olmakla emrolundum.”
(Ve Nûh kavmine ilaveten): “Benim davetimden yüz çevirirseniz çevirin, zâten ben sizden bir ücret de istemedim. Benim mükâfatım ancak Allah’a aittir. Ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum.” demişti.
Beri yandan, eğer [size ulaştırdığım mesajdan] yüz çevirirseniz, [hatırlayın ki,] ben sizden bir karşılık beklemiş değilim; benim ücretim(i ödemek) Allah'tan başkasına düşmez; çünkü ben kendini O'na teslim edenlerden biri olmakla emrolundum”.
Şunu iyi bilin eğer yüz çevirirseniz, ben zaten bu tebliğ için sizden bir ücret istememiştim. Benim ücretimi takdir etmek sadece Allah’a aittir. Ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum. 34/47, 6/14, 27/91, 39/12
Şunu da iyi bilin ki: Eğer yüz çevirirseniz, hatırlayın ki ben zaten sizden (davetime) bir ücret talep etmemiştim; benim ücretimi (takdir etmek) yalnızca Allah’a düşer; zira ben Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmakla emrolundum.”[1652]
Mustafa İslamoğlu Yunus Suresi 72. Ayet Açıklaması
[1652] Zımnen: İlk rasul olan Nûh da müslümandı; yani “Allah’a kayıtsız şartsız teslimiyeti din olarak seçmişti”.
Ömer Nasuhi Bilmen
«Artık siz, yüz çevirir iseniz, zâten ben sizden bir mükâfaat istemiş değilim. Benim mükâfaatım ancak Allah Teâlâ'ya aittir. Ve ben müslümanlardan olmaklığımla emir olundum.»
Eğer bu tebliğimden yüz çevirirseniz benim kaybedeceğim bir şey yok! Çünkü ben sizden ücret beklemiyorum ki! Benim ücretimi siz veremezsiniz. Benim mükâfatım ancak Allah'a aittir ve bana, O'na teslim olanlardan olmam emredilmiştir. [11, 29; 34, 47]
“Yüz çevirirseniz, ben zaten sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ücretim Allah'a aittir; bana emredilen de hakka teslim olanlar arasında bulunmaktır.”